43 visiteur(s) et 0 membre(s) en ligne.
  Créer un compte Utilisateur

  Utilisateurs

Bonjour, Anonyme
Pseudo :
Mot de Passe:
PerduInscription

Membre(s):
Aujourd'hui : 0
Hier : 0
Total : 2141

Actuellement :
Visiteur(s) : 43
Membre(s) : 0
Total :43

Administration


  Derniers Visiteurs

administrateu. : 09h45:17
bendeniz : 09h57:07
murat_erpuyan : 13h45:17
SelimIII : 14h52:41
cengiz-han : 1 jour, 01h39:10


  Nétiquette du forum

Les commentaires sont sous la responsabilité de ceux qui les ont postés dans le forum. Tout propos diffamatoires et injurieux ne sera toléré dans ces forums.


Forums d'A TA TURQUIE :: Voir le sujet - 17 ve 25 Aralik'i, unutmayalım, unutturmayalım!
Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum Forums d'A TA TURQUIE
Pour un échange interculturel
 
 FAQFAQ   RechercherRechercher   Liste des MembresListe des Membres   Groupes d'utilisateursGroupes d'utilisateurs    

17 ve 25 Aralik'i, unutmayalım, unutturmayalım!
Aller à la page 1, 2, 3, 4  Suivante
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque
Voir le sujet précédent :: Voir le sujet suivant  
Auteur Message
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2364
Localisation: Paris

MessagePosté le: 12 Fév 2014 11:00    Sujet du message: 17 ve 25 Aralik'i, unutmayalım, unutturmayalım! Répondre en citant

Citation:




Unutmayalım, unutturmayalım!

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, 17 Aralık’ta öğrendiklerimizi unutmamız için elinden geleni ardına koymuyor.

Laf kalabalığına getirmeye çalışıyor, savcıları görevden alarak ortaya çıkan gerçeklerin soruşturulmasını, işin ucunun gelip kendisine dayanmasını engellemek istiyor.

Bu durumda tekrar hatırlayalım, 17 Aralık’ta neler öğrendiğimizi:

- Halkbank Genel Müdürü’nün evinde, kaynağı belli olmayan, ayakkabı kutuları içine saklanmış, 4.5 milyon dolar çıktı.

- İçişleri Bakanı’nın oğlunun evinde yedi büyük boy çelik kasa, para sayma makinesi ve 1 milyon 200 bin lira bulundu.

- Eski İçişleri Bakanı’nın bir işadamına koruma tahsis etmek, onu sıkıştıran emniyet müdürünü sürgüne göndermek, adamın bazı yakınlarını Türk vatandaşlığına almak için 10 milyon dolar rüşvet aldığı ortaya çıktı.

- Eski bakanlardan birine bavullar içinde ya da elbise torbalarındaki elbiselerin ceplerine doldurulmuş paralar ile rüşvet verdiği ortaya çıktı.

- Eski sanayi bakanının bir işadamından defalarca rüşvet aldığı, adının rüşvet listesinde kayıtlı olduğu, 700 bin liralık saat aldığı, adamın özel uçağı ile ailecek umre gezilerine çıktığı öğrenildi.

- Başbakan’ın talimatlarını yerine getiren Şehircilik Bakanı’nın icraatlarıyla bazı müteahhitlere yüz milyonlarca dolarlık rant sağlandığı ortaya çıktı.

- Başbakan’ın emriyle müteahhitlere salma salındığı, adamlardan 100’er milyon doları bir havuza koymaları istendiği, bu parayla Sabah ve ATV’nin alındığı, müteahhitlere büyük ihaleler veren bakanın bu işte koordinasyonu sağladığı ortaya çıktı.

- Urla’da sit alanına villalar yapıldığı, iki tanesinin Başbakan’a hediye edildiği, bu kaçak villaları yıkmak isteyen valinin görevden alındığı anlaşıldı.



Dernière édition par SelimIII le 09 Sep 2014 11:07; édité 1 fois
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10751
Localisation: Paris

MessagePosté le: 22 Mar 2014 1:10    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Neden? Neden? Neden?

NEDEN Zafer Çağlayan çıkıp da, “Ben koluma taktığım saati rüşvet olarak almadım... Bastırdım parasını, öyle aldım. İşte saatin faturası” demiyor, diyemiyor?
*
Neden Muammer Güler, “Oğlum trilyona üç-beş kuruş diyor, çünkü oğlumun parası çok. Oğlum parayı şuradan kazanmıştır. Aha da hesabı” demiyor, diyemiyor?
*
Neden Egemen Bağış, “Evime gümüş tepside çikolata ve yanında beş yüz bin dolar gelmemiştir. Böyle bir olay olmamıştır” demiyor, diyemiyor.
*
Neden Başbakan Erdoğan, “Ben paraları sıfırla konuşması yapmadım. O kaset montajdır... Aha bu da o kasetin montaj olduğuna dair güvenilir bir kuruluşun raporudur” demiyor, diyemiyor?
*
Neden koca bakanlar, “Biz bu Reza denilen adamın işlerini güçlerini takip ettik ama karşılığında tek kuruş almadık... Reza’ya gösterdiğimiz ilginin sebebi şudur ya da budur” demiyor, diyemiyor?
*
Neden? Neden? Neden?


