31 visiteur(s) et 0 membre(s) en ligne.
  Créer un compte Utilisateur

  Utilisateurs

Bonjour, Anonyme
Pseudo :
Mot de Passe:
PerduInscription

Membre(s):
Aujourd'hui : 0
Hier : 0
Total : 2126

Actuellement :
Visiteur(s) : 31
Membre(s) : 0
Total :31

Administration


  Derniers Visiteurs

Georges : 03h24:12
murat_erpuyan : 12h26:13
Philippe : 1 jour, 02h02:06
Chaplon : 1 jour, 03h04:18
lalem : 1 jour, 22h36:31


  Nétiquette du forum

Les commentaires sont sous la responsabilité de ceux qui les ont postés dans le forum. Tout propos diffamatoires et injurieux ne sera toléré dans ces forums.


Forums d'A TA TURQUIE :: Voir le sujet - Türkiye'de ordunun yeri
Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum Forums d'A TA TURQUIE
Pour un échange interculturel
 
 FAQFAQ   RechercherRechercher   Liste des MembresListe des Membres   Groupes d'utilisateursGroupes d'utilisateurs    

Türkiye'de ordunun yeri
Aller à la page Précédente  1, 2, 3  Suivante
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque
Voir le sujet précédent :: Voir le sujet suivant  
Auteur Message
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2321
Localisation: Paris

MessagePosté le: 12 Avr 2013 12:14    Sujet du message: Répondre en citant

Bu yazi 2010 dan kalma ama bugunleri anlamak ve aydinlatmak için bayagi yararli (bence)...

Yazidan yola çikinca bazi seyler yerli yerine oturmuyor mu?



yazinin tamamini okumak için resme tiklayin


Dernière édition par SelimIII le 03 Aoû 2016 15:50; édité 1 fois
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2321
Localisation: Paris

MessagePosté le: 28 Juil 2013 14:37    Sujet du message: Répondre en citant

AB'ye uyum ayaklari ile ordu tasfiye eden ve de "bizim çocuklar" nitelemesi yakistiran ABD'nin istedikleri olmayinca ordudan intikam alip cezalandirmasina alet olan on yillik AKP iktidarinin bu eserinin acisi zamanla fazlasiyla çikacak.

Zaten ordu darbe yapsin diyen yok, çunku oyle bir sey olsa bunlar magdur rolune hemen sarilirlar. Magdurluk imlani vermeyeceksin yoksa demokrasinin içine edenler "demokrasi sehidi" olup çikarlar...

Butun bunlari bugun Sozcu'de donanma komutani ile yapilan roportaji okurken dusundum.

http://sozcu.com.tr/2013/yazarlar/saygi-ozturk/serefsiz-bir-komutan-olmaktansa.html

Aklima Istanbul isgalinde Ingiliz astina selam vermemekle suçlanan subayin apoletlerini sokerek masaya atmasi geldi.

Aslinda bunca general uydurma nedenlerle hapiste cururken tum ust kadame generallerin istifa etmesi gerekir, benim bildigim ordu dayanismasi, ordunun seref anlayisi bunu gerektir. Ama nerede?

Boyle olsa kuvvet komutani yapmak için albaylara filan basvurmasi gerekirki bu da iktidari açmazlara sokar rezil eder.

Savci da biat etmektense pazarda limon satarim demisti. Seref bunu gerektiriyor...
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
narine
Spammer
Spammer


Inscrit le: 24 Jan 2007
Messages: 683

MessagePosté le: 30 Juil 2013 21:00    Sujet du message: Cumhuriyet Gülen’e emanet Répondre en citant

Citation:
Cumhuriyet Gülen’e emanet
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TSK İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesini değiştiren düzenlemeyi onayladı. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Cumhuriyet'i koruma ve kollama görevini ortadan kaldıran değişiklik AKP, CHP ve BDP'nin oylarıyla Meclis'ten geçmişti.


"Cumhuriyeti korumak ve kollamak" Türk Silahlı Kuvvetleri'nin görevleri arasından çıkarıldı. AKP, CHP ve BDP'nin oylarıyla mecliste kabul edilen düzenleme Köşk'ten de geçti.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TSK İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesini değiştiren düzenlemeyi onayladı. Tartışmalara konu düzenleme ile TSK'nın görev tanımındaki "Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti'ni kollamak ve korumaktır" ifadesi kaldırıldı.

İç tehditle mücadeleyi silahlı kuvvetlerin görev tanımından çıkaran düzenlemede Silahlı Kuvvetlerin vazifesi, "yurtdışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak, caydırıcılık sağlayacak şekilde askeri gücün muhafazasını ve güçlendirilmesini sağlamak, TBMM kararıyla yurtdışında verilen görevleri yapmak ve uluslararası barışın sağlanmasına yardımcı olmaktır" şeklinde değiştirildi.

ulusalkanal.com.tr

http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/cumhuriyet-gulene-emanet-h12992.html
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
narine
Spammer
Spammer


Inscrit le: 24 Jan 2007
Messages: 683

MessagePosté le: 09 Aoû 2013 16:43    Sujet du message: Répondre en citant

Bir varmis bir yokmus, bir zamanlar çook çok güvenilir bir türk ordusu varmis :
Citation:

