5 visiteur(s) et 0 membre(s) en ligne.
  Créer un compte Utilisateur

  Utilisateurs

Bonjour, Anonyme
Pseudo :
Mot de Passe:
PerduInscription

Membre(s):
Aujourd'hui : 0
Hier : 0
Total : 2123

Actuellement :
Visiteur(s) : 5
Membre(s) : 0
Total :5

Administration


  Derniers Visiteurs

murat_erpuyan : 06h13:59
Philippe : 23h17:12
scarlettdidi : 2 jours
cengiz-han : 2 jours
Georges : 2 jours


  Nétiquette du forum

Les commentaires sont sous la responsabilité de ceux qui les ont postés dans le forum. Tout propos diffamatoires et injurieux ne sera toléré dans ces forums.


Forums d'A TA TURQUIE :: Voir le sujet - 15 Temmuz darbe girisimi sonrasi yorumlar...
Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum Forums d'A TA TURQUIE
Pour un échange interculturel
 
 FAQFAQ   RechercherRechercher   Liste des MembresListe des Membres   Groupes d'utilisateursGroupes d'utilisateurs    

15 Temmuz darbe girisimi sonrasi yorumlar...
Aller à la page Précédente  1, 2, 3, 4, 5, 6  Suivante
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque
Voir le sujet précédent :: Voir le sujet suivant  
Auteur Message
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2315
Localisation: Paris

MessagePosté le: 22 Aoû 2016 19:03    Sujet du message: Répondre en citant

Orhan Bursali'dan

Citation:

RTE/AKP ittifaksız ayakta duramaz - 1


21 Ağustos 2016 Pazar


RTE’nin bir yıldır ordu ile ittifak içinde olduğunu yazıp duruyorum. Özellikle darbe girişiminin şoku ile bu yeni politikası biraz daha şekillendi. “Birlik-beraberlik”, “Ulus-millet olma” vurguları ön plana çıktı. Bir yıl önceye kadar izlediği “kamplaştırma” politikalarının üstü örtülmüş gibi. Kimi büyük teorisyenler bunun bir aldatma, kimi politik analizciler tamamen göstermelik davrandığını ve bunun darbede yalnız kalmasının bir kısa sonucu olduğunu söylüyor.

Yani kısa bir süre sonra RTE “titreyip kendine dönecek”!
Yeni durumda, RTE’nin demokrat olduğunu söyleyen yok. Otoriter bir kişiliğe sahip olduğu tescilli.

Yarın nasıl ve ne zaman değişeceğini şimdiden bilemeyiz.
Ama kesin olan şu:

1) Koşullar değişti, önemli olaylar yaşandı;

2) RTE de politika değişimine gitti gözüküyor. Bunu saptamadan analiz edemeyiz, bugüne kadarki anlayışımıza saplanıp kalırız, dünya döner, biz bakarız.

Bugün RTE iktidarının ittifak politikalarına bakacak ve ittifaksız ayakta kalamayacağını savunacağım.

İki dış güç, yani üst akıl ile büyük ittifak
RTE iktidarını her zaman ittifaklar üzerine kurdu. Politikalarını, hedeflerini hep bu ittifaklarla gerçekleştirdi.
Nasıl iktidara geldiklerini anımsıyor musunuz?

1) Partisini, küs veya aldanmış sosyal demokrat, merkez sağ politik aydınlar, yenilikçi milli görüşçülerle birlikte kurdu. Bu Özal’ınki gibi bir “geniş cephe” parti kuruluşuydu. Bir yeni “kitle partisi” için normal.

2) Ama en büyük ittifakını ABD, Bush ile yaptı. Milli Görüş’ün “büyük şeytan”ı, RTE’nin en büyük kaldıracı oldu, öyle bir kaldırdı ki, iktidara oturttu.

3) AB tabii ki en büyük iktidar destekçilerinden oldu. Bu iki “dış güç”, bugünkü tanımla lanetli “üst akıl”, RTE’nin iktidara giderek daha büyük bir oy oranıyla tırmanmasını sağladılar.

Birlikte Türkiye’nin defterini dürdüler

4) Bu süreçte RTE’nin içeride en büyük destekçisi, devletin hemen her organında üst düzey ve alt düzey yapılanma içinde olan Fethullahçı Terör Örgütü idi. FETÖ, aynı zamanda ABD’nin de çok önemli bir ittifakıydı. Yani ABD Türkiye’yi bu “sivil” ikili ile kontrol ediyordu.

5) AKP’nin içeride önemli bir ittifakı da, aptal solcu kılıklı, aydın etiketli, liberal, Türkiye’den de nefret eden “kanaatsiz güruh” oldu. Bu güruh, AKP’nin yanı sıra FET֑nün de en büyük müttefikiydi.

6) RTE, Türkiye’yi dönüştürme sürecini, ABD+AB+FETÖ+Liberal güruhla sürdürdü, gerçekleştirdi.

7) Bunun için toplumda büyük kamplaşma, ayrışma zorunluydu ve RTE bunu başarıyla gerçekleştirdi. Birbirinden nefret eden, parça parça bir ülke yaratıldı. Millet millet olmaktan çıktı, kamplar ayrı bir Cumhuriyet gibi davrandı.

Kimler kaybetti?
Cool ABD+AB+FETÖ+Liberal güruh ittifakı, neler yaptı:
• Orduyu yalan ve komplolarla parçalayıp yok etti. FET֒nün orduyu ele geçirmesinin yolunu açtı.
•“Kemalist” Kurucu Düşünce yerle bir edilmeye çalışıldı.
• Atatürk Cumhuriyeti yok sayıldı ve “bir reklam arası” diye ortadan kaldırılmaya çalışıldı. (Tarihçi kılığında soytarılar “resmi tarih dışında” uyduruk tezleriyle bu değirmene su taşıyıp durdu.)
• CHP en büyük saldırıya uğrayan parti oldu. Olur olmaz yalanlarla Cumhuriyet tarihi karalandı.
• ABD+AB+FETÖ+Liberal güruh ittifakı, tüm muhalefete savaş açtı, Silivri davaları, gazeteciler...


Özgürlüklerin düşmanı güruh
• ABD+AB+FETÖ+Liberal güruh ittifakı, medya özgürlüğünün ve diğer demokratik hak ve özgürlüklerin bir kafese sokulmasının destekçileri oldular. Her şey RTE ittifak ve iktidarının yükselişi içindi... Her şeye hâkim olması içindi... Tek otoriter liderin iktidarı içindi.
Yaklaşık 2011-2012’ye kadarki süreçteki ittifakları böyleydi.
Sonra büyük parçalanma dönemine girildi...

Yarın...

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/587947/RTE_AKP_ittifaksiz_ayakta_duramaz_-_1.html


Dernière édition par SelimIII le 22 Aoû 2016 19:09; édité 2 fois
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2315
Localisation: Paris

MessagePosté le: 22 Aoû 2016 19:05    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:

Tarihin en büyük yalanı: Bilmiyorduk!