Ahmet HAKAN
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/26051230.asp
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10751
Localisation: Paris

MessagePosté le: 29 Mar 2014 14:27    Sujet du message: Répondre en citant

Can Dündar tarafindan 17 Aralik Belgeseli




Hersey açik ve net !!!
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
KralAuriverde
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 04 Juil 2011
Messages: 1085

MessagePosté le: 30 Mar 2014 22:55    Sujet du message: Répondre en citant

Celladına aşık olmuşsa bir millet‚
İster ezan ister çan dinlet.
İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet‚
Müstehaktır ona her türlü zillet.

Ömer Hayyam


Sad Sad Sad
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7930
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 07 Mai 2014 23:35    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Muammer Bey bir karar ver artık!
Mehmet Y. YILMAZ - Hurriyet 7 Mayıs 2014



ESKİ İçişleri Bakanı Muammer Güler, oğlunun evinden çıkan 1 milyon 200 bin lira ile ilgili olarak “Ev satışı ile ilgili protokol yapılmış ama satış gerçekleşmediği için para evde kalmıştı” diyor.

Hatırlayacaksınız, operasyonun yapıldığının ertesi günü de aynı açıklamayı yapmıştı.

O miktardaki nakit işlemlerin banka aracılığı ile yapılması yasal bir zorunluluk ama hadi onu es geçelim. Hangi ev için protokol yapılmıştı? Protokol nerede? Bakanın oğlu alıcı mıydı, satıcı mıydı?

Bu soruları da aslına bakarsanız sormayabiliriz.

Çünkü evde arama yapıldığı sırada bakan ile oğlu arasında geçen bir telefon konuşması ile ilgili kayıt var.

Muammer Güler, oğlunun evine yapılan polis baskını sırasında oğluyla konuşurken şu soruyu soruyor: “Evde ne var?”

“Bir şey yok baba” yanıtını alınca soruyu daha açık sormak ihtiyacını hissediyor: “Kaç para?”

Oğlan “Sen biliyorsun” deyince tekrar soruyor: “Kaç lira oğlum?”
Sonunda “1 trilyon lira” olduğunu öğrenebiliyor.

Konuşmanın gelişme şeklinden de anlaşılıyor ki Bakan Güler, oğlunun evinden hatırı sayılır bir para çıkacağını biliyordu.

Zaten o eve gitmemiş olması, boyum büyüklüğündeki yedi çelik para kasasını görmemiş olması mümkün müydü?

Sonra oğluna akıl veriyor: “Tamam, anladığım kadarıyla Zarrab ile rüşvet ilişkisinden bahsediyorlar. Şunu söyleyeceksin: Diyeceksin ki danışmanlık ilişkim var, gayriresmi danışmanlık. Resmi yapmadım, babamın şeyi olmasın. Benim para alışverişim bu. Benim alacaklı olduğum dayımın oğlu, akrabam bunların yanında çalışıyor, onun bana borcu var, senetlerimiz de var, onun şeyini yapıyorum. Gayriresmi danışmanlık ilişkim var. Rüçhan’dan alacağım var, rica ettik.”

Madem para, ev satışı için yapılan protokol nedeniyle evde bulunuyordu, bakan o gün oğluna neden bunu söylemesini tavsiye etmedi?
Neden “gayriresmi danışmanlık işini” söylemesini istedi?

Muammer Bey’in artık bir karar vermesi gerekiyor: Bu para, ev satışı için miydi, gayriresmi danışmanlık ücreti miydi, Rüçhan’ın borcuna karşılık alınan para mıydı?

Ve şunu da soralım:

Bakanın oğlunun nasıl bir mesleki bilgisi ve geçmişi var ki bir işadamına “gayriresmi danışmanlık” yapabiliyor? Yoksa asıl önemli olan “müktesebatı” bakanın oğlu olması mı?

İşadamına trafikte durdurulmasın diye koruma tahsisi, işadamının yakınlarının Türk vatandaşlığına alınması, işadamını araştıran polis müdürünün başka ile tayini de bu gayriresmi danışmanlık hizmetinin bir sonucu muydu?

Bakan Güler, yolsuzluk soruşturmasının başından itibaren usulsüzlükler olduğunu, bakan hakkında soruşturma yapmaya savcının yetkili olmadığını da söylüyor.

Olabilir, delillerin hukuk çerçevesinde toplanıp toplanmadığına ne ben karar vereceğim ne de Muammer Bey. Bu kararı mahkeme verecek.
Ama delillerin hukuki olmaması bir ceza soruşturmasının yapılmasına engel olsa bile bu durum, bakanı kamuoyu vicdanı nezdinde aklayacak mı?

Saat firması: Garanti belgesine isim yazmayız


Zafer Bey’in elindeki belgelere talibim

ESKİ Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Reza Zarrab’ın kendisine hediye ettiği ileri sürülen saat ile ilgili olarak şöyle dedi:

“Saati Zarrab aldı ama parasını ben ödedim. Garantisi benim adıma.”