Asmanın bile asaleti vardır
Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Ergenekon davasında aldığı müebbet hapis cezası sonrası duygularını Hürriyet’e yazdığı mektupta anlattı. Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’e, “Sessizliğiniz sürecek mi” diye soran ve “İnsan asılacak olsa bile, bunun bir asaleti, kuralı ve insana gösterilen saygı içinde olması gerekmez miydi?” diyen Başbuğ’un kendisine verilen müebbet hapis cezası sonrası duygularını anlattığı mektubu şöyle:
ASILACAK OLSA BİLE
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, sanık yakınlarının ve seyircilerin 5 Ağustos 2013 günü yapılacak karar duruşmasına alınmayacağı yönünde bir karar aldı. Bu kararın duyulması, ülkede zaten mevcut olan gerginliğin daha da artmasına neden oldu. Karar usul yönünden de hatalıydı. Karar açık duruşmada açıklanmalı ve gerekçeleri de kamuoyuna belirtilmeliydi. Ancak, bu noktalar mahkeme için önemli değildi. Duruşma saat 09.00’da başlayacaktı, öğlen vakti başladı. Salon, milletvekilleri, basın mensupları ve avukatlar tarafından doldurulmuştu. Salonda, anormal derecede emniyet tedbirleri alınmıştı. Avukatlar ile sanıklar arasında jandarma ile adeta etten duvar örülmüştü. Avukatlar, sanıkları görebilmek için sıraların üstüne çıkmıştı. Acaba kendi ülkemizde mi yargılanıyorduk, yoksa düşman bir ülkede mahkeme karşısına mı çıkarılmış idik? Yoksa mahkeme bizi düşman olarak mı görüyordu? Özelikle, mahkeme sanıkların ne yapacağını bekliyordu? Tablo gerçekten acı, vicdanları rahatsız etmesinin ötesinde vahimdi.
SESİ RAHAT DEĞİLDİ
Mahkeme başkanı duruşmayı açtı. Hükmü açıklayacaklarını söyledi. Avukatların sözlerini, çağrılarını, dinlemedi, duymadı. Konuşurken sesi gergindi, rahat değildi, endişeli görünüyordu. Sanıklar ise genel olarak rahat ve sakin idiler. En azından öyle görünmeye çalışıyorlardı. Bir kısmı kendileri için verilecek karardan emindiler, bir kısmı ise, belli etmemelerine rağmen verilecek karara ilişkin olumlu ümitler taşıyorlardı. Mahkeme başkanı, kararın ayakta dinleneceğini, ancak rahatsız durumda olanların oturabileceklerini söyledi ve kararı okumaya başladı. Salonda büyük bir uğultu vardı. Söylenenler anlaşılmıyordu. Ön sıradakiler oturuyordu. Gerilerde olanların bir kısmı ise okunan kararı işitebilmek için ön sıraya yanaşmış ve orada büyük bir yığılma oluşmuştu. Birisinin elinde de bir Türk bayrağı vardı. Ön sıraya yanaşmış eliyle kulağına destek sağlayarak, hakkında verilen hükmü anlamaya çalışan fakat anlayamadığı veya tam işitemediği için hakkındaki kararın bir defa daha okunmasını isteyen sanıkların olduğunu gördüm. Hüküm açıklama tutanağı, sanık isimlerine dayanılarak harf sırasına göre hazırlanmıştı.
TOMBALADAN ÇIKAR GİBİ
Ancak, okunma sırası bilerek sırası karıştırılmıştı. İsimler, adeta tombala torbasından çekilerek çıkıyordu. Kamuoyunun dikkatini çekebilecek isimler, sonlara bırakılmış ve birbirlerinden ayrılmıştı. Örneğin benim ismim Mehmet Haberal’dan hemen sonra 163. sırada olmasına rağmen, daha sonraki sıralara alınmıştı. Sanıkların, isminin ne zaman tombala torbasından çıkacağını beklemesi adeta bir işkenceye dönüştürülmüştü. Bu tablo, 21. yüzyıl Türkiyesi’ni çok gerilere götüren bir şekildeydi. İnsan asılacak olsa bile, bunun bir asaleti, kuralı ve insana gösterilen saygı içinde olması gerekmez miydi? Hakkımda açıklanan kararı, yakınlarımın olmadığı salonda, sakin olarak dinledim. Diğer kararların da okunmasını dinlemeye devam ettim. Ancak, ne zaman ki sanık Osman Yıldırım hakkındaki beraat kararları okundu, artık o salonda bulunmanın kendi şahsiyetime hakaret olacağını düşünerek kalktım ve kararı alkışlayarak salonu terk ettim. Buraya kadar sizlere 5 Ağustos günü mahkeme salonunda yaşananları, ortaya çıkan çirkin, acı, insafsız, insan haysiyetini yerle bir eden durumu anlatmaya çalıştım. Gelelim, açıklanan hükmün, yani kararın incelenmesine: Hüküm tutanağında benim için şunlar yazılmıştı:
BENİM İÇİN YAZILANLAR
“Sanık, Mehmet İlker Başbuğ hakkında TCK 314/1. ve 312/1. maddeleri gereğince ayrı ayrı cezalandırılması talebi ile Kamu davası açılmış ise de, sanığın eylemleri bir bütün halinde TCK 312/1. maddesindeki suçu oluşturduğu anlaşıldığından, sanığın eylemine uyan, ‘cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçunu işlemiş olduğu sabit olduğundan, TCK 312/1. maddesi gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılması, yargılama sürecindeki tutum ve davranışları nedeniyle, ceza indirimi yapılarak neticeten müebbet hapis cezası ile cezalandırılması”.
TCK 314/1. maddesine göre silahlı terör örgütü kuran veya yöneten kişilerin 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması gerekmektedir. TCK 312. maddesi ise, hükümete karşı işlenilen suçu kapsamakta olup cezası ise ağırlaştırılmış müebbet hapistir. Hakkımda verilen kararda şu söylenmektedir: Mehmet İlker Başbuğ, terör örgütü yöneticisidir. Çünkü, terör örgütü yöneticisi suçlaması ile açılan kamu davasının düşmesi için, mahkemenin TCK’nın 314/1. maddesine dayanılarak yapılan atılı suçtan beraat kararı vermesi gerekmekteydi. Ayrıca terör örgütü yöneticisi, terör örgütü üyesi gibi herhangi bir şekilde iddia edilen yapılanma ile ilişkilendirilemeyen kişilerin Ergenekon davası içinde yer alması söz konusu olamaz. TCK 312/1. maddesindeki suçu işlemiştir. Cezası ise ağırlaştırılmış müebbet hapistir. Yargıtay içtihatları da dikkate alınarak, Mehmet İlker Başbuğ terör örgütü yöneticisi olmasına rağmen, ayrıca bu suçtan da cezalandırılmasına gerek yoktur.
BAŞBAKAN’IN SÖZLERİ
İnternet Andıcı davası kapsamında sanık yapılan, Genelkurmay Başkanlığı Karargâhında görev yapan diğer silah arkadaşlarımıza yöneltilen suçlamalar ile verilen cezalar ise şöyledir: Genkur 2. Bşk., Hrk.Bşk., Gn.P.P. Bşk. ile iki şube müdürü örgüt yöneticisi olarak kabul edilmişler ve TCK 312/1. maddesi gereğince müebbet hapis cezası ile cezalandırılmışlardır. Gnkur.İsth.Bşk., Mu. ve Elk.Sis.Bşk., Adli Müşaviri, İsth.D.Bşk. ile diğer şube müdürleri örgüt üyesi olarak kabul edilmişler ve TCK 314/2. maddesi gereğince 7 yıl 6 ay ile 10 yıl arasında değişen cezalar ile cezalandırılmışlardır. Görüleceği gibi; Genelkurmay Karargâhı’nda bulunanların bir kısmı terör örgütü yöneticisi, diğerleri ise terör örgütü üyesi durumundadır. Yani, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Başkomutanlık Karargâhı bir terör örgütü karargâhıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Komutanı ise terör örgütü yöneticisidir. Şimdi, burada duralım, nefes alalım ve haklı olarak şu soruları soralım: Sn. Başbakan 1 Şubat 2013 günü Habertürk televizyonunda şöyle konuştu: “Evet, diğer generallerimiz emekli olsun, muvazzaf olsun, yani hiçbirisine bir defa kalkıp da, yani bir alışılmış anlamda bir ‘terör örgütü mensubu’ demek bir defa çok ciddi bir yanlıştır, yani bu affedilemez. Yani şu an kendileri bulundukları makam itibarıyla, yani kendilerini sağlam da görseler dahi tarih onları affetmez. TSK bir örgüttür ama terör örgütü değildir. Anayasal bir örgüttür.” Oysa, 13. Ağır Ceza Mahkemesi, bu konuşmadan neredeyse 6 ay sonra vermiş olduğu kararla, Genelkurmay Başkanlığı Karargâhı’nda üst düzey görev yapanların bir bölümünün ‘terör örgütü üyesi’ başta Genelkurmay Başkanı olmak üzere bir bölümünün ise ‘terör örgütü yöneticisi’ olduklarına karar verip açıklamıştır. Bu durumda akla şu gelmez mi; yasama organında, yani TBMM’de çoğunluğu ellerinde bulunduranlar ama mahkemenin yaptığı bu tarihi hatayı önlemek üzere gerekli yasal düzenlemeleri bugüne kadar yapmayanların ileride de yapmamaları halinde, onlar hakkında ne düşünülecek, neler yazılacaktır?
PROFESÖRLERİN SÖZLERİ
Sn. Prof. Dr. Sami Selçuk 7 Ağustos 2012 günü verdiği bir röportajda şunları söyledi: “Genelkurmay Başkanı, Başbakan’a karşı sorumlu. Şimdi siz Genelkurmay Başkanı’nı terör örgütünün başıdır diye tutuklarsanız bunun sadece hukuki değil, siyasal sonuçları da olur. Bir Genelkurmay Başkanı’nın bir örgütün başı olabileceğini benim aklım almıyor. Hukuki olarak sorarsanız, bunun güneşin batıdan doğması kadar doğa dışı bir şey olduğunu düşünüyorum. Daha en yakın arkadaşını değerlendiremeyen birisi Başbakanlık yapamaz.” Sn. Prof. Dr. İzzet Özgenç de ‘Suç Örgütleri’ kitabındaki dipnotta şunları yazdı: ‘Genelkurmay Başkanı’nı terör örgütü yöneticisi olmaktan dolayı asla suçlayamazsınız. Aksi takdirde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve bu devletin kurum ve kuruluşları arasında uyumlu çalışmayı sağlamakla görevli kamu otoritesinin varlığını inkâr etmiş olursunuz.’
KAMUOYU TATMİN OLMAZ
İki saygın hukuk adamının değerlendirmeleri böyledir. Genelkurmay Başkanı, Bakanlar Kurulu’nun teklifi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından atanmaktadır. 26’ncı Genelkurmay Başkanı’nın atanması teklifini yapan ve onunla çalışan Bakanlar Kurulu üyeleri ile yapılan atama teklifini onaylayarak atamayı gerçekleştiren ve birlikte çalışan Sn. Cumhurbaşkanı’nın; iki saygın hukuk adamının yapmış olduğu bu değerlendirme hakkında ne düşündüklerini elbette kamuoyu merak etmektedir. 13. Ağır Ceza Mahkemesi vermiş olduğu bu kararla, 26’ncı Genelkurmay Başkanı ile Genelkurmay Başkanlığı Karargâhının üst kademe yöneticilerini terör örgütü yöneticisi veya terör örgütü üyesi olmakla suçlamış ve cezalandırmıştır. Bu karar tartışmasız şekilde, Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal bir kuruluşu olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Başkomutanlık Karargâhını ve dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yasadışı silahlı bir terör örgütü olarak ilan etmektedir. Aksini düşünmek, konuyu saptırmaya çalışmak ve yalan yanlış önyargılı yorumlarla savunmaya kalkışmak akıl, mantıkdışı olup, kamuoyunu da asla tatmin etmez. Unutulmasın ki; Genelkurmay Başkanı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komutanıdır. Kurumsal olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yöneltilen haksız, asılsız ve ağır saldırılara karşı da kurumunu korumak zorundadır. Bugün, Genelkurmay Başkanlığı makamında oturan komutan, verilen bu kabul edilemez karar karşısında, kurumsal sorumluluğu gereği olarak, Sn. Başbakan’ın da kabul etmeyerek tepki gösterdiği bu konuda, devam eden sessizliğini sürdürecek midir?
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/24486537.asp
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2321
Localisation: Paris

MessagePosté le: 23 Oct 2013 10:29    Sujet du message: Répondre en citant

Nihayet birkaç Denizci amiral onurlu bir davranisla istifalarini verdiler !

Bir devletin ordunun çivisiyle bu kadar oynamasi intihardir... Istifa etmeyen generaller de rutbe adina bu intihara ortak olmaktadirlar bana gore...
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7715
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 03 Jan 2014 1:32    Sujet du message: Répondre en citant

Türk ordusu soguk savasin bitimiyle ABD'nin çikarlari ile Türkiye'nin çikarlarinin çogu zaman kesismedigini anladi. Ordunun ust duzey subaylari bu konuda zaman zaman tavir aldilar.
Irak'a Turkiye uzerinden girilmesi parlamentodan AKP'nin fire vermesiyle geçmeyince zamanin ABD'li bakani açikca "bizim çocuklar / our boys" deyip orduyu suçlu gordu... Ve sonrasi olan oldu.