22 Ağustos 2016 Pazartesi

RTE/AKP ittifaksız ayakta duramaz - 2

RTE iktidarının içeride en büyük ittifakı şüphesiz ki FETÖ iledir. Tabii o zamanlar FETÖ demiyorlardı, “alnı secdeye varan Cemaat”, büyük yol arkadaşlarıydı. “Bilmiyorduk, kandırıldık” hikâyesi, bugün yol açtığı sonuçlar bakımından siyasi tarihimizin en büyük yalanlarındandır.
FETÖ üzerine 1980’lerden beri onlarca kitap yazıldı. Devlet arşivleri zengindir, 1999 yılında, o dönemin Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Ankara savcısı Nuh Mete Yüksel’in iddianamesi inanılmaz bir belgedir ve orada öngördükleri bir bir gerçekleşmiştir. Daha o dönem Emniyet’i avucuna alan FET֒cüler ilk seks kaseti şantajını da Yüksel’e yaptılar (Çatışmanın Anatomisi’nde öyküsü var). Genelkurmay İstihbarat Dairesi’nin de 2002’de Gülen üzerine kapsamlı bir raporu var.



İlk siyasal cinayeti

Yine aynı tarihlerde ve hemen sonrasında Emniyet mensubu yöneticilerin geniş bir raporu var. MİT’te neler vardır! Yine o tarihlerde Necip Hablemitoğlu’nun Köstebek kitabı ve yazıları.. Necip Bey, evinin önünde vurularak öldürüldü. Bu cinayetin FET֒nün belki de ilk siyaseti cinayeti olduğunu varsayabiliriz. Ya güçlü oldukları Emniyet’ten bir müritlerine işlettiler ya da ordudaki askerlerine... MİT’te o sırada adamları var mıydı? Herhalde!

Hablemitoğlu cinayeti aydınlatılmalı... Bakın neler çıkar.
O tarihlerde devlet, tüm cemaatçi güçleriyle, FET֒nün devlet içindeki karanlık yüzünü deşifre eden herkese, Türkan Saylan dahil, alçakça saldırdı...


‘İkimizin de başı secdeye eriyor’

AKP iktidara gelince, hazır bir müttefiki elinin altında bulmuştu.
Bakmayın siz “Devlette kadroları yoktu, mecburen Gülen kadrolarını kullandı” gibi söylemlere!

AKP, devleti zaman içinde tamamen dönüştürecekti ve kısa vadede operasyonel güç olarak FETÖ güçlüydü. Bu bir salt FET֒yü “kullanma” amaçlı politika mıydı yoksa Cumhurbaşkanı’nın belirttiği gibi, o da Müslüman biz de Müslüman, ikimizin de başı secdeye eriyor, ikimiz de Kemalist devletin yerine İslami devleti geçirmek istiyoruz, inancı mı?
Peki 2004’te yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında kabul edilen ve Fethullahçı örgütlenmeyi tehlikeli gören belgenin altında imzaları olmasını nasıl açıklayacağız? Asker kanadını sakinleştirmek, bakın biz onlardan değiliz, o gerçekten tehlikeli, mesajını vermek için mi?



FETÖ en güçlü müttefiki

Fakat biliyoruz ki, AKP “bu tehlikeli örgüt”e karşı hiçbir şey yapmayacak, tam tersine “Ne istediler de vermedik” deyişlerinde dile geldiği gibi tüm kurumları adım adım FET֒ye teslim edecekti. Neden?

FETÖ örgütlü ve güçlü. Ancak FETÖ ile beraber biz bu devleti ve toplumu dönüştürebiliriz siyaseti ön plana çıkacaktı. İçeride, hiçbir destek, sandık dahil, FETÖ ile ittifaktan daha önemli ve üstyapıyı dönüştürmek için daha güçlü değildi.

Bu ittifak şüphesiz ki daha sonra ortaya çıkacak olaylarda gördüğümüz gibi ucu darbeye kadar uzanan bir “suç ortaklığı”na dönüşecekti.


FETÖ olmasaydı, AKP ayakta kalabilir miydi?

Bu tartışılması gereken temel sorudur. Tüm Silivri davaları süreci ortaklık halinde gelişti. AKP bunu FET֒süz gerçekleştiremezdi. Çünkü FETÖ demek aynı zamanda kanaatsizlikten kırılan liboş takımının da yoğun desteği demekti... AKP ve FETÖ, sahip oldukları tüm parasal - vitrinsel olanakları bunlara sundular ve hepsini tepe tepe kullandılar. Bir dönüştürme ve darbeye hazırlık aracı olarak...


Bu süreç çok ilginçtir, AKP kadroları da kısmen FET֒leşti. Arınç’lar, Çelik’ler ve daha niceleri FET֒nün gücünden etkilenen siyasetçilerdi.
FET֒cülüğün AKP içinde her kademede bu kadar yaygın olmasının temel üç nedeni olabilir.
a) Gerçekten, kalpten FET֒cüler.
b) Büyük ittifakın yarattığı koruma kollama siyaseti..
c) RTE altında ezilip dışlananların büyük bir iktidar güç odağı ve seçeneği olarak Fethullahçılığa sığınmış olmaları.. Umut orada filizlendi!


Ayrışmanın nedeni?

FETÖ ile RTE ve dar ekibi arasında patlayan ve somut kökeni 2011’e ulaşan savaş, şüphesiz ki bir iktidar-RTE’nin koltuğunu F.G’ye kaptırmama savaşıdır.

Gülen, ver iktidarı bana dedi, RTE vermem dedi. İşin özünde ve dibinde şüphesiz ki bu var. Bir koltuğa iki örgüt - iki lider sığamazdı, oraya kim oturacak savaşı patladı. Fakat bu saptama “bize ne, iki İslamcının savaşı” noktasına götürürse siyasetten uzaklaşırız.



http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/588418/Tarihin_en_buyuk_yalani__Bilmiyorduk_.html


Orhan Bursali'dan devam

Citation:



Reşat Petek olayı ve RTE ittifakı bozmak ister miydi?

23 Ağustos 2016 Salı
RTE/AKP ittifaksız ayakta duramaz - 3

Reşat Petek isimli AKP milletvekili Meclis’te FET֒yü araştıracak komisyonda AKP’yi temsil edecek. Kendileri eski bir savcıdır, sonra da avukat. Silivri davaları üzerine TV’lerde yapılan açık oturumları anımsıyor musunuz? Petek devamlı konuktu. Bir de yanında yine emekli Yargıtay Başsavcısı Ahmet Gündel vardı.
Onlarla birlikte epey oldum. Kapıştım da!
Cemaatin iddianamelerinin yılmaz savunucularıydı. FETÖ savcılarının, yargıçlarının arkasındaydılar. Ama nasıl! Hukukçu kimlikleri ardında, bu iddianamelerin ne kadar doğru, mahkemelerin kararlarının ne kadar haklı, darbe iddialarının ne kadar gerçek olduğunu savunup durdular, yıllarca.
Hangisi AKP’li, hangisi FET֒cü ayırmak mümkün değildi! Yapışık ikizler gibiydiler... Sonra AKP ile Cemaat birbirine girince iki ayrı kampa düştüler! Biri yine ortalıkta, ama diğeri ekranlardan düştü.

