7 visiteur(s) et 0 membre(s) en ligne.
  Créer un compte Utilisateur

  Utilisateurs

Bonjour, Anonyme
Pseudo :
Mot de Passe:
PerduInscription

Membre(s):
Aujourd'hui : 0
Hier : 0
Total : 2143

Actuellement :
Visiteur(s) : 7
Membre(s) : 0
Total :7

Administration


  Derniers Visiteurs

administrateu. : 21 min.38
murat_erpuyan : 08h32:30
Georges : 20h06:26
SelimIII : 20h24:02
bendeniz : 2 jours


  Nétiquette du forum

Les commentaires sont sous la responsabilité de ceux qui les ont postés dans le forum. Tout propos diffamatoires et injurieux ne sera toléré dans ces forums.


Forums d'A TA TURQUIE :: Voir le sujet - Yilmaz Özdil'den güzel bir yazi
Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum Forums d'A TA TURQUIE
Pour un échange interculturel
 
 FAQFAQ   RechercherRechercher   Liste des MembresListe des Membres   Groupes d'utilisateursGroupes d'utilisateurs    

Yilmaz Özdil'den güzel bir yazi
Aller à la page Précédente  1, 2, 3, 4, 5, 6  Suivante
 
Ce forum est verrouillé; vous ne pouvez pas poster, ni répondre, ni éditer les sujets.   Ce sujet est verrouillé; vous ne pouvez pas éditer les messages ou faire de réponses.    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque
Voir le sujet précédent :: Voir le sujet suivant  
Auteur Message
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10872
Localisation: Paris

MessagePosté le: 08 Déc 2013 1:03    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Yilmaz Özdil
06/12/13 Hürriyet

Cibiliyetsiz’sin.

Türk var mı?

Vampir’sin.
İki cihanda lekeli’sin.
Gâvur’sun. Hasta kafa’sın. Milletin malının peşkeş çekilmesine karşıysan, sermaye ırkçısı’sın. Vatan haini’sin. Bizzat başbakanımız izah
etti, hazımsız tip’sin, şizofren tip’sin. Kudurmuştan beter’sin. 1959’dan beri AB’ye gireceğiz diye kandırıldığımızı hatırlatıyorsan,
vizyonsuz’sun, cahil’sin. Bahtsız bedevi’sin. Keriz Feneri rezaletini yazıyorsan, iftiracı’sın, İsrail ajanı’sın. Seçmene avanta kömür,
bulgur, buzdolabı dağıtılmasına itirazın varsa, çirkin’sin, antidemokrat’sın, halk düşmanı’sın. Hukuku guguk yaptılar diyorsan,
Ergenekoncu’sun, darbeci’sin, beyinsiz’sin, soytarı’sın, geçmişin lekeli, çete avukatı’sın, mafya’sın, densiz’sin, ahlaksız’sın, müfteri’sin,
karanlık komplocu’sun, kirli senarist’sin.
*
Hükümetimizin referandumlarına hayır diyorsan, ya bakanımızın söylediği gibi, aklından zorun var’dır, ya da liboşun yazdığı gibi,
vicdansız’sın, bağnaz’sın. Tayyip Erdoğan’ın canını sıkarsan, ucube’sin. Bülent Arınç’ın asabını bozarsan, yaratık’sın. Devrimciysen,
dudakların lekeli, ülkücüysen, contaları yakmış’sın. AKP’ye ak demiyorsan, edepsiz’sin. Seçmensen, kaz güdemeyene, koyun
güdemeyene oy vermeyeceksin, güdülecek’sin. Bakanlarımızı gördüğün zaman, takla atacak’sın, göbek atacak’sın.
*
Anan ağlıyorsa, ananı da alıp gidecek’sin. İşsizsen nankör’sün. Cebine ilaç parası sokuşturulduğunda, dilenci değilim diyorsan, olsa olsa
ruh halin bozuk’tur. Çocuklarımızı hastanelik eden süt bozuk olamaz, senin çocuğunun psikolojisi bozuk’tur. Madenciysen güzel ölü’sün.
Gazeteciysen, tasmalarından kurtardılar seni, bildiğin köpek’sin.
*
Şehitsen, kelle’sin. Alt tarafı, bi kaç mehmet’sin. Gaziysen, gaziliğini bileceksin, istismar etmeyecek’sin. PKK’yla masaya oturduklarını
iddia ediyorsan, şerefsiz’sin, müfteri’sin, haysiyetsiz’sin.
*
Türban takmıyorsan, dinsiz’sin. Kızlı-erkekli bahçede oturuyorsan, yoldan çıkar’sın, kızlı-erkekli bankta oturuyorsan, kucakta
oturuyor’sun, kızlı-erkekli yurtta kalıyorsan, orası fuhuş yuvasıdır. Tüsiad gibi düşünüyorsan, pornocu’sun. Kürtaj yaptırdıysan,
katliamcı’sın, sezaryen yaptırdıysan, katil’sin. Dindar gençlik değilsen, tinerci’sin. İmam hatibe gitmediysen, satanist’sin. Ayyaş’sın.
Alkolik’sin. Çapulcu’sun. Vandal’sın. Zavallı kemirgen’sin. Ulan’sın. Be’sin.
*
Atatürkçüysen, terörist holigan’sın.
Türk bayrağıyla yürüyorsan, marjinal’sin. Alt kimlik’sin. Ulusalcıysan, kafatasçı’sın, ırkçı’sın, faşist’sin. Milliyetçiysen, ayaklar altında’sın.
*
Tayyip Erdoğan açık açık, her arkadaşımın mesuliyetle hareket edeceğine ve düşman sevindirmeyeceğine inanıyorum dediğine göre...
Düşman’sın.
*
AKP milletvekili söyledi.
Kanın bozuk.
AKP valisi söyledi.
Gavat’sın.
*
En son ne öğrendik?
AKP yöneticisi söyledi.
Türk değil’sin.
Türk filan yok.
*
Haklı olabilir aslında.
Çünkü bırak Türk’leri... Yabancılar bile Türk milletine bu kadar hakaret edilmesine sessiz kalmazdı herhalde!



Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10872
Localisation: Paris

MessagePosté le: 12 Déc 2013 1:23    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Yılmaz Özdil / H 10.12.13
Yüce Atatürk
Sene 1914...
Ayvayı yeme aşamasına gelen Osmanlı, hâlâ şov peşindeydi. Öyle bi atraksiyon yapalım ki, ahalimiz “dünya lideri” olduğumuzu görsün dediler.
Düşündüler, taşındılar...
Üç kıtada uçak uçurmaya karar verdiler. İstanbul’dan havalanacak, Şam üzerinden, İskenderiye’ye konacak; böylece Avrupa, Asya, Afrika’yı kat etmiş olacaktı. Sayın ahalimiz de “vay be, amma devletiz haa” diye sevinecekti.
*
Halbuki, gurur duyulan uçağın elbette bizimle alakası yoktu, ithaldi, Fransız malıydı. Modeli, Bleriot XI/B’ydi.
Sanki biz icat etmişiz gibi, kanatlarına kocaman ay-yıldız işlediler, adını da Muavenet-i Milliye, milli yardımlaşma koydular, oldu sana yerli malı uçak!
*
Burundan pırpırlı, kanatları bezdendi. Pilotlar, üstü açık otomobil gibi, kokpitsiz, dışarda uçuyordu. Dönemin en önemli pilotu, Tayyareci Fethi Bey’i çağırdılar, buna bin, Toroslar’ı aş, Şam’dan dön, Kahire üzerinden İskenderiye’ye git dediler. “Saçmalamayın birader, F-16 mı bu?” demedi, “peki” dedi. Havalandı, Eskişehir, Konya, Adana, Humus, Beyrut, ine kalka 10 günde Şam’a geldi. Kudüs ve Kahire üzerinden İskenderiye’ye varmak için tekrar havalandı, e olacağı buydu, dandik uçak Taberiye Gölü yakınlarında düştü, yardımcısı Sadık Bey’le beraber, ilk Türk hava şehidi oldu. O zamanlar iletişim imkânları son derece ilkeldi, buna rağmen, Tayyareci Fethi Bey’in şehit düşmesi, memlekette adeta uzay mekiği düşmüş gibi etki yarattı. Cenaze töreni mahşeri kalabalıktı. Şam’da Selahaddin Eyyubi Türbesi’nde toprağa verildi.
*
Gel zaman git zaman, sene 1934...
Herkes unuttu ama, tarihimizin ilk hava şehidini “Yüce Atatürk” unutmadı. Kabri sınırlarımızın dışında kalan bu milli kahramanı, vatan toprağında adıyla yaşatmak istedi. Muğla’ya bağlı Meğri ilçesinin adını, Fethi’ye ithafen, Fethiye olarak değiştirdi. Evet... Her milimetrekaremiz kutsaldır, millidir ama, Fethiye katmerli millidir. Çünkü bizzat Yüce Atatürk’ün armağanıdır.
*
Peki, neden orası? Tayyareci Fethi Bey, Meğrili miydi? Hayır. Yüce Atatürk, adını yaşatacak yer ararken, bizzat Meğri’nin ileri gelenleri talip olmuştu, bu mangal yürekli kahramanın adını madalya gibi biz taşıyalım, biz yaşatalım demişlerdi, Yüce Atatürk de kabul etmişti.
*
Hatta... Faruk Nafiz Çamlıbel’le birlikte 10’uncu Yıl Marşı’nı yazan Behçet Kemal Çağlar, öylesine etkilenmişti ki, Tayyareci Fethi’ye ithafen şu dizeleri kaleme almıştı:
Aslan uçtu diye söylenir methi
bu kutsal toprağın çocuğu Fethi
kahrolur darbanla elbet her zaman
olursa bakış yan, maksat eğri
bak... Fethiye oldu sayende Meğri
Kartalım!
Gölgende hürdür bu vatan
*
Yüce Atatürk sayesinde Fethiye’ye adını veren bu milli kahraman, doğma büyüme İstanbulluydu. Ve, hakkında “kartalım” diye şiir yazılan Tayyareci Fethi Bey, kara kartalın, Beşiktaş kulübünün kurucularından biriydi.
*
Dolayısıyla...
Beşiktaşlı Yıldırım Demirören’in Yüce Atatürk pankartı açtılar diye Fethiye’yi disipline göndermesi, hem memleket tarihi açısından, hem Beşiktaş tarihi açısından, katmerli trajedidir.
*
Gene de şükretmek lazım... Öyküsünde “Atatürk, milli, pilot, kahraman, 10’uncu Yıl Marşı” kavramlarını barındırıyor diye, Ergenekon’a da bağlayabilirlerdi Fethiye’yi!



Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10872
Localisation: Paris

MessagePosté le: 12 Déc 2013 1:34    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Yılmaz Özdil / H 11.12.13

Pardon

4 sene 9 ay önce, Mustafa Balbay tutuklandığında...

*

AKP henüz AKP’ydi, ak denmiyordu. Son Osmanlı Padişahı 1’nci Recep Tayyip Erdoğan pankartı açılmamıştı. Profesör Haberal tutuklanmamıştı, 4 yıl 4 ay yatıracaklarını bilmiyordu. Profesör Hilmioğlu dışardaydı, kanser değildi. Profesör Türkan Saylan yaşıyordu, terör yuvası diye evi basılmamıştı. Poyrazköy’de TRT kameraları eşliğinde kazı başlamamış, boş lav silahı bulunmamış, Kardak kahramanları içeri tıkılmamıştı. The Taraf gazetesi, Fethullah Gülen’i bitirme planını manşet yapmamıştı, o planın bizzat AKP tarafından imzalandığı kimsenin aklına gelmemişti. Cemaat AKP’nin kankası, AKP cemaatin cankuşuydu. İki cihanda lekeli değildik. Habur rezaleti yaşanmamıştı. Yarbay Ali Tatar kafasına sıkmamıştı. Çukurambar’da suikastçı diye aşçı yakalanmamış, o sırada Manisa’da bulunan Bülent Arınç’a Ankara’da suikast yapılacağı iddia edilmemiş, n’oluyor demeye kalmadan kozmik oda’ya girilmemişti. Bizim patrona can sıkıcı yayınlar yapmasın diye 1 milyar dolar giydirmemişlerdi. AKP il başkanı, başbakanımız bizim için ikinci peygamber gibidir dememişti. TSK’ya balyoz inmemişti, cami bombalanacaktı yalanı yazılmamıştı, sahte siidi’ler ortaya çıkmamıştı, Mehmet Baransu bavulu açmamıştı, aynı bavulu AKP için de açacağını AKP bile tahmin etmemişti, Baransu’ya gizli kamera döşeyeceklerini Baransu bile düşünmemişti. Haysiyet cellatlığı başlamamıştı, subayların eşlerine iftira atılmıyordu, Albay Berk Erden canına kıymamıştı. Darbe yaftasıyla içeri tıkamadıkları subayları, casus ilan etmemişlerdi. Başsavcı Cihaner tutuklanmamıştı. AKP milletvekili, artık biz fişliyoruz dememişti. Bir başka AKP milletvekili, AKP’ye oy vermeyenlerin kanı bozuk olduğunu söylememişti. Yetmez ama evet denmemişti, Yargıtayyip, Danıştayyip, Sayıştayyip haline gelmemişti, 23 Nisan’da koltuğuna oturtulan ilkokul çocuğuna, ister asar ister kesersin diye akıl vermemişti. Hakan Fidan, Mit müsteşarı yapılmamıştı. Oslo açığa çıkmamıştı, hükümetin pkk’yla görüştüğünü iddia eden şerefsizdi. Deniz Baykal kasetle tasfiye edilmemiş, Kürtçü-liboş-ABD ajanı kadrolarla, yeni CHP dizayn edilmemişti. 83 yaşındaki İlhan Selçuk’u Ergenekon’un elebaşısı diye gözaltına almamışlardı. Haliç’te Yaşayan Simonlar piyasaya çıkmamıştı, Hanefi Avcı emniyet müdürüydü, hocaefendi de okyanus ötesinden açıklama yapıp, Allah taksiratlarını affetsin dememişti. Başbakanımızı görünce ayağa kalkmayan Engin Alan, Silivri’ye gönderilmemişti, teğmen’e sehven yükleme yapılmamıştı, Soner Yalçın, Müyesser Yıldız, Nedim Şener, Ahmet Şık tutuklanmamıştı, imamın ordusu kitap olmamıştı, Kaşif Kozinoğlu hayattaydı. MHP’nin kasedi çıkmamıştı, Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopteri düşmemişti, Cem Uzan, Mehmet Ağar, Erkan Mumcu, Tuncay Özkan, Doğu Perinçek, tesadüf işte, muhalif olan herkes komple bertaraf olmamıştı. İzmir belediye başkanına 400 sene istenmemişti. Ergenekon-Balyoz savcıları, Aziz Yıldırım’ı içeri tıkmamıştı. Deniz Feneri savcıları, sanık olmamıştı. İnsanları boğup, mezar evlere gömen Hizbullahçılar sokağa salınmamıştı. İnsanlık anıtı, ucube diye yıkılmamıştı. Esed, Esad’tı. Hüsnü, mübarek adamdı. Kaddafi’den insan hakları ödülü alınmamıştı, Nato’nun Libya’da ne işi vardı. Ahmet Davutoğlu bakan değildi, milletvekili bile değildi, hariçten gazeldi. Büyükelçimiz, İsrail’de tabureye oturtulmamıştı. Mavi Marmara, siyasi çıkarlar uğruna, göz göre göre ölüme gönderilmemişti. Suriye, uçağımızı düşürmemişti, şehit pilotlarımız “stratejik derinlik”te, 1260 metrede Amerikalılar tarafından bulunmamıştı. Obama beyzbol sopası göstermemişti. Kafa kesen, kalp söken şeriatçı teröristler, Hatay’da üs kurmamıştı. Memlekete bir milyon Suriyeli girmemişti. Davos’taki superman, güneydoğuda siper’man olmamıştı, başbakanımız kuzey ırak sınırındaki siperde kum çuvallarının arkasında çömelmemişti. İnek ithal etmiyorduk. Angola’dan Uganda’dan saman ithal edilmiyordu. Hiç olmazsa dereler satılmıyordu. Hopa’da çevreci öğretmen Metin Lokumcu biber gazıyla öldürülmemişti. Çağla bademler büyüsün de badem olsunlar diye, üniversite sınavına şifre konulmamıştı. Hayaldi, gerçek olmamıştı, Pkk’lı Şemdin Sakık’ın gizli tanık olduğu ortaya çıkmamış, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ terörist ilan edilmemiş, genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanları topluca istifa etmemiş, hiç istifini bozmayan necdet bey’e sucuk hediye edilmemişti. Kürecik’e İsrail’i korumak için radar döşenmemişti. CHP hükümeti Dersim’i bombaladı denirken, Uludere bombalanmamıştı. Madımak zamanaşımına uğramamıştı. Reyhanlı havaya uçmamıştı, koynumuzda beslediğimiz El Kaide’nin havaya uçurduğu bilinmiyordu. AKP’liler tarafından Hazreti Muhammed’e nüfus kâğıdı çıkarılmamış, Tayyip adı, peygamberimizin çocukları arasında gösterilmemişti. Padişah Abdülhamid’e onursal doktora verilmemişti. 19 Mayıs yasaklanmamıştı. Diyanet, ilkokul öğrencilerini sömestrde umreye götürmüyordu. Atatürk ilkeleri ders kitaplarından çıkarılmamıştı. Atatürk anıtlarına çelenk koymak yasaklanmamıştı. Atatürkçüler terörist holigan ilan edilmemişti. Atatürk suç olmamıştı, posterine-çıkartmasına ceza yazılmıyordu. Yüce Atatürk pankartı açan takım, disipline sevk edilmiyordu. İki ayyaş denmemişti. Andımız yasaklanmamıştı. Şehitler kelleydi ama, bi kaç Mehmet değildi. Kerkük’e karışırsanız Diyarbakır’a karışırız diyen Barzani, AKP’nin onur konuğu olmamıştı, başbakanımız tarafından Diyarbakır’da ağırlanmamıştı. İmralı’yla müzakere başlamamıştı, sayın basınımız Kandil’den canlı yayına koşmamıştı, Kürdistan ilan edilmemişti, Apo ulusa sesleniş konuşması yapmamıştı. Biji Erdoğan pankartları açılmamıştı. İmralı tutanakları basına sızmamıştı, Apo açık açık, AKP’yle ittifak yapacaklarını, Tayyip Erdoğan’ın başkanlığını destekleyeceklerini, karşılığında rejimin değişeceğini söylememişti. Orhan Gencebay, Kadir İnanır filan akil insan olmamıştı. T.C. kaldırılmamıştı. Türk’tük, akp yöneticisi Türk yok dememişti. Kürtaj yaptıran, sezaryenle doğum yapan, katil değildi. Hamileler terbiyesiz değildi. Kızlı-erkekli eğitimi kaldıracağız dememişlerdi. Vali de millete gavat dememişti. Üçüncü köprü, bizzat başbakanımıza göre cinayetti. Gezi parkı, parktı. Ethem’in suratına ateş edilmemişti. Polis tarafından sopalarla dövülerek öldürülen Ali İsmail desen, Balbay tutuklandığında henüz ortaokul son sınıftaydı.