Irak'ta Turk askerlerinin basina çuval geçirildi. Ve sonra "askeri vesayet" kavrami ortaya atildi. AKP bu konuda hem ABD'den hem de AB'den buyuk destek gordu. Ve Baransu denilen gazeteciye bavul servisi yapildi !

Bugun Turk ordusu dagitildi... Guya askeri vesayet bitti.

Bu çok kisa ozeti biraz aydinlatan bir yazi kaleme almis Soner Yalçin Sozcu'de


>
Citation:




2 Ocak 2014


Asıl soru

Baş­ba­kan Er­do­ğa­n’­ın sağ ko­lu/da­nış­ma­nı Yal­çın Ak­do­ğan de­di ki: “O Ce­ma­at Or­du­’ya kum­pas kur­du.”
Bu­nun üze­ri­ne Er­ge­ne­kon-Bal­yoz da­va­la­rı tek­rar ko­nu­şu­lup tar­tı­şıl­ma­ya baş­lan­dı.
Fa­kat…
Da­ha ön­ce yaz­dım;
hep “na­sı­l” so­ru­su odak­lı tar­tı­şı­yo­ruz:
“O Ce­ma­at Or­du­’ya na­sıl kum­pas kur­du?”
So­ru bu ol­ma­ma­lı­dır.
Asıl so­rul­ma­sı ge­re­ken
“ne­de­n” so­ru­su­dur.
Ya­ni şu­nu so­ra­ca­ğız:
“O Ce­ma­at Or­du­’ya ne­den kum­pas kur­du?”
So­ru bu­dur…

Po­li­sin gö­zün­den kaç­mı­yor!

- “As­ke­ri ve­sa­yet…”
- “Dar­be­ci­lik…”
- “Cun­ta­cı­lık…”
Bun­lar “ne­de­n” so­ru­su­nun ya­nı­tı ola­bi­lir mi?
Bil­gi­nin ilk aşa­ma­sı in­sa­nın ken­di­si­ni bil­me­si­dir.
Biz ço­cuk mu­yuz?
Biz ca­hil mi­yiz?
Tür­ki­ye­’nin 12 ge­mi­lik ilk mil­li harp ge­mi­si “MİL­GE­M”­i pro­je­len­di­ren mü­hen­dis­le­rin hap­se atıl­ma­sıy­la “as­ke­ri ve­sa­ye­ti­n” ne il­gi­si ola­bi­lir?
GA­TA­’da şi­zof­re­ni­ye ça­re ila­cı ge­liş­ti­ren bi­lim adam­la­rı­nın ha­kim kar­şı­sı­na çı­ka­rıl­ma­la­rıy­la “dar­be­ci­li­ği­n” ne il­gi­si ola­bi­lir?
De­niz Kuv­vet­le­ri per­so­ne­li ta­ra­fın­dan ge­liş­ti­ri­len Ge­mi En­teg­re Sa­vaş İda­re Sis­te­mi Pro­je­si (GE­NE­SİS)’in “cun­ta­cı­lık­la­” ne il­gi­si ola­bi­lir?
Sa­vaş Sis­tem­le­ri, Ha­va Sa­vun­ma Sis­tem­le­ri, Yö­ne­tim Bil­gi Sis­tem­le­ri, Si­mü­las­yon ve Eği­tim Sis­tem­le­ri, Gü­ven­lik Sis­tem­le­ri ve Ener­ji Yö­ne­tim Sis­tem­le­ri alan­la­rın­da ça­lış­ma­lar ya­pan HA­VEL­SA­N’­ın; Bal­yoz ile Er­ge­ne­kon ile ne il­gi­si ola­bi­lir?
Sa­de­ce su­bay­la­rı de­ğil; bu pro­je­le­ri ha­ya­ta ge­çi­ren bi­lim adam­la­rı­nı, mü­hen­dis­le­ri­ni de ce­za­evi­ne at­tı­lar.
Bir Or­du­’da 400 ca­sus olur mu? (Tür­ki­ye­’nin so­ğuk sa­vaş bo­yun­ca ya­ka­la­dı­ğı ve yar­gı önü­ne çı­kar­dı­ğı ca­sus sa­yı­sı; 1944 yı­lın­dan 1991’e ka­dar sa­de­ce 132 ki­şi. Bun­lar­dan 18’i de be­ra­at et­ti.)
Dü­şü­nü­nüz; bu 400 ca­sus; tüm as­ke­ri is­tih­ba­ra­tın; Mİ­T’­in gö­zün­den ka­çı­yor; kon­tres­pi­yo­naj il­gi ala­nı­na gir­me­me­si­ne rağ­men po­li­sin gö­zün­den kaç­mı­yor! Breh… Breh… Breh…
Bir Or­du­’nun hep­si fu­huş­çu olur mu?
Pey­gam­ber Oca­ğı­’na bu ka­ra le­ke­yi de çal­dı­lar. Pı­rıl pı­rıl su­bay­la­rı ya­lan­lar­la zin­dan­la­ra dol­dur­du­lar.
Kum­pas bü­yük…
Bu ne­den­le:
Ya­nı­tı­nı ara­dı­ğı­mız “na­sıl kum­pas ku­rul­du­” so­ru­su de­ğil; “ne­den kum­pas ku­rul­du­” so­ru­su­dur.

Çır­pı­nır­dı Ka­ra­de­niz

Ba­kıp Tür­k’­ün bay­ra­ğı­na
Pe­ki…
Su­bay­la­rı, bi­lim adam­la­rı, mü­hen­dis­le­ri hap­se atın­ca ne ol­du?
Sa­de­ce De­niz Kuv­vet­le­ri­’nin, Ka­ra­de­ni­z’­de kü­re­sel güç­le­ri ne­den ra­hat­sız et­ti­ği­ne ör­nek­ler ve­re­yim:
- SİZ, Rus­ya­’nın yu­mu­şak kar­nı olan Ka­ra­de­ni­z’­e yö­ne­lik NA­TO­’nun at­tı­ğı adım­la­rı en­gel­le­yen TSK ile, NA­TO­’nun bir­çok kez ters düş­tü­ğü­nü bi­li­yor muy­du­nuz?
- SİZ, Rus­ya-Gür­cis­tan Sa­va­şı­’n­da AB­D’­nin Ka­ra­de­ni­z’­e bir has­ta­ne ge­mi­si sok­ma­ya ça­lış­tı­ğı­nı, Mon­trö An­laş­ma­sı­’nı de­le­cek bu gi­ri­şi­me Ge­nel­kur­ma­y’­ın izin ver­me­di­ği­ni bi­li­yor muy­du­nuz?
- SİZ, Ka­ra­de­niz ül­ke­le­ri­nin do­nan­ma­la­rın­dan olu­şa­cak, Ka­ra­de­niz Çağ­rı Gü­cü (BLACK­SE­AFOR) kur­ma gi­ri­şi­mi­nin AB­D’­de ra­hat­sız­lık ya­rat­tı­ğı­nı bi­li­yor muy­du­nuz?
- SİZ, su­bay­lar hap­se atı­lın­ca NA­TO­’nun Ka­ra­de­ni­z’­e diz­gin­siz gir­di­ği­ni ve bu du­ru­mun Tür­ki­ye-Rus­ya iliş­ki­le­ri­ni ger­gin­leş­tir­di­ği­ni bi­li­yor mu­su­nuz?
- SİZ, Tür­ki­ye­’nin ilk mil­li ge­mi­si olan TCG Hey­be­li­ada’­nın yüz­de 60 mil­li kat­kı pa­yı ile De­niz Kuv­vet­le­ri­’nin İs­tan­bul ter­sa­ne­sin­de ta­mam­la­nıp do­nan­ma­ya tes­lim edi­lip Ka­ra­de­ni­z’­e açıl­ma­sıy­la; Tür­ki­ye­’nin ken­di sa­vaş ge­mi­si­ni ya­pa­bi­len 14 ül­ke ara­sın­da yer al­dı­ğı­nı bi­li­yor muy­du­nuz?
- SİZ, TSK’­nin baş­ta De­niz Kuv­vet­le­ri ol­mak üze­re hız­la tek­nik alt­ya­pı­sı­nın dış ba­ğım­lı­lık­tan kur­tar­mak için pro­je­le­ri ha­ta ge­çir­di­ği­ni bi­li­yor muy­du­nuz?
Sa­de­ce MİL­GEM de­ğil; ra­dar, so­nar, tor­pi­do ve gü­düm­lü mer­mi gi­bi yük­sek tek­no­lo­ji­yi ge­rek­ti­ren si­lah ve sis­tem­le­ri üre­tim aşa­ma­sı­na gel­miş­ti. Bu­gü­ne ka­dar eko­no­mi için bir yük olan sa­vun­ma sa­na­yi, De­niz Kuv­vet­le­ri için bir ge­lir ka­pı­sı­na dö­nü­şü­yor­du. Ar­tık bü­yük ih­ra­cat­çı olu­yor­du. Ame­ri­ka­’nın “sa­de­ce biz­den si­lah ala­bi­lir­si­ni­z” de­di­ği FMS soy­gu­nu ar­tık son bul­mak üze­rey­di.
Hep­si­ni yaz­sam Söz­cü ga­ze­te­si­nin say­fa­la­rı yet­mez…
Pe­ki, as­ker­ler zin­dan­la­ra atıl­dık­tan son­ra han­gi ge­liş­me­ler ya­şan­dı?