Gündel’in ve kendisinin yakasına yapışır mı?
Petek, Meclis Komisyonu’nda Cemaatin terör faaliyetlerini araştıracakmış.
Peki, Cemaat yargısını, davalarını savunan ekranlardaki ve gazetelerdeki Petek’i de araştırır mı dersiniz? “İş ortağı” Ahmet Gündel’in yakasına yapışır mı, “gel buraya bakiim seni gidi FET֒cü” diye..
Peki Zaman gazetesine şu demeci veren kendisinin yakasına yapışır mı:
“Bazı medya organlarında bir süreden beri ‘F tipi’ tabirini görüyorduk. Dillerindeki baklanın planlı bir şekilde piyasaya sürüldüğü şimdi anlaşılıyor. Millet olarak çok daha uyanık olmak zorundayız.” (2009)

Rüşvet operasyonuna 2 hafta kala
Çok mu eski tarih? O zaman Aralık 2013’e bakalım (17-25 yolsuzluk operasyonuna iki hafta kala, Star’da):
“Petek, Fethullah Gülen Hocaefendi ve AK Parti’yi beraber hedef alan yapıların, AK Parti’nin bu süreçten güçlenerek çıktığını görünce bu kez Cemaat ve AK Parti’yi birbirine düşürmeye çalıştığını söyledi.” (Odatv bir seçki yapmış okuyun)
Zamanım olsa da TV’de savunduklarını tefrika etsek...
Ne yapacağız şimdi? O zaman zatiâlileri FET֒cü müydü acaba? Durumu görünce kamp mı değiştirdi? Yoksa o zaman yapışık ikizlerin AKP sözcüsü müydü, doğrusu bilemem. Bunu ortaya çıkartmak polisin, savcının, AKP’nin işi. Ama ödüllendirilip milletvekili yapıldığına göre!

Hepsi FET֒cü olacaktı
Bu örneği niye verdim? İktidar ortaklıklarının nasıl son ana kadar sürdüğünü anlatmak için. Zaten 2012-2013 tarihli yazılarıma bakarsanız, FETÖ AKP’yi bir “kabul parti” olarak kullandığını, içini AKP’den adım adım boşalttığını, iktidarı ele geçirince de zaten bir siyasi partiye sahip olduğunu ne kadar çok yazmışım görürsünüz.
Aralarında en önemli engel RTE idi.
İktidar koltuğuna Gülen mi yoksa RTE mi oturacaktı?..
Zaten F. G’nin AKP ile bir derdi yoktu ve hiç olmadı. Çünkü partinin içini epey ele geçirmişti. Eminim, hem ondan hem bundan görünenlerin tümü, sülalesi, RTE devrilseydi FET֒cü olacaktı. Şüphesi olan var mı? ŞT dahil!

RTE ittifakı bozmazdı!
Siyasal analiz olarak söylüyorum: RTE, Gülen ile ittifakını bozmazdı.
Paşa paşa ülkeyi dönüştürüp dururlardı.
Arkalarında ABD ve AB, karşılarında durulmaz müthiş bir ikili olurlardı.
Her ikisinin de sermaye desteği tamamdı.
Paraları bol...
TÜSİAD’ı da dönüştürürlerdi. TUSKON falan, tam bir Cemaat istilası vardı sermayenin üzerinde!
Doğan Medya vb de dayanamazdı.
Bugün bunların hiçbirini de yazamazdık.
Sen sağ ben selâmet.

RTE ittifakı ne zaman bozdu?
Gerçekten FET֒nün bir ittifak değil, koltuğunu, liderliği ve AKP’yi istediğini net olarak gördüğünde...
RTE şu tek seçenekle karşı karşıya kaldı: Koltuğumu, liderliğimi korumak ve AKP’yi elde tutmak için FET֒nün kökünü kazımalıyım, tek çare bu!..
Buna kesin ne zaman karar verdi?
Ayrıca “RTE/AKP ittifaksız ayakta duramaz” tezinin gerekçesini de yazacağım.



http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/589037/Resat_Petek_olayi_ve_RTE_ittifaki_bozmak_ister_miydi_.html


Dernière édition par SelimIII le 15 Sep 2016 19:55; édité 1 fois
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10437
Localisation: Paris

MessagePosté le: 03 Sep 2016 23:59    Sujet du message: Répondre en citant



Dernière édition par cengiz-han le 23 Juil 2017 2:04; édité 1 fois
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10437
Localisation: Paris

MessagePosté le: 03 Sep 2016 23:59    Sujet du message: Répondre en citant

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10437
Localisation: Paris

MessagePosté le: 11 Sep 2016 0:59    Sujet du message: Répondre en citant

19 Haziran 1999 tarihli ATV'de yayınlanan Ali Kırca'nın sunduğu Siyaset Meydanı programında, Fethullah Gülen ve cemaatinin devlette nasıl yapılandığı ve sızdığı konuşulmuştu. 2009'da Ergenekon soruşturmasından gözaltına alınan ÇYDD Genel Başkanı Türkan Saylan, Gülen Cemaati'nin yapılanmasının nasıl çocukluktan bu yana devlet kadrolarına, eğitime, askeri kadrolara sızdığını ve kimliklerini nasıl gizlediklerini anlatmıştı.

https://www.youtube.com/watch?v=vddd5Zf8jmo

Sonra da "uzun" çikmis, kandirildim, milletimden, Allah'imdan af diliyorum diyor adam...

Hadi ya...

Durum tespiti yapan Saylan'a da neler yapildigini da unutmuyorum....
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2315
Localisation: Paris

MessagePosté le: 15 Sep 2016 19:59    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:

Kafamdaki darbe soruları!..
Sozcu- 15 Eylül 2016
Emin Colasan


Sevgili okuyucularım, geçtiğimiz 15 Temmuz gecesi Türkiye çok ilginç, dünyada eşi benzeri herhalde az görülen bir darbe girişimine tanık oldu.
Şimdi aradan tam iki ay geçti ama yanıtı bilinmeyen çok soru var.
O gece Ankara'da gece saat 21.00 dolayları…

Havada jetler uçuyor. Birden fazla uçak olduğu kesin ama karanlıkta sayıyı bilemiyorsunuz. Büyük ve sürekli bir gürültü…

Bir arkadaşın uyarısıyla televizyonu açtım, Boğaz köprüsünün askerler tarafından tek yönlü olarak trafiğe kapatılmış olduğunu gördüm.
Aklıma yine de darbe gelmiyordu çünkü darbelerin vazgeçilmez kuralıdır, bu iş dünyanın her yerinde sabaha karşı, yani herkes uykuda iken yapılır.
Bu girişimin üzerinden iki ay geçti ama o gece ve öncesinde neler olduğunu, bu işi kimlerin yaptığını henüz bilmiyoruz.

Her kesimden on binlerce insan bu iki aylık süre içerisinde açığa alındı, devletten kovuldu, gözaltına alındı veya tutuklandı…
Ama işin sahibi çıkmadı!

Bu komik ve acemi darbe girişimini kimler tezgahlayıp piyasaya sürmüştü?
İşin içinde FETÖ mutlaka vardı da, ötekiler kimdi?

* * *

Bu konuda sizler gibi benim de kafamda biriken yüzlerce soru işareti olduğunu itiraf edeyim.

– O gün akşamüstü saatlerinde MİT Müsteşarı, Genelkurmay Başkanını ziyaret edip olayı haber veriyor. Verdiği bilgi ne kadardı?

– Gece saatlerinde Genelkurmay Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı ve ana karargahın bazı en üst düzey komutanları, emir subayları tarafından enterne edilip Akıncılar üssüne kelepçeli olarak götürülüyor, yere yatırılıyor. Orada neler oldu, darbeciler tarafından birkaç saat sonra nasıl ve hangi gerekçeyle serbest bırakıldılar?