“Hayatın olağan akışına” pek uymayan bir açıklama.

Hayatımda bir kere pahalı bir saat aldım, garantisi benim adıma değil! Kimsenin adına da değil. Çünkü garanti belgesine kimsenin ismi yazılmıyor.

Dün İstanbul’da çok özel saatler satan bir arkadaşım ile konuştum, o da aynı şeyi söylüyor. Saat butiği, saati kime sattığını, faturayı kime kestiğini biliyor, garanti belgesine ayrıca bir isim yazılmıyor!

Zafer Bey, bana bunun bir fotokopisini gönderirse, ben de gidip Patekçilerin yakasına yapışayım, “Neden benim garanti belgemde ismim yok” diye!

Saatin bedeli olan 700 bin liranın da elden ödenmediğini varsaymamız gerekir. Koskoca Ekonomi Bakanı bu miktarın banka havalesi ile gönderilmesinin zorunlu olduğunu bilmiyor olabilir mi?

Zarrab’ın saati hangi gün, hangi saatte teslim ettiğini telefon konuşması kaydından biliyoruz.

Banka havalesi de onu izleyen bir-iki gün içinde yapılmış olmalı. Banka dekontunda o tarih de vardır nasıl olsa.

Onun için banka dekontunun da bir fotokopisini rica edeyim
Eli değmişken Zarrab’ın uçağı ile ilgili kiralamadan doğan borç ile ilgili faturayı ve ödeme dekontunu da gönderirse, ben de buradan siz değerli okuyucularıma sunarım, böylece haksız bir suçlamanın önüne geçmiş oluruz!

Aklıma gelmişken söyleyeyim, bakan için alındığı iddia edilen başka saatler var, değeri 1 milyon lirayı bulan saatler! 4.5 milyon dolarlık mücevher işi de.

Bunları nereden biliyoruz: İlk fezlekelerden.
Bunların da mutlaka faturası vs. Bakan’ın çekmecelerinin bir köşesinde duruyordur. Onları da gönderirse, memnuniyetle okuyucularıma bu köşede sunarım.

Zarrab’da ele geçirilen “rüşvet listesindeki” isimlerden birinin de Çağlayan’a ait olduğu iddia ediliyordu.

O listede, hangi kısaltmanın kime işaret ettiğini açıklayacak olan da doğal olarak Zarrab olmalı, Bakan değil.

Ama kuşkum şu ki Zarrab hakkında da TOKİ soruşturmasındaki gibi “hukuk dışı deliller nedeniyle” bir takipsizlik kararı verilirse bu iddia da ortada yanıtlanamadan kalacak.

O vakit kimsenin ağzı torba değil tabii, büzemeyeceğiz!

En iyisi Çağlayan’ın bu işin peşine bizzat kendisinin düşmesi ve Zarrab’ın mahkemede o kısaltmaların kime ait olduğunu açıklamasını sağlaması.
Tabii bir de sürekli değiştirilen telefonlar meselesi var!

Zarrab ile iletişim kurulurken kullanılan “11 numaradan ara”, “Bakanıma 18 açık der misin” diye tarif edilen telefonlar meselesi!
Sanki bir bakanın çantası değil de telekomünikasyon merkezi izlenimi uyandıran tuhaf bir durum.

Acaba bunu da açıkladı mı AKP milletvekillerine?
Yahudi lobisi, paralel yapı filan diye anlatılınca benim kafam karışıyor!
Eminim iyi bir açıklaması vardır. Gönderirse seve seve yayınlayacağımı belirteyim.

Not: Diğer iki bakan alınmasın, onları bakandan saymadığım için değil, bugün yerim kalmadığı için yarına bırakıyorum. Baki selamlar!
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2364
Localisation: Paris

MessagePosté le: 10 Mai 2014 17:14    Sujet du message: Répondre en citant

Murat Bey devamini getirmemissiniz... Benim devam etmemi kusur kabul etmezsiniz umarim.

Citation:

Mehmet Y. YILMAZ myy@hurriyet.com.tr

8 Mayıs 2014

Bahşiş peşin kırmızı meşin!

ESKİ AB Bakanı Egemen Bağış, rüşvet iddialarına karşı savunma yapan bakanlar arasında teolojik meselelere en çok eğilen bakan oldu.