AB: “De­niz­ci­ler Sal­dır­ga­n”

Bu so­ru­ya da Ege böl­ge­sin­den ya­nıt ve­re­yim:
De­niz Kuv­vet­le­ri, Ege­’de Yu­na­nis­ta­n’­la ya­şa­nan ih­ti­laf­lar­da hiç ge­ri adım at­mı­yor­du ve bu ABD ve NA­TO­’da ra­hat­sız­lık ya­ra­tı­yor­du.
Öy­le ki bu du­rum, 2009 AB İler­le­me Ra­po­ru­’na yan­sı­dı. Türk De­niz­ci­ler “sal­dır­ga­n” ola­rak ni­te­len­di­ril­di.
Çün­kü: Kıb­rıs Rum Ke­si­mi­’nin ih­ti­laf­lı alan­da do­ğal­gaz ara­ma­sı­nın en­gel­le­ne­me­me­si üze­ri­ne, Türk as­ke­ri Kıb­rı­s’­ın gü­ne­yin­de atış­lı tat­bi­kat yap­mış­tı.
Fa­kat şim­di:
Rum­lar, Tür­ki­ye ile KKTC’­nin çı­kar­la­rı­nı yer­le bir eden böl­ge­de pet­rol ve do­ğal­gaz zen­gin­lik­le­ri­ni ar­tık Türk do­nan­ma­sı­nın hiç­bir en­gel­le­me­siy­le kar­şı­laş­ma­dan sö­mü­rü­yor!
1996 yı­lın­dan iti­ba­ren Kar­da­k’­ta te­sis edil­miş dev­let uy­gu­la­ma­la­rı­mız ar­tık su­lan­dı. Ay­nı du­rum Ku­şa­da­sı kör­fe­zin­de­ki Bu­la­maç (Far­ma­ko­ni­si) ve Eşek (Ga­ido­ros) ada­cık­la­rı için de ge­çer­li. Bun­la­rın Yu­na­nis­ta­n’­a her­han­gi bir ant­laş­ma ile dev­re­dil­me­di­ği açık. 2010 ön­ce­si bu böl­ge­le­re des­tur­suz gi­re­me­yen Yu­na­nis­tan, için­de bu­lun­du­ğu zor eko­no­mik ko­şul­la­ra rağ­men Türk do­nan­ma­sı­na ar­tık mey­dan oku­yor!
Ve en acı­sı:
Türk Do­nan­ma­sı or­ta­da TBMM tez­ke­re­si yok­ken Fran­sa ve İn­gil­te­re ön­cü­lü­ğün­de Lib­ya­’da gi­ri­şi­len acı­ma­sız ener­ji pay­la­şım sa­va­şı­na en faz­la sa­yı­da ge­miy­le ka­tıl­dı.
Han­gi­si­ni ya­za­yım:
Res­mi adı Gü­ney­do­ğu Av­ru­pa Tu­ga­yı (SE­EB­RIG) olan as­ke­ri gü­cün kon­tro­lü ar­tık Tür­ki­ye­’de de­ğil; ABD “ko­mu­ta­yı­” al­ma­yı ba­şar­dı
İn­san­sız ha­va ara­cı üre­tim pro­je­si (İHA) ra­fa kalk­tı.
Ko­ya­ma­dık­la­rı fü­ze kal­kan­la­rı­nı/ ra­dar­la­rı Ana­do­lu top­rak­la­rı­na dik­me­ye baş­la­dı­lar.
So­nuç­ta:
Dün­ya­nın ek­se­ni Do­ğu­’ya ka­yar­ken Türk Or­du­su­’nu yok et­ti­ler!
Evet:
“Na­sı­l” so­ru­suy­la de­ğil “ne­de­n” so­ru­su­na odak­lan­ma­mız la­zım.
Asıl so­ru bu­dur:
“O Ce­ma­at Türk Or­du­su­’na ne­den kum­pas kur­du?”


Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2321
Localisation: Paris

MessagePosté le: 11 Juin 2014 17:13    Sujet du message: Répondre en citant

Evet artik ordunun da yeri kalmadi ABD gibi guçler içerdeki isbirlikcileriyle orduyu da bitirdi.

Artik ordu kiçindaki donu bile indirilebilen bir kisi aczinde..

Bunlari gormek izdirap veriyor.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10536
Localisation: Paris

MessagePosté le: 27 Nov 2014 0:29    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:



Soner Yalçın
E-mail: syalcin@sozcu.com.tr
26 Kasım 2014

AK Ordu

Gerçek üzerinden değil; salt algılar üzerinden düşünüyoruz.

Bırakın ABD medyasını, Avrupa televizyon haberlerinin de ana konusu;
ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel’in istifa etmek zorunda kalması. “IŞİD’le mücadelede pasif kaldığı için Başkan Obama tarafından gönderildi” yorumları yapıldı.

Ne kadar doğru, bilemem.

Zaten üzerinde duracağım konu bu değil.

ABD Savunma Bakanı’nın istifası Türkiye gündeminde neden pek yer bulmadı?

Keza; ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’in Türkiye ziyareti de sadece yüzeysel magazin boyutuyla yer aldı!

Bu iki olayın ana konusunun, IŞİD olduğu belli değil mi?

Peki, burnumuzun dibinde haritalar yeniden çizilirken Türkiye siyasetinin gündeminde ne var; algı operasyonları!

Medyamız TBMM gündemindeki torba yasaya bakınca sadece “yabancı geline ahlak şartı” getirilmesini görüyor!

Günlük düşünüyoruz! Günlük yaşıyoruz!

O hale getirildik…

1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nın yenilgiyle sonuçlanması üzerine Avrupa devletlerinin baskısıyla orduda ve iç güvenlik alanında II. Abdülhamit, ıslah çalışmalarına başlamak zorunda kaldı. Bu çerçevede hem polisin hem de Jandarma’nın görevini yürüten Zaptiye Müşiriyeti kaldırılarak yerine 4 Aralık 1879’da sadece polisiye işleri yürütmek üzere “Zaptiye Nezareti” kuruldu!

Sonuç?

Balkanları kaybettik!

Bugün “açılım” sözünden başka bir şey konuşmuyoruz.
Ardı ardına Avrupa Birliği’nin dayattığı “demokratikleşme paketi” açılıyor.

Son torbada ne var?

“Yabancı geline ahlak şartı” işin kamuflajı!

Özü; torba yasayla AK Ordu kuruluyor!

Sınır Güvenliği Teşkilatı değiştiriliyor!

Sınır güvenliği-kontrolü Genelkurmay’dan alınıyor!

Yetmiyor:

Jandarma tasfiye ediliyor. NATO’ya bağlı olmayan 200 bin kişilik milli ordu Jandarma, İçişleri Bakanlığı’na bağlanıyor.

Jandarma bir sivil genel müdürlüğe dönüştürülüyor: Jandarma Genel Müdürlüğü!

“Açılım” diyerek yeni devlet kurdurdukları ortada değil mi?
Yeni haritalar çizilirken Türk Ordusu’nu güçsüzleştirdikleri ortada değil mi?
Ergenekon-Balyoz-Casusluk-Fuhuş operasyonları yani ulusalcı-aydınlanmacı asker tasfiyesi “yasal oyunlarla” sürüyor…

Neden gerçekleri konuşmuyoruz?

Neden gündemde hep siyasi magazin var?

AKP “sicil” verecek

Oysa…

Son “torba yasanın” amacı bellidir:

Amaç, 2023 Türkiyesi’nin AK Ordusu’nu inşa etmektir. Sonra…

Yeni devlet kurmaktır.

Kürdistan’ı kurdurmaktır.

Bu nedenlerle AKP’nin orduyu kuşatması sürüyor ve ne talihsizlik CHP ve MHP ağzını açmıyor.

Jandarma tasfiyesi “yabancı geline ahlak şartı” kadar yer almıyor medyada! Bu “örtü” bile meselenin ne kadar “derin” olduğunu göstermiyor mu?

Mesele ideolojik bir yıkımdır. Şöyle ki…

Kendinizi bir Jandarma Subayı yerine koyunuz. Diyelim ki…
İstanbul Kuleli Lisesi’nde bir yılı İngilizce hazırlık olmak üzere, beş yıl okudunuz.

Kuleli’yi bitirince Kara Harp Okulu’na gittiniz. Okulun ikinci yılında muharip sınıflara ayrıldınız; dördüncü yıl sonunda Jandarma Subayı olarak mezun oldunuz. Bitmedi. Bir yıl da Jandarma Sınıf Okulu’na gittiniz.
Yetmedi; İzmir Foça’da 3 ay komando kursuna katıldınız.
Ve; 10 yıllık bu zorlu askeri eğitimden sonra Teğmen olarak göreve başladınız!

Şimdi…. İçişleri Bakanlığı’nın emrine girince ne olacak? Soru yakıcıdır.
Rütbeniz, terfiniz nasıl belirlenecek? Yanıtı zor değil; siyasi eğiliminize göre yapılacak; AKP’ye yakınsanız rütbe alacaksınız!

