28 visiteur(s) et 0 membre(s) en ligne.
  Créer un compte Utilisateur

  Utilisateurs

Bonjour, Anonyme
Pseudo :
Mot de Passe:
PerduInscription

Membre(s):
Aujourd'hui : 0
Hier : 0
Total : 2126

Actuellement :
Visiteur(s) : 28
Membre(s) : 0
Total :28

Administration


  Derniers Visiteurs

laroserouge : 01h:48
SelimIII : 12h14:15
duygu : 23h03:30
Philippe : 2 jours
lalem : 2 jours


  Nétiquette du forum

Les commentaires sont sous la responsabilité de ceux qui les ont postés dans le forum. Tout propos diffamatoires et injurieux ne sera toléré dans ces forums.


Forums d'A TA TURQUIE :: Voir le sujet - Türkiye'de ordunun yeri
Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum Forums d'A TA TURQUIE
Pour un échange interculturel
 
 FAQFAQ   RechercherRechercher   Liste des MembresListe des Membres   Groupes d'utilisateursGroupes d'utilisateurs    

Türkiye'de ordunun yeri
Aller à la page 1, 2, 3  Suivante
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque
Voir le sujet précédent :: Voir le sujet suivant  
Auteur Message
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10538
Localisation: Paris

MessagePosté le: 20 Avr 2010 18:27    Sujet du message: Türkiye'de ordunun yeri Répondre en citant

Bu konu çok tartisilan bir konu gunumuzde...
Bu tpoic'e baslangiç olmasi içi asagidaki yaziyi okumakla baslayalim isterseniz .


Türk Ordusundan rahatsızlıkta Batı-Siyasal İslam birlikteliği
Yaşar Nuri Öztürk
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/9329216.asp?m=1
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
martin_eden
Spammer
Spammer


Inscrit le: 18 Jan 2009
Messages: 366
Localisation: Istanbul/Turquie

MessagePosté le: 20 Avr 2010 22:21    Sujet du message: Répondre en citant

Peki ne yapmak gerek? Madem ki batı çok nefret ettiği halde malum partiyi kucaklamış, onun dışındaki partilerin (Bir kısmı hariç tabi), Atatürk'ün ve Türk ordusunun kurduğu cumhuriyet için, birleşip seçime gitmesi gerek. Ne dersiniz? Biraz antidemokratik bir tutum mu olur?
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10538
Localisation: Paris

MessagePosté le: 22 Avr 2010 13:51    Sujet du message: Répondre en citant

Ben karamsarim, muhalefet olacak partiler zaten içler acisi bir haldeler. En son Ankara'da AKP'nin bile sindirmekte zorlandigi Belediye Baskanini seçtirdiler ortak bir tavir koyamiyarak.

Na yapalim, herkes hakktigi yoneticileri bulur, arada da % 53'ler yok sayilir, olur biter...
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7715
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 31 Juil 2011 3:12    Sujet du message: Répondre en citant

Bu postu gunumuzdeki olaylara bakarak forumun derinliklerinden çikarmakda yarar var...
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2325
Localisation: Paris

MessagePosté le: 02 Aoû 2011 11:05    Sujet du message: Répondre en citant

Bedri Baykam hem mensubu oldugu CHP'ye hem de orduya vermis veristirmis :

Cumhuriyet 02.08.2011


Bedri Baykam

TSK İstifaları... Onurlu Çıkış mı, Yoksa Mevzii Terk mi?

Cuma akşamı, siyaset gündemini allak bullak eden “Komutanlar istifa etti” haberleri, öncelikle dünya çapında çok çarpıcı bir haber havası taşıyordu. Halbuki bunun böyle olmadığı, toprak biraz eşelenince ortaya çıkıverdi. Kimilerine göre AKP iktidarına karşı çok yerinde bir jest olarak görünen istifalar, gözümde, üzülerek ifade ediyorum, pek ağırlık taşımadı. Koşaner’in açıklaması tarihi bir ikaz değil, bir iflasın tesciline benziyordu.

TSK, üç yıldır şu şekilde gündeme geliyor: Ya şehit haberleri ya da tutuklanan subay, general haberleri… Türkiye’de yaşananlar hakkında, TSK’nin hiçbir fikri yok. Konu “siyasete karışmak” filan da değil. Kendi “güvenlik” alanları için bile bu böyle. Örneğin MGK’de birden siviller bir karar dayatıyorlar: “İrticanın artık tanımlamasını yapmak imkânsız. Tehditler arasından bu kavramı çıkaralım”. Sorgulamadan, bunu kabul ediveriyor. Hiçbir şeye tepkisi yok. Anayasanın temel maddeleriyle bile hiçbir ilgisi alakası kalmamış. Hemen yanlış anlama meraklılarını rahatlatalım! Konumuz “muhtıra verilmesi” filan değil! Dünyada her kurum veya topluluk yaşananlara bir tepki verir. Mesela “anaokul bebeleri” bile üç gün mamaları soğuk gelse ya da oyuncakları ellerinden alınsa “bir dakika bu ne iş?” anlamına gelen bir yaygara koparır! Kendi kurumunu yok sayıp, kendini ölümüne ezdirmenin adı, ne zamandan beri “demokrasi”dir? Şöyle bir silkin, kendine, ülkene bak… Ve konuş! Bu ülkede her gün emekliler, imamlar, ikoncanlar (!) herkes her şey hakkında konuşurken, bu çekingenlik niye? Siz üstelik bu Cumhuriyeti kuranlarsınız. Herhangi bir ithal lejyoner asker de değilsiniz! O zaman niye düşüncelerini kendinize saklıyorsunuz? İstifa gerekçeleri metni, kamuoyuna “TSK’nin görüşü” olarak sunulamaz mıydı? Ordu kendini “yaşayan ölü” konumuna taşımamış olsaydı, belki olabilirdi...

Sergilerimin ses bantları için özenle çalışırım. Konunun uzmanı Mehmet Kılıçel’le beraber “fade-in, fade out” sistemle dijital bant üstünde sesler geçişi yaparız. Bir konuşma, bir müzik geri planda sesi kısılarak yavaş yavaş yok olurken, bir diğeri aynı geçiş hızıyla ortalığı doldurur. İşte AKP, Türkiye’de hep bu taktiği “bilimsel (!)” yöntemlerle uyguluyor. Bakın şimdi de asker “fade-out”la ortadan yok edilirken, onun yerine güçlü şekilde polis geçiyor! “Askerlik kısalacak”, “TSK ile Güneydoğu sorunu aşılamıyor” gibi gerekçelerle polise ağır silahlar pas etmenin altyapısı kuruluyor.