Konuşulan konuyla ne ilgisi olduğunu tam olarak çözebilmiş değilim ama CHP’nin geçmişte camileri ahır yaptığını, Arapça ezanı Türkçe okuttuğunu, mütedeyyin insanlara öcü muamelesi filan yaptığını söyledi.
Ebru Gündeş’in “vatansever bir sanatçı” olduğunu söylemekle kalmadı, aynı zamanda “Tutmayın beni, gidip kırayım şunların ağzını burnunu” havasındaydı da!
Din, kitap meselelerine bu kadar girmesini “bakara-makara” ve “Google’dan bir ayet seçip sallıyorum” sözlerinin ifşa edilmiş olmasına bağladım.
Böylece demek istiyor ki “Bakmayın siz o tapelere, ben aslında çok dindar bir insanım”.
Bilemeyiz tabii, Allah bilir, bu konuyla ilgili hesap sormak bize düşmez.
Öteki konulara ise hiç girmedi.
Mesela bir ayakkabı kutusu içinde kendisine ofiste elden Reza Zarrab tarafından teslim edildiği iddia edilen 500 bin dolar konusuna girmedi.
Zarrab’ı tanıyorsunuz, Ebru Gündeş’in eşi ve memlekete “Orospuyla memurun bahşişini peşin vereceksin” atasözünü bir kez daha hatırlatan adam!
Ses kayıtlarına göre Zarrab, Bağış’ı arıyor, bakan da 4-6 arası uygun olduğunu söylüyor.
Zarrab adamına şu talimatı veriyordu:
“Abdullah 500 bin hazırlat tamam mı, 4’te götüreceğim, bir ayakkabı al koy içine, hediye paketi yaptır. Acil hazırlattır, sağlam birisiyle Ortaköy’e gönder.”
Ziyaretten sonra Zarrab, Abdullah Bey’i yine arıyordu:
“Dolar koydun değil mi, paket çok ağır geldi, Euro koymuşsundur diye içim gitti, az kalsın paket makamın ortasında yırtılıp düşecekti.”
Yine telefon konuşması kayıtlarına göre ikinci bir 500 bin dolar, Vakko’dan alınan bir takım elbisenin ceplerine yerleştirilerek gönderilmişti.
Zarrab, Abdullah Bey’e Vakko’dan bir elbise almasını söylüyor. Sonra Abdullah Bey “Ne para göndereceğiz” diye soruyor.
Zarrab “500” deyince adamı soruyor: “Dolar mı?”
Bir ikinci telefon konuşmasından bu elbise torbasının Egemen Bağış’a teslim edildiği anlaşılıyor.
Bağış, Zarrab’ı arayıp teşekkür ediyor: “Çok teşekkür ediyorum çok zevklisin, kravatın tasarımını çok beğendim.”
Üçüncü 500 bin dolar çikolata tepsisi içinde, Kurban Bayramı armağanı olarak gönderiliyor.
Zarrab’ın şu görüşmesi polis tarafından kaydedilmişti:
“Abi yarın güzel bir tane çikolata lokum yaptır çikolata bu hani, var ya bir tane gümüş al gümüş tabak, içine çikolata dizdir tamam mı? Bir tane de çikolata kutusu olsun içine 500 bin yerleştir, tamam mı? Sadık biliyor o İstinye tarafında bir yer var. E.’ye gidiyor, E.G.’ye. Daha önce de hani göndermiştik ya 500, 500.”
Bu tapeler önünde sonunda TBMM Komisyonu’na da gelecek.
Bir kez daha okunacak ve kuşku yok ki Egemen Bağış da çağırılıp bunların ne anlama geldiği kendisine sorulacak.
Bağış’a tavsiyem, o vakte kadar bunlar ile ilgili derli toplu bir açıklama hazırlamasıdır.
Komisyon’da da Allah, kitap meselesine girerse kendisine “Makara yapma” diyebilirler, haberi olsun!

Saatin vergi belgesini de görelim!

REZA Zarrab’ın bir adamını göndererek Cenevre’den aldırtıp gece yarısı Ankara’da Zafer Çağlayan’a teslim ettiği saat ile ilgili olarak bakanın savunmasını biliyoruz.
Saati Zarrab almış, fatura ona kesilmiş ama Çağlayan, Zarrab’a saatin parasını ödemiş!
“Garantisi benim üzerime” de demişti ama bunun palavra olduğunu dün yazmıştım.
Dün Çağlayan’dan bu ödeme ile ilgili banka dekontunu istemiştim.
Aslında görmemiz gereken bir belge daha var:
Yolcu beraberinde getirilen “hediyelik” eşyalardan, değeri 1500 Euro’yu geçmemek kaydıyla bir maktu vergi alınıyor.
Bu oran AB ülkelerinden gelen eşyalar için yüzde 18, diğer ülkelerden gelen eşyalar için yüzde 20.
Biliyoruz ki Zafer Bey’in saati Patek Philip’in en pahalı üçüncü modeli ve fiyatı 300 bin İsviçre Frangı.
Yani yolcu beraberinde getirilebilecek eşya değeri limitinin çok üstünde.
Bu durumda yapılması gereken işlem de kanun ve genelgelerle belirlenmiş.
Şöyle diyor: “Getirilen eşyanın tek başına kıymetinin 1500 Avro’yu aşması halinde, söz konusu eşyaya yürürlükte olan ithalat vergilerine ilişkin oranlar uygulanır.”
Yani Reza ve Zafer beyler, “kaçakçılık suçu” işlememiş olacaklarına göre bu saatin ithalatı ile ilgili işlemleri yapıp vergilerini de ödemiş olmalılar.
Bir zahmet, bununla ilgili belgeleri de bana gönderebilirlerse bu köşede memnuniyetle yayınlarım.
Eğer bu yapılmadıysa savcılarımızın başına yeni bir dosya daha çıkacak demektir, al sana bir fezleke konusu daha!