Evet, artık AKP örgütleri “sicil” verecek; keyfi tayinler için AKP’liler devreye girecek!

Askeri hiyerarşi, disiplin darmadağın olacak.

Bir örnekle konuyu açayım:

Tarih: 9 Ekim 1940.

Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak imzasıyla Emniyet Genel Müdürlüğü’ne sert bir yazı gönderildi. Tatbikattan dönen askeri birlikler Eyüp Bahariye Polis Karakolu önünden geçerken, bir polis memuru elinde sigara ile karakol önünde bacak bacak üstüne atarak “lakayt ve müstehzi” davranmıştı.

Mareşal Çakmak, bu polis memuru hakkında hemen soruşturma açılmasını istedi.

İçişleri Bakanlığı 7 Ocak 1941 tarihli cevabi yazıda, adı geçen memur hakkında soruşturma açıldığı ve bütün valiliklere bir yazı yazılarak ordu ile münasebetlerde çok hassas ve hürmetkar davranılması gerektiğinin bir kez daha tebliğ edildiğini belirtti.

Ya bugün?

Söylesenize Jandarma “genel müdürlüğe” dönüştüğünde ne olacak?

Kim hangi hiyerarşiden-disiplinden bahsedecek?

TSK silah bırakıyor

Oyun yeni değil…

AKP -AB desteğiyle- hepsini adım adım gerçekleştiriyor. Tüm Cumhuriyet kurumları gibi Ordu’yu da bozmak için elinden geleni yapıyor. Jandarma tasfiyesi yeni değil, son da olmayacak…

Bu; polissiz-savcısız-hakimsiz-zindansız bir operasyondur.

Unutmayınız ki, ayrılıkçı hareketlere karşı -Avcı Taburları gibi- kim yararlı faaliyet göstermiş ise tasfiye edilmiştir.
Hatırlayınız…

12 yıl önce büyük bir hızla uygulamaya geçilerek, üniversitelerden mezun olanlara da Harp Okulu mezunlarının olabildiği sınıflarda Teğmen olabilme yolu açmışlardı!

Şu anda üniversite mezunu olan biri, rahatlıkla basit sınavlardan geçip, 6 aylık bir temel eğitim ve ardından bir yıl sınıf okulu okuyarak Sözleşmeli Subay olabiliyor. Üstelik, tüm özlük hakları emsalleriyle aynı olarak!

Şimdi…

TSK’da, Osmanlı’nın son döneminde olduğu gibi “mektepli-alaylı” çatışması başladı!

Hani hep dillerinde “açılım” var ya…

Yazın bunu bir yere:

PKK değil ama TSK silah bırakıyor!

Halkın ordusu yıkılıyor; büyük bir gelenek tarihe gömülüyor.
Mehmetçik salt paraya indirgeniyor! Ve…

Bilinir ki, üniforma giyen değil; savaşacak askerdir bir ülkenin bağımsızlığını koruyan!

Bu nedenle görev, sivil kıyafetler içindeki “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” diye bağıranlara düşmektedir…



Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7715
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 28 Fév 2015 19:51    Sujet du message: Répondre en citant

Bir asker babanin evladi olarak Ozdil'in bu yazisini yerinde buldugumu ordunun basindaki kisinin emrindeki garnizonun içindeki bayragin indirilmesi uzerine derhal istifa etmesi gerektigini dusundugumu belirtmek isterim.
Kaldiki kendinden onceki generaller astlarinin haklarini koruyamadiklari gerekçesiyle istifa etmislerdi...


Citation:


Özelkurmay başkanı

Yılmaz Özdil - Sözcü, 26 Şubat 2015


Necdet Özel döneminde, terörist tanık oldu, genelkurmay başkanı terörist oldu.

*

Amerika Birleşik Devletleri, ikinci dünya savaşında Avrupa’dan Afrika’ya Atlantik’ten Pasifik’e kadar yerkürenin her yerinde savaştı, 45 general ve amiral kaybetti. Türkiye Cumhuriyeti, Necdet Özel döneminde, mermi sıkmadan, 58 general ve amiral kaybetti.

*

Necdet Özel döneminde irticaya bulaştığı için bir kişi bile ordudan atılmadı, 122 Atatürkçü albayın general-amiral olma hakkı elinden alındı, 237 Atatürkçü subay, darbeci-casus filan diye tasfiye edildi.

*

Genelkurmay’ın evsahipliğinde yapılan geleneksel 30 Ağustos resepsiyonu, Necdet Özel döneminde akp’nin cumhurbaşkanına devredildi.

*

Necdet Özel döneminde, Türkiye’nin dinleme ve istihbarat konusunda en donanımlı kurumu Genelkurmay Elektronik Sistemler Komutanlığı, tüm ekibi ve teçhizatıyla birlikte, MİT’e devredildi.

*

Genelkurmay başkanlığının resmi internet sitesindeki “Anıtkabir ziyaretçi sayısı” bölümü… Yani, Anıtkabir’i gün gün kaç kişinin ziyaret ettiğini gösteren istatistik, Necdet Özel döneminde kaldırıldı.

*

Harp Akademileri Komutanlığı’nın mezuniyet töreninde, tarihte ilk defa, Necdet Özel döneminde iftar verildi.

*

Akp gaztecileri, silahlı kuvvetlere açık açık “rezil, ahlaksız, tecavüzcü, salak, kepaze, tiksindirici, iğrenç, pislik, ahmak, kafatasçı, namussuz, yalancı, vatan haini, millet düşmanı, lekeli, onursuz, beyinsiz, korkak, katil, dinsiz” dedi… Bunlara gıkını bile çıkarmayan Necdet Özel, varlığıyla onur duyduğumuz Bekir Coşkun’a “hakaret davası” açtı.

*

Necdet Özel döneminde savaş uçağımız düşürüldü, pilotlarımız şehit edildi, Necdet Özel “savaş çıkaracak halimiz yok herhalde” dedi.

*

Cephanelik patladı, 25 şehit morgda yatarken… Akp valisi “tanıtım potansiyeli olan popüler kişi” dediği Necdet Özel’e törenle sucuk hediye etti, Necdet Özel hiç istifini bozmadı, poz vererek sucuğu aldı.

*

Necdet Özel döneminde, askeri üssümüzden bayrak indirildi.

*

Necdet Özel döneminde, Mahsum Korkmaz heykeli dikildi.

*

Necdet Özel döneminde, şehit babası hapse mahkum edildi.

*

Necdet Özel döneminde, Necdet Özel’i eleştiren generallerin ve hatta o generallerin eşlerinin orduevlerine girişi yasaklandı.

*

Herkes Suudi kralının Tayyip Erdoğan’la Abdullah Gül’e taktığı madalyayı konuşuyor ama, aynı kral aynı madalyadan Necdet Özel’e de taktı. Ayrıca… Necdet Özel’e nazar değmesin diye “Maaşallah” isimli at hediye etti.

*

Necdet Özel döneminde, Kuveyt askeri ataşesi, Ankara’nın göbeğinde F16 pilotu kurmay yarbayın ağzını burnunu kırdı, yanına kâr kaldı.

*

Necdet Özel döneminde, 17/25 savcılarının verdiği gözaltı talimatı, jandarma tarafından yerine getirilmedi. Necdet Özel “bakan çocuklarının evine dışardan para sayma makinesi yerleştirildiğini, sanki orada bulunmuş gibi bi hava yaratıldığını” söyledi.

*

Necdet Özel döneminde vatan toprağı terkedildi, alenen kaçıldı.

*

Necdet Özel, CHP’ye dava açtı, MHP aleyhinde yazılı açıklama yaptı.

*

Genelkurmay deniyor ama…
Özelkurmay başkanıdır.


Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10536
Localisation: Paris

MessagePosté le: 08 Aoû 2015 2:43    Sujet du message: Répondre en citant

Anca giderdin Pasa !

Citation:


Emin Çölaşan

Sozcu

7 Ağustos 2015


Necdet Bey’e veda mektubu

“Sayın ve muhterem Necdet Bey, Genelkurmay Başkanlığı görevinizin sonuna geldiniz. Ayrılmak üzeresiniz. Göreviniz süresince burada size hitaben bazı açık mektuplar yazdım. Elbette bana çok kızdınız.
Neyse, her şeyin bir sonu vardır.

Ama şunu iyi biliniz ki, bundan sonra hep “Tayyipgillerin Genelkurmay Başkanı” olarak anılacaksınız.

Türk Ordusu’nun komuta kademesi özellikle Balyoz kumpasında içeri tıkılırken kurulan tezgahlara hep seyirci kaldınız.

Terörle mücadelede Türk Ordusu’nu sindirdiniz ve kışlasına kapattınız. Teröriste kurşun sıkacak her ordu mensubu “Yarın beni de tutuklayıp içeri atarlar” diye korkuyordu ve işte bu durumlara geldik.
Arşivimden gördüğüm kadarıyla size bugüne kadar epeyce açık mektup yazmışım.

Şimdi bazılarından birkaç cümlelik örnekler veriyorum.
Ne yalan söyleyeyim, Genelkurmay Başkanlığı döneminizde aşırı yandaş oldunuz. O dönemin günahı vebali üzerinizdedir. Sivil hayatınızda akıllara olumlu ve saygın bir biçimde gelmeyeceksiniz. İyi dileklerimle.”

