47 visiteur(s) et 0 membre(s) en ligne.
  Créer un compte Utilisateur

  Utilisateurs

Bonjour, Anonyme
Pseudo :
Mot de Passe:
PerduInscription

Membre(s):
Aujourd'hui : 0
Hier : 1
Total : 2164

Actuellement :
Visiteur(s) : 47
Membre(s) : 0
Total :47

Administration


  Derniers Visiteurs

Georges : 06h53:04
murat_erpuyan : 11h57:40
pasa : 12h53:55
Thomasd60 : 20h20:04
SelimIII : 1 jour, 06h13:10


  Nétiquette du forum

Les commentaires sont sous la responsabilité de ceux qui les ont postés dans le forum. Tout propos diffamatoires et injurieux ne sera toléré dans ces forums.


Forums d'A TA TURQUIE :: Voir le sujet - Türk basininda Fransa
Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum Forums d'A TA TURQUIE
Pour un échange interculturel
 
 FAQFAQ   RechercherRechercher   Liste des MembresListe des Membres   Groupes d'utilisateursGroupes d'utilisateurs    

Türk basininda Fransa
Aller à la page Précédente  1, 2
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque
Voir le sujet précédent :: Voir le sujet suivant  
Auteur Message
ipso_facto
Spammer
Spammer


Inscrit le: 04 Mai 2006
Messages: 514
Localisation: Kaçkar Mountains

MessagePosté le: 20 Oct 2012 9:22    Sujet du message: Répondre en citant

Iyi de...

Olaya baska bir açidan bakabiliriz.
O sözleri söyleyen kim ? Cumhurbaskani, devletin en yüksek temsilcisi,
demek ki bir resmiyet kazaniyor.

Pekâla Türkiye bu yüksek resmiyet sifatinda olan bir temsilci tarafindan böyle sözler söylenmismidir ermeni meselesi konusunda?
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
administrateur
Admin
Admin


Inscrit le: 16 Fév 2009
Messages: 742

MessagePosté le: 05 Jan 2013 14:23    Sujet du message: Répondre en citant

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 8315
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 17 Oct 2013 15:52    Sujet du message: Répondre en citant


yaziyi okumak isterseniz :
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/24924446.asp


Sergi afisi >



ve sözü geçen video

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
duygu
Admin
Admin


Inscrit le: 23 Sep 2008
Messages: 4336

MessagePosté le: 02 Fév 2014 14:08    Sujet du message: Répondre en citant

Murat Bey'in yukaridaki yazisi uzerine hem sergiye gittim hem de zaman bulursam Ertugrul Beyi okumaga basladim.

Bugun yine Fransa'yi yazmis, Hollande, Valérie, Julie uçgeni ilgisini çekmis...
Sayesinde Gayet hakkinda bilgi sahibi oldum!!!



http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/25717903.asp
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 8315
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 27 Avr 2014 0:37    Sujet du message: Répondre en citant

Zevkle okudugum Yilmaz bugun Carla Bruni'yi konu almis!




http://bit.ly/1j0zHUw

<
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 8315
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 23 Mar 2018 1:29    Sujet du message: Répondre en citant

2012 baslamis, 2014 en sonra da unutulmus bu konuyu Sarkozy sayesinde yeniden one çikarayim.

Citation:

Sarkozy: Batı’nın karanlık yüzü

Nilgün Cerrahoğlu, Cumhuriyet 22 Mart 2018


Tarihi 2010’ların başına saralım... 2007 yılında Elysee’ye çıkan Sarkozy hâlâ orada ve Cumhurbaşkanı...

2012 Başkanlık seçiminde kendisi için partisinde rakip gördüğü, eski Başbakan Dominique de Villepin’i -DDV- siyasi yaşamdan silmek istiyor.
Villepin’i, “Gör bak; seni kasap kancasında sallandıracağım!” tehdidiyle, siyaseten manipüle ettiği bir (Clearstream) davada, sanık sandalyasına oturtuyor.

O dönemde adı “5 numara, 10 yıldız başkan adayları” arasında geçen Villepin ne ki, “delil yetersizliği”nden beraat ediyor. Ve o da bu defa Sarkozy’den öç almaya ant içiyor.

Sarkozy’nin şimdi Libya bağlantısı nedeniyle gözaltına alındığı süreçte, Fransız sağı içindeki işte bu “göze göz dişe diş” kavga ve intikam yarışının etkisi var.