Citation:
Bayraktar’a şimdiden kolay gelsin


RÜŞVET ve yolsuzluk soruşturmaları nedeniyle haklarında TBMM’de soruşturma komisyonu kurulan eski bakanlar arasında en rahat olanı kuşkusuz Erdoğan Bayraktar olmalı.
Bir kere TOKİ ile ilgili soruşturmada savcılığın takipsizlik kararı var.
İkincisi, Bayraktar’ın birçok telefon konuşması kaydında kendisinden yapılması istenen işleri ya yapmadığı ya da gönülsüzce yerine getirdiği anlaşılıyor.
Zaten kendisi de bu olay ilk ortaya çıktığında, görevinden ayrılırken “Ne yaptıysam Başbakan’ın talimatıyla yaptım” demişti.
Tabii hukuken belki sorumlu tutulamayacak ama siyasi bir sorumluluğu var ve TBMM kürsüsünü, bu açıdan kendisini aklamak için kullanabilirdi.
Yapacağı şey kolaydı: Hangi arsalara imar planı uygulamalarıyla avantajlar sağlandığı ve bu arsaların kimlere ait olduğu belli.
Polis ve savcılığın hazırladığı ilk fezlekelerden bunları ayıklayıp gerçek durumu bize anlatabilirdi.
“Şu arsa sahibine şöyle bir avantaj sağladığım iddia ediliyor. Gerçek durum şudur: Normal plana göre zaten böyle olmalıydı vs...”
Böyle bir savunma yapmayı tercih etmedi, umarım komisyon soruşturması sırasında böyle bir olanak eline geçer ve o da hepimizi bu konuda aydınlatacak açıklamalarda bulunur.
Geceler boyunca ağlamak yerine, geceler boyunca oturup bu konuda çalışmak ve sorguya hazırlanmak en doğru hareket olacaktır.
Şimdiden kolay gelsin!




Dernière édition par SelimIII le 10 Mai 2014 17:19; édité 1 fois
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2364
Localisation: Paris

MessagePosté le: 10 Mai 2014 17:16    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Mehmet Y. YILMAZ myy@hurriyet.com.tr
9 Mayıs 2014


Siyasi sorumluluğu unutmayalım

ESKİ bakan Egemen Bağış’ın “bakara–makara” ve “Google’dan bir ayet seçip sallıyorum” konuşmaları ile ilgili olarak “suç duyurusunda” bulunulmuş, savcılık da durumu inceleyip takipsizlik kararı vermiş.
Bir vatandaş, bu telefon kaydı ile ilgili suç duyurusunda bulunmuş ve “halkın İslam dinine mensup kesiminin kutsal kitabı olan Kuran ayetlerinin bir kısmına yönelik alaycı ifadeleri dolayısıyla bu dine mensup insanları rencide ettiği ve benimsediği dini değerleri aşağıladığının söylenebileceğini” iddia etmiş.
Gerçekten tuhaf bir memlekette yaşıyoruz.
“Suç duyurusunda bulunmak” bir ulusal spor haline gelmiş durumda ve herkes birbiri ile ilgili suç duyurusunda bulunmaya dayanılmaz bir istek duyuyor.
İki kişi arasında geçen bir telefon konuşması bu. “Aleni” hale gelmesi ise yasadışı bir eylemin sonucu.
Savcılık doğrusunu yapmış ve takipsizlik kararı vermiş.
Memleketimizde bırakın telefonlarda konuşmayı, kahvehanede bile iki kişinin arasında geçen konuşmaları takip edecek olursanız hapse girmeyecek kimse kalmaz!
Bu sadece onları ilgilendirir, başkasını değil.
Ancak Egemen Bağış’ın durumunda bir farklılık var.
Kendisi bir siyasetçi ve son TBMM konuşmasında olduğu gibi dilinden din–iman meseleleri hiç düşmüyor.
Evet, o konuşmasının açıklanması yasalarımıza göre suç ve alenileşmiş olması da bu nedenle bir hukuki sonuç doğurmaz ama siyasi sorumluluk diye de bir şey var.
Bir boş anına gelip böyle şeyler söylemiş olması nedeniyle onu hapse tıkmayacağız elbette ama inançlı insanların bir özür beklemek de haklarıdır.

O sallanan kâğıdı görmek istiyorum!