***

29 Eylül 2012 tarihli mektup: “Necdet Bey diyorum ki, acaba günün birinde Silivri ve sizin askeri cezaevlerine bir ziyarette bulunmaya tenezzül buyursanız, oralardaki silah arkadaşlarınızın halini hatırını bir sorsanız! Herhalde askeri cezaevlerine giriş için sizden izin kağıdı istemezler. İlker Başbuğ, Hurşit Tolon, Çetin Doğan gibi komutanlarınıza bir merhaba deseniz…”

5 Mayıs 2012 tarihli mektup: “Bu iktidar 29 Ekim törenlerini iptal etti, göz yumdunuz. Ulusal bayramlar iptal ediliyor, sizden ses yok. En son 23 Nisan günü Anıtkabir’e şeref vermediniz! Yönetmelik değiştirilmiş ve sizin gitmenize gerek yokmuş!.. Siz tutum ve davranışlarınızla milyonlarca insanımızın ‘Atatürkçü, laik Cumhuriyet’in bekçisi’ diye bellediği ve güvendiği ordumuzun komutanı olarak o kitleleri büyük hayal kırıklığına uğrattınız…”

26 Ocak 2013 tarihli mektup: “Son olarak bir oramiraliniz görevinden istifa etti. Deniz Kuvvetleri’ndeki iki oramiralden biri. Bu istifayı bile uzun süre kamuoyundan gizlediniz… Necdet Bey, sizin oralarda bir şeyler oluyor!.. TSK olarak ‘Sarı öküzleri’ birer birer feda ettiniz. Siz neden korkuyorsunuz?”

9 Ağustos 2013 tarihli mektup: “Zat-ı aliniz koskoca Genelkurmay Başkanısınız. Neden yandaş oluyorsunuz? Sizi görevden alamazlar, sürgün edemezler. Niçin Hilmi Bey gibi sessiz ve tepkisiz kalıyorsunuz?”

5 Haziran 2014 tarihli mektup: “Necdet Bey, Güneydoğu’nun elden gitmek üzere olduğunu hiç düşündünüz mü? Olayları izliyor musunuz? Adamlar artık açıkça özerklikten, bağımsızlıktan söz ediyor, bölgedeki madenlerden ve petrol gelirinden pay istiyor… Devletin karayolları kesiliyor. Bu yolları henüz açamadınız. Bu ayıp sizindir. Hiç sıkıldığınız oluyor mu beyefendi? Askeriniz kışlasında! Aman olay çıkmasın da, Kürt oylarına göz diken Tayyip cumhurbaşkanlığı seçimini kazansın… Tayyip cumhurbaşkanı olsun diye Türk Ordusu teröre böyle göz yumar mı?..Gelin şu yaptıklarınızı bir kez daha düşünün. Şu Tayyipçilik oyunundan vazgeçmeye çalışın.”

11 Haziran 2014 tarihli mektup: “Siyasete bulaştınız, Tayyip’in bir numaralı adamı oldunuz. Türk Ordusu’nu onun gölgesinde ve onun istekleri doğrultusunda yönetiyorsunuz. Necdet Bey çok yıprandınız ve onulmaz yaralar aldınız. İktidarın adamı olmayı başardınız ama iktidardan yana olmayan herkesi karşınıza aldınız. Şimdiye kadar hiçbir Genelkurmay Başkanı sizin durumunuza düşmemişti. Sizden sonra geleceklerin de düşeceğini sanmam. Tayyip’in gölgesinden artık kendinizi kurtarmaya çalışın…”

22 Ekim 2014 tarihli mektup: “Dün Ahmet Davutoğlu açıkladı. Son çare olarak jandarmayı tümüyle İçişleri Bakanlığı emrine verecekler. Atama ve terfiler Genelkurmay’dan alınıp iktidarın eline teslim edilecek. Neredesiniz Necdet Bey, nerede! Anladık, bu hükümetin memurusunuz ama bu gibi olaylarla uzaktan yakından ilgisi olmayan Tapu Kadastro veya Meteoroloji müdürü müsünüz, yoksa Genelkurmay’ın başındaki koskoca orgeneral mi? Nedir sergilemekte olduğunuz bu kuzuların sessizliği?..”

30 Ekim 2014 tarihli mektup: “Beş yıl sonra ikinci Habur rezaletini yaşadık Necdet Bey. Dün Cumhuriyet Bayramı’nda olanlardan biz utandık. Kuzey Irak’tan yola çıkarılan peşmergeler Güneydoğu’nun karayollarında il ve ilçelerde muhteşem gösteriler yaparak Suriye’ye girmek üzere harekete geçtiler. Topları tüfekleri, zırhlı araçları, uçaksavarları yanlarındaydı. Konvoyların geçişi sırasında muhteşem tezahüratlar yapıldı, Kürdistan paçavraları ve Apo posterleri açıldı. Konvoylar sizin askerinizin koruması ve eskortluğu ile, Esad’ı devirmek üzere Suriye’ye geçiş yaptı. Bizim oralara girip terör yuvalarını dağıtmamız gerekirken onlar bize giriyor. İleride o silahların bize yönelmeyeceğinden emin misiniz Necdet Bey!.. Türk Ordusu’nun bu iktidarın oyuncağı olmadığını gösterin.”

16 Ocak 2015 tarihli mektup: “Vatanın bütünlüğü elden gitmek üzere. Ama hiçbir tepki göstermiyorsunuz Necdet Bey. Güneydoğu’da askeri kışlasına çektiniz, burnunun dibinde olanlara bile karışamıyor. Garnizonlarda bayrağımız indiriliyor, askerimize hakaretler yağıyor, sizin derdiniz değil. Hükümetiniz Kürtçü parti ve Apo ile pazarlık masalarına oturuyor, müzakereleri iki paralık bir terörist İmralı’dan yönetiyor. Aman siz seyretmekle
yetinin!..”

***

Necdet Bey’e burada üç yıl boyunca epeyce açık mektup yazmışım, sorular sorup eleştirmişim… Bir bölümünü özetledim.
Yazdıklarımda haksız mıyım?

Bugünkü özetlemeyi son mektup, veda mektubu olarak okuyabilir.
Gereksiz yandaşlık yaptı, Tayyipgilleri bilmem ama milyonlarca yurtsever insanımızdan ne yazık ki geçer not alması mümkün olmadı.
Kendisine sivil yaşamında başarılar dilerim!


Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2321
Localisation: Paris

MessagePosté le: 08 Aoû 2015 12:28    Sujet du message: Répondre en citant

Özel pasa çok özel oldu AKP için. Yukarida once Özdil, sonra da Cölasan anlatmis. Her sey çok açik...

Eh yerine gelen Pasa için de çok sey yazildi. Ama galiba isin aslina bakmak için özdil'in yazisini okumak yeterli.

Ah Türkiye'm ah! Kurtulus savasi verdik, iyi basladik ama bugunlere geldik...


Citation:


Yılmaz Özdil
sozcu.com.tr

8 Ağustos 2015

The legion of merit

Özellikle genç okurlar mesaj yağdırıp soruyor:
Herkes yazdı.
Sen yazmadın.
Hulusi Akar kimdir?

*

Ilık bi bahar akşamıydı…
Ankara’daki ABD elçiliğinin bahçesindeki koltuklarda seçkin misafirler oturuyordu. Sinema perdesi kurulmuş, ışıklar kapatılmıştı. Celal Bayar, Adnan Menderes, iktidardaki demokrat parti’nin bakanları, ellerinde kadehler, suratlarında gururlu bi gülümseme, film seyrediyorlardı. Başrolde, cumhurbaşkanımız vardı. Eisenhower çağırmış, Celal Bayar da, İngiltere’den yola çıkan Mauritania gemisine binerek, ABD’ye varmıştı. Ike lakabıyla tanınan general başkan, bizim cumhurbaşkanına Beyaz Saray’da yemek yedirmiş, burada yaptığı konuşmada “Türk milletinin istikbalini alakayla takip etmemiz gerekiyor” demişti. Sonra “hadi gez dolaş biraz” diyerek, altına özel uçağını vermiş, New York, San Fransisco, Los Angeles, Chicago, Las Vegas, tam bir ay, 24 eyaleti avantadan gezdirmişti. Yüce Türk basını “reisicumhurumuz el üstünde tutuldu, baştacı yapıldı” manşetleri atmıştı. Reisicumhurumuz İstanbul ve Ankara’da davul zurnalarla karşılanmıştı. ABD’nin o zamanki Ankara elçisi Avra Warren, bu seyahati siyah-beyaz kaydetmiş, bahçeye sinema perdesi kurmuş, alayını toplamış, ışıkları kapatmıştı. “The film” böyle başlamıştı.

*

Çok sürükleyici olan bu filmin, başbakanımız ve bakanlarımız tarafından en çok alkışlanan sahnesi, madalya töreniydi. Başkan Eisenhower, bizzat kendi elleriyle reisicumhurumuzun göğsüne madalya takıyordu. Seyredenlerin göğsü kabarıyordu.

*

The legion of merit’ti. ABD liyakat lejyonu madalyası’ydı. “Üstün hizmetlerinden ötürü övgüye layık görülen kişi”lere takılıyordu.