– Sen darbe yapıyorsun ve gece saat 21.30'da Boğaz köprüsüne üç beş tankla birlikte 50 dolayında gariban asker gönderip trafiği tek yönlü olarak kesiyorsun. Akşamın o saatinde karşı yolun trafiğinde binlerce araç birikmiş, korna çalıyor! Tam bir darbe komedisi! Tanklardaki askerler daha sonra ahali tarafından yere yatırılıp enterne ediliyor.
Yani teslim alınıyor. Nasıl darbeci bunlar!

– Cumhurbaşkanı Marmaris tatilinde. Darbeciler otele güya baskın düzenliyor ama odasını bulmaları mümkün olmuyor! Cumhurbaşkanı o sırada uçağına binmiş, İstanbul'a gidiyor. Dikkat ediniz, hükümetin olduğu Ankara'ya değil, İstanbul'a. Niçin?..

* * *

Kafamda çok sorular var…

– O gece darbeciler televizyon yayınlarını engellemiyor. Dünyanın her yerinde darbelerin ilk hedefi önce televizyonları susturmak ve ertesi gün gazeteleri ele geçirmiş olmaktır. Bizimkiler sadece TRT'ye girip Yurtta Sulh Konseyi adına (o da sadece bir kez) ihtilal bildirisi okutuyor.

– Darbeciler medyaya niçin el koyamıyor? Televizyon kanallarının neredeyse tamamı zaten yandaş. Darbe karşıtı yayınlar gece saatlerinde başlayıp günlerce, halen de sürüp gidiyor.

– Yurtta Sulh Konseyi kimlerden oluşuyor?

– Hükümet kesiminde darbenin lideri olarak hava Orgeneral Akın Öztürk'ün ismi verildi. Akın Öztürk kim?.. Yüksek Askeri Şura üyesi…Olayların aslını ve içyüzünü elbette bilmiyoruz ama emrinde bir tek askeri birlik, bir tek asker bile olmayan, pasif görevde bulunan bir orgeneral darbenin lideri nasıl olabilir? – Öteki liderin ise Fetullah olduğu açıklanıyor. ABD'de yaşayan bu imamın Türkiye'de darbe yapacak güce nasıl ulaştığı ise bir başka soru işareti. Eğer bu güce sahipse onun adamlarını ve kadrolarını devlete kim yerleştirmiş?

– Darbe olayının hemen ardından devlette görevli on binlerce kişinin açığa alınma, memuriyetten kovulma ve tutuklanma süreci (FETÖ'cü oldukları gerekçesiyle) başlatıldı. Bunları devlete kimler yerleştirmişti? Madem FETÖ'cü oldukları biliniyordu, devlette yıllarca görev yapmalarına nasıl göz
yumulmuştu?

– Yoksa bu listeler (darbe girişimi beklendiği için) daha önceden mi hazırlanmıştı?

* * *

Kafamda çok sorular var. Yakın gelecekte bu soruların kamuoyunda tartışılmaya başlanması gerekir.

– O gece Meclis binası hangi nedenle bombalandı? Bina gecenin o saatlerinde boştu ama uçaklar saldırıyordu. Darbeciler bu aptalca işten ne kazandı?

– MİT ve Genelkurmay o gece darbe olacağını önceden haber almıştı. Bildiğimiz kadarıyla Cumhurbaşkanı ile Başbakana haber verilmedi. Niçin?..

– Bilip de uyarmayanlardan niçin hesap sorulmuyor?

– Bu darbenin başı kim, kıçı kim?

* * *

Bugün 15 Eylül… Darbe girişiminden bu yana tam iki ay geçti ama boşta kalan sorular o kadar çok ki!..
Benim bildiğim kadarıyla bu soruların hiçbirinin yanıtı henüz verilmedi.
Ama asıl sorular bundan sonra ortaya çıkacak.

* * *

Bu konuda ulaştığım birkaç yargıyı da burada sizlerle kısaca paylaşmak isterim:

– Bu darbeciler her kimse, yeteneksiz, niteliksiz, beceriksiz ve korkak adamlarmış. Böyle acemice darbe girişimi ancak Latin Amerika ülkelerinde ya da ilkel Afrika devletlerinde olur.

– İyi ki başarılı olmadılar. Olsalardı Türkiye'de korkunç bir iç savaş çıkacak ve kan gövdeyi götürecekti. Darbecilerle karşı olanların kıran kırana savaşı çok canlar yakacaktı.

Son bir soru:

Bu darbe girişimini kim, kimler tezgahladı? İşin içinde birileri, belki başka ülkeler ve istihbarat servisleri vardı ama onlar kimdir?..
Olayın üzerinden iki ay geçti ve ben hiçbirini çözemedim, siz belki çözersiniz!


Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2315
Localisation: Paris

MessagePosté le: 19 Sep 2016 23:39    Sujet du message: Répondre en citant

Colasan'dan sonra Engin'de benzer sorulari sormus. Cevap gerek cevap!

Citation:

Aydın Engin



Şeytanın sor dediği
Paylaş

Cumhuriyet 19 Eylül 2016 Pazartesi

Darbe girişiminin ardından 66 gün geçti. O gece neler olup bittiğini öğrenebilmemiz için yeterli süre. Ama 66 gün sonra da cevapsız sorular var ve AKP iktidarı konuyu 66’ya bağlamaktan vazgeçmiyor; soruları cevapsız bırakmayı yeğliyor…

Bildiğiniz sorular elbet. Ama hepimizin soruları bilmesi ve cevapları bilmemesi durumun ciddiyetini ve sorunun yakıcılığını ortadan kaldırmıyor.
Kısa bir özet: MİT’e ve Genelkurmay’a, bir kalkışma olduğu, bazı askeri birliklerde olağandışı bir hareketlilik gözlendiği bilgisi bir iddiaya göre saat 14.00’te, bir başkasına göre 16.00’da ulaşıyor.


Bu bilgilere rağmen:

• Darbe girişiminden saat 14.00 sularında haberdar kılınan Genelkurmay Karargâhı’ndan, uçakların, helikopterlerin kaldırılmaması, zırhlı araçların kışladan çıkarılmaması talimatı veriliyor. Dinleyen olmuyor ve… Ve bazı kuvvet komutanları ve kimi üst rütbeli subaylar akşama düğüne gidiyorlar. Kimileri orada derdest ediliyorlar.

• Genelkurmay Başkanı ile İkinci Başkan darbeciler tarafından makamlarında derdest ediliyor; ite kaka darbenin ana karargâhı olduğu söylenen Akıncılar Üssü’ne götürülüyorlar.

• Başbakan karayoluyla İstanbul’dan Ankara’ya gitmeye çabalıyor. Darbecilere esir düşerim kaygısı ile Kastamonu’nun bir ilçesinde kaymakamın evinde saklanıyor.

• Cumhurbaşkanı bizlerle alay edercesine “Darbe girişimini eniştemden öğrendim” diyor. Darbe girişimi istihbaratı devlete ulaştığından itibaren sekiz (ya da altı) saat geçmesine rağmen haber enişteden alınıyorsa sorumlular darbenin içinde, hatta göbeğinde yer almışlar demektir.

• Darbecilerden kurtarılan Genelkurmay Başkanı makamına dönerken yanında yer alan generalin de darbecilerden biri olduğu anlaşılıyor. Yani kimin elinin kimin cebinde olduğu anlaşılamıyor.