Peki TSK nasıl buralara geldi? Kimse bana “ABD” demesin, bu çok kolaycı bir yorum. Konu bence tamamen iç işlerimiz. TSK, aynen CHP gibi, 15-20 kadar 2. Cumhuriyetçi-liberal-İslamcı yazarın medyada özellikle 10-15 yıldır yürüttüğü psikolojik savaşa teslim oldu. Onlara her sabah “şirin” görünme kararlılığıyla, hangi değerleri artık tamamen unuttuğuyla ilgilenmeden kendini boşluğa çekti. “Yeni CHP” ise itiraf edelim, TSK ve istifalarla ilgili hiçbir şey anlamıyor, tamamen “çevrim dışı”. Son krizin değerlendirmelerini yaparken, sanki bilmiyorlarmış gibi, “İstifanın gerekçeleri nedir, açıklansın”(!) diyorlar. Bunu hâlâ anlamadıysan, zaten geçmiş olsun. Bugüne kadar askerlerin davalarına ne kadar destek verdin? Ayrıca iktidarın “güç suiistimaline” karşı bir önlemin var mıdır? Varsa nedir? Önlemin yoksa niye şikâyet ediyorsun? Sen de zaten “Ordu ufalsın, askerlik kısalsın, Milli Savunma Bakanlığı’na bağlansın” diyordun. Demek, üzülüp kızmana gerek yok!

Yandaş basın olan bitenden çok mutlu! Necdet Özel, AKP yandaşlarını şimdiden ihya etmiş. Her biri böylece “yeni anayasal süreçte TSK reformu iki yıl öne çekileceği için” sevinçli mi sevinçli! “Çok yaşa Özel Paşa!” durumları yaşanıyor… Bu furyada YAŞ öncesi, Kuran kurslarının yaş limitinin en alt seviyelere indirileceği müjdesi verilirken, artık ortada “teorik” olarak bile bir direnç noktası kalmadı. Yanılmıyorsam CHP bu konuda Ilıcak ve Çandar’ı kızdıracak bir radikal çıkış yapmayı göze alamaz! Büyük basın uyanık (!) başlıklarla “Daaan, Necdet Özel yeni başkomutannn” diye komediye kaçıyor, tarihe karşı en azından manşet sorumluluğunu bile göze alamadığını gösteriyor.

Hayat bu, bazıları blöflü satranç oynar, bazıları kumda… Oynayana da oynatana da helal! Ama kimse kalkıp bana Koşaner’in o yok oluş itirafnamesinde deha veya Cumhuriyetçi sorumluluk izi bulduğunu anlatmasın. Çaresizlik ve mevzii terk etme, ne zamandan beri gurur vesilesi oluyor?
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7715
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 03 Aoû 2011 0:16    Sujet du message: Répondre en citant

Hangi Ülkenin kaç General'i var?

AKP Kütahya Milletvekili Soner Aksoy'un dikkat çekmesi dünya ordularındaki general sayıları merak konusu oldu
AKP Kütahya Milletvekili Soner Aksoy'un TSK'yı eleştirmesi ve 'Çin ordusunda bu kadar general yok' eleştirisi tartışma konusu olmuştu.Türkiye dünyadaki general sayısı sıralamasında 8.sırada yer alıyor.En kalabalık ordu Çin iken en az general Çin Ordusu'nda var.

Vatan Gazetesi yazarı Murat Çelik tartışma konusu olan general sayılarını araştırdı.İşte o rakamlar:

http://bit.ly/omsAMD
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10538
Localisation: Paris

MessagePosté le: 13 Aoû 2012 3:30    Sujet du message: Répondre en citant

Ibretle okunmasi gereken bir yazi...

Citation:



CUMHURİYET DONANMASINA VEDA EDERKEN

1972 yılının Ağustos ayının ilk haftasında Deniz Lisesi öğrencisi olarak, 14 yaşında Türkiye Cumhuriyeti Bahriyesi-TCB' nin bir denizcisi oldum. Tam tamına 40 yıl sonra, 2012 yılının gene Ağustos ayının ilk haftasında 12 Orgeneral ve Oramiralin de imzası olan Yüksek Askeri Şura kararları neticesinde emekliye sevk edildim.

Diğer bir deyişle, sahte delillere dayalı Balyoz komplosu sonucu, diğer 13 kıymetli Amiral ile birlikte, aynı zamanda silah arkadaşlarımız ve komutanlarımız olan YAŞ üyesi orgeneral ve oramirallerin onayı ile Tümamiral rütbesinde tasfiye edildim. Tasfiye edildiğimi, 18 aydır tutuklu bulunduğum Hasdal Cezaevinde televizyondan öğrendim.

Beni tasfiye veya emeklilikten daha çok yaralayan, Balyoz komplosunun bini aşkın maddi hata ve onlarca bilirkişi raporlarıyla ispat edilmiş olmasına rağmen, bu çıplak gerçeğin görülmemesi, masumiyetimizin savunulmaması ve tasfiyeye imzalarla onay verilmesi oldu.

Mustafa Kemal'in sadık bir denizcisi ve Amirali olarak Cumhuriyet Donanması ile dolu dolu geçen 40 yılın her gününden, yaptığım her görevden büyük haz ve onur duydum. Başarılardan ve başarısızlıklardan ayrı ayrı dersler çıkardım. Denizde gemi komutanı, komodor ve filo komutanı olarak değişik rütbelerde yaptığım tüm görevlerde gemimi ve gemilerimi her görev sonrası limana kazasız ve sapasağlam geri getirdim. Bayrağımızı fırkateyn komutanı olarak yedi denizlerde dolaştırma onuruna sahip oldum. Yurt içi ve yurt dışında icra ettiğim tüm kara görevleri ve toplantılarda denizlerimizdeki hak ve çıkarlarımızı sonuna kadar savundum. Lekesiz ve tertemiz geçen yıllar sonunda 2004 yılında Amirallik ile onurlandırıldım.

Sadece ben değil, benimle beraber hukuk adına, hukuk katledilerek Hasdal, Maltepe, Hadımköy ve Silivri'de bu acıları aileleri ile beraber çeken ve sahte davalar sonucu tasfiye edilen çok kıymetli, seçkin, ulusal duruşu yüksek, Atatürk'ün rotasından en küçük bir sapma göstermeyecek Deniz Kuvvetleri mensubu Amiral, subay ve astsubayların aslında tek suçu, Deniz Kuvvetlerine 90'lı yıllardan sonra tek kelime ile büyük sıçrama yaptıran üretken ve yaratıcı değerler arasında bulunmalarıydı.

Soğuk Savaş süresinde enerji toplayan ve bu enerjiyi Soğuk Savaş sonrası dönemde büyük bir ivme ile açık denizlere çıkarak, dışa vuran Cumhuriyet Donanmasını ne ekonomik krizler, ne de 1999 Gölcük depreminin yok edici enerjisi durdurabildi. Cumhuriyet Donanması özellikle 90'lı yıllardan itibaren tarihinde benzeri görülmemiş bir şekilde yükselmeye devam etti.

Türk Deniz Gücünün neler yapabileceği yakın tarihimizde saklıdır. Kıbrıs'a 1974 yılında, Rum müdahalesinden sadece beş gün sonra, son 50 yıldır hiç savaşmamış olduğu halde Cumhuriyet Donanması, denizaşırı bir amfibi harekâtı başarabilmiştir. Bu başarının bir benzeri dünya deniz tarihinde yoktur.

Ocak 1996'da yaşanan Kardak krizinde de Cumhuriyet Donanması, 12 saat içinde savaş konumuna geçebilmiş ve karşı tarafı caydırarak siyasi inisiyatifin Türkiye'ye geçmesini sağlamıştır.