*

Karşı devrimci demokrat parti, Kore’ye asker göndermiş, Nato’ya girmiş, İzmir’e Landsoutheast’i kondurmuş, İncirlik’i vermiş, Türkiye’yi ABD’nin kucağına oturtmuştu… Üstün hizmetlerinden (!) ötürü Celal Bayar’a madalya takmayacaklardı da, kime takacaklardı?

*

Sonra…
Kenan Evren’e taktılar.

*

CIA’in “bizim çocuklar”ıydı. Darbe yaptı, solcuları astı, ülkücüleri astı, 1982 anayasasıyla temel hak ve özgürlükleri budadı, sol siyaseti yoketti, toplumsal örgütlenmeyi dincilere teslim etti, piyasa ekonomisine eklemliyorum ayağıyla Türkiye’yi “pazar” haline getirdi. Ronald Reagan çağırdı, aferin dedi, the legion of merit taktı.

*

Sonra…
İsmail Hakkı Karadayı’ya taktılar.

*

İrticaya karşıymış gibi görünüp, AKP’nin önünü açmak için mıntıka temizliği yapan, Tayyip Erdoğan’ı iktidara taşıyan 28 Şubat’ın, genelkurmay başkanıydı. 1997 yılında 28 Şubat süreci başladı, 1998’de Pentagon’a çağırıp, liyakat lejyonu madalyası taktılar.

*

Sonra…
Hilmi Özkök’e taktılar.

*

Cumhuriyet’in kırılma noktasında, 2002 senesinde, Akp iktidara gelmeden altı ay önce, henüz kara kuvvetleri komutanıyken taktılar. Buna niye taktılar acaba diye düşünüyorduk ki… Kasaptaki ete soğan doğramam deyince, anladık! Kendi dönemine ait yalan belgelerle, ordumuzu tek kurşun sıkmadan hapse tıktılar, Hilmi bey hiç oralı olmadı, darbe girişimi var da diyemem yok da diyemem dedi. E hal böyleyken, göğsüne odun köftesi takacak değillerdi tabii.

*

Sonra…
Yaşar Büyükanıt’a taktılar.

*

Ona da Hilmi bey gibi, henüz kara kuvvetleri komutanıyken taktılar. Peki buna niye taktılar acaba diye düşünüyorduk ki… 27 Nisan e-muhtırası’yla akp’nin oylarını patlattı, bilahare, Tayyip Erdoğan hükümeti tarafından kendisine “şeref madalyası” takıldı!

*

En son…
Hulusi Akar’a taktılar.

*

Kafamıza çuval geçirdiklerinde, liyakat madalyalı Hilmi bey genelkurmay başkanıydı, liyakat madalyalı Yaşar bey genelkurmay ikinci başkanıydı, Hulusi beye de liyakat madalyasını kafamıza çuval geçiren arkadaş taktı!

*

Celal Bayar kimse…
Kenan Evren kimse…
Hilmi Özkök kimse…
Bu isimler size neyi çağrıştıyorsa…
Hulusi Akar da odur.

*

Peş peşe dizilen, aynı tespihin tanesidir.

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2321
Localisation: Paris

MessagePosté le: 08 Aoû 2015 12:37    Sujet du message: Répondre en citant

Ordusunu darmadagan eden bir iktidar olarak tarihe geçecek AKP... Bunda da ne kadar basarili oldugu kinayesi var Sozcu'nun yazisinda

Citation:

Dik duran paşaya hücre eğilen paşaya madalya
(...)

Başbuğ, 2010’da madalyasız olarak emekliye ayrıldı. Ardından kendini Ergenekon kumpasının ortasında buldu. Terör örgütü yöneticiliği ile suçlandı, müebbet hapisle yargılandı. 26 ay cezaevinde kaldı. Ergenekon’un kumpas olduğu ortaya çıkınca tahliye oldu…
Işık Koşaner, Başbuğ’un ardından göreve geldi. AKP ile 2 yıl birlikte çalıştı. Görev süresi boyunca kumpas mağduru askerlerin yanında oldu. Onları cezaevinde ziyaret etti. Hükümetin kumpasa sessiz kalışına tepki için 3 kuvvet komutanıyla birlikte 29 Temmuz 2011 tarihinde istifa etti. Görevini, Erdoğan tarafında da ‘sevilen’ bir komutan olarak tanınan Orgeneral Necdet Özel’e bıraktı. Peki, AKP ile 4 yıl birlikte çalışan Özel Paşa döneminde Türkiye neler yaşadı?

(...)


detaylarini okumak isteyenler :
http://www.sozcu.com.tr/2015/gundem/dik-duran-pasaya-hucre-egilen-pasaya-madalya-904077/?_sgm_campaign=scn_b8042841812d6000&_sgm_source=904077
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2321
Localisation: Paris

MessagePosté le: 03 Aoû 2016 15:57    Sujet du message: Répondre en citant

Bu forumlarda en hosuma giden husus, konularin zaman içinde dosya olusturmasi. Bakin iste 2010 dan beri burada neler neler yazilmamis... Sadece buradakileri okumak bile 15 Temmuz'un ne oldugunu anlamaya yeter.

Ordudunu bitiren AKP denmis yukarda... Gerçektende artik Turk ordusu diye bir sey kalmadi ve askeri okullara el konularak gelecek de artik yok edildi. RTE denilen adam Gulen ile ortaklasa Turk ordusunu dinamitledi simdi de tohum bile birakmiyor. Bunun acisi çok buyuk olacak.

Ama çobanina kurban halk bunu algilayamayacak...

Tayipland'da kendilerine mutluluk dilemek mi gerek?
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2321
Localisation: Paris

MessagePosté le: 03 Aoû 2016 16:00    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:

Genelkurmay Başkanı’na açık mektup
3 Ağustos 2016


“Sayın Genelkurmay Başkanım, çok değerli Orgeneral Hulusi Akar!.. Size önce geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.15 Temmuz gecesi zor durumlara düştünüz, şoklar yaşadınız.

O gece makamınızda otururken içeriye birileri girdi.

En yakınınızda görev yapan subaylar zat-ı âlinizi makamınızda rehin aldılar. (Ayıp olmasın diye esir aldılar demiyorum.)

Uzun hikayeler sonrasında sizi Akıncılar hava üssüne götürdüler.
Yere yatırıldınız, ellerinize kelepçe vuruldu.

Kara Kuvvetleri Komutanı da sizinle birlikte aynı yere götürüldü, aynı işleme tabi tutuldu.

Paşam bunu söylerken üzülüyorum ama başınıza gelen bu olaylar nedeniyle isminiz artık Cumhuriyet tarihine geçmiş durumda.
Makamında rehin alınıp başka yere götürülen ve savcılara ifade vermek zorunda kalan ilk Genelkurmay Başkanı!

Böylece isminiz sadece Cumhuriyet tarihine değil, Türk siyaset tarihine de altın harflerle yazılmış oldu!

Böyle olaylar belki Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde çok olmuştur ama Türkiye'de bir ilk'e imza atmış oldunuz.

* * *

Sayın paşam, darbeciler ertesi gün sizi bıraktılar ve makamınıza yeniden döndünüz.

Sonrasında aklıma hep kötü şeyler geldi.

Allah korusun, sizi ve rehin aldıkları diğer komutanları götürüldüğünüz hava üssünde ya vurup öldürselerdi…

Zira darbeci denilen asker her şeyi göze almış, kelle koltukta biridir. O aşamada gözü dönmüştür, ne yapacağı bilinmez.

Dua edin ki hem yeteneksiz, hem de korkak çıktılar ve sizlere zarar vermediler.

Aksi takdirde olaylar çok büyür ve başka yönlere kayardı.
Sayın Genelkurmay Başkanım o kargaşadan kurtulup bu açıdan da Türk tarihine geçtiniz. Sizi kutluyorum!

* * *

Değerli Hulusi Bey, darbe girişimi sonrasında olup bitenleri de hep birlikte izlemekteyiz.

Darbeyi bahane eden iktidar fırsat bu fırsattır diyor, şimdi başında bulunduğunuz TSK'nın kolunu kanadını kesiyor.

Türkiye'yi OHAL kararnameleri ile yönetip elinizdeki bütün yetkileri hükümete devrediyor.

Sizden ses yok, tepki yok!

Tüm askeri okullar kapatıldı.

Kuleli Askeri Lisesi, Heybeliada Deniz Lisesi, astsubay okulları…

Kurmay subayları yetiştiren Harp Akademileri…

GATA Sağlık Bakanlığına devredildi.

Ordumuzun şah damarları kesiliyor.

Bu olanlara sessiz kalmakla Türk tarihine bir kez daha geçmeyi başardınız!

* * *

Sayın büyüğüm ve çok değerli komutanım!.. Keşke iş bu kadarla kalsaydı ama dahası var.

Türkiye'nin pek çok yerinde askeri birliklerin bütün nizamiye girişleri AKP'li belediyeler tarafından oralara sevk edilen çöp arabaları, hafriyat kamyonları ve iş makineleri ile kapatılmış durumda.

Neymiş, tanklar ve zırhlı araçlar çıkış yapamasın imiş!

Özellikle Ankara ve İstanbul'da bunlar herkesin gözleri önünde olurken sizden yine ses yok, en küçük bir tepki yok.

Kamuoyunun karşısına çıkıp bu durumu bir kınasanız ya da eleştirseniz diyeceğim ama anlıyorum ki elinizden bir şey gelmiyor.