*

4 sene 9 ay sonra, Mustafa’ya pardon denildi.

*

E gerisi de kusura bakmasın gari.





Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7990
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 14 Déc 2013 2:36    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:



Nazar etme ne olur küfret senin de olur

Yılmaz ÖZDİL - Hürriyet - 13 Aralık 2013


Efsane Gırgır’ın efsane tiplemesi vardı, Utanmaz Adam, şerefsizin önde gideniydi, adı Şeref’ti... Okumaya doyamazdık.

*

Bi ara Dallas modaydı, Ceyar, karaktersiz karakter, haysiyetsizliğin bini bi para... Anında salgın gibi yayıldı, memlekette nerdeyse bütün tabelalar değişti, Dallas kafe, Dallas kuaför, Dallas market peyda oldu, Dallas eczanesi bile vardı.

*

Mükremin Çıtır, Tirbuşon, baltaya sap olamamış işsiz güçsüz serseriler, hatta yumurta topuk maganda, izlenme rekoru kırdılar.

*

Sayın ahalimizden en çok esemes alan, gelin oldu, damadı uyuşturucu komasından ölü buldular, tabuta Türk bayrağı sardılar, kaynana Semra’yı şehit anası ilan ettiler, televizyonlarımız cenaze namazından 80 saat filan canlı yayın yaptı. Hiç unutmam, o sırada atv Haber’i yönetiyordum, beş bin dolar vereyim tabutun önüne kamera takayım dedim, prensipte anlaştık, parada anlaşamadık.

*

O kadar şarkı yarışması yapıldı, en çok kim sevildi? Cinayetten sabıkalı olan ve esrarla yakalanan Bayhan.

*

Polat Alemdar, bildiğin çete reisi; tetikçisi Memati’yle birlikte üniversitede konferans verdiler, salon inim inim inledi, Türkiye sizinle gurur duyuyor... Kurtlar Vadisi çocuklara kötü örnek oluyor diye ceza kesen RTÜK Başkanı Zahid Akman desen, çocuklara çok iyi örnek oldu, Keriz Feneri’nden tutuklandı.

*

Binbir Gece, Aşk-ı Memnu, Yaprak Dökümü, Öyle Bir Geçer Zaman ki, hatta Muhteşem Yüzyıl, herkesin birbirini düdüklediği, belden aşağı mevzuları en çok tartışılan dizi, en çok reyting alan dizidir. Fatmagül’e tecavüz et, ister Hülya Avşar olsun, ister Beren Saat, fark etmez, ekrana yapışacağımız garanti.

*

Recep İvedik.
Öküzün önde gideni.
Gişe rekortmeni.

*

Türlü yalanlarla her kıstırdığını yatağa atan, sonra araziye uyan değil miydi Issız Adam? Ağlamaktan gözlerimiz şişmedi mi bu zavallı çocuğun dramına?

*

Savcıyız polisiz diye herkese telefon açıp, dolandırıyorlar, insanlara bankadan parasını çektiriyorlar... Cem Yılmaz banka reklamı yapıyor, dolandırıcı olarak.

*

Bu millet... Tabanca sesi duyduğu zaman, saklanacağına, balkona pencereye koşup nereden ateş edildiğini görmeye çalışan, dünyadaki tek millettir. Kavgayı merak eder. Efendi gibi spor programı yap, kimse suratına bakmaz, pislik yap, küfret, herkes büyülenmiş gibi nefes almadan seyreder. Taraftarın en sevdiği teknik direktör, ağzı en bozuk olan, hakemlerle en çok hır çıkaran, sağı solu tekmeleyen, futbolcularını aşağılayan teknik direktördür. Centilmen teknik direktör sevilmez, pısırık bulunur. Sporcularla alakalı belgesel çek, kimse seyretmez, Nouma sahanın ortasında tombala çekti, televizyon yıldızı oldu.

*

Türkiye’de örnek tavırlar sergileyen bir insanın örnek alındığını asla göremezsiniz. Doğru, küçümsenir. Yanlış, onore edilir.

*

İstanbul Esenler’de randevuevi basıldı, kadın tüccarı mama’nın, bi kaç sene evvel kimsesiz kızlara yardımlarından ötürü “yılın annesi” seçildiği ortaya çıktı iyi mi!

*

Dünya beyefendisi rahmetli Erdal İnönü’ye mesela, uzaylı E.T. lakabı takılmıştı, nezaketiyle alay edilirdi. Ananı da al git, bahtsız bedevi diyene, karizmatik diyorlar.

*

Bakın... Bir internet sitesi, yılın valisi’ni seçmek üzere anket yapıyor. Adana Valisi ilk 10’da bile değildi. Vatandaşa “gavat” dedi. Patladı. Şu anda en yakın rakibinden 20 misli fazla oy almış vaziyette... Sayın ahalimiz gavatçıyı yılın valisi yapmak için çırpınıyor. Bütün valileri topluyorsun, bi gavatçı kadar etmiyor.

*

O nedenle, TBMM çatısı altında milletin vekillerine, senin a..ına koyarım, o...spu çocuğu, senin ananı s...rim, senin kıçını s...rim diyen AKP’li arkadaş, derhal cumhurbaşkanı adayı yapılmalıdır, cumhurun yedi sülalesine dümdüz gitmesi için Çankaya’ya oturtulmalıdır.