Cumhuriyet Donanmasının yükselişi o denli büyük oldu ki, bu yükseliş, 21'inci yüzyılda Karadeniz, Ege ve Doğu Akdeniz'in küresel emperyal kurgular ile şekillenmesine izin vermeyen, önemli çıkarları olan Hint Okyanusu'nda 2009 yılından itibaren sürekli savaş gemisi bulundurabilen, kendi savaş gemisini, sensör ve silahını yapabilen, var oluş nedenini Mustafa Kemal Atatürk ve ulusal güçten alan Türk Deniz Gücünün oluşumunu gerçekleştirdi. Daha da öte, Cumhuriyet Donanması Türkiye'nin denizcileşmesinin lokomotifi oldu.

Osmanlı İmparatorluğundan devraldığı bu görevi, emsalsiz başarılar ile sürdürebildi. Cumhuriyet Donanması, Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan, "Toprak Gemi" Anadolu'yu sırtında taşıyarak, "Mavi Vatan" denizlerimize yaklaştırmanın ve her ikisini buluşturmanın hayati sorumluluğunu üstlendi.

Aslında 21'inci yüzyılın başlangıcındaki Türk Deniz Kuvvetleri, Atatürk'ün hayalindeki denizci Türkiye'nin mükemmel bir eseriydi. Bu olağanüstü başarı çok göze batıyordu. 2008 yılından itibaren Deniz Kuvvetlerine maalesef kendi hükümetinin ve parlamentosunun gözleri önünde akla hayale gelmeyecek iftira ve yalanlara dayalı komplolar kuruldu.

Hasdal, Silivri, Hadımköy ve Maltepe'de bu tip komplolar sonucu rehin alınan bahriyeliler, aslında bu yükselişin gerçek sahibi seçkin neslin altın vardiyası idiler. Onlar deniz tarihimizin Çeşme, Navarin, Sinop ve Haliç baskınlarını aratmayacak bir baskının, Silivri Baskınının rehinleri olarak deniz tarihimizde
yerlerini aldılar.

Amerikalı Stratejist George Friedman'ın "Bir donanma gücü oluşturmak, gerekli teknolojiyi üretmek için değil, ama iyi amiraller ortaya çıkaran birikmiş bir tecrübenin devredilmesi gerektiği için, nesiller alır"[1] değerlendirmesi, 2008 ile 2011 yılları arasında Türk Deniz Kuvvetlerine karşı, tasfiye amaçlı acımasızca uygulanan asimetrik psikolojik ve asimetrik hukuk savaşlarının ana teması oldu.

Bu komploda önce propaganda medyası oluşturuldu. Müteakiben etki tabanlı, dış destekli asimetrik psikolojik harekât saldırıları, asimetrik hukuk savaşları ve her türlü yalan haberi ve iftirayı yayma cesaretini bulan neo liberal ve dinci medya terörü ile sürdürüldü. Özellikle 11 Şubat 2011 gecesi, Türk hukuk tarihine Silivri toplama kampının, "Auschwitz" tutuklamaları olarak geçti.

Savunma hakkı verilmeden 163 Amiral, general ve subayın dakikalar içinde tutuklanmasından sonra, sahte davalar bir kanser olarak büyüdü ve "hukuka saygılıyız" diyenleri de sahte deliller ile yutmaya devam etti.

Maalesef bu operasyonun perde arkasındaki makro hedeflerden en önemlisinin, Türkiye'nin denizcileşmesi ve bölgesel bir deniz gücü olmasının engellenmesi olduğunu sorumlu mevkide olanlar göremedi. Görmek istemedi.

1571 yılının İnebahtı deniz yenilgisinden sonra, Türklerin yaşadığı toprakların kaderini belirleyenlerin gizli tarihlerinde, Anadolu'nun denizcileşmesinin önlenmesi ve Türklerin denizlerden uzak tutulmasına yönelik yüksek bir hedef olduğunu görebilmek için, tarih doktorası yapmaya gerek yoktur.

21'inci yüzyıl başında yaşanan bu savaşın sonunda beklenen açık ve net hedef, Türkiye'nin denizcileşmesinin ve Cumhuriyet Donanmasının bölgesel bir güç olmasının önlenmesidir. Bu süreçte sözde darbe suçu ya da akla ziyan diğer sahte suçlar ile yargılananlar Deniz Kuvvetlerinin seçkin denizcileri değil, Türkiye'nin denizcileşmesinin ta kendisidir.

Unutulmamalıdır ki Türkler 20'nci yüzyıla donanmasız girmiş ve bedelini Kıbrıs, Girit ve Ege Adalarının tümünün kaybı ile ödemiştir. Daha kötüsü, onanmasızlık, Birinci Dünya Savaşında, Gelibolu'ya müttefiklerin aç kurtlar gibi saldırmasının yolunu açmıştır. Bu kez Türkler gene emperyal bir komplo sonucu 21'inci yüzyıla Amiralsiz giriyor. Muharip 48 Amiralinin 25'inin tutuklu olduğu ve 4 Ağustos 2012 YAŞ kararları ile 13'ünün acımazsıca tasfiye edildiği bir ortamda, başka söze gerek yoktur.

Amiralsizlik ve ehliyetli denizci eksikliğinin ülkelerin başına neler açtığının en güzel örneği Fransız İhtilalinde yaşanmıştır. İhtilal tasfiyesinden 15
yıl içinde Fransız Donanması önce Akdeniz'den, sonra da Atlantik'ten atılmıştır.

İlerde tarih kitapları, Türk deniz tarihinin bugünlerini anlatırken, bindiği dalı kesen Türkiye'nin durumunu açıklamakta zorlanacaktır. Gelecekte yazılacak bu kitaplardan birinde özgürlüklerimizin çalındığı bu günler sanırım şöyle anlatılacak: "2008 ile 2012 yılları arasında Türk Deniz Kuvvetlerine dünya deniz tarihinde örneği görülmemiş bir saldırı yapıldı. Bu saldırıda Deniz Kuvvetlerinin komuta yapısı hedef alındı. Kuvvet yapısına dokunulmadı. Bu saldırı ile moral ve komuta kontrol birliği çökertildi. Bu saldırıyı yapanlar, şüphesiz Türk Deniz Kuvvetlerinin emperyal yapının kontrolü dışında güçlendiğini, onun iradesi dışına çıktığını ve gelecekte Avrasya/Ortadoğu merkezli bir çatışmada ulusal çıkarları emperyal çıkarların önünde göreceğini tahmin etti. Zira tarihinde, sadece ulusal çıkarlara hizmet eden Cumhuriyet Donanması Karadeniz, Ege ve Akdeniz'de Anadolu'nun deniz çıkarlarını sadece korumadı, aynı zamanda geliştirdi. Türklerin denizcileşmesinin lokomotifi oldu.

Bu saldırı Osmanlı deniz tarihinde yaşanmış Çeşme, Navarin ve Sinop baskınlarından çok farklı oldu. Bu baskınlarda Türk Donanması müttefik düşmanlar tarafından yakılmış, Türklerin kendi içinden düşmana yardım eden ve Donanmayı iç cepheden çökertmeye çalışanlar olmamıştı.