Skandalı, Sarkozy’nin Elysee’den altı yıl önce ayrılmasıyla eşzamanlı olarak “Mediapart” adlı bir internet gazetesi ortaya çıkarıyor.
Mediapart, “Le Monde”un eski genel yayın yönetmenlerinden Edwy Plenel’in yönettiği bir haber sitesi.

Plenel, zamanında içişleri bakanlığı da yapan ve bu nedenle hassas bilgilere erişebilen Sarkozy’nin yeminli düşmanı Villepin’in yakın arkadaşı.


Başkan gangster olunca

Altı yıl önce Mediapart’ın, Sarkozy’nin Kaddafi ile parasal bağlantısını ortaya ilk döken yazılarıyla patlak veren “Libya skandalı”, dönemin Fransa Cumhurbaşkanı’nın mahkûm olmasıyla sonuçlanırsa, roller değişecek: “Keser döner, sap döner; gün gelir hesap döner” hesabı... DDV’yi kasap kancasında Sarkozy sallandıracağına, Sarko’yu o kancada -Mediapart eliyle!- DDV sallandırmış olacak.


Film gibi...

Film bununla bitmiyor.
.
“Sarkozy-Libya bağlantıları”, Fransa yakın tarihinin en ağır skandalı.
Olay çünkü her demokraside karşılaşılabilecek sıradan bir yolsuzluk öyküsünden ibaret değil.

İçinde Fransız sağındaki intikam hesaplaşmaları denli, Shakespeare öykülerinde anlatılan kertede ilkesiz ve çıplak güç sarhoşlukları, oluk oluk akan petrodolar ve Avro’lar, bu “petro-Avro”larla kazanılan seçimler; Ortadoğu’ya “teşekkür mahiyetinde” geri dönen bombalar, haritadan yok edilip silinen ülkeler, kişisel emellere alet edilen savaşlar, linç edilen diktatörler var.

2007 Cumhurbaşkanlığı seçiminde iddia edildiği üzere Sarkozy’nin Kaddafi’den 50 milyon Avro “gizli finansman aldığı” ispatlanırsa; bu, yalnız bir “rüşvet skandalı” olarak sadece eski Fransa Cumhurbaşkanı’nın adını lekelemekle kalmayacak, bu utanç verici lekeden “insan hakları ülkesi” olmakla nam salan Fransa da payını alacak.

En aşağılık skandal

Niye?

Çünkü Sarkozy bu parayla sırf rakibi Segolene Royale’i yenip, cumhurbaşkanlığına sahip çıkmakla kalmadı; 2011’de BM kararını beklemeden en önde, tek başına Arap baharı sırasında “Libya’yı bombalamak” kararı aldı.

Bu karar ardından Kaddafi, tam açıklığa kavuşmayan şartlarda feci bir lince uğradı.

Bunlar, şimdi, Sarkozy’nin... Libya liderinden söğüşlediği 50 milyon Avro bilinmesin/ keşfedilmesin diye.. bir gangster gibi, Kaddafi’yi ortadan kaldırmak operasyonu amacıyla aldığı bir karar şeklinde görülüyor.
Dünya “Sarkozy’nin rüşvet skandalı” ile, “Libya’yı bombalamak girişimi” arasında bu doğrudan bağlantıyı kuruyor.
“50 milyonluk rüşvet”in ispatlanması halinde, bu salt Sarkozy’nin itibarını yerle bir etmekle kalmayacak, aynı zamanda kişisel ihtirasların elinde araçsallaştırılan Fransa’nın “devlet başkanlığı kurumunu” da ağır biçimde zedeleyecek.
Sarkozy-Libya skandalı bu sebeple “V. Cumhuriyetin en kötü ve en aşağılık skandalı” olarak anılıyor.

Macron’un Fransa’nın etkisini, dünyadaki “soft power” ve prestijini artırmak için yoğun mesai verdiği dönemde tam, Fransa Cumhurbaşkanlığı’na bu darbenin inmesi, bir ironi.

Skandal, demokrasinin beşiği sayılan ülkelerden birinde Batı demokrasilerindeki irtifa kaybını da sergilerken; kişiye bağlı her türlü riske açık “başkanlık sistemi”nin gebe olduğu tüm tehditleri de ortaya seriyor.



http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/946576/Sarkozy__Bati_nin_karanlik_yuzu.html

<
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 8315
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 31 Mar 2018 23:14    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:

Fransa’nın utancı Sarkozy

Nilgün Cerrahoğlu, Cumhuriyet 24 Mart 2018


Evvela bir yabancı diktatörün finansmanıyla seçilmiş ve işbaşına gelmiş, sonra, seçimini sağlayan “finans kaynağı”nı, kirli çamaşırlarını ortaya çıkarması korkusuyla yok etmiş…

İki günlük gözaltının ardından, adli denetim koşuluyla serbest bırakılan Sarkozy skandalı böyle özetlenebilir.