*

Ya da şöyle sorayım... Cezaevi karmasıyla TBMM arasında bilgi-kültür yarışması düzenlense, sizce hangisi kazanır? Hapislere tıktığımız profesörler, kurmay subaylar, gazeteciler, pırıl pırıl üniversite öğrencileri mi? Yoksa bunlar mı?



Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2376
Localisation: Paris

MessagePosté le: 27 Déc 2013 18:43    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Hurriyet - 20 Aralık 2013


A’yakkabı k’utusunda p’ara...

Akp olmuş yani.

*

Dolarlar mokasen kutusunda.
Euro’lar dolgu topuk kutusunda.

*

Kasa var.
Yedi adet.
Para sayma makinesi var.
Ki, harama el sürmemek için sanırım.

*

Valiz var.
20 milyon dolar çıkmış içinden.
Kabin boyu çekçek var.
5 milyon sığmış diyorlar.

*

Sırt çantası var.
El çantası var.
Çikolata kutusu var.
Elbise kutusu var.
Torba var.
Paket var.
Fotoğraflardan kabak gibi gördüğümüz kadarıyla, 500 bin dolara kadar motosikletli kuryeyle gönderiyorlar, bir milyon dolar civarları taksiyle yollanıyor, bir milyonun üstündeki balyalar elden teslim ediliyor.

*

E sana gele gele “koli” geliyor.
Çıksa çıksa, makarna bulgur çıkıyor.

*

Ben senin yerinde olsam, kırılırım, gönül koyarım gari... İnsan hiç olmazsa salçanın arasına 20 dolar sıkıştırır bari.

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2376
Localisation: Paris

MessagePosté le: 27 Déc 2013 18:45    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Hurriyet 24 Aralık 2013

Bütçe

2014 yılı bütçe görüşmeleri başladı.

1’inci gün...
Başbakan açış konuşması yaptı, CHP’lilere “terbiyesiz herifler” dedi.

2’nci gün...
AKP milletvekili, CHP milletvekiline “senin kıçını s...rim” diye bağırdı.

3’üncü gün...
TBMM camisindeki cuma namazında küfür hutbesi okundu.
MHP’li vekilerle BDP’liler arasında Kürdistan kavgası çıktı, yumruklaştılar.

4’üncü gün...
AKP milletvekili “gösteririm sana” diye tehdit etti, MHP milletvekili de “avradına göster” diye bağırdı.

5’inci gün...
Kamil Koç’un eski sahibi olan CHP’li kadın milletvekili, “otogarda 33 sene çalıştım, böylesine küfürleri otogarda bile duymadım” dedi.

6’ncı gün...
Hakan Şükür kendi kalesine doksana taktı, AKP tribünlerinde adeta ölüm sessizliği var sayın seyirciler!

7’nci gün...
Ekonomi bakanının oğlu, içişleri bakanının oğlu, toki bakanının oğlu, Ali Ağaoğlu, Halkbank genel müdürü, Ebru Gündeş’in kocası gözaltına alındı.
Hapisteki BDP’li vekiller serbest bırakılmayınca, TBMM’deki BDP’li vekiller açlık grevine başladı.

8’inci gün...
Kütüphanedeki ayakkabı kutusunda dolarlar Euro’lar çıktı, yatak odasında para sayma makinesi çıktı.
Bülent Arınç meseleyi izah ederken, şiir okudu, “yedi kere yedi, kırk dokuz, elde var Ayten” filan dedi.
Gerçi o şiirin orijinali “iki kere iki, dört, elde var Ayten” ama, olsun gari.
Ebru Gündeş’in kocasının, bestekâr ve güftekar olduğu, Ebru Gündeş’e ve Sibel Can’a şarkı verdiği ortaya çıktı.

9’uncu gün...
AB bakanının adı rüşvet iddialarına karıştı, İbni Sina’dan tivitler attı.
Bilahare, meclis kürsüsüne çıktı, Yunus Emre’den örnekler verdi.
Başbakan ise, Mevlânâ’yı anlattı.

10’uncu gün...
Ekonomi bakanının oğluyla içişleri bakanının oğlu tutuklandı.
İktidar gazteleri cemaat gaztecilerini işten attı, cemaat gazteleri iktidar gaztecilerini işten attı.
BDP’lilerin protestosu gargaraya geldi, baktılar ki kimse sallamıyor, mecburen açlık grevini bitirdiler.

11’inci gün...
Başbakan, ahlaksızlar, şerefsizler, elini kıracağız, inlerine gireceğiz dedi.
Hocaefendi beddua etti, evleri yansın, yuvaları yıkılsın dedi.
Bütçe kabul edildi.

*

Netice itibarıyla...
Bizim memleketin bütçesi kaç para oldu, bilen var mı Allah aşkına?

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2376
Localisation: Paris

MessagePosté le: 27 Déc 2013 18:46    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Hurriyet / 26 Aralık 2013

Eyy kutu sen nelere kadirsin

Milli futbolcu Emre Belözoğlu, otomobiliyle sabah namazına giderken yayaya çarptı, yaya sizlere ömür, Emre Belözoğlu serbest bırakıldı, karakoldan çıkarken “Türkiye seninle gurur duyuyor” tezahüratı yapıldı.

*

Dolandırıcılıktan aranan Jet Fadıl, memlekete VIP kapısından giriş yaptı, “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye alkışlandı, milletvekili seçildi, bilahare tutuklandı, yattı, hapisten çıkarken “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye alkışlandı.

*

Mehmet Ali Ağca’yı sokağa saldılar, yoluna güller döküldü, “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye bağırıldı. Sonra pardon dediler, yanlış hesaplamışız dediler, Ağca’yı yeniden içeri tıktılar. Sonra gene günleri doldu dediler, gene sokağa saldılar, yoluna karanfiller döküldü, “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye bağırıldı.

*

Kerkük’e karışırsanız, biz de Diyarbakır’a karışırız diye, Türkiye’ye posta koyan Barzani, AKP kongresinde onur konuğu yapıldı, konuşmak için kürsüye çıkarken “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye tempo tutuldu.

*

Polat Alemdar üniversitede konferans verdi, salon inim inim inledi:
“Türkiye seninle gurur duyuyor.”

*

Hakan Şükür ben aslında Türk falan değilim dedi, “Türkiye seninle gurur duyuyor” manşetleri atıldı.

*
Yaptığınız eylemi s...yim, vatan hainleri, meydanı Ermenilere bıraktınız, Allah belanızı versin çapulcular diye tweet’ler atan güreşçiye “Türkiye seninle gurur duyuyor” adıyla Facebook sayfası açıldı.

*

Oğlu tutuklanan ekonomi bakanı, oğlu tutuklanan içişleri bakanı, oğlu gözaltına alınan toki bakanı ve adı rüşvet iddiasına karışan AB bakanı, sanki UEFA kupasını kazanmışlar gibi otobüsün üstüne çıkıp, el ele poz verdiler, ahaliyi selamladılar, sayın ahalimiz de haklarında fezleke hazırlanan bu dört bakanı “Türkiye sizinle gurur duyuyor” diye alkışladı.

*

Aynı otobüsün üstüne çıkarak, haklarında yolsuzluk ve rüşvetten fezleke hazırlanan bakanlarını arkasına dizen başbakan, yedirtmem mesajı verdi. ‘Bakın Muhammed İkbal ne diyor, çok anlamlı, ben diyor, sana yol sormuyorum, arkadaş soruyorum diyor, yol arkadaşınız olmadıktan sonra yolun ne anlamı var, önce yol arkadaşı, sonra yol, işte biz bu yola böyle çıktık’ dedi. Dik dur eğilme, bu millet seninle tezahüratı yapıldı. Tezahüratlar kesilince, bize Bosna’nın duaları yeter, bize Şam’ın duaları yeter, Kahire’nin duaları yeter, Bağdat’ın duaları yeter, bize Myanmar’ın duaları yeter dedi, devamını getiremedi. Çünkü sözleri “Türkiye seninle gurur duyuyor” sloganlarıyla kesildi.

*

Naçizane, kendi payıma...

