30 visiteur(s) et 0 membre(s) en ligne.
  Créer un compte Utilisateur

  Utilisateurs

Bonjour, Anonyme
Pseudo :
Mot de Passe:
PerduInscription

Membre(s):
Aujourd'hui : 0
Hier : 0
Total : 2126

Actuellement :
Visiteur(s) : 30
Membre(s) : 0
Total :30

Administration


  Derniers Visiteurs

Georges : 04h11:35
murat_erpuyan : 13h13:36
Philippe : 1 jour, 02h49:29
Chaplon : 1 jour, 03h51:41
lalem : 1 jour, 23h23:54


  Nétiquette du forum

Les commentaires sont sous la responsabilité de ceux qui les ont postés dans le forum. Tout propos diffamatoires et injurieux ne sera toléré dans ces forums.


Forums d'A TA TURQUIE :: Voir le sujet - Günümüz Türkiyesi
Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum Forums d'A TA TURQUIE
Pour un échange interculturel
 
 FAQFAQ   RechercherRechercher   Liste des MembresListe des Membres   Groupes d'utilisateursGroupes d'utilisateurs    

Günümüz Türkiyesi
Aller à la page Précédente  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9  Suivante
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque
Voir le sujet précédent :: Voir le sujet suivant  
Auteur Message
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10536
Localisation: Paris

MessagePosté le: 03 Nov 2016 1:14    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Özgür Mumcu

Tehlikeye karşı ne yapacaksınız?

02 Kasım 2016 Cumhuriyet

Cumhuriyet’in kuruluş yıldönümünden iki gün sonra Cumhuriyetle yaşıt bu gazeteye yapılan saldırının amacı açıktır.

Bir rejim değişikliği sürecindeyiz. Bu sadece basit bir otoriterleşme ya da baskıcı yönetim meselesi değil. Şartların olgunlaştığına inanan siyasal İslamcı irade, soğuk savaş yıllarında düşlerini kurduğu düzeni oturtuyor.

Bu yeni düzen için saha temizliği gerekiyor. Darbe girişimiyse iktidara bu temizlik için gerekli zemini sağladı. Karşımızda hasım gördüklerini imha ettikçe büyüdüğünü ve durursa düşeceğini zanneden bir yapı var. Ancak krizle, çatışmayla, gerginlikle ve muhalefeti yok ederek var olabiliyor.

Bu sebeple Cumhuriyet’e yönelik bu saldırı yeni rejimin ne ilk ne de son hamlesi olacak. Ancak bunun bir kırılma noktası olduğu da ortada. Memleketin kurucu değerlerinden şehvetle nefret eden bir kadro, devletin her unsuruna hâkim. Bu şehvetli nefretin odağına Cumhuriyet gazetesini yerleştirmesi ise şaşırtıcı değil.
Üzücü olan bu saldırıya alkış tutan, iktidarın yarın suratına sırıtıp sırtına tekmeyi basacağı ahmakların siyasal İslamın heybesinde ekmek kırıntısı kemirmeyi marifet bilmesi.

Cumhuriyet Vakfı’nın üyeleriyle, Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Aydın Engin ve Kadri Gürsel’i gözaltına alan bu irade aslında memleketin kurucu değerlerini benimseyen bütün kesimleri gözaltına almayı arzulamakta.

Bütün bu yerli ve milli laflarının altında yatan bellidir. İktidarın karşısında boyun eğmeyen herkes ona göre gayri milli. Yani toplumun neredeyse yarısı temizlenmesi gereken yabancı bir madde.

Kendisi gibi olmayanları düşman kuvvetler olarak değerlendirdiği için bu derece zalim, aceleci, aldırmaz ve hoyrat bir güç her yere saldırmakta.

Cumhuriyet’e saldırarak ise kritik bir eşik zorlanıyor. Şayet yeterli toplumsal tepki gelmezse sırada Cumhuriyet’in kendisi var.

Bunun lamı cimi yok. Her şey gün gibi ortada.

Artık sorulması gereken soru “tehlikenin farkında mısınız” değil. Şu anda tek soru şu: “Tehlikeye karşı ne yapacaksınız?”

Bugün kendinize sadece bunu sorun.

Tehlikeye karşı ne yapacaksınız?



.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10536
Localisation: Paris

MessagePosté le: 06 Nov 2016 1:12    Sujet du message: Répondre en citant

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10536
Localisation: Paris

MessagePosté le: 06 Nov 2016 1:12    Sujet du message: Répondre en citant

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10536
Localisation: Paris

MessagePosté le: 06 Nov 2016 1:13    Sujet du message: Répondre en citant

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10536
Localisation: Paris

MessagePosté le: 07 Nov 2016 0:46    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:

Can Dündar

Nazi devrinin başlangıcı gibi

06 Kasım 2016 Cumhuriyet

Geçen hafta sonu Stuttgart’ta karşılaşınca, birbirini iyi tanıyan iki dost gibi kucaklaştık; oysa ilk kez tanışıyorduk.
Edzard Reuter, 88 yaşındaydı.

Leziz bir Türkçe ile “Nasılsınız” diye sordu.

Türkçe, ona çocukluğundan mirastı. 1935’te 7 yaşındayken Türkiye’ye gelmiş, 18’ine kadar kalmıştı.

Nedeni, elindeki kitapta yazılıydı (“İkinci Vatan Türkiye”, Reiner Möckelmann, Çeviren: Ahmet Arpad, T.İş Bankası Y., 2016).

***

Babası Ernst Reuter, Magdeburg’un sosyal demokrat belediye başkanıydı. 1930’ların başında Alman demokrasisi krize girdiğinde “Gericilerin Almanya’yı ele geçirmesine izin vermeyelim. Hücum, hep hücum!” diye yazan adamdı.

Almanya, sağın iki lideri, Hitler ve Von Papen’in anlaşmasıyla, 30 Ocak 1933’ten itibaren Hitler’e devredildiğinde, Reuter, en yakın arkadaşına şöyle demişti:

“Yeni rejim bir intikam savaşı verecek, ama kazanamayacak. Sonunda kaçınılmaz olarak doğu bölgelerini kaybedecek. Biz belki 10 yıllığına çöle gideceğiz. Ama günün birinde yine döneceğiz.”