• Bütün bu bilinmezler ortada iken o gece Cumhurbaşkanı’nı, Başbakan’ı habersiz bırakanlardan tutun da düğüne giden ya da ilçe kaymakamının evine sığınan siyasetçiler, o altı (ya da dört) saat boyunca nerede, ne yaptıkları bilinmeyen ve bugüne dek açıklanmayan üniformalı, üniformasız yüksek bürokratlar halen görevlerinin başında.
Bu paragrafların her biri bir sorudur ve cevapsız kalmalarına razı olmak yurttaşlık hakkından, anayasadan vazgeçmek demektir.
Ben yurttaşım ve vazgeçmiyorum ve cevapları öğrenene kadar da sormaya devam edeceğim.


Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2315
Localisation: Paris

MessagePosté le: 20 Sep 2016 10:16    Sujet du message: Répondre en citant

Seversin sevmezsin, kizarsin, kizmazsin... Dogru soze ne denir?




Medar efendiye kapak olsun...
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2315
Localisation: Paris

MessagePosté le: 22 Sep 2016 10:32    Sujet du message: Répondre en citant

Uzun zamandır duydugum en doğru söz!!!

Ahmet Şık:"Erdoğan , Gülen'le birlikte yargılanmalı"

http://t24.com.tr/haber/ahmet-sik-erdogan-ve-gulen-birlikte-yargilanmak-zorunda,285504
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10437
Localisation: Paris

MessagePosté le: 27 Sep 2016 0:46    Sujet du message: Répondre en citant

Eh Serdaroglu'da bir 15 Temmuz yorumu yapmis!


Citation:



DARBE VAR DARBECİK VAR (3)

Geldik mi 15 Temmuz’a? Geldik, geldik!
15 Temmuz’u iyice anlamak için, Türkiye’yi yönetenlerin neler yapabileceklerini çok net gösteren bir olayı sizlere hatırlatmak isterim.

Yer; Dışişleri Bakanlığı Makam Odası. Tarih; 27. 03. 2014
Toplantıya Katılanlar; Dışişleri Bakanı Davutoğlu (Emekli Başbakan)-Genelkurmay ikinci Başkanı Orgeneral Yaşar Güler (şimdi Jandarma Genel Komutanı)-MİT Müsteşarı Hakan Fidan- Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu (şimdi Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi)
-Davutoğlu; “Başbakan (Erdoğan) Süleyman Şah Türbesi bu konjonktürde bir imkân gibi değerlendirilmeli” dedi.
-Fidan; Gerekirse Suriye’ye dört adam gönderirim. Türkiye’ye 8 füze attırıp savaş gerekçesi üretirim. Süleyman Şah türbesine bile saldırtırız.
-Yaşar Güler; Orada (Suriye’de) silaha değil, mühimmata ihtiyaç var.
-Fidan; 2 Bine yakın TIR malzeme gönderdik!

Bu konuşanlar ve konuştuklarının dinlendiğinin farkında bile olmayan 4 kişi var ya, işte bunlar bir araya gelince, bu organizasyona DEVLET deniyor.
Siyasi İrade var, Bürokrasi var, Asker var, İstihbarat var!
Türk Devletini bu kafada adamlar yönettiği sürece, devletin bulaştığı her olaya, 15 Temmuz dâhil şüpheyle bakılır. Devlet denen aygıta hükmeden bu adamlar, isterlerse insan yok edebilirler, isterlerse, patronlarının dilediği gibi kullanabileceği çakma bir darbe de düzenleyebilirler!
Hadi canım, o kadar da olamaz diyeniniz mi var? Ülkesini, savaşa sokmak için bombalatacak kadar gözü dönmüş insanların bunu yapmayacağını nasıl garanti edersiniz ki?

15 Temmuz’a giden yolda, en önemli işaret fişeği, Davutoğlu’nun aniden görevden alınmasıdır.
Davutoğlu, ne Erdoğan’a ne de diğer Bakanlara benzer. Davutoğlu’nun para ile vurgun ile soygun ile bir ilgisi yoktur!
14 Temmuz’da Başbakanlık koltuğunda Binali değil de Davutoğlu oturuyor olsaydı, 15 Temmuz diye bir olay olamazdı, çünkü tertip anında duyurulurdu! Davutoğlu’nun Başbakanlıktan uzaklaştırılması bu sebeptendir!

Şimdi beraberce düşünelim;
Başbakan yapılan Binali Yıldırım’ın en birincil özelliği nedir? Erdoğan’a şartsız biat etmek! İstanbul Belediyesindeki görevinden bile Müfettiş kanalıyla kovulmuş biridir Binali Yıldırım. Hollanda’da oğluna kurduğu Zeeland Shipping adlı şirket bu yıl 100 Milyon Avrocuk zarar etmiş durumda. Binali’nin oğlunda ne kadar çok para var ki, 100 Milyon Avroyu tınmıyor bile! Bakın Binali’nin oğluna Bilal’i görün, Bilal’e bakın Binali’nin oğlunu görün. Tıpkısının aynısı!
Bir şirketi zarar etmekten kurtaramayan birine, beceriksiz demeyeceğiz de ne diyeceğiz?
Yani gitti “Yarım biatçı” Davutoğlu, geldi “Tam biatçı” Binali.
İşlemin birinci kısmı tamam mı? Tamam.

Şimdi bir de 15 Temmuz silahlı kalkışması sırasında insanlarımızın üzerine ateş eden alçaklara bakalım! Bunların büyük bir kısmı, 11 yıl Türkiye’yi beraberce yöneten Erdoğan-Gülen ortaklığının adamları değil mi?
Bir kısmı ise devlet istihbarat örgütünün taşeronları arasındaki Sedat’ın adamları olabilirler mi?

Bir de, karmakarışık İstanbul trafiğinde, köprünün bir tarafı kapalıyken anında tankların ve askerlerin yanında biten ve şehit olan adamların kimliklerine bakalım! Bunlar o yoğunlukta, köprüye uçarak mı, yoksa metrobüs ile mi getirildiler?
Bunlar, “SADAT” adlı kuruluşun üyesi midirler? Orada eğitim aldılar mı?
Kaçı İstanbul’daki AKP’li belediyelerde, AKP’nin yan kuruluşu olan vakıflarda çalışıyordu? Böyle bir olay için kaç kez eğitim çalışması yaptılar? (Bu konuda geniş bir çalışma yapılmaktadır. Sadat-Sedat ortaklığı bu araştırmaya dâhildir) Hangi geri zekâlı darbeci, gece boş olan TBMM yi bombalar ve yaptığı darbeyi baştan bitirir? Burası Süleyman Şah türbesi mi?
Yurtta Sulh Konseyi kimlerden oluşuyor?
Darbe olur da, başı olmaz mı? Kim bu darbenin başı? Kim bu darbenin Cumhurbaşkanı, Başbakanı? Nerede darbeyi düzenleyen siyasi kişiler?

Daha yanıtlanması gereken onlarca haklı soru var!
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı tutuklamaya giden SAT Komandolarının (!) yol kenarındaki bakkala, Erdoğan’ın kaldığı adresi sormaları gibi!
MİT’in 15 Temmuz günü ve gecesi tam olarak ne yaptığını bilmediğimiz gibi!