21'inci yüzyıldaki baskın bu nedenle çok farklıydı. Zira baskını yapanlar; tetikçi olarak çalışan, sahte dijital belge üreten, sahte delil eken, yalan ve iftiralarla dolu fezlekeler düzenleyen, sahte haberler yaparak Deniz Kuvvetlerini, çete kuran, fuhuş, casusluk, şantaj yapan, Amirallerine suikast planlayan suç şebekesi gibi gösteren ve bu masum vatanseverleri tasfiye edenler onların kendi silah arkadaşları, polisi, savcısı ve medyası yani kendi vatandaşları oldu. Ancak iç savaşlarda yaşanabilecek böyle bir durum, dünya tarihinde pek az gözlenir.

Bu kadar güçlü bir Donanmanın, Hükümeti'nin ve Parlamentosu'nun gözü önünde zayıflatılmasına, komplolar kurulmasına, moralinin çökertilmesine, denizde bir çatışma yaşansa en yetenekli denizcileri hapiste tutulduğu için kaybetme riski ciddi şekilde artmasına rağmen, yüzlerce seçkin denizcinin iddianamelerde yer alarak çoğunluğunun tutuklanmasına birçok stratejist ve analist anlam veremedi.

Ancak 2011'den sonra yaşananlar bu komplonun yüksek stratejisinin tasarlandığı emperyal yapının ne kadar haklı olduğunu ortaya çıkardı. Onların düşünce yapısı son derece sade idi.

Anadolu'nun stratejik baskı altında tutulması için önce Donanma yok edilmeli ya da dönüştürülmeliydi. Bunun için gemi batırmaya hiç de gerek yoktu. O gerekirse zaten akıllı füzeler ile kolayca yapılabilirdi.

O yıllarda acil yeni enerji kaynaklarına ihtiyaç vardı. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) endüstriyel medeniyeti sürdürebilmek için 2030'a kadar altı tane yeni Suudi Arabistan'a ihtiyaç var diyordu. Petrol bitiyor nerede olursa olsun yeni kaynaklar bulunmalı, mevcutlar Irak ve Libya'da olduğu gibi küresel sermayenin kontrolüne alınmalı, diyen yüksek emperyal irade bu yolda önüne çıkanı ezmeliydi.

O yıllarda Doğu Akdeniz petrol ve gaz kaynıyordu, ancak Türk Donanması kendi alanlarını ve Kıbrıslı soydaşlarının gelecekteki çıkarlarını korumak uğruna bu alandaki faaliyetlere mani oluyordu.

Daha da kötüsü Karadeniz'de beş sahildar ülkeyi de yanlarına alarak dünya denizlerinde örneği görülmeyen bir başarı ile başta BLACKSEAFOR ve Karadeniz Uyumu Harekâtı olmak üzere çeşitli girişimlere liderlik ediyor ve Karadeniz'i dış dünyanın karmaşasından ve askeri rekabetinden uzak tutuyorlardı.

Bunların üzerine bir de Heybeliada isimli korveti yüzde 70 ulusal olanaklarla inşa etmediler mi? Emperyal okul ne diyordu? Anadolu denizci ve Atatürkçü olmamalı. Aksi takdirde Türkleri tutamazsınız. O halde söz konusu iki kavramın en çok geliştiği kurum olan Türk Deniz Kuvvetlerinde emperyal çıkarlara karşı duran Amiral, subay ve astsubaylar ile potansiyel yetenek ve düşüncede olanlar yok edilmeliydi. Geri kalanlar da polis fezlekesi ve malum medyada fuhuşçu, suikastçı, şantajcı ya da pornocu olarak kapak olma tehdidi ile baskı altında tutulmalıydı. Haksızlıklara ve oldubittilere karşı sesini çıkaran biri oldu mu, sahte bir e-posta ve dehşetli bir fezleke ile içeri atılmalıydı."

Kitabı okumaya devam ediyorum. Bakın 2012 sonrasında neler olmuş: "Türkiye Cumhuriyeti Atatürk'ten ve Cumhuriyetin kurucu felsefesinden her gün uzaklaşmış. Devletin jeopolitik ve stratejik çıkarlarını koruma refleksi diye bir kavram kalmamış. Türklük, vatanseverlik ve Mehmetçik gibi kavramlarının yerini daha çok para puan, kontör, borsa endeksi, şimdi eğlence zamanı gibi kavramlar almış. Kuvvetler ayrılığı ortadan kalkmış, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı yok edilerek her kavramın yandaşı ortaya çıkmış.

Gelelim denizlere, Doğu Akdeniz'de İsrail ve GKRY tarihinde yaşanmadığı kadar birbirlerine yakınlaşmış, Doğu Akdeniz'deki en büyük doğal gaz kaynaklarından birine erişmişler. Küresel sermaye ve enerji devleri bu duruma çok sevinmiş.

Zira Türkiye'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin de haklarının olduğu sahalar dâhil Doğu Akdeniz'de o yıllarda 13 milyar varil petrol ile 21 trilyon m³ doğal gaz bulunduğu tahmin ediliyormuş. Doğal gaz kapasitesi Hazar havzasının neredeyse üç katına yakınmış. 2011 yılında Japonya'da meydana gelen deprem ve tsunami sonrası pek çok Avrupa ülkesi nükleer santralleri kapama kararı verdiğinden, enerji açığının doğal gaz ile karşılanması kaçınılmaz olmuş. O nedenle Akdeniz kaynakları, Libya sonrası küresel sermayeye ilaç gibi gelmiş."

Ünlü Romalı devlet adamı Çiçero şöyle diyor: "Bir ulus dış düşmanları ile baş edebilir. Fakat içersindeki satılmış ve hainlerle yaşayabilmesi olanaksızdır. Sınırları zorlayan düşman silahlarını ve âlemlerini açıkta taşıdığı için daha az tehlikelidir. Fakat bir hain, hain gibi görünmez, kurbanları ile aynı aksanda konuşur, onların çehresine bürünür ve bütün kapılardan serbestçe geçer, sesi en üst düzey hükümet koridorlarında duyulur. Ulusun ruhunu çürütür. Politik yapıya her türlü hastalık bulaştırarak ulusun yaşam gücünü elinden alır. Bir katil daha az korkuludur."

Bugün Türkiye'de etrafımız Çiçero'nun tarif ettiği hainlerle çevrilidir. Ancak, Deniz Kuvvetleri içinde çıyan gibi yıllarca bugünleri bekleyen hainler kadar, bu hainlerle baş edemeyen, onlarla savaşı göze alamayan, savaşmayarak teslim olan ve böylece Cumhuriyet Donanmasına, onun değerlerine ve geçmişine ihanet edenler de artık en az onlar kadar geleceğimize zarar vermişlerdir.

82 yıl önce Kubilay'ın Menemen'de vatandaşların gözleri önünde katledildiği gibi, bugün Deniz Kuvvetlerinin yüzlerce emekli ve muvazzaf personeli Türk halkının, Türk denizcisinin ve silah arkadaşlarının gözleri önünde katlediliyor. Maalesef halkımız kan uykusunda.