***

28 Şubat’ta Berlin Meclis binasının yakılması, faşistlere aradıkları fırsatı sundu. Devlet terörü ile cadı avı başladı. Faşist iktidar, bir yetki yasası ile Meclis’i devreden çıkarıp muhaliflerin tasfiyesine girişti. Öncelikli hedef, toplumun beyni sayılan akademisyenlerdi. Önce onlar üniversiteden atıldı.
Reuters da yaka paça başkanlıktan alındıktan sonra jurnalcilerin ihbarı sonucu “halkı huzursuz etme” suçlamasıyla tutuklanıp toplama kampına yollandı. 9 ay kaldığı hücresinde işkence gördü, lağım temizlemeye zorlandı, aşağılandı.

Ama aldırmadı.

Hücresinden yazdığı mektupta sevenlerine şöyle diyordu:
“Sakın nefretinizin esiri olmayın. Nefretle hiçbir sorunu çözemezsiniz.” S
erbest bırakıldığında Almanya’yı terk etmeye karar verdi. Tek bavulla ve cebinde 30 sterlinle Londra’ya geçti. Ama İngiltere’de hiç kimse Nazilerin ne yaptığıyla ilgili değildi.

Tam o günlerde Ankara’dan bir mektup aldı. Atatürk’ün genç Cumhuriyeti, kuruluşa omuz verecek akademisyenler arıyordu. Ekonomi Bakanlığı’nın bir ulaşım danışmanına ihtiyacı vardı.

“Hemen” dedi Reuters ve 1935 Haziranı’nda “ikinci vatanı” Türkiye’ye geldi. Orada “çöl” değil, taptaze bir Cumhuriyet coşkusu ve bilimi kutsayan bir liderlik vizyonu bulacaktı.

Hitler tetikçilerinin “vatan haini” suçlamalarına kulak asmadan bir yandan Mülkiye’de ders verip yeni başkentin kentleşmesine katkı sunuyor, bir yandan da Nazilerden kaçıp Türkiye’ye yerleşen 100’ün üzerinde akademisyenle birlikte teslim olmuş, paramparça bölünmüş muhalefeti örgütlüyor, Hitler devrildikten sonra kurulacak yeni Almanya’yı planlıyordu.

1946 sonunda döndüğü, “doğusunu yitirmiş” Berlin’in belediye başkanı oldu.

Alman tarihine unutulmaz bir damga vurdu.

***

Geçen hafta sonu buluştuğumuzda Edzard Reuter, çocukluğunun düş ülkesine yaptığı bir geziden yeni dönmüştü. Gördüklerinden dehşete kapılmıştı. Kulağıma eğildi:

“Türkiye’de şu anda olup bitenler, bana Almanya’da Nazi devrinin başlangıcını hatırlatıyor” dedi.

Çevremizde, o rejimden kaçıp gelmiş Türk akademisyenler vardı. Babasını Ankara’ya getiren trenler, 80 yıl sonra, bir tarih tekerrüründe ters yöne dönmüştü.

Şimdi faşizmi yenme sırası, Türkiye’deydi.




Evet Nazizmi yasamis ve Turkiye'yi iyi bilen bir Almanin algisinin altini ben çizdim!
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10536
Localisation: Paris

MessagePosté le: 08 Nov 2016 2:18    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Türkiye'yi bekleyen risk: Dijital eşitsizlik
AKDENİZ Üniversitesi Gerontoloji Bölümü öğretim üyesi Doç.Dr. Özgür Arun, gelecek yüzyılda Türkiye'yi bekleyen en önemli risklerden birinin dijital eşitsizlik, en önemli fırsatının da beşeri sermayesi olduğunu söyledi.
Paylaş
Kaydet Kaydettiklerim
cumhuriyet.com.tr Yayınlanma tarihi: 07 Kasım 2016 Pazartesi, 11:07
ABD'nin her yıl uluslararası alanda liderliği ve öğrenim yetkinliği öne çıkan genç akademisyenlere verdiği 'Rising Star Early Career Faculty Award: Yükselen Yıldız' ödülünü kazanan ilk Türk bilim insanı Doç.Dr. Özgür Arun, gelecek yüzyılda Türkiye'yi bekleyen riskler ve fırsatları TÜİK verileri ışığında ele aldı. Dijital eşitsizlik konusunun yani teknoloji kullanımının Türkiye'de önümüzdeki yüzyıldaki risklerinden biri olarak değerlendiren Doç.Dr. Arun, beşeri sermayenin en önemli fırsat olduğunu söyledi.

Önümüzdeki yüzyılda kamu hizmetlerinin çoğunun artık internet üzerinden sunulacağını ifade eden Doç.Dr. Arun, e-devlet'in bu durumun en önemli örneği olduğunu dile getirdi. Doç. Dr. Arun, şöyle dedi:

"Ama bizi bir risk bekliyor. Nüfusumuzun büyük kısmının teknoloji kullanımı çok düşük. Dijital eşitsizlikte önce teknolojik cihazlara sahip olmaya, sonra da bunların kullanım düzeylerine bakılıyor. Dijital eşitsizlik daha çok yaşlılar ve daha düşük eğitimliler, yoksullar için risk oluşturuyor. İki yaş grubunda yoksulluğun daha fazla olduğunu görüyoruz. Bunlar yaşlılar ve çocuklar. Resmi rakamlara göre 15 yaşın altında yüzde 24 olan yoksulluk oranı, yaşlılarda yüzde 16."

KADINLARIN İNTERNETE ULAŞIMI DAHA DÜŞÜK

Önümüzdeki dönemde dijital alana yatırım yapılacaksa dijital eşitsizliğin önemli bir sorun olacağının altını çizen Doç.Dr. Arun, bu durumu önlemek için de hanelerin altyapısının geliştirilmesi ve yaşam boyu öğrenim politikalarının hayata geçirilmesi gerektiğini anlattı. Doç.Dr. Arun, Türkiye'de yaşlıların internete ulaşamadığını belirterek, özellikle Karadeniz, Orta Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki kadınların internete ulaşamadığını aktardı.