“Yolsuzluk”, “yasadışı finansman” ve “Libya fonlarını alıkoymak”la itham edilen Sarkozy hakkındaki suçlamalar kanıtlanırsa, eski Fransa Cumhurbaşkanı on yıla dek varan hapis cezası alabilecek.

Skandalın düşündürücü olan iki temel boyutu var: Biri, Batı demokrasilerinin açık değerler krizi ve erozyonu; diğeri bu değer krizine rağmen demokratik mekanizmaların bir biçimde hâlâ eski bir cumhurbaşkanını yargı önünde çıkaracak reflekslere sahip bulunması…

Hukuk devletine yakışan bir adalet arayışının ne kerte gerçekleştirileceğini ve bu refleksin ne oranda sürdürülebileceğini hep birlikte göreceğiz.
Libya halkının kayıplarını ve acılarını hiçbir şey telafi etmeyecek ancak, belki bir ümit… Fransa’da kirli emellere alet edilen “devlet raconu”nun masaya yatırılışına tanık olacağız.

‘Demokrasiden sonra’nın imgesi

Bunlar başlı başına Sarkozy skandalını, “Fransa’nın Watergate”ine dönüştürmeye yetecek nitelikte.

Fransa “devlet başkanlığı”nın gangster raconuyla hareket eden bir tek adama alet olması, gerçekte rastlantı değil.

Sarkozy’nin Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturduğu yıllarda bu köşede sıklıkla bahsettiğim tarihçi Emmanuel Todd’ın “Demokrasiden Sonra/Après la démocratie” isimli kitabı, bu bağlamda hayli zihin açıcı.

Sarkozy meşrebindeki birisinin Cumhurbaşkanlığa gelmesinin Fransa gibi bir Batı demokrasisinde bir yol ayrımı olduğuna işaret eden kitap, “Agresif, dengesiz, narsisist, zenginlere hayran, ekonomi ve diplomaside kifayetsiz birinin nasıl olup ta cumhurbaşkanı olduğuna” mim koyuyor ve de bu soruyla başlıyordu.

Todd, Sarkozy’nin, Fransızların, “iş bitirici”, “karar alıcı” ve “güçlü adam” arayışlarıyla birlikte “güçlü kimlik” manivelasını kullanarak bulunduğu konuma sahip çıktığını anlatıyordu...

Bu yolda Sarkozy kendisini, “Fransızları iç-dış tehditten koruyan alternatifsiz lider” kisvesiyle tanımlayarak kodlamıştı.

“İç tehdit”, Müslüman göçmenler...

“Dış tehdit” de AB kapısından püskürtülen Türkler oluyordu...

Sarkozy, artık bugün Batı demokrasilerinde yaygın paradigmaya dönüşen “kimlik saplantısını”, ülkede ilk kez bir “ulusal kimlik bakanlığı” kurmaya dek vardırmıştı.


Despotlar cesaretlendi

Kişiselleştirilmiş ve ulusun kaderine, kimliğine yön veren bu Cumhurbaşkanlığı tarzı, Fransa da o güne değin Cumhurbaşkanlığında görmeye alıştığımız Chirac ve Mitterand’ın “kurumsal” tarzından çok farklıydı.
Sarkozy bu nedenle çok bariz bir yol ayrımı.

Ve sade Fransa da değil, Trump Amerikası’nda da bugün gördüğümüz destursuz “one man show/tek adam şov” rejimler için de bir dönemeç sayılıyor.

Avrupa demokrasilerinde popülizme kayışın başlangıcı 2000’ler başında Berlusconi idi ise; kendisini yasalar ve kuralların üstünde sayan, “ben merkezci”, “narsisist”, “yaptım oldu”cu “tek adam sendromu”nun fitilleyicisi, Kaddafi skandalı ile şimdi Fransa’nın utancına dönüşen Sarkozy oldu.
Avrupa ve Batı demokrasilerinin “başkalaşma” süreci, böylelikle 2010’lar başında tamamlandı.

“Her şeye maydanoz Başkan baba” şablonu, şoke edici bir istisna olmaktan çıkıp, dört dörtlük model oldu.