*

11 senedir anlatılamayanı tırak diye anlatan, gösterilemeyeni şırak diye gösteren, en az üç’ün istifasına, orduya kumpasların itirafına, kısacası, hayırlara vesile olan sayın ayakkabı kutusu...
Yılmaz seninle gurur duyuyor.


Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10872
Localisation: Paris

MessagePosté le: 25 Jan 2014 16:07    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Recepi
Yılmaz ÖZDİL - Hürriyet 24/01/2014

Barbun Senegal’den geliyor.

Kalamar Hindistan’dan ithal.
Ahtapot İspanya’dan.
Karides Endonezya’dan.
Lagos Mısır’dan.
Kalkan Romanya’dan.
Norveç’ten getirilen seyit balığını restoranlarda mezgit diye kakalıyorlar. Lüks otellerimizde yediğiniz kılıç şiş’ler aslında Çin’den ithal köpekbalığı. Mercan Gine’den. Sinarit Gana’dan. Her mevsim dilbalığı olmaz, bizde oluyor, çünkü mevsimine göre, bazen afrika’nın batısındaki Senegal’den, bazen afrika’nın doğusundaki Somali’den geliyor. Uskumru, Norveç’ten. Yemek için değil, bakmak için olanları bile yurtdışından getiriliyor, mesela geçenlerde mülteci ayaklarıyla sınırı geçen kamyonetin kasasında 20 bin tane süs balığı yakalandı, Suriye Japonu deniyor. Karadeniz’de 26 balığın neslini tükettik, Marmara’da 125 balığın neslini kuruttuk. Midye teee Şili’den. Üç tarafımız denizlerle çevrili, Türk havuzu denilen kendimize ait denizimiz var, denizi olmayan Konya’da Uşak’ta Diyarbakır’da tarla balıkçılığı yapıp, arazide levrek yetiştirmeye çalışıyoruz. Cumhurbaşkanımız, Afrika ülkesi Gabon’un sahilinde paçalarını sıvayarak çıplak ayaklarıyla yürüyüş yaptı, resmi temaslarda(!) bulunurken, Gabonlu balıkçı Ayao Nyavor’la tanıştı, sohbet etti, bilahare Ayao Nyavor’a dışişleri bakanlığımız aracılığıyla balıkçı motoru ve balık ağı hediye etti, ki, Gabon’dan bize tekir satabilsinler. Fas’tan Moritanya’dan orfoz getiriyorlar, Kızıldeniz’den karagöz getiriyorlar. İzlanda’da 2010 senesinde volkan patladı, kül ve lav yağmuru nedeniyle kıyıları zehirlendi, toplu balık ölümleri meydana geldi, balıkları analiz ettiler, ağır kurşun, radyoaktif madde ve insana zararlı kimyasallar tespit edildi, bütün dünya İzlanda’dan balık ithalatını durdurdu, Türkiye’nin İzlanda’dan balık ithalatı yüzde 250 arttı, el âlemin almadığı kansere yol açan balıkları, ki, çoğunluğu somondu, afiyetle bize yedirdiler. Istakoz ABD’den Kanada’dan. Bataklıklarda yetiştirilen panga’yı, kılçıksız deniz balığı fletosu diye, taaa Vietnam’dan getiriyorlar. Sardalya festivali düzenliyoruz ama, o sardalya artık Yunanistan’dan geliyor.

*

E tabii birilerinin bu gidişe dur demesi gerekiyordu.

*

Balıkçılığımızı kurtarmak için kolları sıvayan Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, burnunun dibindeki denizde balık arayacağına, taaa Fırat Nehri’nde balık aradı, sazan buldu, “recepi” adını verdi.

*

Abdullah Gül Üniversitesi de Fırat’a “paralel” akan Dicle’de “fetoli”yi buldu muydu, tamamdır bu iş gari.



Dernière édition par cengiz-han le 25 Jan 2014 16:09; édité 1 fois
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10872
Localisation: Paris

MessagePosté le: 25 Jan 2014 16:08    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


AB'ye paralel

Yılmaz ÖZDİL - Hürriyet 25/01/2014


Brüksel’e giden Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği’ne “paralel devleti” anlatmış, Avrupa Birliği de dinleyip, ikna olmuş.

*
Ne anlatmıştır acaba derseniz?
*
“Almanya’da mesela” demiştir...
Hani, alt tarafı 700 euroluk tatil masrafını arkadaşına ödettiği ortaya çıkan Almanya Cumhurbaşkanı utanıp istifa etti ya... Biz öyle yapmadık, ayakkabı kutuları ortaya çıktı, para sayma makineleri ortaya çıktı, dört bakanım hakkında rüşvetten fezleke var, beşinci bakanımın bacanağını yakaladılar, bu satırlar kaleme alınırken adalet bakanım hakkında da fezleke ortaya çıktı, hiç istifimi bozmadım, üstüme bile alınmadım, koçlar gibi oturuyorum koltuğumda demiştir.
*
“Fransa’da mesela” demiştir...
Hani, İsviçre’de banka hesabı olduğu ortaya çıkan Bütçe Bakanı, yemin billah inkâr etmek varken, anında itiraf edip, içinde bulunduğum ahlaki çöküntü nedeniyle özür diliyorum deyip, milletvekilliğinden bile istifa etti ya... Biz öyle yapmadık, fezlekelere göre 63 milyon dolar avanta almakla suçlanan bakanlarım bile hâlâ Meclis’te oturuyor, Allah sizi inandırsın, oğulları tutuklanan bakanlarım bile hâlâ milletvekili demiştir.
*
“İtalya’da mesela” demiştir...
Hani, benim canım arkadaşım Silvio’nun hırsızlıkları ayyuka çıkmıştı, buna rağmen istifa etmiyordu da, milyonlarca İtalyan sokaklara dökülüp, benim canım arkadaşımı istifa ettirene kadar protesto eylemi yaptılar ya... Biz öyle yapmadık, çünkü benim milletim, soyuyorsa beni soyuyor, sana ne diye bizi savunuyor, hırsız varrr diye protesto gösterisi yapanlarla kavga ediyor demiştir.
*
“Yunanistan’da mesela” demiştir...
Hani, Atina’da bir öğrenci polis kurşunuyla öldürüldü de, ülke ayağa kalktı, önce içişleri bakanı, sonra hükümet istifa etti ya... Biz öyle yapmadık, kurşunla öldürdük, sopalarla döve döve öldürdük, gözlerini çıkardık, içişleri bakanımız destan yazan polislerimize ikramiye verdi, bizde böyle, biz işimize gelen polise ikramiye veririz, işimize gelmeyen polisin kellesini alırız demiştir.
*
“İngiltere’de mesela” demiştir...
Hani, özel otomobilini kullanırken hız yaptığı için radara yakalanan Enerji Bakanı, ehliyetine el konmasın diye, direksiyonda ben yoktum, eşim kullanıyordu dedi de, bu yalan beyanı ortaya çıkınca bakanlıktan istifa etti ya... Biz öyle yapmayız, çünkü bu örneği benim milletime izah edebilmem bile mümkün değil, nasıl yani falan derler, istifaya akıl erdiremezler, benim memleketimde benim bakanlarım kırmızı ışıkta geçip adam bile ezse, ehliyetine el konmaz, aksine, ezilen ayıplanır, böyle incir çekirdeğini doldurmayacak şeyler yüzünden istifa edilir mi birader, salak mısınız siz demiştir.
*
“Lüksemburg’ta mesela” demiştir...
Hani, telekulak skandalı ortaya çıkıp, siyasilerin telefonlarının dinlendiği anlaşılınca, Lüksemburg Başbakanı ahaliden özür diledi ve bostan korkuluğu olmadığıma göre, bu hukuksuzluğun bir numaralı sorumlusu benim diyerek istifa etti ya... Biz öyle yapmadık, benim telefonum bile dinleniyor, odama böcek yerleştirmişler dedim, çıktım işin içinden, bırak sorumlusu olmayı, mağdur bile oldum demiştir.
*
“İspanya’da mesela” demiştir...
Hani, İspanya Kralı’nın damadını yolsuzluktan sanık yapıp, malvarlığına el koydular, kralın kızını, Prenses’i ifadeye çağırdılar, tıpış tıpış gidip ifade verecek ya... Yok öyle! Bizde monarşi yok, ileri demokrasi var. O yüzden, oğlumu ifadeye çağıranların alayını görevden aldım, savcıları vatana ihanetle suçladım, ne savcı bıraktım ne polis, darmadağın ettim, muhalefet milletvekili oğlumun mevzusunu Meclis’te dile getirmeye kalktı, benimkiler saldırdı, bana dil uzatanın ağzını yüzünü patlattılar, kızımın telefon konuşmaları internete düştü, gazetede-televizyonda yayınlayan medya patronunu oyarım, burda krallık yok, milli irade var, HSYK’yı değiştirdim, gene değiştiriyorum, yarın canım isterse gene değiştiririm, ister asarım ister keserim demiştir.
*
E bu kadar izahattan sonra... Avrupa Birliği anlamıştır mutlaka “paralel devlet”in ne olduğunu, ikna olmuşlardır!
AB'ye paralel

Brüksel’e giden Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği’ne “paralel devleti” anlatmış, Avrupa Birliği de dinleyip, ikna olmuş.