YÜZDE 96'DA CEP TELEFONU VAR

TÜİK verilerini açıklayan Arun, şöyle konuştu:
"Türkiye'deki hanelerin yüzde 72'sinde masaüstü bilgisayar yok. Hanelerin yüzde 60'ında da dizüstü bilgisayar yok. Türkiye'deki hanelerin yarısından fazlasında bilgisayar yok. Evde en az bir yaşlı var ise hanelerin yüzde 73'ünde dizüstü bilgisayar yok. Çünkü yoksullar daha yaşlı ve daha eğitimsiz bırakılmışlar. Yaşlılık, yoksulluk ve düşük eğitim bir araya geldiğinde eşitsizlik daha da artıyor. Türkiye'deki hanelerin yüzde 96'sında cep telefonu var. Evde yaşlı var ise bu oran yüzde 90'lara düşüyor. Yaşlı yoksa hanede yüzde 1'inde cep telefonu yok."

NÜFUSUN YÜZDE 12'SİNDE SMART TV VAR

İnternete bağlanan bir smart televizyonun aynı zamanda statü göstergesi olduğunu dile getiren Doç. Dr. Özgür Arun, smartın maddi ve eğitim statüsünü gösterdiğini söyledi. Doç. Dr. Arun, Türkiye'deki hanelerin yüzde 12'sinde internete bağlanan smart televizyon olduğunu belirti.

ANTALYA'DA DURUM NE?

Antalya'da internet kullanımının yaşlılar açısından Türkiye'deki ortalamanın çok üstünde olduğunu ifade eden Doç.Dr. Özgür Arun, Türkiye'de yaşlıların internet kullanımı yüzde 3 iken Antalya'da bu rakamın yüzde 30'lara ulaştığını söyledi. Doç. Dr. Arun, "Antalya yaşlıların internet kullanımı Türkiye ortalamasından 10 kat fazla. Antalya'daki yaşlı kesim daha varlıklı, daha eğitimli ve teknolojiyi daha fazla kullanıyor" dedi.



http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/teknoloji/627188/Turkiye_yi_bekleyen_risk__Dijital_esitsizlik.html
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10536
Localisation: Paris

MessagePosté le: 20 Nov 2016 2:21    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:

Cuma sohbeti!

19.11.2016 Cumartesi
HAYIR günü şaşırmadım, biliyorum, bugün cumartesi.

Hayır, bazı din adamlarının ramazan aylarında televizyonlardan filan kazandıkları paraya da göz dikmiş değilim.

Şimdi bir alıntı yapacağım, dünkü gazetelerden birinde yayınlanan bir “Cuma sohbeti” köşesinden yaptım bu alıntıyı.

İsim vermiyorum çünkü amacım polemiğe neden olmak değil.

Bu alıntıyı yapıyorum çünkü biliyorum ki Müslümanların önemli bir çoğunluğu böyle düşünüyor.

Buyurun, okuyalım:

“Dünyaya yön vermeye çalışan uluslar doymaz bir açgözlülükle bütün dünyayı kontrollerinde tutmak istiyorlar. İslam beldelerinde birbirlerine zıt örgütler kurduruyor ve savaştırıyorlar. Aldıkları dolar ve Euro’ları ya ceplerine ya da yeni sömürge alanlarına aktarıyorlar. Pragmatisttirler. İlkesizdirler. Zalimdirler. Zalimlerden yanadırlar. İslam’a düşmandırlar. Güçleri yetse ya Müslüman bırakmazlar veya sadece emir alan kapıkulu Müslümanlara müsaade ederler.”

Yazı bu minval üzerine devam ediyor, hain ve alçak Batılılar, zavallı ve mazlum Müslümanları nasıl parmaklarında oynatıyorlar, onu anlatıyor.

Bu yazının yayınlandığı gün, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da Pakistan Meclisi’nde yaptığı konuşma gazete manşetlerindeydi.

Cumhurbaşkanı’nın konuşmasında şöyle bir bölüm var:

“El Kaide ve onun bir parçası olarak ortaya çıkan DEAŞ gibi terör örgütleri, sadece ve sadece Müslümanlara zarar veren, İslam’a karşı yürütülen savaşın aracı olan yapılardır

Cumhurbaşkanı da belli ki bugün İslam dünyasının içinde bulunduğu durumu Batılıların bir komplosu olarak değerlendiriyor.

Gazeteden yaptığım alıntı ile Cumhurbaşkanı’nın sözleri büyük bir uyum içinde. Bu da doğal çünkü belirttiğim gibi Müslümanların önemli bölümü böyle bir gerçeklik içinde yaşıyorlar.

Peki öyle mi gerçekten?

Sünni–Şii kavgasını, “Batılılar”mı yarattı?
Hz. Hüseyin’i öldüren bir CIA ajanı mıydı? İyi ama o vakit daha ABD bile keşfedilmemişti.

Taliban, El Kaide, IŞİD, Boko Haram, El Nusra gibi örgütleri kurup finanse edenler Batılılar mı?

Cumhurbaşkanı, Pakistan’daki konuşmasında bu terör örgütleri mensuplarının kullandıkları silahların Batı menşeli olmasına dikkat çekiyor.

Bu da terörist örgütlerin esasen Müslümanlara karşı kurulan Batılı bir komplo olduğunun delilini oluşturuyor.

Gerçekten böyle olabilir mi? Silahların menşei “Batı”, böyle homojen bir yapı mı ki bir merkezden değişik terör örgütleri kurabiliyor, onları silahlandırıp Müslüman kılığında Müslümanların üzerine mi salıyor?

Bu bakış, Müslümanların neden bu sorunu bir türlü çözemediklerinin kaynağını oluşturuyor aslında.

Gerçek doğru tarif edilmediği için, sorunun kaynağı doğru tarif edilmediği için bir hayali gerçeklik içinde yaşayıp gidiyoruz.

Sorunun nedenini görmemek, daha doğrusu görmek istememek bu tür aşırı örgütlerin zemin bulmasını da kolaylaştırıyor.

Unutmayalım ki bu ülkenin bazı yöneticileri bile IŞİD ortaya çıkıp ilk kafa kesme eylemlerine giriştiğinde onları “öfkeli gençler” gibi değerlendirmişti.