Bu rezaleti de sessiz kalarak, görmezden gelerek geçiştirmeye çalışıyorsunuz.

Cumhuriyet tarihinde böyle bir şey asla olmadı.

Ordumuz resmen aşağılanıyor, alay ediliyor.

Türk Ordusu belediyelerin çöp kamyonlarına karşı hiçbir zaman teslim bayrağı çekmemişti.

Ne demeli buna, kuzuların sessizliği mi?

Bu açıdan da tarihe geçtiniz efendim, yine kutluyorum!

* * *

Sayın ve çok muhterem Hulusi Akar, hükümet sizin başında bulunduğunuz TSK'ya hiç güvenmiyor ve onu yatırıp tuşa getirmek için elinden gelen her çabayı harcıyor.

Darbe girişimini bahane edip 30 Ağustos törenlerini de iptal ettiler. Önceden haberiniz oldu mu?

Olmadı!

Zaten bunlar yıllardır aynı uygulamayı yapıyor.

Ulusal bayramlarımıza karşı alerjileri var zira o bayramlarda din ticareti, din sömürüsü yapmak mümkün değil.

Törenler her seferinde çeşitli gerekçelerle iptal ediliyor…

Deprem, terör, darbe!..

Ve sizden yine tık yok paşam, helal olsun!

* * *

Sayın Hulusi Bey, hükümetin en yetkili ağızları şimdi konuşuyor:
“Darbecilerin Ankara'da karargâh olarak kullandığı Akıncılar Hava Üssü kapatılacak, yerle bir edilecek, demokrasi alanı olarak halkın hizmetine sunulacaktır!”

Orası ülkemizin en büyük ve önemli hava üslerinden biri. Bugün benzerini yapmak isteseniz trilyonlar bile yetmez.

Yani bu nasıl bir mantıktır ki, darbenin intikamını (!) o üssün pistlerinden, bina ve tesislerinden almaya kalkışmaktadır ve siz yine sessizce izlemektesiniz.

* * *

Son bir şey daha belirteyim… Ordudaki atama ve terfileri belirleyen Yüksek Askeri Şura (YAŞ) var ya paşam…

Üyeleri birkaç gün öncesine kadar bütün orgenerallerle birlikte iki sivil, Başbakan ve Milli Savunma Bakanı idi. Şimdi kararname ile YAŞ'ın da yapısı değiştirildi. Yeni üyeler:
Sadece Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları…
Başbakan, dört Başbakan Yardımcısı, Milli Savunma, Adalet, İçişleri, Dışişleri Bakanları vesaire…

Yetkileriniz alındı, iş bitti. Atama ve terfilerinize bundan sonra siviller karar verecek. Hiç sordunuz mu “Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı falan ne arıyor YAŞ'ta diye!..”

Bu kararlar alınırken size danışılmadı, haberiniz bile olmadı.

Üstelik Kuvvet'ler ve bütün TSK, Milli Savunma Bakanı'na bağlandı. Başka bir deyişle sizin emrinizden çıkarılıp siyasi iktidarın emrine verildi…
Ve bunlar yapılırken de zat-ı âlinize danışma zahmetine yine katlanmadılar!

* * *

Çok değerli Hulusi Akar paşam, darbe gecesi iyi ki kurtuldunuz.
Rehin alınıp kaçırılmanız sonrasında yaşananlara, hükümetin ordumuzu ve sizleri budama işlemleri dahil her şeye sessiz kalarak büyük başarılara imza attınız!

Türkiye Cumhuriyeti tarihine böyle geçmeyi hak eden ilk Genelkurmay Başkanı oldunuz!

Tarih sizi mutlaka yazacaktır… İyi veya kötü, onu bilemem!..

O makamda süreniz 2019 yılında bitecek.

Hep rahat olun, böyle tepkisiz kalmayı sürdürün!

Daha nice başarılar diler, sonsuz saygılarımı sunarım efendim!

Vatandaş Emin.”



http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/emin-colasan/genelkurmay-baskanina-acik-mektup-2-1338024/
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2321
Localisation: Paris

MessagePosté le: 03 Aoû 2016 16:11    Sujet du message: Répondre en citant

Konuyla ilgili oldugu için bir genelde gorusune katilmasamda Dundar'in yazisini koyayim...

Citation:

Can Dündar

Askerin boşluğuna kim yerleşecek?



03 Ağustos 2016

Türk siyasetinin en önemli aktörü emekli oluyor. Gönüllü değil zorunlu bir emeklilik bu; sahneden kovuluyor.

Rütbeleri sökülüyor, okulları kapatılıyor, kışlasının kapısına çöp arabasından barikat kuruluyor, yıllarca hükmettiği sivillerin idaresine bağlanıyor.

Bir dönem bir mektubuyla hükümeti, bir ters bakışıyla başbakanı deviren kudretin asırlık iktidarı un ufak oluyor.

Kimi gözyaşlarıyla, kimi davul zurnayla uğurluyor onu...

Şaka değil; giden, bir ulusal kimlik aynı zamanda...

“Asker millet”, tarihinde ilk kez tankların önüne yattı, üstüne çıktı, üniformalı birilerine “hain” damgası yapıştırdı.

“Her Türk asker doğar” diye rap rap yürüyenler, birden ana rahminde edindiklerine inandıkları meslekten soğudu.


Asker çekiliyor şimdi...

Sadece kışlasına da değil, kabuğuna...

***

Çağdaş bir demokrasi için sevinilecek gelişme... Tuhaf olan, askerin bu kadar siyasetin içinde olmasıydı aslında...

Cumhuriyet’i kuran kadronun asker olmasının yarattığı gelenek, yıllarca orduyu, toplumun en güvendiği kurum olarak baştacı etti. Asker, her zaman ayrıcalıklı ve itibarlı bir pozisyonda oldu. Bazen, “Silahlı Kuvvetler” imzalı bildirilerle yönetime el koydu; bazen, “Artık silahsız kuvvetler halletsin” diyerek sivilleri harekete geçirme misyonuna soyundu.
Ama her daim mıh gibi, siyasetin tam orta yerinde durdu.

***

Gülencilerin darbe girişimi, “laikliğin kalesi” sayılan ordunun, özellikle son 10 yılın enjeksiyonlarıyla bu kimliğini büyük ölçüde yitirdiğini ortaya koydu. Bu, askere güvenerek hayata tutunanlarda büyük travmaya yol açtı.

Şimdi emekliye sevk edilen “Paşa”nın geride bıraktığı iki büyük sorun var:
Birincisi, sandıkla gelen “Sivil Paşa”nın da militer zihne sahip olması, “fırsat bu fırsat” diyerek tankların çekildiği yerlere TOMA’ları, süngünün yerine copu koyması...

Darbe atlatmış bir liderin ilk demeci, “İlle Taksim’e o kışlayı yapacağım” olabilir mi?

Bu kışlaperver söylemden bir “sivil siyaset” çıkabilir mi?

İkinci sorun da bu zaten:

Asker, darbe ve vesayet dönemlerinde muhalefeti öyle ezdi, sivil dinamikleri öyle örseledi ki, arkasında büyük bir boşluk bıraktı.

Şimdi tankların çekildiği sokaklarda, “Nasılsa asker gereğini yapar” rehaveti içinde kendini salıvermiş bir toplumsal miskinlik ve kitlesel korku geziniyor.

Toplumun yeni “zinde kuvvetler”i, darbe sonrası intikam operasyonu için kılıç kuşanırken süngü dürtmeden ayağa kalkma yetisini yitirmiş, dağınık “silahsız kuvvetler”, “Bugünümüze şükür” duasıyla bir başka muktedirin gölgesine sığınıyor.

Bu yılgınlık sayesindedir ki, 12 Eylül sonrası Evren, halkı darbeye nasıl kolayca ikna edebildiyse, 15 Temmuz sonrası Erdoğan da kendi OHAL’ini o kadar kolay inşa edebiliyor.

***

Oysa süngü dürtmeden ayağa kalkmanın örneğini, 3 yıl önce Haziran’da vermişti bu toplum...

“Taksim’e kışla yapacağım” inadının nedeni de, o kalkışmanın intikamını almak, son sesleri de susturmak...

Bu kıskaçtan çıkışın tek yolu var:

Askeri/sivil her tür baskı rejimine karşı duran, demokrasiye inanan ve bir haziran günü birliktelikten gelen gücünü gösteren toplumsal dinamiğin, bir an önce buluşup örgütlenerek, sabırla, sağduyuyla yarına hazırlanması...
Parkları kışla değil, kışlaları park yapmanın vaktidir şimdi...



http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/578435/Askerin_bosluguna_kim_yerlesecek_.html
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Montrer les messages depuis:   
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque Toutes les heures sont au format GMT + 2 Heures
Aller à la page Précédente  1, 2, 3  Suivante
Page 2 sur 3

 
Sauter vers:  
Vous ne pouvez pas poster de nouveaux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas répondre aux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas éditer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas supprimer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas voter dans les sondages de ce forum


Powered by phpBB v2 © 2001, 2005 phpBB Group ¦ Theme: subSilver++
Traduction par : phpBB-fr.com
Adaptation pour NPDS par arnodu59 v 2.0r1

Tous les Logos et Marques sont déposés, les commentaires sont sous la responsabilités de ceux qui les ont postés dans le forum.