Aslında katledilen Cumhuriyet, katledilen denizciliğimiz ve geleceğimiz. Kubilay'ın Menemen'de katli sonrasında durumu sessiz ve kayıtsızca izleyenlere şair Behçet Kemal Çağlar şöyle haykırmıştı: "Çıkmadı mı bu genci bir tek kurtaranınız, varmaz mıydı kalbiniz, akmaz mıydı kanınız, gövdeyi kan götürse demek ki razıydınız, ona nasıl kıydınız, ona nasıl kıydınız."

Ben şimdi Türk halkına soruyorum. Balyoz ve diğer isimli sahte davalarda yargılanan, özgürlükleri ve gelecekleri iftira ve yalanlarla çalınan şerefli askerlere, denizcilere, havacılara ve vatanseverlere nasıl kıydınız? Türkiye'nin denizcileşmesine ve geleceğinize kurulan tuzakları nasıl görmediniz? Sizlerin içinden gelen ve sizi koruyacak olan Ordunun, Donanmanın ve Hava Kuvvetlerinin sahte davalar ve iftiralar ile sindirilmesine nasıl göz yumdunuz.

Atatürk'e ve kurucu atalarımıza ihanetin ve neredeyse hakaretin liyakat olduğu bir dönemde, bedeni tutsak ama ruhu Mustafa Kemal'in Amirali olarak sonsuza dek hür kalacak olan ben Amiral Cem Gürdeniz, Cumhuriyet tarihimizin en karanlık günlerinin yaşandığı dönemde tutuklu kalıp, bir tasfiye sonucu emekliye sevk edilerek tertemiz üniformamım dışarıdaki çamur ve ihanet ile kirlenmesini önlediği için, talihime şükrediyorum. Dünyaya tekrar gelirsem gene Cumhuriyet Donanmasında denizci, gene Mustafa Kemal'in Amirali olurdum.

Beni son 40 yılda yetiştiren, denizi ve denizciliği öğreten, devlet ve millet adına bana savaş gemilerimizin komutanlık, komodorluk ve filo komutanlıklarını emanet eden Mustafa Kemal'in
gururu Cumhuriyet Donanmasından, tüm şehit ve gazilerimizden, 40 yılın sonunda helallik isterken, ben tüm varlığımla bu kutsal dönem içinde sarf ettiğim tüm emeklerimi ve yarattığım tüm katma değerleri Atatürk'ün Bahriyesine helal ediyorum.

Tümamiral Cem Gürdeniz
4 Ağustos 2012 Hasdal





[1] Friedman, George, Gelecek On Yıl, Pegasus Yayınları, 2011, Sayfa.233

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2325
Localisation: Paris

MessagePosté le: 08 Sep 2012 12:27    Sujet du message: Répondre en citant

Terorun bu kadar artmasinin, belki de Afyon'daki olayin bile balica sebeblerinden biri ordunun getirildigi durumdur. Bu da ozellikle Gule destekli AKP'nin vebalidir. Ne ekersen onu biçersin. Ama biçilen insanlarimiz ve Turkiye oluyor ne yazikki.

Bunlari yazmayi asagidaki yaziyi okudukltan sonra daha da fazla yazak ihtiyacini hissetttim, hani bekli "TRE'nin kusursuz politikasi "diyenlerin belki akillari basina gelir diye...


Citation:

Şırnak'taki komutanların başına bakın neler geldi!

http://bit.ly/Rw4y9t
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Turquiste
Novice
Novice


Inscrit le: 28 Nov 2011
Messages: 76

MessagePosté le: 09 Sep 2012 10:42    Sujet du message: Répondre en citant

Message contenant injure et invitation à la violence est supprimé par l'administrateur.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Raskolnikoff
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 09 Oct 2007
Messages: 3479
Localisation: Somewhere in the world

MessagePosté le: 09 Sep 2012 11:23    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:
Ulan darbe yaparsin dinci ve kürt kesimi imha edersin Türkiye huzurlu hale

Mesele böyle basit formüllerle çözülmez Turquiste.Bir zamanlarda Türkiye'de hayat pahaliligina çözüm olarak kimileri "iki esnafi sallandirirsin, bakalim zam yaparlar mi sonra?" gibi formüller üretirdi. Toplum ve ekonomilere yön veren mekanizmalar oldukça karmasiktir, öyle "sihirli bir degnekle" ha dedin mi düzen ve huzur saglanmaz. Kaldi ki ordunun tabani da türk toplumunun küçük bir modeli, içinde senin yok etmek istedigin insanlar da var.
Son onyillarda ülkenin iç ve dis dinamiklerle nasil evdildigini, sosyolojik, demografik, kültürel gelismelerini saptamadan durumu kavramak ve "çözüm üretmek" olanaksiz. Ben de sinirleniyorum, zaman zaman fevri çikislarla bir takim abuk laflar ediyorum, bu da bir nevi mastürbasyondan öteye gitmiyor, sonunda elde var sifir..

Code:
alemin derdi para olmus
yazarak gerçeklere çok daha yakinsin. Bir de ben ekleme yapayim....
90'li yillarda bir filmde hosuma giden bir replik yakalamistim, kafami attirdiklari ve olaylara çaresiz kaldigimda kullanirim :Agir Roman filminin bir kahramani gidisadi nitelemek için der ki:

"Alem g.t oldu!!!!"

Bir de atasözü eklemekte yarar gördüm: "lafla peynir gemisi yürümez!"
_________________
Родион Романович Раскольников
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé Visiter le site web de l'utilisateur
Raskolnikoff
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 09 Oct 2007
Messages: 3479
Localisation: Somewhere in the world

MessagePosté le: 09 Sep 2012 15:52    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:
alemin derdi para olmus


Evet, Türkiye'de toplum, bir yandan nüfusun önemli bölümünün zor yasam kosullariyla bogusmasi, öte yandan da "tüketim toplumunun "gelismesi nedeniyle paraya endekslendi, geleneksel dayanisma anlayisi yerini bireycilige birakti, her kesimden insanlarin yasam amaci, dünya nimetlerinden her ne yolla olursa olsun olabildigince yararlanmak, tüketmek, "günesli yerden pay almak" oldu.....Egemen liberal ideolojilerin dogal olarak yapisindaki bu anlayis, dininde metalastirilmasiyla birlikte toplumun tümûne yayildi. Ordu da toplum disinda, fildisi bir kulede degil elbet. Zorunlu askerlik hizmetine dayali ordularda taban toplumun küçük çapta bir modelini olusturur, toplumun degisik katmanlari, farkli yasam tarzlarindan, görüslerden gelenler orada bir araya gelir, ve kriz dönemlerinde, toplumun tümûnü olmasa da çogunlugu birlestiren bir ülkü birliginin, ortak bir yurttaslik anlayisinin, ve etigin yoklugunda, bu kitle de farkli yanitlar verir. Bu bütünlük, temcit pilavi gibi tekrarlanan sloganlasmis laflarla degil, köklü, laiklik ve çagdas bilimsel veriler temelindeki bir egitimle saglanabilir ancak. Toplumda bireycilik ve "köseyi dönme" anlayisi hakimse, bu ordunun üst kesimlerini de -belli ölçülerde_ kapsar ister istemez. Ulusal amaç birliginin yerini klanlasma ve çikar çevreleriyle amaç birligi alir. Kaldi ki, senin tüm teknolojin ve bilgi alma mekanizmalarin nato'nun denetiminde oldugu sürece, onlarin izni olmadan darbe filan da yapamazsin. yapsan zaten ne yazar, sorunlari ertelersin o kadar.....
_________________
Родион Романович Раскольников
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé Visiter le site web de l'utilisateur
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2325
Localisation: Paris

MessagePosté le: 21 Sep 2012 11:07    Sujet du message: Répondre en citant

Odatv'den
http://www.odatv.com/n.php?n=koramiralin-nasil-casus-oldugunun-asil-hikayesi-1909121200

Citation:


Koramiralin nasıl casus olduğunun asıl hikayesi

Dünyanın en çekinilen ordularından biriydi. Öyle çok teknik imkanları, gelişmiş silahları olduğu için değil, gururu, kendine güveni, silah arkadaşına olan sarsılmaz bağlılığı ve yaptığı görevin kutsallığına olan katıksız inancı nedeniyle…

Türk Ordusu!