Müslüman dünyasının artık görmesi gereken şey şu ki bu tür aşırı örgütleri yaratan şey, bu coğrafyada hâkim olan cehalet ve hurafelerin din zannedilmesidir.

Bunu düzeltmek ise Müslümanlara düşen bir görevdir.

Hurafelerin din zannedilmesinin önüne nasıl geçilecek?

Batı’yı suçlamak tabii bununla mücadele etmekten daha kolay.

Suçu hayali bir düşmanın üzerine yıktığın zaman sorun çözülmüyor ama bu kez din adına kullanabileceğin iyi bir propaganda malzemesi sahibi olabiliyorsun.


http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/mehmet-y-yilmaz_148/cuma-sohbeti_40282085
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
duygu
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 23 Sep 2008
Messages: 3804

MessagePosté le: 17 Déc 2016 0:45    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Aman, prezervatif nedir, çocuklar duymasın; gençler uyanmasın!

Mine Söğütè Cumhuriyet, 16 Aralık 2016


RTÜK bir kanala, çocukların izleyebileceği bir saatte cinsel içerikli reklam yayımladı diye ceza kesmiş.

Reklam bir prezervatif reklamı.

Reklamda bir erkekle kadın aşkla birbirine yaklaşıyor;
Fonda da “Aşka incelik gerek. Türkiye’nin en incesi, dünyanın bir numaralı tercihi” deniyor.

RTÜK bu reklamın çocukların fiziksel, zihinsel veya ahlaki gelişimine zarar verdiğini düşünüyor.

Cinsel içerikli ürün tanıtımları, çocuklarda merak uyandırabilirmiş;
Küçük yaştakilere açıklanmasında bazı zorluklar yaşanabilirmiş;
Gençler için özendirici olabilirmiş.

Prezervatiften bahsediyoruz; yani önemli bir doğum kontrol yönteminden.
Çocukların bilmesinde hiçbir sakınca olmayan;
Gençlerin özenmesindeyse aksine fayda olan!
Bir bebeğin nasıl dünyaya geldiğini çocuklardan sonuna kadar saklamayı marifet sanıyorlar.

Gençlerin sevişme isteğini özenme olarak kodlayacak kadar karanlıklar.
Temel cinsel bilgilerin aslında ilkokuldan itibaren çocuğa bilimsel olarak verilmesinin cinsel istismarları önlemek açısından ne kadar önemli olduğuna asla kafası basmayan bir aklın ele geçirdiği bir ülke artık burası.
O yüzden çağdaşlığa dair ne varsa üzeri bir kalemde çiziliyor.
Yeni neslin hayatı korkularla ve yasaklarla, kapkara bir ülkeye biçimlendiriliyor.

Çocuklara, cinselliğin ne olduğunu erkenden öğrenmek mi daha çok zarar verir;

Yoksa idam istemenin ulvi bir şey olduğunu sanmayı öğrenmek mi?
Çocukların kafaları, kadınların nasıl yumurta, erkeklerin nasıl sperm ürettiklerini öğrendiklerinde mi daha çok karışır;

Yoksa tecavüze uğrayan küçük kızların tecavüzcüleriyle evlenebilmesinin önünü açan yasa teklifinin Meclis’te tartışıldığını öğrendiklerinde mi?
Bedenle, üremeyle ilgili temel bilgileri çocuklara erkenden veren bir eğitim sistemi mi onların hayatını karartır;

Yoksa akıllarını erkenden cehennem, zebani, günah, şeytan, cin bilgileriyle dolduran bir temel eğitim sistemi mi? Bu soruların cevapları belli;

Ama o cevapların bundan böyle bu ülkede geçerliliği yok.
Mahalle baskısı baskı olmaktan çıktı, artık bir hukuk haline dönüştü.
Çocukların beyni sadece okulda değil sokakta, evde, her an her yerde tehlikeli bilgilerle yıkanıyor.

Cumhurbaşkanı’ndan öğretmenine kadar herkesin uluorta iştahla köpürttüğü şehadet reklamları, herhangi bir pedagojik denetimin alanına bile girmiyor.

Çocuklara, bir bebeğin anne karnında nasıl oluştuğunu anlatmaya utanan; bunu ayıp, günah, ahlaksızlık sanan yetişkinler;

İnanç uğruna kendi hayatını feda eden kişinin Allah katında nasıl ödüllendirileceğini en hamasi hikâyelerle hiç gocunmadan anlatıyorlar.
Bugün şehitlerini gözyaşları içinde gömenler;

Katillerin de bambaşka bir yerde bambaşka değerlerle şehit olarak gömüldüğünü fark edemeyecek kadar gerçeğe körler.
Çocuklarını cinsellikle ilgili bilgilerden köşe bucak sakınarak büyütenler;
Ve onlara din uğruna, vatan uğruna, inanç uğruna şehit olmayı bir marifetmiş gibi öğretenler;

Ve hayatı değil ölümü kutsamayı seçenler yüzünden;

Bu dünya daha uzun süre kendine gelemeyecek..

Ve çocuklar...


Hak ettikleri o “güzel” günleri daha uzun süre göremeyecek.

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2321
Localisation: Paris

MessagePosté le: 18 Déc 2016 17:54    Sujet du message: Répondre en citant

C'est intéressant et paradoxale, mais c'est très bien

TUSIAD (équvalent de MEDEF) et DISK (équivalent de CGT) sonr désormais dirigées par des femmes

Mme Cansen Başaran–Symes est présidente de TUSIAD, alors que Mme Arzu Çerkezoglu préside DISK.

Merci Ataturquie pour l'info que j'ignorais :
http://www.ataturquie.fr/arzu-cerkezoglu-47-ans-la-syndicaliste/
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2321
Localisation: Paris

MessagePosté le: 20 Déc 2016 11:50    Sujet du message: Répondre en citant

Bu kadar!

Citation:

Erdal Atabek

İllüzyon...
19 Aralık 2016 Pazartesi


İllüzyon, “algı çarpıtılması” demek.

Yanılsama. Olan bir şeyi olmadığı gibi görme yanılgısı.