Batı bu kalıba devşirilince, postmodern “Çar”lar , “Reis”ler, “imparator”lar önünde totaliter icraatlarının kıyaslanacağı, yargılanacağı ölçü/kriter kalmadı.
Çin’in “son imparator”u Xi Jinping örneğin kendisini “ömür boyu başkan” ilan etti.

Trump’ın Jinping’i kınamak bir yana, kıskandığı söylendi.

Putin de yüzde 70’le seçilmeyi hedeflediği son başkanlık seçiminde, “bingo” yüzde 75’in üstünde oyla istediği hedefi 12’den vurdu.

İşler artık önden istenilen kesin oy miktarını tutturmaya dek vardırıldı.
Putin de artık Batı tarafından yargılanmak, itham edilmek ve yalnızlaştırılmaktan hiç çekinmiyor.

Niye çekinsin ki? Batı’nın liderleri de bundan böyle kendisine benziyor.



http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/947724/Fransa_nin_utanci_Sarkozy.html


<
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 8315
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 05 Déc 2019 1:22    Sujet du message: Répondre en citant

Sarkozy'den sonra Macron...


Citation:



Fransa’nın öfkesinin sebebi ne?

Ali Sirmen - Cumhuriyet, 04 Aralık 2019




Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, “NATO’nun beyin ölümüyle” ilgili sözleri çok tartışıldı. Türkiye karşıtı tutumu da belli. Dün başlayan NATO zirvesinden kısa süre önce yaptığı açıklamalar, öylesine edilmiş laflar değil. Belli bir hedefi, hesabı var Macron’un. Peki, niçin bu kadar öfkeli? Asıl onu tartışmalı…

Fransa emperyalist bir ülke. Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinden biri. 20. yüzyılın iki büyük savaşına katılmış. Kuzey Afrika ve Akdeniz’de nüfuzu var. Ortadoğu’da belli ölçüde etkili. Fakat küresel ölçekte hegemonya kabiliyeti zayıflıyor. Dünyanın 5 büyük ekonomisi arasında değil. IMF’nin 2019 yılı tahminlerine göre, 2.7 trilyon dolarlık büyüklükle 7. sırada. En çok silah satan ülkeler sıralamasında ABD ve Rusya’nın ardından 3. geliyor. En çok silah sattığı ülkeler ise Mısır, Hindistan ve Suudi Arabistan. Avrupa Birliği’nde (AB) Almanya’nın çok gerisinde. Birleşik Krallık AB’den çıktıktan sonra Fransa’nın, Almanya’yı, İngiltere ile yakınlaşarak dengeleme siyaseti çöktü. O nedenle Berlin ile Paris arasındaki politik ve ekonomik makas daha da açıldı. Yani Paris’in BM, NATO, AB gibi örgütlerde etkinliği azalıyor.

Sanayi, tarım ve hizmetler sektöründe güçlü bir altyapıya, büyük bir turizm gelirine sahip olsa da; otomotivden tekstile, uçaktan silaha, bilişimden enerjiye her alanda ileri teknoloji üreten dev şirketleri bulunsa da, ekonomik bunalımı aşamıyor Fransa. Dış ticaret açığı da yüksek, işsizlik de. Bu durum siyasal ve toplumsal yapıyı etkiliyor. Afrika kökenli yurttaşlarının, yoksul - işsiz vatandaşlarının, göçmenlerin öfkesi dinmiyor. “Sarı Yelekliler” hareketinin eylemleri hafızalarda.

Özetle tarihsel, bilimsel, kültürel, entelektüel gücüyle, dili, edebiyatı ve sinemasıyla halen etkili yumuşak güç araçlarına sahip olan Fransa’nın, jeopolitik hırsları ile devlet kapasitesi arasında fark var. Gerçekleri ve niyetleri örtüşmüyor. O yüzden sinirli. Öfkesini dizginleyemiyor.

Fransa ve Akdeniz

Fransa, uzun zamandır çıkış arıyor. Akdeniz’de etkili olmaya çalışıyor. Akdeniz’in kuzeyi gelişmiş bir bölge, Hıristiyan ülkeler var. Güneyi gelişmemiş bir bölge, Müslüman ülkeler bulunuyor. İspanya Akdeniz’in batısında, Türkiye Akdeniz’in doğusunda. Cebelitarık’ı İspanya, Akdeniz’den Karadeniz’e geçişi Türkiye denetliyor. Fransa’nın Doğu Akdeniz, Kıbrıs ve Suriye konularında Türkiye karşıtı tavrının önemli nedenlerinden biri de bu. Türkiye ile yaşadığı sorunların yanında, Fransa’yı doğrudan ilgilendirmese de, Türkiye’yle ilgili konularda hep karşı cephede.