Tarih yapmıştı, gururu buradan kaynaklanıyordu. Ve gerektiğinde o tarihi nasıl yeniden yapabileceğini yıllardır devam eden terörle mücadelede dünya askerlik tarihi standartlarını alt üst ederek gösteriyordu.

Teknolojik olsun olmasın, silah olarak kullanabileceği her şeyi düşmanın korkulu rüyası haline getirebilirdi, kendine güveni bu eğitiminden kaynaklanıyordu. 1991 yılında Silopi'deki Habur kapısı yakınlarında yaptığı ve yüzlerce basın kuruluşunun izlediği tatbikatta; Amerika'nın Vietnam'da kullandığı demode 57 mm'lik hafif GTT'lerle (Geri tepmesiz top) öyle bir isabet kaydetmişti ki, hangi silahların ateşlendiğini göremeyip sadece hedefleri gören izleyiciler, kullanılan silahların güdümlü tanksavar füzeleri olduğunu sanmıştı…

Komutanların komutanları da silah arkadaşları da kendisi gibi Anadolu'nun bağrından gelen halk çocuklarıydı. Hiçbiri paralı asker değildi, vatan borcu ödüyorlardı ve arkadaşları için gözlerini kırpmadan ölüme atılabilirlerdi. Komutanları da onların hayatı için makamından, hatta canından kolaylıkla vazgeçebilirdi.

Birbirlerine olan inançları buradan kaynaklanıyordu. Aynı tatbikatta, yer altına gizlenmiş temsili teröristlerin saldırısına (yerden bitme pusu) cevap vermek için, saatte 40-50 km hızla giden araçlardan, çomak sokulmuş arı kovanından çıkan arılar gibi arka arkaya atlayan ve şimşek gibi manevra yapan Mehmetçiklerin fotoğraflarını çekmek için yol kenarına yatmış bir yabancı gazeteci, arka arkaya deklanşöre basarken şöyle diyordu: "Oh my God, impossible, impossible" (Aman Tanrım, bu imkansız)

Yere pul gibi yapıştıktan sonra, koltuktan kalkar gibi rahatlıkla kalkıp koşuşan askerlere şaşırmıştı. Aynı şaşkınlığı bundan birkaç yıl sonra, tatbikat yapmak için Eğridir'deki Komando Okulu'na gelen Amerikalı Özel Kuvvetler personeli de yaşayacaktı. Ortak tatbikatta, harita üzerine çizilmiş olan sızma bölgesinin 40 km uzunluğunda olduğunu görünce, Türk komandoları için sıradanlaşmış olan bu "imkansızlığa", "40 km sızma olur mu" şeklinde şaşırarak tepki göstereceklerdi…

Ve bu ordu, sırf Amerika'nın çıkarları için Irak'a sürülmeye çalışıldığında gözünü kırpmadan istifa ederek bu planı bozan Necip Torumtay gibi Genelkurmay Başkanları yetiştirdiği için; o askerler, 50 km hızla giden araçtan kolaylıkla atlayabiliyor, kasım ayında azgın Habur çayını geçecek kadar canını hiçe sayabiliyor, kır gezintisi yapıyor gibi 40 km taktik sızma gerçekleştirebiliyordu.

Silah arkadaşlarına duydukları sarsılmaz inanç bundandı. Hiç kimse dil uzatamazdı silah arkadaşına, uzattırmazdı, iftira attırmazdı. Kimse "casus", "terörist" diyemezdi. Dedirtmezdi…

Türk Ordusu'nun, kimsenin toprağında, petrolünde, ırzında, namusunda gözü olmazdı.

Yaptığı bütün o fedakarlıkları sırf vatanını ve egemenliğini, yani kendi namusunu korumak için yapardı. Bu yüzden kutsaldı yaptığı görev. Kutsaldı ve bu ülkede yaşayan herkesin ödeviydi. Parayla yapılamaz, parayla ölçülemezdi. Hudut namustu ve para karşılığında korunamazdı. Para verilerek de bu ödevden kaçılamazdı.

Sözleşmeye, ya da sadece fakir fukaranın razı olacağı bir maaşla olamazdı bu işler. Kutsaldı çünkü, herkesin eşit bedel ödediği tek hizmetti.

Askerler asker gibi, komutanlar komutan gibiydi.

Türk ordusuydu…

Bizim ordumuzdu…

1992 yılında Şırnak'ı ele geçirmek için gelen teröristleri sadece 3-4 çil yavrusu gibi dağıtan da, aynı yıl Irak'ın kuzeyinde örgütün belini kıran da aynı orduydu…

HAPİSTEKİ ORDU

Ve bugün…

Türk ordusunun 26. Genelkurmay Başkanı "terör örgütü lideri" olmak suçlamasıyla hapiste.

Neredeyse bütün komuta kademesi "örgüt üyesi" olmakla suçlanıyor, onlar da hapiste.

Ordu komutanları ve yüzlerce yüksek rütbeli subay "darbeci" olmakla itham edildi. Tutuklu yargılanıyorlar.

Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı'nı "casus" olmakla suçlayıp tutukladılar.

Deniz Kuvvetleri komuta kademesinin büyük bir kısmı hapiste…

Hani televizyonlarda duyuyorsunuz ya, "olay yerine bordo bereliler gönderildi" diye…

İşte onların en başarılıları, en kahramanları, binlercesini yetiştiren öğretmenleri hapiste.

"Terörist" olmakla suçlanıyorlar.

Mevcut Genelkurmay Başkanı Necdet Özel ise, Afyon'daki 25 şehidin cenazeleri aranırken Vali'den hediye alıyordu. Davranışını, "aniden gelişti, reaksiyon veremedim" diye açıkladı…

Bu da Türk Ordusu. Ama aynı ordu mu? Komutanları "terörist" ya da "casus" diye suçlanan bir orduda, gurur, güven, silah arkadaşına sadakat aynı kalır mı?

Mesela, şu anda Deniz Kuvvetleri karargahındaki herhangi bir subayın kafasında, "acaba ben birilerinin terfisine engel oluyor muyum" korkusu yoktur diyebilir miyiz?

Ya da "beni de tutuklayabilirler" korkusu taşımadan arkadaşlarıyla telefonda konuşuyorlar mıdır?