“İllüzyonist Zati Sungur”, çocukluğumuzun ünlü sihirbazı idi.
Smokin tarzı giysisi, papyon kravatı ile şık bir gösteri ustası.
Gösterisinin başında yaptıklarının “sihir” olmadığını, hazırlanmış bir oyun olduğunu anlatır, seyircilerini böyle yanılmalara karşı hazırlardı. Ama biz onun yaptıklarını hep sihir olarak kabul eder, şaşma duygumuzu bozmazdık.

Ah Zati Sungur Usta ah!

Bugünkü halimizi görse böyle açıklamalara hiç kalkışmazdı.

Bugünün seyircileri Zati Sungur Usta, neleri ne kabul ediyor, görseydin çok şaşardın. Kendini usta değil çırak bile saymazdın.

Bugün memleketimin insanları, büyükleri ne derse kayıtsız şartsız inanıyorlar Zati Sungur Usta.

Ama büyükleri ne derse desin.

Söz temsili, ellerinde milyon dolarlar bulunan kasalarla görülseler -yok ya, temsil dedik- milletim,“A bu da nesi?” demiyor, soruyor: “Ne yapıyorsunuz büyüğüm?”, Büyüğü de diyor ki, “Baksana, yoksullara dağıtacağım parayı sayıyorum.”

Diyor mu? Diyor. Milletim inanıyor mu? İnanıyor.

Oyun değil, sihir değil, olanın ta kendisi.

Temsil, büyüğüm diyor ki, “Ben çobanım.”

O çoban olursa sen ne oluyorsun? Koyun oluyorsun değil mi? Hani, çobanın sürüsünde bir koyun.

Vatandaşım, “Canım ben koyun muyum?” demiyor.

Vatandaşım ne diyor bilir misin: “He, ben koyunum. Sana kelle paça çorbası olayım büyüğüm” diyor.

Nedir bu şimdi Zati Sungur Usta?

Ne diyorsun bu işe.

Sen kendine “illüzyonist” diyordun.

Yani, “algı yanıltıcısı”.

Biz bunlara ne diyelim usta?

Burada algı yanılması mı var, yoksa anahtar teslim boyun eğiciliği mi?
Misal yani, “memlekette ileri demokrasi var” diyorlar.

“Ben görmüyorun demokrasi falan” demeye kalmıyor, hemen “hain, alçak, terörist, sen vatanına düşmansın” diye bir saldırı başlıyor. Polis alıp götürmezse satırı kapan senin peşine düşüyor.

Teröristler bomba patlatıyor. Yaşanıyor artık bunlar.

Söylemen gereken şey belli:

“Şehitler ölmez, vatan bölünmez.”

Demekle olmuyor demeye gelmez, dikkat et.

“Neden oluyor bunlar?” diyemezsin.

“Hükümet bunları önlemekle görevli değil mi?” demezsen iyi olur.

“Bunları önleyemiyorsa hükümet istifa etmeli” sözlerini aklından bile geçirmesen daha iyi.

Zira, hükümeti istifaya çağırmak demek teröristlerin isteğini dillendirmek sayılır ki senin de terörist olman gibi bir şeydir. Aman ha. Sen de terörün kurbanı olma.

İllüzyon böyle bir şeydir usta. Sen âlâsını bilirsin.

Olanı olmamış sayma.

Olmamışı olmuş gibi görme.

Var olanı yok sanma.

Yok olanı var sayma.

Toprak yağmasını imar say.

Cebine dalan eli öpüp başına koy.

Kıçına vurulan tekmenin tozunu sil.

Yüzüne yağan tükürüğe şükürler et.

Geçmediğin köprülere hayran kal.

Girmediğin saraylara bak, gözün yaşarsın.

Koş dedilerse koş.

Sus dedilerse sus.

Vur dedilerse vur.

Yat dedilerse yat.

Kalk dedilerse kalk.

Vay benim insanım, vay ki vay.

Gör deyince gör.

Kör deyince kör.

Sana bir şey diyeyim.

Biz çocukluğumuzda Zati Sungur’u seyredip şaşar kalırdık. Adam sihir yapıyor sanırdık.

O da bizi kandırmasın diye “Bu sihir değil efendim, bu bir oyun” derdi.
Bugünleri görseydi, “Asıl ustalarım gelmiş, kusura bakmayın” der, başını eğip sahneden inerdi.

İşte böyle efendiler.

Oyun da budur, sihir de budur, sahne de budur, usta da budur...

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10536
Localisation: Paris

MessagePosté le: 23 Déc 2016 1:54    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:

Ali Sirmen

22 Aralık 2016 Perşembe

Terör Türkiye’ye musallat olmuş, vuruyor da vuruyor. İstanbul
Dolmabahçe’de maç sonrası, statta ve çevresinde görevli polisleri şehit ediyor, oradan geçmekte olan sivil vatandaşlardan da ölenler oluyor.
Bir hafta sonra Kayseri’de ortaya çıkıyor, TSK’nin en seçkin birliklerinden birinin çarşı iznine çıkmakta olan mensuplarına saldırıyor.

Aradan iki gün geçiyor. Ankara’nın göbeğinde bir sergi açılışında, Rus Büyükelçisi, davetlilerin ve görevlilerin gözleri önünde öldürülüyor.
Birbirini izleyen olaylar zihinlerde bir sürü soru işareti yaratıyor:

-Dolmabahçe olayında hep birlikte, onları görünce kendini patlatan canlı bombanın üstüne koşan polislerin davranışları doğru muydu? Olay yerinde şehit düşen bu polisler, benzeri olaylarda nasıl davranacakları konusunda eğitilmişler miydi?

-Çatışma alanında PKK’ye kök söktürdüğü için, menfur örgütün hedefinde olan Kayseri’deki seçkin birliğin topluca çarşı iznine çıktığı sırada gerekli ve yeterli koruma önlemleri alınmış mıydı?

-Ankara’da polis olduğu anlaşılan suikastçı, Büyükelçi’yi vurduğu silahı salona nasıl sokmuştu? O sırada orada görevli olmayan kişinin cihazdan geçirilmesi gerekmez miydi?