Değerli Okurlar;

Komedi filmi izlemeyi sever misiniz?
İstanbul’un yoğun trafiğinde tanklar kilometrelerce ve saatlerce yürüyecek, Boğaz Köprüsünü tek yönlü olarak trafiğe kapatacaklar!
Uçaklar-Toplar-Ağır Silahlar hazırlanacak ve belli yerlere konuşlandıracaklar, büyük bir askerî hareketlilik yaşanacak ve bundan ne MİT Müsteşarının, ne Genelkurmay Başkanının, ne Emniyet Genel Müdürünün haberi olmayacak ha!
Haberleri olmadığı kabul edilse bile, bundan büyük bir görevi ihmal olabilir mi?
15 Temmuz Darbe girişimi, bu üç kamu görevlisinin ihmali yüzünden oldu ise, bu üç kamu görevlisi niçin ve hangi sebepten dolayı hala görevlerinde durmaktadırlar?
Bu üç kamu görevlisi hala görevlerinde olduğuna, mitinglere ve dış gezilere devlet adına katıldıklarına göre, 15 Temmuz Darbe girişiminin, Türk Milletine karşı kurgulanmış bir KUMPAS olduğunu söylemek doğru olmaz mı?
Biz kendi imkânlarımızla bu soruları araştırıyoruz, sorguluyoruz.
Bu ve benzerleri sorular aydınlatılmadıkça, 15 Temmuz hep karanlıkta kalacaktır.
Fakat ayın 14’ü gibi parlayan ve saklanamayacak kadar açık olan bir gerçek var ki, o da şudur;
FET֒yü ve diğer Tarikat ve Cemaatleri, Türk Devletinin en hassas birimlerine sokan yerleşmelerine izin veren, Bakanlıkları bunlar arasında pay eden, bu hainleri darbe yapacak güce eriştiren Erdoğan ve AKP Hükümetleridir.
FETÖ, bir suçluysa bunlar bin defa suçludurlar…

Yaa Badem efendiler, devlet yönetmeyi siz belediye encümenini yönetmek mi sandınız? Hiçbir şey saklı kalmaz, kalmayacak! Hesap vereceksiniz…

Not; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına 25 Temmuz 2016 tarihinde Akar-Fidan-Lekesiz hakkında yinelediğim suç duyurusuna, hala bir yanıt alamadım. Anayasa’ya göre Savcılık bana yanıt vermek zorundadır. Savcılık suç işlemektedir. Kimse Anayasa ve yasalardan üstün değildir. Hatırlatırım…

Sağlık ve başarı dileklerimle 22 Eylül 2016
Rifat Serdaroğlu



https://rifatserdaroglu.com/2016/09/22/darbe-var-darbecik-var-3
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2315
Localisation: Paris

MessagePosté le: 29 Sep 2016 10:52    Sujet du message: Répondre en citant

Mehmet YILMAZ Hürriyet'te yazmis. AKP kustahligi (altini benim çizdigim yerler) ve gerçekleri yalanlayip zeytin yag gibi su ustune çikma çabasi.

Yiyenler var ama ben yemeyenlerdenim.

Fotografsa yukarida var. Bitsin artik bu hasret, ne istediler de vermedik diyen ben degilim...



Citation:

Bu konuda akla gerçekten ihtiyacınız var

29.09.2016 Perşembe

AKP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Ataş, Isparta'da katıldığı bir toplantıda, AKP'deki FETÖ'cüler konusuna da değindi.
Konuşmasının genel havasına bakınca şöyle söyleyebilirim: Ataş da diğer benzerleri gibi, AKP’de Fetullahçı aramanın “partinin birlik ve beraberliğine tehdit” olduğunu düşünüyor.

Bakın neler diyor: “Birbirimize öyle kenetleneceğiz ki aramızdan hava, su bile sızmayacak. Bu birlik ve beraberliğimizi hazmedemeyenler son zamanlarda ‘AK Parti içinde FET֒cüler ne zaman temizlenecek demeye başladı. AK Parti içinde FET֒cü varsa, AK Parti kadroları kendisi temizler, o seni ilgilendirmez

Gördüğünüz gibi, sözlerinde bu parti yöneticilerinin bir bölümünü eline geçiren nobran bir hava var. Kendileri herkesin işine burunlarını sokmakta özgürler, binlerce insanın hayatını altüst edebilirler ama sıra kendilerine gelince bu kimseyi ilgilendirmeyecek!

Neden? Çünkü kolu kıracaklar ama yenin içinde tutmaya devam edecekler.

Mustafa Ataş, bu konuşmasını şöyle tamamlıyor:

“AK Parti’ye akıl vermeye kalkışmayın, bizim akıl almaya ihtiyacımız yok.”

Gördüğünüz gibi nobran olmakla kalmıyor, nadan bir tutumu da var.

Mustafa Bey’e hatırlatmak isterim ki bu Fetullahçılar sizi parmaklarında oynatırken, bugünleri görenler bizlerdik.

Aklınızı başınızdan öylesine almıştı ki o yıllarda program yaptığım NTV’de cemaatten “Fetullahçılar” diye söz ettiğimde, sizinkiler yerinden zıplıyordu: “Hocaefendi’ye saygısızlık etme” diyerekten!

Bu köşede bunların “gizli örgüt” olduğunu yazdığımda siz Fetullah’ın ağlamalarını, garip konuşmalarını dinleyip, kendinizden geçiyordunuz.

Ben bu köşede “KPSS sorularını bunlar çaldı” diye yıllarca soru sorup dururken, üst aklınız “Gel hocam, bitsin bu hasret” diye kollarını açıp, agucuk yapıyordu!

Onun için Mustafa Bey, tam tersine sizin bu konuda ciddi olarak akla ihtiyacınız var. İktidar hırsıyla bu çete ile iş tutarken gözünüz öyle bağlanmıştı ki aklınız da uçup gitmişti!

Başka konuları bilmem, gerçi onu da tartışabiliriz, ama bu konuda akla feci şekilde ihtiyaç duyuyorsunuz ve devlet dairelerinde olup bitenlere bakarsak Fetullah’ın yerine yenilerini de koymak üzeresiniz.

ONLARA HİÇBİR SUÇ YAPIŞMAZ

AKP’li 12 milletvekilinin Fetullah Gülen’i Pensilvanya’da ziyaret etmesi ve bir de birlikte fotoğraf çektirmesi, “AKP’deki FET֒cüler” tartışmasını alevlendirdi.

Evet, içlerinde gizli FET֒cü olabilir ama böyle bir tek kanıt ile kimsenin suçlanmasının doğru olmayacağını söylemeliyim.

Şimdi bu fotoğraf nedeniyle suçlanıyorlar çünkü aslında bu tür işleri başlatanlar bizatihi AKP’liler ve AKP trollerinden başkaları da değil.

Onlar mesela benim böyle bir fotoğrafımı ele geçirmiş olsalardı, kim bilir ne fırtınalar koparırlardı.


Onun için AKP’li 12 milletvekilinin ödemek zorunda kaldığı hesap, aslında bu trollerin ve yandaş medyadaki kifayetsiz yalakaların yol açtığı bir hesap.

Bu bir ders olur mu, AKP camiasında rakipler ya da muhalifler için böyle şeylere artık yüz verilmez mi diye soracak olursanız, çok ümitli olmayın derim. Huylu huyundan kolayca vazgeçmiyor çünkü.

Dönelim Fetullah Gülen’i ziyaret meselesine.

Bu çete ile AKP iktidarı arasından su sızmaz iken Pensilvanya’ya gidip, Gülen’in eline, eteğine yüz sürmek isteyenler kimlerdi?