ESKİ bakanlardan Zafer Çağlayan, TBMM’deki görüşmelerde kürsüye çıktığında elinde bir kâğıt sallayıp duruyordu.
Konu malum: Reza Zarrab’dan alınan, gümrük vergisinin ödenip ödenmediğini bilmediğimiz saatin parasının ödenip ödenmediği ile ilgili!
O kâğıtta ne yazılıydı, hiçbirimiz görmedik.
Ama Çağlayan kâğıdı sallarken, parayı ödediğini, saatin garanti belgesinin de kendi üzerine olduğunu söylüyordu.
Garantinin bir kişi üzerine olamayacağını, yani Çağlayan’ın bu konuda doğru söylemediğini de öğrendik.
O günden beri merak ediyorum, acaba o kâğıtta ne yazılıydı?
Yazdım, Zafer Bey’e dedim ki lütfen bu belgeleri gönderin, ben de bu köşede yayınlayayım, torba ağızlı olanların bile ağızlarını büzelim!
Ama heyhat, tık yok!
Tamam, beni sevmediğini anlayabilirim ama bu kadar yandaş gazeteci var, onlardan birine verse de onlar kendi gazetelerinde yayınlasalar, o da kabulüm.
Hatta “Başka gazetede yayınlandı” demem, ertesi gün ben de yayınlarım!
Lütfen, çok merak ediyorum!
O salladığınız kâğıtta ne yazılıydı?
Devlet sırrı mı ki bu kimse görmüyor ne yazdığını?
Hadi Zafer Bey, size bir faks makinesi kadar uzağım, gönderin gelsin!

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10751
Localisation: Paris

MessagePosté le: 25 Mai 2014 2:28    Sujet du message: Répondre en citant



http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/75405/Kac_Kahraman_kac.html
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2364
Localisation: Paris

MessagePosté le: 09 Juil 2014 14:43    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Mehmet Y. YILMAZ
Hurriyet 9/7/2014


DÖRT bakan hakkında “yolsuzyuk ve rüşvet iddiaları” ile ilgili soruşturmayı yapacak komisyonun en sonunda bugün TBMM Genel Kurulu’nun bilgisine sunulacağı bildiriliyor.

Komisyonun kurulmasının bu kadar geciktirilmesinin bir tek anlamı vardı, Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde rüşvet ve yolsuzluk konularını halkın gözünden kaçırmak.

Çünkü Başbakan, 17 ve 25 Aralık 2013 tarihlerinde ortaya çıkan rezilliklerin bir “darbe girişimi” olduğu iddiasında ısrarlı, o bu nutukları atarken ortaya rezillikler ile ilgili belgelerin dökülmesini istemiyor.
17 ve 25 Aralık tarihlerinde neler öğrendiğimizi kısaca hatırlatmak istiyorum ki kurulacak komisyonun hangi iddiaları araştıracağını bilelim.

-Halkbank Genel Müdürü’nün evinde, ayakkabı kutularına doldurulmuş 4.5 milyon dolar çıktı.

-Müstafi İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlunun evinde 1 milyon 200 bin lira nakit para ve boyum büyüklüğünde yedi çelik kasa ele geçirildi.

-Müstafi Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın adı 52 milyon dolarlık
rüşvet verilen listede yer alıyor. Aynı bakana, Reza Zarrab, 700 bin lira
değerinde kol saati hediye etmiş. Özel uçağıyla ailesiyle birlikte umreye yollamış.

-Müstafi İçişleri Bakanı Muammer Güler’in, Reza Zarrab’dan özel
koruma hizmetleri ve bazı kişilerin TC vatandaşlığına geçirilmesi için
10 milyon dolar aldığı belirtiliyor.

-Müstafi AB Bakanı Egemen Bağış’ın aynı işadamından elbise, ayakkabı
torbaları ve gümüş tepsi içinde 1.5 milyon dolar aldığı iddiası var.

-Başbakan’ın emriyle, eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın koordinatörlüğünde, ballı ihaleler verilen işadamlarına salma salınarak havuz kurdurtuldu, bu havuzda toplanan para ile gazete ve televizyonlar satın alındı.

-Operasyon gecesi Başbakan’ın oğluna “Evdeki paraları
sıfırlayın” talimatı verdiğine ilişkin telefon kayıtları ortaya çıktı. Paralar o
kadar çoktu ki dağıta dağıta bitiremediler, evde en son 30 milyon Euro para kaldığı anlaşıldı.

-Başbakan’a Urla’da iki villa hediye edildiği, kızının villaların inşaatıyla
bizzat ilgilendiği ortaya çıktı. Başbakan “O villalar 30 yıldır var” dedi, ama
geçen yıl bile villaların olmadığı uydu fotoğraflarından anlaşıldı.

-Başbakan’ın oğlunun bazı telefon konuşmalarından anlaşılıyor ki
biriken para emlak yatırımlarında da kullanılmış.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2364
Localisation: Paris

MessagePosté le: 27 Juil 2014 17:58    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Hafızaları tazeleyelim

Mehmet Y. YILMAZ
Hurriyet 16/7/2014



TBMM’de kurulan komisyonun görevinin rüşvet ve yolsuzlukların üzerini örtmek olduğu artık iyice ortaya çıktı.

‘SAAT KAÇ ZAFER BEY’İN TELEFON KOLEKSİYONU

17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonu sırasında kaydedilen telefon konuşmaları, Zafer Çağlayan’ın sadece saatlere değil, telefonlara da meraklı olduğunu ortaya çıkarmıştı.