- Olay sırasında Büyükelçi’nin korumasız olduğu anlaşılıyor. Ankara’daki büyükelçilerin can güvenlikleri TC’nin sorumluluğunda olduğuna göre, Rus Büyükelçisi herhangi bir talep olmamış olsa dahi, koruma altında olmamalı mıydı?

-Nihayet, katilin canlı yakalanması arkasında kimlerin olduğunun ortaya çıkarılması açısından yaşamsal önemdeyken, bunca polisin bunu başaramaması ve katilin polis tarafından öldürülmesi şüphe uyandıran bir husus değil midir?

***

Terör ülkenin dört bir yanında hiçbir engelle karşılaşmadan elini kolunu sallayarak gezer, polis, sivil, asker, yabancı büyükelçi önüne geleni vururken Türkiye 20 Temmuz’dan bu yana olağanüstü hal rejimiyle yönetilmektedir.

Doksan günün sonunda, ikinci bir üç aylık dönem için uzatılan OHAL’in ilk üç aylık bilançosu dehşet vericidir.

Bu süre içinde 40 bin kişi gözaltına alınmış, 32 bin kişi tutuklanmış, 93 bin kamu görevlisi açığa alınmış, 59 bin 841 kişi kamu görevinden ihraç edilmiş, 984 özel okul,15 üniversite, 1225 dernek, 104 vakıf, 35 hastane kapatılmıştır.

Asker, polis, öğretmen, eğitim uzmanı, profesör, yargıç, savcı, gazeteci, işadamı, bankacı, sade yurttaş, öğrenci, herkes, ama herkes “acaba başıma ne gelecek” korkusu içinde yaşamaktadır.

16 Aralık 2016 itibarıyla 2500 gazeteci işsiz kalmış, 45 gazete, 115 dergi, 18 televizyon kanalı, 23 radyo, 3 haber ajansı kapatılmış bulunmaktadır.
Aynı tarih itibarıyla, tutuklu ve hükümlü olarak cezaevinde bulunan gazeteci sayısı 128’e ulaşmıştır. Türkiye hapiste bulunan gazeteci sayısı bakımından artık Çin’i de geride bırakarak birinci sıraya kurulmuştur.
Yeni çıkan bir KHK ile bir kuruluşa kayyım tayini ve el konulması için artık yargı kararı da şart değildir.

***

İkinci üç aylık dönemine girmiş olan OHAL, demokrasinin, temel hak ve özgürlüklerin, hatta mülkiyet hakkının üzerinden silindir gibi geçmiş, basın özgürlüğünü ayaklar altına almıştır.

Vatandaş, mezhebi, meşrebi, mesleği ne olursa olsun titremektedir.
OHAL, insan hakları, yargı bağımsızlığı ve güvencesi konularında umursamaz tavrıyla, demokrasi ve insan hakları konusunda son derecede ceberuttur.

Aynı OHAL, teröre ise vız gelmekte, terör ülkenin dört bir yanında, her alanda cirit atmaktadır.

Oysa OHAL’in hikmeti vücudu, genelde terör, özelde Fethullah terörüdür.
Ama bu gerekçeyle bunca insan işinden atılırken, binlerce insan içeri alınırken, terör her yerde hükmünü icra etmekte, FETÖ mensubu olduğu söylenen bir polis memuru Ankara’nın göbeğinde elini kolunu sallayarak, Rus Büyükelçisi’ni öldürebilmektedir.

Evet, demokrasiye, temel hak ve özgürlüklere, basına karşı ceberut olan OHAL terör karşısında “cart - curt”tur.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2321
Localisation: Paris

MessagePosté le: 29 Déc 2016 10:49    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:

Ayşe Yıldırım

Türkiye, dünyanın mantığını zorluyor


Cumhuriyet, 17 Kasım 2016 Perşembe

“Türkiye’de ne yazarsanız hapse girersiniz” diye soruyor. “Bir şey yazmanıza gerek yok” diyorum, “eğer hapse girmenizi istiyorlarsa girersiniz.”

Tutuklanan yazar ve yöneticilerimizin ne yazdığını, hangi başlıklar nedeniyle suçlandığımızı soruyor bu kez. Anlatmaya çalışıyorum. Aklı almıyor. “Burası Türkiye” demek istemiyorum. Hukukun üstünlüğünün yerle yeksan olduğunu, yargı bağımsızlığının ortadan kalktığını anlatmayı deniyorum. Aklı almıyor...

Son iki haftadır dünyanın pek çok ülkesinden pek çok saygın gazetenin yazarına, muhabirine içinden geçtiğimiz süreci anlatmaya çalışıyoruz. Onlar soruyor, biz yanıtlıyoruz. Akılları almıyor.

O zaman anlıyorum ki dünyanın mantığıyla oynuyoruz. Yaşadığımız mantıksızlıkları bir mantık çerçevesinde nasıl anlatalım ki...

Her bir soruyu yanıtlamak için önce bir arka planı anlatmak gerekiyor. İlişkilerin ve yaşananların birbirine bağlı bir yumak olduğunu izah etmek gerekiyor. Hele de Ortadoğu dışında Avrupa ya da Amerika’dan gelen gazeteciler için bunu anlamak çok zor. Ortadoğu’dan gelen muhabirler ise komplike olayları daha çabuk anlıyorlar, çünkü onlar için de olağan.

Gazeteciliğin tanımının değiştiğinden başlayıp bizim neden susturulmak istendiğimize gelinceye kadar Türkiye’nin bir panoramasını çıkarmak gerekiyor.

Oysa onlar soruyor:

“Kadri Gürsel’e yöneltilen somut suçlama ne?”

“Subliminal mesaj vermiş” diyoruz.

“İyi de somut suçlama ne” diye ısrarla soruyorlar.

“Aydın Engin’e yöneltilen somut suçlama ne peki?”

Dosyada yer alan “Cadı avı başladı” manşetine takılıyorlar bu kez. Oradaki “somut” suçlamayı soruyorlar.

Haydi gelin de anlatın, olmayan bir şeyi izah edin. “Bana mantıksızlığın resmini çizebilir misin Abidin” diyesiniz geliyor...