*
Ne anlatmıştır acaba derseniz?
*
“Almanya’da mesela” demiştir...
Hani, alt tarafı 700 euroluk tatil masrafını arkadaşına ödettiği ortaya çıkan Almanya Cumhurbaşkanı utanıp istifa etti ya... Biz öyle yapmadık, ayakkabı kutuları ortaya çıktı, para sayma makineleri ortaya çıktı, dört bakanım hakkında rüşvetten fezleke var, beşinci bakanımın bacanağını yakaladılar, bu satırlar kaleme alınırken adalet bakanım hakkında da fezleke ortaya çıktı, hiç istifimi bozmadım, üstüme bile alınmadım, koçlar gibi oturuyorum koltuğumda demiştir.
*
“Fransa’da mesela” demiştir...
Hani, İsviçre’de banka hesabı olduğu ortaya çıkan Bütçe Bakanı, yemin billah inkâr etmek varken, anında itiraf edip, içinde bulunduğum ahlaki çöküntü nedeniyle özür diliyorum deyip, milletvekilliğinden bile istifa etti ya... Biz öyle yapmadık, fezlekelere göre 63 milyon dolar avanta almakla suçlanan bakanlarım bile hâlâ Meclis’te oturuyor, Allah sizi inandırsın, oğulları tutuklanan bakanlarım bile hâlâ milletvekili demiştir.
*
“İtalya’da mesela” demiştir...
Hani, benim canım arkadaşım Silvio’nun hırsızlıkları ayyuka çıkmıştı, buna rağmen istifa etmiyordu da, milyonlarca İtalyan sokaklara dökülüp, benim canım arkadaşımı istifa ettirene kadar protesto eylemi yaptılar ya... Biz öyle yapmadık, çünkü benim milletim, soyuyorsa beni soyuyor, sana ne diye bizi savunuyor, hırsız varrr diye protesto gösterisi yapanlarla kavga ediyor demiştir.
*
“Yunanistan’da mesela” demiştir...
Hani, Atina’da bir öğrenci polis kurşunuyla öldürüldü de, ülke ayağa kalktı, önce içişleri bakanı, sonra hükümet istifa etti ya... Biz öyle yapmadık, kurşunla öldürdük, sopalarla döve döve öldürdük, gözlerini çıkardık, içişleri bakanımız destan yazan polislerimize ikramiye verdi, bizde böyle, biz işimize gelen polise ikramiye veririz, işimize gelmeyen polisin kellesini alırız demiştir.
*
“İngiltere’de mesela” demiştir...
Hani, özel otomobilini kullanırken hız yaptığı için radara yakalanan Enerji Bakanı, ehliyetine el konmasın diye, direksiyonda ben yoktum, eşim kullanıyordu dedi de, bu yalan beyanı ortaya çıkınca bakanlıktan istifa etti ya... Biz öyle yapmayız, çünkü bu örneği benim milletime izah edebilmem bile mümkün değil, nasıl yani falan derler, istifaya akıl erdiremezler, benim memleketimde benim bakanlarım kırmızı ışıkta geçip adam bile ezse, ehliyetine el konmaz, aksine, ezilen ayıplanır, böyle incir çekirdeğini doldurmayacak şeyler yüzünden istifa edilir mi birader, salak mısınız siz demiştir.
*
“Lüksemburg’ta mesela” demiştir...
Hani, telekulak skandalı ortaya çıkıp, siyasilerin telefonlarının dinlendiği anlaşılınca, Lüksemburg Başbakanı ahaliden özür diledi ve bostan korkuluğu olmadığıma göre, bu hukuksuzluğun bir numaralı sorumlusu benim diyerek istifa etti ya... Biz öyle yapmadık, benim telefonum bile dinleniyor, odama böcek yerleştirmişler dedim, çıktım işin içinden, bırak sorumlusu olmayı, mağdur bile oldum demiştir.
*
“İspanya’da mesela” demiştir...
Hani, İspanya Kralı’nın damadını yolsuzluktan sanık yapıp, malvarlığına el koydular, kralın kızını, Prenses’i ifadeye çağırdılar, tıpış tıpış gidip ifade verecek ya... Yok öyle! Bizde monarşi yok, ileri demokrasi var. O yüzden, oğlumu ifadeye çağıranların alayını görevden aldım, savcıları vatana ihanetle suçladım, ne savcı bıraktım ne polis, darmadağın ettim, muhalefet milletvekili oğlumun mevzusunu Meclis’te dile getirmeye kalktı, benimkiler saldırdı, bana dil uzatanın ağzını yüzünü patlattılar, kızımın telefon konuşmaları internete düştü, gazetede-televizyonda yayınlayan medya patronunu oyarım, burda krallık yok, milli irade var, HSYK’yı değiştirdim, gene değiştiriyorum, yarın canım isterse gene değiştiririm, ister asarım ister keserim demiştir.
*
E bu kadar izahattan sonra... Avrupa Birliği anlamıştır mutlaka “paralel devlet”in ne olduğunu, ikna olmuşlardır!

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10872
Localisation: Paris

MessagePosté le: 27 Jan 2014 2:18    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Yilmaz ÖZDIL / Hurriyet 23 Ocak 2014

Tır’ı vırı

Sene 1943. Ankara.

*

Elyesa Bazna.
Kosova doğumlu, Arnavut kökenli, Türk vatandaşıydı. Çankaya Köşkü’ne komşu İngiliz Büyükelçiliği’nde uşaktı. Aslında hep opera sanatçısı olmak istemişti. Servet sahibi bir kazanova olarak, konteslerle baroneslerle aşk yaşarken görürdü kendini, rüyalarında... 40 yaşına gelmişti, cebinde üç kuruş yoktu, fırtınalı kaçamaklardan vazgeçtik, merhabalaştığı kadın bile yoktu. Üstelik, İngilizlerden nefret ediyordu. Babasının ölümünden sorumlu tutuyordu onları... Bi gün, Almanya Büyükelçiliği Müsteşarı Jenke’nin kapısını çaldı. Gizli bilgilere ulaşabiliyorum, isterseniz satarım dedi. Müsteşar, konuyu Büyükelçi Von Papen’e açtı. Papen vaziyeti Berlin’e bildirdi. 29 Ekim 1943 gecesi, Cumhuriyet Bayramı törenlerinden döndüğünde, Berlin’in cevabı masasındaydı: Deneyin...

*

İngiliz Büyükelçi Sir Hugessen, gizli belgelerin tutulduğu kasanın anahtarını boynunda taşıyordu. Uyurken bile çıkarmıyordu. Elyesa, balmumumdan kalıp hazırladı, banyoda büyükelçinin sırtını sabunlarken, anahtarın ölçüsünü aldı. Bu taktiği Almanlar vermişti. Bir de fotoğraf makinesi vermişlerdi. Büyükelçi her öğleden sonra piyano çalmaya başladığında, Elyesa kasanın bulunduğu odaya sızıyor, Almanların yaptırdığı kopya anahtarla açıyor, dokümanları şakır şakır fotoğraflıyordu.