Dünyanın hiçbir ordusunda böyle bir garabet olamaz.

Bir Koramiral nasıl casus olabilir?

Mehmet Yiğittürk
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2325
Localisation: Paris

MessagePosté le: 03 Nov 2012 12:44    Sujet du message: Répondre en citant

Karikaturler olayi çok basit anlatabilmekte ibretlik ipos facto nun AKP Turkiyesine koydugu bu karikatur :

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2325
Localisation: Paris

MessagePosté le: 27 Jan 2013 12:17    Sujet du message: Répondre en citant

Basbakan'in ki timsah gozyaslari, sanki kendisi yargiyi ele geçirmek için anayasa degisikligi yapmadai, sanki deniz fenerinde savcilar tik diye yerinden alinmadi?
Gerçi yarginin asil kontrolu fetocularin elinde bu çikista aslinda fetoculara yapilmis bir çikis...


Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Raskolnikoff
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 09 Oct 2007
Messages: 3479
Localisation: Somewhere in the world

MessagePosté le: 01 Mar 2013 18:50    Sujet du message: Répondre en citant

Hapisteki İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel'in istifasını istediği Aydınlık’taki yazısı şöyle:
01 Mart 2013 Cuma 18:15

“Eski Kara Kuvvetleri Komutanı E. Org. Erdal Ceylanoğlu’nun ve E. Tümg. Yücel Özsır’ın tutuklanmaları, bir yargı olayı değildir. Tutuklamanın 28 Şubat yıldönümüne denk düşürülmesinden belli. Burada hukuk yok, ABD’nin Türk Ordusuna operasyonunun son uygulaması var.

ABD’nin BOP Eşbaşkanı Tayip Erdoğan-Abdullah Gül ikilisi, Abdullah Öcalan’ı ayarlayarak Türkiye’yi bölme operasyonuna girerken, ‘Herkes başını eğsin’ tehdidinde bulunuyorlar. Yardımcıları Bülent Arınç, “Soruşturmayı açan savcılığın yerinde olsam, uygulamayı daha kapsamlı yapardım” sözleriyle Damat Ferit sopası gösteriyor. Buradan da anlaşılmaktadır ki, İmralı Sürecinde vatanseverliğe yöneltilen tehdidin ucu açıktır.

Milleti “ayak altına almak” için

Öncelikle ordu ayak altına alınmalıdır

Türkiye, “Yargı çözer” ve “Darbecilerin kökünü temizliyoruz” yalanları eşliğinde bölünüyor.

“Türk milletini ayak altına alma” girişimi başlamıştır. Milleti ayak altına almak için önce Orduyu “ayak altına almak” gerekiyor.

Millet, onları ayak altına alacaktır.

Yenilen Türk Ordusu değildir kumandandır

Evet, dünya tarihinde komutanlarını düşmana teslim eden ordular olmuştur. Yenilmiş ordulardan söz ediyoruz.

Biz, Türk Ordusunun yenildiğini kabul etmiyoruz. Yenilen Türk Ordusu değildir, kumandandır.

Kumandan, daha 2004 yılının 23 Nisan günü teslim olmuştu. Zamanın Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök, hem de Harp Akademileri’nde Türk subayının önünde, “Millî güvenlik kavramının eskidiğini” ilan ediyordu. Komutan millî olmaktan o gün çıkmış ve Atlantik sistemi tarafından ele geçirildiğini ilan etmişti.

Millî güvenlik ve millî egemenlikten vazgeçerek, ne vatan savunulabilirdi, ne Cumhuriyet, ne de Ordu. 2007 yılında uygulamaya konan Ergenekon-Balyoz operasyonu hakkında en doğru tanımlamayı Bismil Cumhuriyet Köyü Muhtarı, İşçi Partisi Merkez Karar Kurulu Üyesi Mehmet Tanrıkulu yaptı: “Genelkurmay Başkanı, kendisini savunamıyor, Bismil köylüsünü mü savunacak!”

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yakışan ve yakışmayan

Eski Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner, iç cephenin yıkılmasına karşı 2011 Ağustosunda bir direnme örneği yaratmış ve yayınladığı tarihî bildiriyle ölçüleri koymuştu.

İşçi Partisi olarak, milletimize sesleniyoruz!

Bu manzaradan karamsar sonuç çıkarmayın, bu manzara kesinlikle değişecektir, ancak şu anın gerçeği, komutan teslim durumundadır.

Org. Necdet Özel, daha tutuklanmadan makamında esir alınmıştır. Ergenekon davası dosyasına konan uydurma belgelerle ve Uludere tertibiyle esir durumuna düşmüştür. Bu saptamada abartı yok, acı gerçek var. Türk Ordusunun görevini yapması için, öncelikle bu gerçeğin saptanması gerekiyor.

Hasdal, Hadımköy, Maltepe, Silivri, Sincan ve Şirinyer kalelerine hapsedilen yüzlerce komutan, ”Biz esir alındık” diyorlar. Söyledikleri ne yazık ki hakikattir. Silah arkadaşlarını düşmana teslim eden, onlardan önce türlü tertiplerle esir alınan komutanlardır.

Düşman fişliyor, operasyon yürüyor

Hedefte olanlar, ABD emperyalizminin daha 1990’lı yıllardan beri “Hizadan çıktı” diye fişlediği komutanlardır. CIA’nın, Pentagon’un, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın denetimindeki Foreign Reports, Foreign Affairs, Joint Forces Quarterly, Mediterranean Quarterly gibi organları, 1990’lı yıllardan başlayarak komutanların “büyük suçlarını” kayda geçirmişlerdir (Bkz. Hasan Bögün, ABD ve AB Belgeleriyle Türk Ordusu, Kaynak Yayınları, Nisan 2007).

Binyıllık hesaplaşma yürürlüktedir

Binyıllık hesaplaşma yürürlüktedir. Cumhuriyet Komutanının “28 Şubatı binyıl sürdürme kararlılığına”, ABD Ordusu, “Binyıllık Meydan Okuma”yla cevap vermişti. ABD Ordusu, 2002 yılının 24 Temmuzunda (Lozan’ın yıldönümünde) Millenium Challenge adıyla Türkiye’yi işgal tatbikatı yaptı. Şu anda Türkiye, içerden, Ankara Kalesi ele geçirilerek işgal edilmektedir. Türkiye’de hükümet yoktur, ABD’nin BOP Eşbaşkanlığı vardır.

Görevini yapan hapisaneye

Çok sayıda subayımız istifa etmektedir. Çünkü Türk subayının şerefiyle görev yapması, suç olarak tanımlanmıştır. Görevini yapan, hapse atılmaktadır ve komutan bu manzarayı seyretmektedir.

Zindanlara atılan komutanların ortak özellikleri, Mustafa Kemal’in askerleri olmalarıdır. Türk subayı, ya Kemal’in subayıdır, ya da subay değildir. Türk Ordusunun subaysız bırakılması planı yürürlüktedir.

Bölücülüğü etkisiz hale getirmek, Cumhuriyet Devrimini korumak, Batı destekli irticayı bastırmak, Türk Ordusunun anayasal görevidir. Bu görevlerden utanarak kem küm edenler, çözülme sürecine destek olmaktadırlar.