Türkiye, Akdenizli kimliğini öne çıkarmasa da, Fransa, İtalya ve İspanya Akdenizli kimliklerini önemsiyorlar. Ne var ki Fransa, Akdeniz İçin Birlik Projesi’ni sahiplense de, başarılı olamadı. İtalya ve İspanya, Fransa’nın öne çıkmasını istemediler. Almanya baştan karşı çıktı. Berlin’in AB’deki etkisi, Rusya ve Çin’le gelişen ilişkileri yanında, Doğu Avrupa, Balkanlar ve Baltık ülkelerine ilişkin hamleleri bu açıdan da önemli.

Kısacası, NATO’nun geleceği de, Fransa’nın öfkesi de uzun süre konuşulacak. Hep vurguladığımız üzere, ihtiyaçlar değişince ittifaklar da değiştiğinden ve her ittifak karşısında yeni bir ittifak doğurduğundan, dünya dengeleri değiştikçe, ittifaklar da çalkalanacak ve çatlayacak.



Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 8315
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 14 Déc 2019 2:39    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Macron’u Fransa’da nasıl bir gelecek bekliyor?

Dr. Erhan Akdemir (Anadolu Üniversitesi) - Cumhuriyet, 11 Aralık 2019


7 Mayıs 2017’de Emmanuel Macron'a Elysee Sarayı'nın kapısını açan yol, seçmene verdiği değişim sözüydü. Bu değişimin altındaki en önemli madde ise Macron’un Fransa için ne yapacağını anlatıyor olması değil, Fransa’da insanların fırsatları nasıl yakalayacağını anlatıyor olmasıydı. Macron, bu yaklaşımıyla elde ettiği yüzde 64.16 oyla cumhurbaşkanlığı ipini göğüslemişti ve ilk açıklamasında ülkeyi yeniden birleştirme sözü vermişti. Öte yandan, Macron'un uygulamayı planladığı sosyal politikalar ise sol sosyalist kesimler tarafından Fransız sosyal sistemine karşı savaş açmakla eleştiriliyordu. Macron’un eski yatırım bankacısı kimliği ve kamu sektörünü yıkacak radikal programları da sol sosyalistler tarafından Macron’a yöneltilen eleştiriler arasındaydı. Ama “Fransa siyasetine yeni bir soluk getirme” söylemi bu eleştirilerin dikkate alınmasının önüne geçmişti. Bununla birlikte Fransız seçmeninin dörtte biri sandığa gitmemiş ve Macron’a oy verenlerin önemli bir kısmı da oy vermesinin sebebini aşırı sağcı Marine Le Pen iktidarını engellemek olarak dile getirmişti.


Etki devam ediyor


Bugün Macron’un eleştirildiği noktalara dönüp bakıldığında ise o gün göz ardı edilen söylemler olduğu dikkat çekmektedir. Bu eleştiriler Macron iktidarının güvenirliliğini ve meşruluğunu ciddi şekilde sorgulatmaktadır. Ekonomi bakanı olduğu dönemde de politikaları protestolara neden olan Macron’un 2017-2022 döneminde kamu harcamalarını azaltma, işsizliği yüzde 10’dan yüzde 7’ye indirme ve gelir vergisini düşürme önemli vaatleri arasında yer alıyordu. Ancak, seçim sonrası süreçte Macron’un kamu sektörünü hedef alan politikaların hayata geçiyor olması ve sosyal adaletsizliği giderecek politikaların hayata geçmiyor oluşu Macron iktidarının sağlık durumunu ciddi şekilde tehdit etmektedir.