*

Trafik başladı.
Her film rulosuna 20 bin sterlin kapıyordu. Dokümanların yanı sıra, duyduklarını da anlatıyordu. Radar gibi dinliyor, bülbül gibi ötüyordu. Ama doğru mu söylüyor, yalan mı, henüz belli değildi. Ocak 1944’te, Sofya bombalanacak dedi. Hadi canım dediler. Sofya bombalandı! Kendini kanıtlamıştı. Güzel güzel konuştuğu için, hatipliğiyle ünlü filozofun adını, “Çiçero” kod adını verdiler ona.

*

Aynı günlerde... Ankara’da Almanya Büyükelçiliği’nde Nele Kapp adında bi kız çalışıyordu. Sekreterdi. 24 yaşındaydı. Babası diplomattı, Almanya’nın Sofya Büyükelçisi’ydi. Dünya savaşı patlamadan önce, liseyi Cleveland’da okumuştu, oraları özlüyor, ABD’de yaşamak istiyordu, Nazilerden nefret ediyordu. Bi gün... Dişi iltihaplandı. Hayatı değişti. Dişçi, Yahudi bir Alman’dı, laf lafı açtı, istersen seni Amerikalılarla tanıştırırım dedi. Genç kızın yüzünde güller açtı. Amerikalılar da, Alman Büyükelçiliği’nde çalışan Amerikan sempatizanı kızın üstüne atladı doğal olarak... Buluştular.

*

Rastgele diye atılan olta, büyük bi balık yakalamıştı. Çok büyük bi balık.

*

Genç kız, ilk randevuda, sizden söz vermenizi istiyorum dedi, eğer aktaracağım bilgi işinize yararsa, lütfen bana sığınma hakkı tanıyın... Sekreterin teklifi, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Laurence Steinhardt’a iletildi. Onay alındı. Sekreter, tarihin akışını değiştiren bilgiyi anlattı: İngiliz Büyükelçiliği’nde bizimkilerin Çiçero dediği biri çalışıyor, Çiçero aradığında bizim elçilikte büyük hareketlilik oluyor, küçük rütbeli görevliler falan dışarı çıkarılıyor, Nazilerin kulağı bu Çiçero!

*

Amerikalılar derhal İngilizleri uyandırdı. Tüm personel tek tek sorgulanmaya başlandı. Çiçero enseleneceğini anladı, tası tarağı topladı, İstanbul üzerinden Mısır’a, oradan Arjantin’e kaçtı.

*

Tabii Naziler de uyanmıştı.
Çiçero’yu kim ispiyonladı?
Sorgu sual başlayınca, sekreter kız, Amerikalılara yalvardı, hayatım tehlikede... Amerikalılar sözünü tutacaktı. Ama, ciddi bi sorun vardı. Türkiye tarafsız ülkeydi. Köstebek’in ABD Büyükelçiliği’ne sığınması olacak iş değildi. Peki ne yapıldı? Sekreter kızın sarı saçları siyaha boyandı, adresi meçhul, gizli bir eve yerleştirildi, bir hafta saklandı. Naziler fıldır fıldır takipteydi, yana yakıla arıyorlardı. İstanbul’a götürülmesi çok riskliydi. Önce Suriye üzerinden çıkarmayı düşündüler, sonra vazgeçtiler, karayoluyla İzmir’e götürdüler, gemiyle Kıbrıs’a geçirip, Mısır’a, oradan da ver elini ABD.

*

Elyesa, Arjantin’e ayak bastı, tehlikelerden uzaktaydı, hayatının garantide olduğunu düşünüyordu. Üstelik, cebi doluydu, 300 bin sterlini vardı, beyler gibi yaşamasına yeter de artardı. Gel gör ki... Daha ilk alışverişte acı gerçekle karşılaştı. Almanların ödediği paralar, sahteydi. İngiliz ekonomisini çökertmek için, Nazilerin Berlin’de bastırıp, el altından piyasaya sürdüğü sahte sterlinlerdi. İngilizlere kazık atarken, Almanlardan ağır kazık yemişti. Aç biilaç kaldı, süründü. Savaştan sonra döndü dolaştı, gene Ankara’ya geldi, tutunamadı, Berlin’e gitti, boğaz tokluğuna gece bekçiliği yaptı. 1970’te, 66 yaşında, sefalet içinde öldü.

*

Hayatı film oldu.
Hollywood’da...
Hatıralarını “I was Cicero, Ben Çiçero’ydum” başlığıyla kaleme alıp, Stern dergisine satmıştı. Yönetmen Joseph Mankiewicz, 1952’de, bu hatıraları “5 Fingers, 5 Parmak” adıyla sinemaya uyarladı. Elyesa rolünü, o dönemin efsane aktörü James Mason oynadı. Elyesa’nın hayatı, iki Oscar aldı.

*

Sekreter Nele’nin ise, savaştan sonra kimliği değiştirildi; izi kaybedildi. California’ya yerleştirildiği, garsonluk yaptığı, evlendiği, bir çocuğu olduğu iddia edildi. Gerisi bilinmiyor.

*

Demem o ki...
Türkiye böyle bi yer.
İstihbaratçıların savaş alanı.

*

Zor coğrafyadır.
Hassastır, hayatidir, ciddi iştir.

*

E bakıyoruz bizim bademlere...
Pazara karpuz getirir gibi, yüklemişler top mermilerini kamyona, zabıtaya yakalandılar.
Güya gizli operasyon yapıyorlar, Afrika’daki Hotantu kabilesinin bile haberi var!


Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10872
Localisation: Paris

MessagePosté le: 27 Jan 2014 2:20    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:

23 Ocak 2014

Tır’ı vırı

Sene 1943. Ankara.

*

Elyesa Bazna.
Kosova doğumlu, Arnavut kökenli, Türk vatandaşıydı. Çankaya Köşkü’ne komşu İngiliz Büyükelçiliği’nde uşaktı. Aslında hep opera sanatçısı olmak istemişti. Servet sahibi bir kazanova olarak, konteslerle baroneslerle aşk yaşarken görürdü kendini, rüyalarında... 40 yaşına gelmişti, cebinde üç kuruş yoktu, fırtınalı kaçamaklardan vazgeçtik, merhabalaştığı kadın bile yoktu. Üstelik, İngilizlerden nefret ediyordu. Babasının ölümünden sorumlu tutuyordu onları... Bi gün, Almanya Büyükelçiliği Müsteşarı Jenke’nin kapısını çaldı. Gizli bilgilere ulaşabiliyorum, isterseniz satarım dedi. Müsteşar, konuyu Büyükelçi Von Papen’e açtı. Papen vaziyeti Berlin’e bildirdi. 29 Ekim 1943 gecesi, Cumhuriyet Bayramı törenlerinden döndüğünde, Berlin’in cevabı masasındaydı: Deneyin...

*

İngiliz Büyükelçi Sir Hugessen, gizli belgelerin tutulduğu kasanın anahtarını boynunda taşıyordu. Uyurken bile çıkarmıyordu. Elyesa, balmumumdan kalıp hazırladı, banyoda büyükelçinin sırtını sabunlarken, anahtarın ölçüsünü aldı. Bu taktiği Almanlar vermişti. Bir de fotoğraf makinesi vermişlerdi. Büyükelçi her öğleden sonra piyano çalmaya başladığında, Elyesa kasanın bulunduğu odaya sızıyor, Almanların yaptırdığı kopya anahtarla açıyor, dokümanları şakır şakır fotoğraflıyordu.

*

Trafik başladı.
Her film rulosuna 20 bin sterlin kapıyordu. Dokümanların yanı sıra, duyduklarını da anlatıyordu. Radar gibi dinliyor, bülbül gibi ötüyordu. Ama doğru mu söylüyor, yalan mı, henüz belli değildi. Ocak 1944’te, Sofya bombalanacak dedi. Hadi canım dediler. Sofya bombalandı! Kendini kanıtlamıştı. Güzel güzel konuştuğu için, hatipliğiyle ünlü filozofun adını, “Çiçero” kod adını verdiler ona.