Düşman harekâtı

Ancak bir düşman ordusunun yapacağı uygulama, öz yurdunda Türk subayına yapılmaktadır.

Bu bir düşman harekâtıdır. Düşmanın savaşmadan yenme stratejisine, 2002 sonrasının komutanları savaşmadan yenilme stratejisiyle cevap vermişlerdir.

ABD merkezli operasyon şu an hedefine ilerlemektedir. Hedef, Türk Milletinin anayasadan silinmesi, Türkiye’nin bölünmesi ve Cumhuriyetin yıkılması sürecinin tamamlanmasıdır.

Damat Ferit disiplini

Hiçbir komutan şartların olumsuzluğuna sığınamaz. Türk Ordusuna yakışan komutan, ülkenin kalelerinin yıkıldığı, tersanelerine girildiği, orduları dağıtıldığı durumlarda teslim olmayan Türk subayıdır. Görevini yapama cesareti yoksa, yerini görev yapacak askere bırakmak, bugünkü halinden yeğdir.

Mütareke yıllarının Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliği dahi, İngiliz işgalcilerinin ve Damat Ferit Paşa’nın disiplinine bu kadar bağlı değildi. Çünkü onların beyinlerinde hâlâ teslim olmamış merkezler vardı. O nedenle İstanbul’da kalsalar bile, Mustafa Kemal Paşa ile bağlantılarını sürdürdüler.

Bir komutan, Cumhuriyet yıkılırken ve ülke bölünürken, Ordunun direnç kaynaklarının birer birer tahrip edilmesine onay veremez.

Damat Ferit Paşa’ya toplu alkış eylemi

Siz İstiklâl Savaşı sırasında Damat Ferit Paşa’yı memnun etmek için, Harp Akademisi’nde toplu alkış eylemi düzenleyen bir komutan hatırlıyor musunuz?

Veya İngiliz işgalcilerinin Sözleşmeli Personelini merasimle karşılayan bir komutan?

Yabancı devlet operasyonuna hukukî kılıflar üreten komutanlar biliyor musunuz?

İmralı Süreciyle uygun adım

Org. Necdet Özel, öyle gözüküyor ki, ABD planıyla uyum halindedir, İmralı süreciyle uygun adım yürümektedir. Umutlarını, PKK ile yapılacak sözde “barış” anlaşmasına bağlamıştır. ABD emperyalizminin dayattığı bölünmeye karşı vatanı savunma kararlılığından yoksun bir görüntü vermektedir. Türk Milletinden vazgeçilmesi, dolayısıyla Türk Ordusunun varlık nedeninin bitirilmesi olayına seyirci durumundadır veya bu tertibin içindedir.

Org. Özel’in yapacağı tek iş

Hiçbir komutan, silah arkadaşlarının birer birer esir alınmasına boyun eğemez. O zaman bu vatanı, bu milleti nasıl savunacaktır?

Gnkur. Bşk. Org. Necdet Özel’in artık şerefiyle yapacağı tek iş kalmıştır: Derhal istifa etmek.

Org. Özel, yerini görev yapacak bir kumandana bırakmalıdır.

Damat Feritlere topuk selamı vermek, görev yapmak değildir.

Türk Ordusunda sayısız Mustafa Kemaller vardır.

Göreceksiniz, Türk Ordusu komutanını bulacaktır.

Türk Ordusu İstiklâl Savaşı değerlerini keşfediyor

Düşmanın bu hayasız akını durdurulana kadar direnme sürecektir ve Ergenekon-Balyoz harekâtları karşı saldırıyla bozguna uğratılacaktır.

Bu manzara Türk Ordusunun manzarası değildir.

NATO’ya bağlılık döneminin çürüme manzaralarıdır bunlar.

Ancak büyük bir gelenek vardır ve büyük bir millet vardır.

En tepeye bakarsanız, moralinizi bozarsınız.

Mustafa Kemal’in Ordusuna bakın, o siperindedir.

Silivri Kalasında, Hasdal’da, Hadimköy’de, Maltepe’de, Sincan’da kalebent olan Kemal’in askerlerine, E. Org. Çetin Doğanlara, Hv. Org. Balanlılara, E. Org. Komanlara, E. Tüma. Ilgarlara, Tüma. Semih Çetinlere, Alb. Çıngılara, Alb. Önsellere bakarsanız, Türk subayının teslim alınamayacağını görürsünüz. Türk Ordusu gerçeği budur.

En son E. Korg. İsmail Hakkı Pekin ve E. Tümg. Ahmet Yavuz’un 21 Şubat 2013 günlü Aydınlık’ta yayımlanan bildirgeleri, Türk subayının Atlantik sürecinin tahlilini yaptığını ve demokrasi harbini kazanma kararlılığını belgelemektedir.

Türk Ordusu Mustafa Kemalleşiyor

Türk Ordusu, çetin koşulların ordusudur. Türk subayı, hapislere tıkıldıkça, ihanete uğradıkça, düşmanın süngüsü vatanın bağrına dayanınca, İstiklâl Savaşı değerlerini keşfeder ve keşfediyor.

Sakın iyimserlik olarak yorumlamayın. Milletimize gerçeği bildiriyorum: Türk Ordusu Mustafa Kemalleşiyor.

Göreceksiniz: Türk Ordusu bu bunalımdan kendisini yenileyerek, NATO çürümelerini kesip atarak, çelikleşerek, Türk Milletinin Ordusu olarak çıkacaktır.

Bugün yürürlükte olan süreç, İmralı süreci değil, Türk Milleti sürecidir.

Hiç kimse bu sürecin önünde duramayacaktır.

Bugün bütün mesele, Türkiye halkı ile Ordusunun bağlarını pekiştirmektir.

Millet Ordusunu kurtaracak

Ayağa kalkan Türkiye halkı, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni bu esaretten kurtaracaktır. Millet, Ordusunu düşmana teslim etmeyecektir.

İşçi Partisi, millî güçlerle birlikte, 19 Mayıs’tan başlayarak, 29 Ekim Ulus Meydanı, 16 Eylül Antakya, 10 Kasım Tandoğan, 13 Aralık Silivri Kalası, 22 Aralık Menemen Kubilay yürüyüşü ve 22 Aralık Antalya Öncü Kadın eylemleriyle milleti ayağa kaldırmıştır ve BOP Eşbaşkanlığı’nı yıkacak, Millî Hükümetin kuruluşu için görevini yapacaktır.” (Doğu Perinçek / Aydınlık)
Odatv.com
_________________
Родион Романович Раскольников
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé Visiter le site web de l'utilisateur
Montrer les messages depuis:   
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque Toutes les heures sont au format GMT + 2 Heures
Aller à la page 1, 2, 3  Suivante
Page 1 sur 3

 
Sauter vers:  
Vous ne pouvez pas poster de nouveaux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas répondre aux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas éditer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas supprimer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas voter dans les sondages de ce forum


Powered by phpBB v2 © 2001, 2005 phpBB Group ¦ Theme: subSilver++
Traduction par : phpBB-fr.com
Adaptation pour NPDS par arnodu59 v 2.0r1

Tous les Logos et Marques sont déposés, les commentaires sont sous la responsabilités de ceux qui les ont postés dans le forum.