Çağlayan’ın özel kalemi ile Reza Zarrab arasındaki telefon kayıtlarında sık sık şöyle konuşmalara rastlanıyordu: “Bakanıma 18 açık der misin?” “Bakan Bey 11’e geçmenizi söyledi ama nedir bilemiyorum.”

17 Aralık’ta ortaya çıkan rezillikler o kadar büyüktü ki, bu ilginç olayın üzerinde durmaya o vakit fırsat bulamamıştım.

“Bakan Bey saat kaç” olayından sonra hatırladım, sizlerle de paylaşayım.
Bu iş şöyle oluyor:

Önce değişik isimler üzerine kontörlü SİM kartları satın alıyorsunuz. Eski Bakan Çağlayan’ın böyle 25 değişik SİM kartı olduğunu telefon kayıtlarından öğrenmiştik. Tabii iş SİM kart almakla bitmiyor. Yine değişik isimlere fatura edilmiş bir o kadar da telefon almalısınız.

Sonra kendinize bir fihrist yapıyor ve aldığınız SİM kartlara 1’den mesela 25’e kadar numara veriyorsunuz. Bu “şifre kodlarını” konuşacağınız insanlara da veriyorsunuz ki siz onlara “8 açık” dediğinizde, sizi sekizinci sırada kayıtlı numaradan arayabilsinler.

Telefonları şarj ediyorsunuz, ama hiçbirine kart takmıyorsunuz, pillerini de
çıkarıyorsunuz ki IMEI numarasından takip edilemesin.

Sonrası basit.

Konuşmak istediğinizde çekmecenizden bir SİM kartı alıyorsunuz, elinizdeki telefonlardan birine takıyorsunuz, karşıya haber veriyorsunuz: “11 açık”! O sizi 11. sırada kayıtlı numaradan arıyor, dinlenme kuşkusu olmadan rahatça konuşuyorsunuz.

Ama adamlarınız bu kodları, dinlemeye açık telefonlardan iletiyorlarsa da yakayı ele veriyorsunuz.

Şimdi eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın sözleriyle Çağlayan’a
soralım:
Dinlenmesinden korkacağı konuşmalar yapmak durumunda olmayan
birisi, neden böyle bir iş yapmaya gerek duyar?

TBMM’de kurulan komisyonun görevinin rüşvet ve yolsuzlukların
üzerini örtmek olduğu artık iyice ortaya çıktı.

Kurulması aylar alan komisyonun AKP’li Başkanı, bakanlar ile ilgili fezleke
dosyalarını TBMM Başkanı’na, o da savcılara geri gönderdi.

Meğerse klasörlerin üzerinde “dizin” yokmuş, hangi belge hangi dosyada bulması zor olurmuş filan falan...

Fezlekeler, savcılıktan TBMM’ye doğru yola çıkarken ne kadar hafifleyecek, içinden hangi belgeler ayıklanıp, çöpe atılacak, şimdilik
bilemiyoruz ama öğreniriz nasıl olsa.

Bir esprili protestoya bile tahammül edemeyen “Saat kaç Zafer Bey”in olayını da bu vesileyle tekrar hatırlatmak istiyorum.

Zafer Bey’in kod adı, toplam 52 milyon dolar rüşvete tekabül eden bir
listede tam 28 kez geçiyor.

Kendisi Reza Zarrab’dan da 300 bin İsviçre Frankı değerinde bir saat de almış. İşadamının özel uçağına ailecek doluşup, umreye gitmiş, bunun için de bir para ödememiş.

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2364
Localisation: Paris

MessagePosté le: 09 Sep 2014 11:11    Sujet du message: Répondre en citant

"Paralel yapi"nin yayin organi Zaman ki zamaninda Erdogan'a toz kondurmuyordu, 17 ve 25 Aralikta ortaya saçilan yolsuzluklarin guzel bir listesini yapmis.
Medar gibi bir AKP yanlisinin tek tek bunlarin yalan oldugunu kanitlamasi guzel olurdu ama ne demisler mizrak çuvala sigmiyor...

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2364
Localisation: Paris

MessagePosté le: 20 Sep 2014 15:09    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:




25 Aralık Kapatılamaz!

Can DÜNDARR
03 Eylül 2014 Çarşamba
-

Ne komik görüntü:
25 Aralık yolsuzluk soruşturmasını yürüten Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Yakub Saygılı’yı Emniyet takibe alıyor.
Yıllarca takip eğitimi veren Saygılı, takip ekibini hemen fark edip atlatıyor. Ardından da dalga geçmek için tweet atıyor:
“Bir takip eğiticisine bir çaylak… Alındım doğrusu…”
Sonra, panikleyen “çaylak”a yardımcı olmaya karar veriyor:
“Endişe etmeyin, Halkalı Kent Hastanesi’nde serum yiyorum. Bitince gelirim.”
Emniyet’in haline bakar mısınız?