Macron iktidarının sağlık durumunun iyiye gitmediğine yönelik ilk sinyal ise Kasım 2018’de yelekliler hareketinden geldi. Fransa'nın siyasi, sosyal ve ekonomik yaşamını kimsenin öngöremediği ölçüde derinden sarsan sarı yelekliler hareketi geçim derdine, hayat pahalılığına ve akaryakıt üzerindeki tüketim vergilerine zam kararına bir tepki olarak doğdu. Asgari ücrete 100 Avro zam yapılması ve ayda 2 bin Avro’dan az kazanan emeklilere getirilen sosyal güvenlik vergisi zammının iptal edilmesiyle gösteriler oldukça hafiflemiş olsa da hareket yine de bir yılı aşkın bir süredir Fransız siyaseti üzerindeki etkisini devam ettirmektedir. Söz konusu gösterilerin ortaya çıkışına dair burada dikkat çekmemiz gereken bir diğer noktada Macron’un AB ve dış politika ile ilgili söylemleri ve bu söylemlere ilişkin ABD’nin yanıtlarıdır. Macron cumhurbaşkanı seçilmeden önce de seçildikten sonra da AB'nin kendisini yenilemesi gerektiğini, bu yönde de en önemli alanın Avrupa’nın kendisini savunması doğrultusunda kendi ordusunu hayata geçirmek olduğunu savunmuştur. Bu yöndeki en somut teklifini ise Kasım 2018’de açıklamıştır. ABD Başkanı Donald Trump ise Macron’un Rusya, Çin ve hatta ABD’den korunmak için Avrupa ordusu kurulması önerisine tepki göstermiş ve öneriyi “rencide edici” olarak nitelendirmişti. Ardından da Fransa’da Sarı Yelekliler hareketi ortaya çıkmıştı.


Dikkat çeken detay


Macron iktidarının sağlık durumunun iyiye gitmediğine yönelik daha güçlü sinyal ise emeklilik reformunu protesto amacıyla 5 Aralık’ta başlayan genel grevlerdir. Emekliliğe puan bazı getirilmesini içeren reformla, karışık emeklilik sisteminin birçok meslek dalı için özel düzenlemelerle basit hale getirilmesi amaçlanıyor. Ancak planlanan reformla, halihazırda 62 olan emeklilik yaşı da daha ileri tarihlere çekilerek, insanların daha uzun süre çalışmaları öngörülmektedir.

Söz konusu emeklilik reformuna tepki amacıyla düzenlenen genel grevler özellikle ulaşım, eğitim ve sağlık hizmetlerini olumsuz etkiliyor. Yaklaşık 50 kentte düzenlenen protesto gösterilerine katılanların sayısı ise 800 binin üzerindedir. Ancak burada yine dikkat çekmemiz gereken bir durum bulunmaktadır. O da söz konusu eylemlerin Macron’un The Economist dergisine kasım ayında verdiği röportajında, NATO’nun ABD ile yaşanan sorunlar nedeniyle “beyin ölümünün” gerçekleştiği yorumunu yapmasından sonra başlamasıdır. Macron, röportajda Avrupa ülkelerini NATO müttefiklerini savunmak için artık ABD'ye güvenemeyecekleri konusunda uyararak ABD yönetiminin kendilerine “sırt çevirdiğini” kaydetmiştir. Macron’un bu açıklamalarına ABD Başkanı tepki göstermiş, ardından da Fransa yeni kitlesel gösterilere tanık olmaya başlamıştır.


‘Beyin ölümü’ tehlikesi


Netice itibarıyla, iç politikada oldukça sıkıntılı günler geçiren Macron, dış politikada da kullandığı söylemler ve takip ettiği politikalarla önemli müttefikleri ile ilişkilerinde kalıcı hasarlar bırakabilecektir. Fransa’nın AB’de yeniden sözü geçen ve oyun kurucu aktör olabilmesini arzulayan, ama gerçekte Almanya karşısında bu üstünlüğe sahip olamayan, bununla birlikte Avrupa dışında Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’deki etkinliğini ve gücünü de uzun zamandır yitirmiş olan Fransa’nın ABD ile olan ilişkisinde de ABD çıkarlarını tamamen zedeleyen politikalar takip ettiği ve söylemlerde bulunduğu görülmektedir. İçeride yaşanan kitlesel olaylar Fransa’da Macron’a olan güveni dibe çekerek meşruiyetinin ve güvenilirliğinin sorgulanmasına yol açacaktır. Bu tür bir sorgulama ise “emaneten” aldığı oyların kendisine tepkiye dönüşmesine, o da Macron döneminin “beyin ölümünün” gerçekleşebileceği anlamına gelecektir.




Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Montrer les messages depuis:   
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque Toutes les heures sont au format GMT + 2 Heures
Aller à la page Précédente  1, 2
Page 2 sur 2

 
Sauter vers:  
Vous ne pouvez pas poster de nouveaux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas répondre aux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas éditer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas supprimer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas voter dans les sondages de ce forum


Powered by phpBB v2 © 2001, 2005 phpBB Group ¦ Theme: subSilver++
Traduction par : phpBB-fr.com
Adaptation pour NPDS par arnodu59 v 2.0r1

Tous les Logos et Marques sont déposés, les commentaires sont sous la responsabilités de ceux qui les ont postés dans le forum.