Aklınıza gelebilecek herkes: Büyük işadamları, şu ya da bu şekilde yargıyla bir sorunu olan zenginler, Fetullahçıların gözüne girmek isteyen politikacılar, Fetullahçı gibi görünüp devlette yükselmek isteyenler, Fetullahçı propagandaya su taşısın diye yedirilip içirilen gazeteciler, Fetullah’ın okullarının bulunduğu yerlerde iş yapmak isteyen girişimciler vs.

Peki bu ziyaretleri nedeniyle suçlanabilirler mi?

Hayır. Çünkü o dönemde devlet zaten bunlara teslim edilmişti ve iktidar kendi yetersizliklerini bunların kadrolarıyla kapatmayı “aynı menzile gidiyoruz” diye normal olarak görüyordu.

Şimdi o işadamlarının bir bölümünün malına mülküne el konuldu. Pensilvanya’ya giden memurdu, yargıçtı vs ya hapiste ya da yurtdışına kaçtı.

Ama mesela el etek öpen, Fetullahçı propaganda makinesine malzeme taşıyan, bunların bankalarından krediler çeken yandaş gazetecilere bir şey olmadı.

Aynı şekilde AKP’li politikacılara da!

Neden diye sormayın, çünkü onlar teflon ile kaplılar, üzerlerinde hiçbir şey durmuyor!

DİKKAT! ASIL SUÇLULAR KURTULABİLİRLER

ADALET Bakanı Bekir Bozdağ, darbe girişiminin ardından 32 bin kişinin tutuklandığını açıkladı.

İşinden atılan, malına mülküne el konulanların sayısı da 100 bini devirdi, devirecek.

Bir darbe girişimine 32 bin kişinin katılmasının mümkün olduğunu düşünmüyorum.

Böyle olsaydı, bir tür içsavaş tablosu karşımıza çıkardı ona kuşku yok. Çıkmadığına ne kadar şükretsek azdır.

Bu 32 bin kişinin doğrudan darbe girişimine katılmasalar bile, bu çetenin üyesi, yöneticisi vs olduğuna ilişkin ciddi deliller olduğunu varsaymalıyız ama acaba öyle mi?

Burada şöyle bir sorun ortaya çıkıyor: Darbe soruşturması ile Fetullahçı çeteyi yönetmek, üye olmak gibi suçlar için yürütülen soruşturma birbirine giriyor.

Ortaya dev bir “torba dava” çıkacak, öyle anlaşılıyor.

Böyle büyük torba iddianamelerle açılan davalarda gerçek suçluyla, suçsuzu birbirinden ayırt edebilmek mümkün olmaz.

Bu işin bir tür cadı avına dönüşmesi engellenmezse de bundan yararlanacak olanlar gerçek suçlular olur.

Türkiye sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin taraflarından biridir, AİHM’nin yargı yetkisini kabul etmiş bir ülkedir.

Eğer Avrupa hukukunun temel ilkelerini gözetmeyen, sanık çokluğu nedeniyle savunma hakkını kısıtlayan bir yargılama yapılırsa, ne olacağını şimdiden söyleyebilirim: Asıl suçlular paçayı kurtarır.

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10437
Localisation: Paris

MessagePosté le: 04 Oct 2016 1:02    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:

EMİN ÇÖLAŞAN

Hukukçular yazıyor

2 Ekim 2016 Yazarlar


Sevgili okuyucularım, FETÖ olayında at izi ile it izi hakikaten birbirine karışmış durumda.

Samimi görüşüm şudur:
Terör örgütüyle mücadele veriyoruz diye hukuk ve adalet kavramları yok edilmiş, on binlerce insana büyük haksızlık yapılmaktadır. Açığa alınanlar,
devlet memurluğundan atılanlar ve tutuklanan 32 bin kişi…

Kim suçlu kim suçsuz, bilinmiyor!

Her gün çok sayıda yakınma mektubu alıyorum. FETÖ olayına karışanlar elbette vardır. Devlet olarak bin onların tepesine ama suçsuz ve masum insanların hayatını kaydırma…

Bana bu mektupları yazanları tanımıyorum, ne olduklarını bilmiyorum. Ama ortada çok ciddi bir sorun olduğu kesin.

İmzasız ihbarlarla, ya da amirlerinin ihbarıyla başına iş açılan on binlerce kişi var…

Madem bunlar FETÖ'cü idi, gereğini yapmak için neden 15 Temmuz'a kadar beklediniz? Neden göz yumdunuz?..

Ve ne ilginçtir ki, FETÖ'cü olduğu iddia edilen bu kimseleri savunmak da (hukuk ve adalet adına) şimdi bize düştü. Rüyamda görsem hayra yormazdım.

* * *

Mektup yazanların hemen tamamı, isminin açıklanmasını istemiyor. Kendilerinin ve yakınlarının başına iş açılmasından korkuyor. Toplum korkutulmuş, sindirilmiş durumda… Hak, hukuk, adalet gibi kavramlar rafa kaldırılınca toplum bunalım içinde yaşıyor.

Biz bu korkutma ve sindirme sürecini Ergenekon ve Balyoz olaylarında da
yaşamıştık. Ancak olay o zaman bu kadar geniş kapsamlı değildi. O davalarda nasıl tezgahlar kurulduğunu, suçsuz insanların nasıl içeri
tıkıldığını sonrasında gördük.

İşin ilginç yanı, o davaları tezgahlayan baş aktör Fetullah cemaati, onların
gazete ve televizyonları idi.

Ancak unutmayalım, arkalarında hep AKP iktidarının desteği vardı. Keser döndü sap döndü, şimdi yakınan onlar!

* * *

Doğu Anadolu'dan bir avukat yazıyor. İsmini yazmış ama başına iş açılmasın diye ben kullanmıyorum:

“50 yaşındayım, 26 yıllık hukukçuyum. Hayatım boyunca hiçbir terör örgütüyle bağlantım olmadı. Evimde yapılan aramada yasaklı olmayan üç kitap, iki CD, bir miktar dolar bulundu. Hiçbir suç unsuru taşımayan, devletin aradığı seri numaralarından olmayan dolarlar olduğu halde gözaltına alındım ve tutuklandım.

Cezaevine girince şaşırdım. Koğuşumuzda bulunan savcılar, öğretmenler ve polisler çok basit nedenlerle tutuklanmış. Sendikaya üye olduğu için tutuklanan öğretmenler, Bank Asya'da hesabı olduğu için tutuklanan memurlar…

Burada 16 metrekarelik bir koğuşta 10 kişi kalıyoruz. Ranza olmadığı için iki kişi yerde yatıyor. Savcılar, öğretmenler, avukatlar ve polisler. Kitaplarımız verilmiyor.

Duş ihtiyacını plastik kovadaki sularla haftada iki gün birkaç dakika verilen sıcak su ile karşılamaya çalışıyoruz. İnanın bu olumsuzluklar bile insanın içini, hukukun düştüğü durum kadar acıtmıyor.

Tutuklamalarda hiçbir kriter yok. Yeter ki şikayet olsun. Bu husus toplumsal bir yaraya dönüştü.

İşin kötüsü, bu durum en çok gerçekten suçlu olanların işine yarıyor. Bir tane aklı başında hukukçu çıkıp “Siz ne yapıyorsunuz, CD'den, kitaptan, dolardan terör örgütü çıkar mı” diye soramıyor. Yazılarınızı cezaevinde okuyoruz, lütfen bu hususları ülke gündemine taşıyın…”

* * *

Batı Anadolu'dan bir bayan hakim yazıyor. İsmini yine vermiyorum ve mektubu özetliyorum:
“Sayın Emin Çölaşan Bey, bu mektubu size cezaevinden yazıyorum. 10 yıllık ceza hakimiyim. Tutukluluğumun 67. günündeyim. Cumhuriyet savcısı olan eşimle birlikte tutuklandık.