Anladıkça şaşırıyorlar, şaşkınlıkları ufak çaplı şoka dönüşüyor.

Elbette bunun bir adım sonrası da var Türkiye’de olup bitenleri anlamaya çalışan gazeteciler için.

Hem Ortadoğu’yu hem de Türkiye’yi çok iyi bilen bir Avrupalı gazeteci gelmişti bir keresinde. Bölgeye ilişkin uzmanlığı anlaşılsın diye yazıyorum, Türkiye’deki gelişmeleri izlerken bir hafta sonu Arap ülkelerinden birindeki bir toplantıya gidip geri dönmüştü.

Sorularını yanıtlarken ne kadar karmaşık ve bir yabancı için çok güç olayları anlattığımı fark edip “Bilmiyorum anlatabildim mi” diye sordum. Güldü, “Türkiye’yi ben iyi biliyorum, o yüzden anlıyorum da” dedi, “Sizi dinlerken tek düşündüğüm, bunu okurlara nasıl anlatacağım.”

Özellikle gelişmiş demokrasilerde gazetecilik yapan Avrupalıların anlamakta, hatta anlayanın da anlatmakta çok zorlanacağı süreçler yaşıyoruz.

Oysa bu ülkede çok değil daha dört beş yıl önce yazılmamış kitap bile suç delili sayıldı, bombaya benzetildi. Sadece yazdıklarından değil yazmadıklarından, söylemediklerinden bile suçlanabileceğin bir döneme girdik. Tıpkı tutuklu olan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile cezaevinde görüşen HDP İstanbul il yöneticisi ve avukat Levent Pişkin örneğinde olduğu gibi. Yandaş basın tarafından Demirtaş’la yaptığı görüşmenin notlarını Avrupa ve Almanya’da propaganda malzemesi olarak kullanılması için bir Alman dergisine vereceği iddia edilen Pişkin, sabah 05.00’te evi basılarak gözaltına alınmıştı.

Bu durumda bize de diyecek tek söz kalıyor. Eğer yapabiliyorsanız aklınıza, mantığınıza sahip çıkın. Çünkü zaten dünyanın mantığıyla oynuyoruz.



Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2321
Localisation: Paris

MessagePosté le: 05 Jan 2017 11:07    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Yaşam tarzı

4 Ocak 2017

Reina'da katliam yapıldı.

Sosyal medyada okuduk…

“Oh olsun” diyen var.

“İçki içenlere iyi oldu” diyen var.

“İçip içip azdılar gebersinler” diyen var.

“Gece kulübünde orospuluk yapmaya gidenlerin canı cehenneme” diyen var.

“Reina'da vurulana üzülemeyiz, kusura bakmasınlar” diyen var.

“Memleket meseleleriyle ilgilenmeyen Reina bebelerinin uğradığı saldırı umurumda değil” diyen var.

“Milletin değerlerini 100 yıldan beri paspas ederseniz, Reina'dan böyle ceset toplarsınız” diyen var.

*
Halbuki…

*

Bu hastalıklı mesajları atanların zannettiği gibi “yaşam tarzı” filan hedef alınmış değildir.

Tüm terör saldırılarında olduğu gibi “kamu düzeni” hedef alındı.
Muhalefetteki laik kesim zarar görsün diye yapılmadı.
Bizatihi iktidardaki hükümete vurmak için yapıldı.

*
Boğazda Reina olduğu için saldırıya uğramıyoruz, başımızda Akp olduğu için, onun yanlış politikaları yüzünden saldırıya uğruyoruz.

*

Yaşam tarzı hedef alındıysa…
Pkk, gece kulübüne gittiğimiz için mi vuruyor 40 senedir?
Asala, içki içtikleri için mi suikast düzenledi diplomatlarımıza?
D-hkpc, yılbaşını kutladığı için mi öldürdü Sabancı'yı?
En son, Rus büyükelçiyi laik olduğu için mi infaz ettiler Ankara'da?

*

Peki nedir?

*

Profillerine bakınca örtüştüğünü görüyoruz… Suriye'ye girdik diye “sevinen” tiple, Reina basıldı diye “mutlu olan” tip, aynı tip.

*

Eğitimde akıldan, bilimden, kültürden, sanattan, çağdaşlıktan uzaklaşırsan… İşte böyle, durum muhakemesi yapamayan, sebep-sonuç ilişkisi kuramayan, algılayamayan, kavrayamayan… Kendisinin desteklediği iktidara yönelik saldırıyı bile başkasına yapıldı zanneden, beyinsiz güruh yetiştirirsin.

*

Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesillerin karşısına, kindar nesiller dikeyim dersen… Bağnazlığı normalleştirir, yobazlığa yol verir, cemaat-tarikat yuvalarını hoşgörür, tekke zaviyeleri hortlatırsan, kafadan kontak cübbelileri mollaları kıymete bindirirsen… Lümpen küstahlığını cesaretlendirip, cahil cesaretinin sırtını sıvazlarsan, daima edepten ahlaktan bahsedip, daima belden aşağı vurursan…

*

İki kadeh rakı parlatana “ayyaş” deyip, tek başına iktidar olmanın şımarıklığıyla burnunun ucunu göremeyecek kadar “iktidar sarhoşu” olursan… Demokrasiyi çobanlığa indirgersen… Sana yönelik saldırıyı, Reina'ya yapıldı zanneden “sürü”nün olması şaşırtıcı mıdır?

*

Önce “terör örgütüyle görüştüğümüzü söyleyenler şerefsizdir” diye yuhalatıp, sonra “tabii görüşüyoruz” diye alkışlatırsan… Önce “kardeşim Esad” diye alkışlatıp, sonra “katil eset” diye yuhalatırsan… Önce “van münüts” diye yuhalatıp, sonra “gazze'ye giderken bana mı sordunuz” diye alkışlatırsan… Önce “savcısıyım” diye alkışlatıp, sonra “haşhaşi” diye yuhalatırsan… Önce “her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldık” diye yuhalatıp, sonra “milli duruş sergileyin” diye alkışlatırsan… Önce “hamdolsun AB'ye giriyoruz” diye alkışlatıp, sonra “eyyy AB sen kimsin” diye yuhalatırsan… Önce “başkanlık sistemi Amerikan emperyalizminin tavsiyesidir” diye yuhalatıp, sonra “başkanlık sistemi bizim genlerimizde var” diye alkışlatırsan…

*

Bi öyle bi böyle, kafalarını allak bullak edersen…
İşte böyle contaları yakar, şanzımanı dağıtır, şakülü kayar.
Düşünemez, idrak edemez hale gelir.