***

Ne hazin durum:
Genel Başkan seçildiği kongrede, “Tüyü bitmemiş yetimin hakkına uzanacak eli, kardeşimizin olsa koparırız” diyerek işe başlayan Davutoğlu’nun ilk icraatı, tüyü bitmemiş yetimin hakkına uzanan ellerdeki zinciri çözmek oluyor.
Hükümet, hırsızı salıverirken, onu yakalayan polisin elini zincirliyor.
Devletin haline bakar mısınız?

***

Ne vahim manzara:
25 Aralık fezlekesini satır satır okudum; uzun bir yazı dizisiyle sizlerle paylaştım. 900 sayfanın herhangi bir satırındaki iddia bana yöneltilse dünyayı ayağa kaldırır, suçsuzluğumu ispatlamak için “Hodri meydan, gelin soruşturun” derdim.
900 sayfada hırsızlıkla suçlananlar ne yaptı:
İddiayı belgeleyen polisleri görevden aldı.
İddiayı soruşturan savcıyı sürdü.
İddia dosyasına yayın yasağı koydu.
İddiayı yazanlara dava açtı.
Ve nihayet kendilerine takipsizlik kararı çıkarttırdı.
Şimdi de dosyayı hepten kapatmak için, yolsuzluğu soruşturan polisleri tutukluyorlar.
Peşinden delilleri, belgeleri yok edecekler.
Unutulmasını bekleyecekler.
Türkiye’nin haline bakar mısınız?

***

Ne nafile çaba:
İstediğiniz kadar yakın, silin, imha edin o ses kayıtlarını, dosyaları, fotoğrafları...
Hepsi dinlendi, okundu, görüldü, kopyalandı, kaydedildi bir kere; ebediyen yok etmeniz imkânsız...
Şehir şehir, sokak sokak, hane hane, oda oda, bilgisayar bilgisayar basıp silseniz; yine de nereye gitseniz, gelecek peşinizden; ille çıkacak karşınıza, valla sorulacak hesabı…
Kaçış yok; sonunda yargılanacaksınız.

***

Mülkiye’de bir derste hocamız Mehmet Ali Ağaoğulları, “karşı ütopyalar”ı okutmuştu.
“Ütopyalar”, insanlığın mutlu geleceğinin masallarıdır; “karşı ütopyalar” ise despotizmi haber veren korku romanları…
Ray Bradbury’nin “Fahrenheit 451”i, ikincilerdendir.
1950’lerin Soğuk Savaş ikliminde yazılmıştır.
Bradbury’nin kurguladığı “yeni dünya”da kitap, bir suç unsurudur. Çünkü despotlar, korkar kitabın ışığından; yasaklar okumayı… İtfaiye, ihbarla evleri basıp bulduğu kitapları yakar.
Yine bir baskında, itfaiyeci Montag, kütüphaneden düşen bir kitabı yangından kurtarıp göğsüne saklar. Aydınlanır onunla...
Lakin karısı ihbar eder Montag’ı; o da kaçar, direniş örgütüne katılır. Örgüt, baskıya direnen bilgelerden kuruludur. Her örgüt üyesi, önemli bir eseri ezberlemiştir. Kitaplar, bu “kitap-adamlar”da saklanır.
Her kitap bir adamdır artık; her adam, bir kitap…
İnsanlık mirası, böyle korunur.

***

Evi basılanları, dosyası kapatılanları, bağıracakken susturulanları gördükçe o “kitap-adamlar”ı anımsıyorum.
Bütün suç evraklarının silindiği bu yangın yerinde, hepimiz hafızamızda saklayıp ezberimizde gezdireceğiz o belgeleri…
Taa ki yangının, itfaiyeyi yakacağı güne kadar...

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2364
Localisation: Paris

MessagePosté le: 17 Oct 2014 11:10    Sujet du message: Répondre en citant

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2364
Localisation: Paris

MessagePosté le: 18 Oct 2014 17:38    Sujet du message: Répondre en citant

Paralar, kasalar, saatler, "ne yaptiysam basbakanin emriyle" yaptimlar, "sifirladiniz mi?" lar yokmus, olmamis, Sarraf melekmis...

Bu is obur dunyaya kalmaz, bu rezalet sebeb olanlarin da yuzunde patlar...



v


v


v
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2364
Localisation: Paris

MessagePosté le: 20 Oct 2014 15:33    Sujet du message: Répondre en citant





Savci, zanliya ovguler duzuyor!

Zaten o ovgulere layik zanli da adam dovduruyor...

Iste AKP Türkiyesi...
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Montrer les messages depuis:   
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque Toutes les heures sont au format GMT + 2 Heures
Aller à la page 1, 2, 3, 4  Suivante
Page 1 sur 4

 
Sauter vers:  
Vous ne pouvez pas poster de nouveaux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas répondre aux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas éditer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas supprimer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas voter dans les sondages de ce forum


Powered by phpBB v2 © 2001, 2005 phpBB Group ¦ Theme: subSilver++
Traduction par : phpBB-fr.com
Adaptation pour NPDS par arnodu59 v 2.0r1

Tous les Logos et Marques sont déposés, les commentaires sont sous la responsabilités de ceux qui les ont postés dans le forum.