Hiçbir grupla bağlantımız asla olmamıştır.

İlimizde çok sayıda hakim ve savcı, hep birlikte tutuklandık. (Tutuklama
kararlarını konuyla ilgisi olmayan İş Mahkemesi hakimi verdi!) Cezaevinde
böyle hukuk dışı tutulmak ve bu işkencenin ne zaman biteceğini bilememek, hayatımda yaşadığım en büyük ıstıraptır. Eşimi başka bir ildeki cezaevine götürdüler. Görüşmemiz, haberleşmemiz mümkün değil. Meslekten ihraç edildiğimiz için maaşımız yok. Mal varlığımıza ve bankada eğer varsa paralarımıza el konuldu. Bir oğlumuz var, sekiz yaşında. Amcaya teslim edilmiş.

Üç yaşında bir oğlumuz daha var.

Kirada oturan dar gelirli amca şimdi bize muhtaç, biz ona.

* * *

Şu anda 21 kişilik bir koğuşta kalıyoruz. Bazılarımız yerde yatıyor. Koğuşta adım atacak yer yok. Bir banyo, duşa kabin. Fiziki şartlar çok kötü. Banyo ve tuvaleti kendimiz boyattık. Kütüphane yasak. Hamamböcekleri çok fazla olduğundan ilaçlama yapıldı. İlaçlayanlar
maskeli idi ama bizim koğuştan çıkmamıza izin verilmedi. Beş aylık hamile
arkadaşımız fenalık geçirdi.

Bir de üç aylık bebek var. Sürekli ağladığı için geceleri kimseyi uyutmuyor.

Koğuşun şartları iyi olmadığından üç yaşındaki evladımı yanıma alamıyorum.

* * *

Bayan hakim mektubuna devam ediyor:

“Türkiye genelinde 2.500 civarında hakim ve savcı tutuklandı. Bir bölümü,
meslektaş olan karı koca…

Özellikle dışarıda küçük çocukları varsa iş çok fena. Giderilmesi imkansız
zararlar ortaya çıkıyor. Anne ve baba hakim ve savcıların tahliye talepleri
hiçbir gerekçe göstermeden sürekli olarak reddediliyor.

Sizden tek ricam var:
Bir ailede hele küçük çocukları varsa, hem anne hem de baba tutuklu
olunca aile birliği bozuluyor.

Aralarından birinin tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilmesi gerekir. Lütfen ben ve benim durumumda olan annelerin sesini duyurun. Tarihte annelere ve çocuklarına hiçbir zaman böyle zulüm yapılmamıştır. Bir hakim olarak bunları üzülerek ve ağlayarak yazıyorum.

Bir anne olarak çaresiz kaldım. Küçük çocuklarıma kavuşmak arzusuyla size bu mektubu yazıyorum.

Yardımlarınız için şimdiden teşekkür ediyorum.”

Bugün size hapishanede yatmakta olan iki hukukçudan, bir avukat ve hakimden aldığım iki mektubu hiçbir yorum yap

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10437
Localisation: Paris

MessagePosté le: 04 Oct 2016 1:09    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Lozan Antlaşması'nın 93. Yıl Dönümü nedeniyle yayınladığı mesajda antlaşmayı övmüş, "Aziz milletimizin inanç, cesaret ve fedakârlıkla elde ettiği zafer, Lozan Antlaşması ile diplomasi ve uluslararası hukuk alanına taşınarak tescil edilmiştir" demişti.

Erdoğan, "Bu düşüncelerle, Lozan Barış Antlaşması’nın 93. yıldönümünde, Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal başta olmak üzere, anlaşmanın mimarı olan tüm devlet adamlarımızı rahmetle anıyorum" ifadelerini kullanmıştı.

Iki ay sonra bugun (29/09/2016)
1920'de bize Sevr'i gösterdiler. 1923'te Lozan'a razı ettiler" diyen Erdoğan, Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü'yü kast ederek, "Birileri bize Lozan'ı zafer diye yutturmaya çalıştı" ifadelerini kullandı.

ERDOĞAN'IN HEDEF ALDIĞI LOZAN ANTLAŞMASI NEDEN ÖNEMLİ?

"BAĞIRSAN SESİMİZİN DUYULACAĞI ADALARI VERDİK"

"Bağırsan sesimizin duyulacağı adaları verdik. Zafer mi bu. Oralar bizimdi. Oralarda bizim hala camilerimiz var. Ama şu anda hala Ege'de kıta sahanlığı ne olacak diye konuşuyoruz" diyen Erdoğan, Türkiye'nin hala bunun mücadelesini verdiğini söyleyip, İşte o anlaşmada masaya oturanlar sebebiyle. O masaya oturanlar o anlaşmanın hakkını veremediler. Veremedikleri için bunun sıkıntısını yaşıyoruz. Bu darbe başarılı olsaydı Sevr'i dahi arayacak noktada olurduk"





Mehmed Ünal @MArslanto

Herkesin kandırdığı bir iktidarın, Lozan'da masaya oturduğunu ve karar aldığını düşünebiliyormusunuz..!?
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2315
Localisation: Paris

MessagePosté le: 07 Oct 2016 11:38    Sujet du message: Répondre en citant

15 Temmuz iste boyle bir sey... Bogazlanan askerle fotograf çektirmeler..
Hassas iseniz bakmayin.

https://www.facebook.com/BilimselFelsefe/photos/pcb.1020679694694535/1020677364694768/?type=3
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2315
Localisation: Paris

MessagePosté le: 11 Oct 2016 10:38    Sujet du message: Répondre en citant

Daha dun RTE, Gökçek adli kisi, Bozdag ve Basbakan neler soylemis.
17-25 Aralikta paylasimda birbirlerine girince yolsuzluklar FG ekibince duyurulunca ortaklik bozuldu.

Iste size bir derleme daha, izleyin :
https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=1707725759553674&id=100009487985954

Gunumuzde bu belgeler herkese açik artik. Kendilerine toz kondurmuyorlar ama Bank Asya'da hesabi var, Zaman'da gazetecilik yapiyor diye herkesi hapse atiyorlar. Burada okuduk ufak çocuklari olan kari koca hakimi bile hapse koyuyorlar.

Kendileri "kandirilinca" bir sey olmuyor, ama baskalari "kandirilmissa" gebersinler deniyor. Muslumanim diyenlerin nasil içine siniyor anlamiyorum.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Montrer les messages depuis:   
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque Toutes les heures sont au format GMT + 2 Heures
Aller à la page Précédente  1, 2, 3, 4, 5, 6  Suivante
Page 4 sur 6

 
Sauter vers:  
Vous ne pouvez pas poster de nouveaux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas répondre aux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas éditer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas supprimer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas voter dans les sondages de ce forum


Powered by phpBB v2 © 2001, 2005 phpBB Group ¦ Theme: subSilver++
Traduction par : phpBB-fr.com
Adaptation pour NPDS par arnodu59 v 2.0r1

Tous les Logos et Marques sont déposés, les commentaires sont sous la responsabilités de ceux qui les ont postés dans le forum.