*

Senin hataların yüzünden, seni hedef alırlar…
Seninkiler sevinir.




http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/yilmaz-ozdil/yasam-tarzi-1602397/
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7715
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 23 Jan 2017 9:57    Sujet du message: Répondre en citant

Kadir Has üniversitesi her sene bu çalismayai yapiyor :
Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması

http://bit.ly/2jPn8D0

Kisa ozet yorumdan sonra arastirmanin tamamini "pdf" formatinda indirebilirsiniz.

Ayrica arastirmayla ilgili makalelerin de bir listesi verilmis.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10536
Localisation: Paris

MessagePosté le: 23 Fév 2017 1:29    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Özgür Mumcu

Faşizmin yükseliş sesleri


22 Şubat 2017 Çarşamba


Sayın Numan Kurtulmuş’u bilirsiniz. Hükümet sözcüsü. Has Parti’nin eski genel başkanı. AKP’nin sağı yutma operasyonunun bir örneği. Bir zamanlar en sıkı iktidar karşıtlarının dahi etmeyeceği, yenir yutulur olmayan sözleri AKP’ye yöneltmesiyle meşhurdu. Harun-Karun meselesiyle Ali-Muaviye benzetmeleri literatüre geçmiştir.

Partisini kapatıp AKP’ye geçerken “Numan Kurtulmuş ve arkadaşları makam, mevki, servet, şan ve şöhret peşinde koşan insanlardan değildir” demişti. Eski Has Parti’li yeni AKP’lilerden kendisi hükümet sözcüsü, Ahmet Demircan milletvekili, Abdülhamit Gül ise hem milletvekili hem de başkanlık rejimini öngören anayasa değişikliğinin mimarlarından.
AKP’ye katılmayı reddeden Has Parti kurucularından Prof. Cihangir İslam ise son OHAL KHK’si ile ihraç edilen akademisyenler arasında.
Neyse, şimdilik bunu not etmekle yetinelim. Bu geçmişle her sabah uyanıp aynaya bakmak zorunda olan biz değiliz, kendi bilir.

İşte sayın Numan Kurtulmuş geçen gün şunu söyledi:
“Avrupa için en büyük tehlike, Avrupa’da artık ayak seslerini duyduğumuz yeni faşizmin yükseliş sesleridir. Buna karşı herkesin uyanık olması lazım.”
Senelerdir bu köşe de dahil olmak üzere çok yerde tartışılan bu konuyu geç de olsa fark etmesi pek güzel. Gerçi artık yükselen aşırı sağ, popülist dalgadan bahsetmeyen kalmadı. Ama yine de geç olsun güç olmasın.
Gelgelelim bu hadise hakkındaki neredeyse tüm incelemelerde sözcülüğünü yaptığı hükümetin siyasi çizgisi de yer alıyor. Trump, Brexit, Putin ve Erdoğan aynı yükselen popülist dalganın parçaları olarak değerlendiriliyor. Kaldı ki karşı karşıya olduğumuz sadece Batı’nın sorunu değil.

Filipin Devlet Başkanı Duterte’den Hindistan başbakanı Modi’ye kadar uzanan küresel bir hadise bu.

Mesela Macaristan başbakanı Viktor Orban bu durumu “özgürlükçü olmayan demokrasi” olarak yüceltiyor. Dahası bu otoriter, popülist yönetim biçimine överek verdiği örnekler arasında Erdoğan rejimi de var.
“Yeni Türkiye” sloganını çağrıştıran “Yeni Hindistan”, Gandi’nin mirasına bayrak açmış Hindu milliyetçisi Mudi’nin sevip kullandığı bir kavram mesela. Erdoğan’ın Modi’nin ardından hologramla nutuk attığını da hatırlamakta fayda var.

Avrupa’da aşırı sağ akımlar, Putin Rusya’sından destek alıyor. ABD’de Trump’ın seçim zaferinde Rusya’nın parmağı olduğu çok konuşuldu. Hatta Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn, Rusya ile izah edemediği görüşmeleri sebebiyle istifa etmek zorunda kaldı. Flynn aynı zamanda Türkiye için lobi yapmasıyla da gündemdeydi. İslamcı mizah dergileri, ABD başkanlık seçim sonuçlarını Rabia işareti yapan bir Donald Trump karikatürü ve Erdoğan’ın sıklıkla dile getirdiği bir şiire göndermeyle “Ne yapsalar boş, Clinton’ın ötesinde bir Trump vardır” diye kutladı.
Doğrudur. Dünya bir kırılma safhasında. Aşırı sağ İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra hiç olmadığı kadar kuvvetli ve daha da kuvvetleniyor. Fakat ve maalesef bizim bugünkü iktidarımız da bu kuvvetlenen akımla beraber değerlendiriliyor. Sayın Kurtulmuş’a bu mesele hakkında daha çok okumasını tavsiye ederiz. Kendisi akademisyendir. Biraz çalışırsa hızla öğrenir. Ya da dilerse üniversiteden ihraç ettikleri siyaset bilimcilere sorsun, eminim kendisini aydınlatırlar.


Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Montrer les messages depuis:   
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque Toutes les heures sont au format GMT + 2 Heures
Aller à la page Précédente  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9  Suivante
Page 7 sur 9

 
Sauter vers:  
Vous ne pouvez pas poster de nouveaux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas répondre aux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas éditer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas supprimer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas voter dans les sondages de ce forum


Powered by phpBB v2 © 2001, 2005 phpBB Group ¦ Theme: subSilver++
Traduction par : phpBB-fr.com
Adaptation pour NPDS par arnodu59 v 2.0r1

Tous les Logos et Marques sont déposés, les commentaires sont sous la responsabilités de ceux qui les ont postés dans le forum.