*

Aynı günlerde... Ankara’da Almanya Büyükelçiliği’nde Nele Kapp adında bi kız çalışıyordu. Sekreterdi. 24 yaşındaydı. Babası diplomattı, Almanya’nın Sofya Büyükelçisi’ydi. Dünya savaşı patlamadan önce, liseyi Cleveland’da okumuştu, oraları özlüyor, ABD’de yaşamak istiyordu, Nazilerden nefret ediyordu. Bi gün... Dişi iltihaplandı. Hayatı değişti. Dişçi, Yahudi bir Alman’dı, laf lafı açtı, istersen seni Amerikalılarla tanıştırırım dedi. Genç kızın yüzünde güller açtı. Amerikalılar da, Alman Büyükelçiliği’nde çalışan Amerikan sempatizanı kızın üstüne atladı doğal olarak... Buluştular.

*

Rastgele diye atılan olta, büyük bi balık yakalamıştı. Çok büyük bi balık.

*

Genç kız, ilk randevuda, sizden söz vermenizi istiyorum dedi, eğer aktaracağım bilgi işinize yararsa, lütfen bana sığınma hakkı tanıyın... Sekreterin teklifi, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Laurence Steinhardt’a iletildi. Onay alındı. Sekreter, tarihin akışını değiştiren bilgiyi anlattı: İngiliz Büyükelçiliği’nde bizimkilerin Çiçero dediği biri çalışıyor, Çiçero aradığında bizim elçilikte büyük hareketlilik oluyor, küçük rütbeli görevliler falan dışarı çıkarılıyor, Nazilerin kulağı bu Çiçero!

*

Amerikalılar derhal İngilizleri uyandırdı. Tüm personel tek tek sorgulanmaya başlandı. Çiçero enseleneceğini anladı, tası tarağı topladı, İstanbul üzerinden Mısır’a, oradan Arjantin’e kaçtı.

*

Tabii Naziler de uyanmıştı.
Çiçero’yu kim ispiyonladı?
Sorgu sual başlayınca, sekreter kız, Amerikalılara yalvardı, hayatım tehlikede... Amerikalılar sözünü tutacaktı. Ama, ciddi bi sorun vardı. Türkiye tarafsız ülkeydi. Köstebek’in ABD Büyükelçiliği’ne sığınması olacak iş değildi. Peki ne yapıldı? Sekreter kızın sarı saçları siyaha boyandı, adresi meçhul, gizli bir eve yerleştirildi, bir hafta saklandı. Naziler fıldır fıldır takipteydi, yana yakıla arıyorlardı. İstanbul’a götürülmesi çok riskliydi. Önce Suriye üzerinden çıkarmayı düşündüler, sonra vazgeçtiler, karayoluyla İzmir’e götürdüler, gemiyle Kıbrıs’a geçirip, Mısır’a, oradan da ver elini ABD.

*

Elyesa, Arjantin’e ayak bastı, tehlikelerden uzaktaydı, hayatının garantide olduğunu düşünüyordu. Üstelik, cebi doluydu, 300 bin sterlini vardı, beyler gibi yaşamasına yeter de artardı. Gel gör ki... Daha ilk alışverişte acı gerçekle karşılaştı. Almanların ödediği paralar, sahteydi. İngiliz ekonomisini çökertmek için, Nazilerin Berlin’de bastırıp, el altından piyasaya sürdüğü sahte sterlinlerdi. İngilizlere kazık atarken, Almanlardan ağır kazık yemişti. Aç biilaç kaldı, süründü. Savaştan sonra döndü dolaştı, gene Ankara’ya geldi, tutunamadı, Berlin’e gitti, boğaz tokluğuna gece bekçiliği yaptı. 1970’te, 66 yaşında, sefalet içinde öldü.

*

Hayatı film oldu.
Hollywood’da...
Hatıralarını “I was Cicero, Ben Çiçero’ydum” başlığıyla kaleme alıp, Stern dergisine satmıştı. Yönetmen Joseph Mankiewicz, 1952’de, bu hatıraları “5 Fingers, 5 Parmak” adıyla sinemaya uyarladı. Elyesa rolünü, o dönemin efsane aktörü James Mason oynadı. Elyesa’nın hayatı, iki Oscar aldı.

*

Sekreter Nele’nin ise, savaştan sonra kimliği değiştirildi; izi kaybedildi. California’ya yerleştirildiği, garsonluk yaptığı, evlendiği, bir çocuğu olduğu iddia edildi. Gerisi bilinmiyor.

*

Demem o ki...
Türkiye böyle bi yer.
İstihbaratçıların savaş alanı.

*

Zor coğrafyadır.
Hassastır, hayatidir, ciddi iştir.

*

E bakıyoruz bizim bademlere...
Pazara karpuz getirir gibi, yüklemişler top mermilerini kamyona, zabıtaya yakalandılar.
Güya gizli operasyon yapıyorlar, Afrika’daki Hotantu kabilesinin bile haberi var!

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10872
Localisation: Paris

MessagePosté le: 27 Jan 2014 2:26    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:

Yilmaz ÖZDİL
hurriyet.com.tr

25 Ocak 2014
AB'ye paralel

Brüksel’e giden Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği’ne “paralel devleti” anlatmış, Avrupa Birliği de dinleyip, ikna olmuş.

*

Ne anlatmıştır acaba derseniz?

*

“Almanya’da mesela” demiştir...
Hani, alt tarafı 700 euroluk tatil masrafını arkadaşına ödettiği ortaya çıkan Almanya Cumhurbaşkanı utanıp istifa etti ya... Biz öyle yapmadık, ayakkabı kutuları ortaya çıktı, para sayma makineleri ortaya çıktı, dört bakanım hakkında rüşvetten fezleke var, beşinci bakanımın bacanağını yakaladılar, bu satırlar kaleme alınırken adalet bakanım hakkında da fezleke ortaya çıktı, hiç istifimi bozmadım, üstüme bile alınmadım, koçlar gibi oturuyorum koltuğumda demiştir.
*

“Fransa’da mesela” demiştir...
Hani, İsviçre’de banka hesabı olduğu ortaya çıkan Bütçe Bakanı, yemin billah inkâr etmek varken, anında itiraf edip, içinde bulunduğum ahlaki çöküntü nedeniyle özür diliyorum deyip, milletvekilliğinden bile istifa etti ya... Biz öyle yapmadık, fezlekelere göre 63 milyon dolar avanta almakla suçlanan bakanlarım bile hâlâ Meclis’te oturuyor, Allah sizi inandırsın, oğulları tutuklanan bakanlarım bile hâlâ milletvekili demiştir.
*

“İtalya’da mesela” demiştir...
Hani, benim canım arkadaşım Silvio’nun hırsızlıkları ayyuka çıkmıştı, buna rağmen istifa etmiyordu da, milyonlarca İtalyan sokaklara dökülüp, benim canım arkadaşımı istifa ettirene kadar protesto eylemi yaptılar ya... Biz öyle yapmadık, çünkü benim milletim, soyuyorsa beni soyuyor, sana ne diye bizi savunuyor, hırsız varrr diye protesto gösterisi yapanlarla kavga ediyor demiştir.
*

“Yunanistan’da mesela” demiştir...
Hani, Atina’da bir öğrenci polis kurşunuyla öldürüldü de, ülke ayağa kalktı, önce içişleri bakanı, sonra hükümet istifa etti ya... Biz öyle yapmadık, kurşunla öldürdük, sopalarla döve döve öldürdük, gözlerini çıkardık, içişleri bakanımız destan yazan polislerimize ikramiye verdi, bizde böyle, biz işimize gelen polise ikramiye veririz, işimize gelmeyen polisin kellesini alırız demiştir.
*

“İngiltere’de mesela” demiştir...
Hani, özel otomobilini kullanırken hız yaptığı için radara yakalanan Enerji Bakanı, ehliyetine el konmasın diye, direksiyonda ben yoktum, eşim kullanıyordu dedi de, bu yalan beyanı ortaya çıkınca bakanlıktan istifa etti ya... Biz öyle yapmayız, çünkü bu örneği benim milletime izah edebilmem bile mümkün değil, nasıl yani falan derler, istifaya akıl erdiremezler, benim memleketimde benim bakanlarım kırmızı ışıkta geçip adam bile ezse, ehliyetine el konmaz, aksine, ezilen ayıplanır, böyle incir çekirdeğini doldurmayacak şeyler yüzünden istifa edilir mi birader, salak mısınız siz demiştir.
*

“Lüksemburg’ta mesela” demiştir...
Hani, telekulak skandalı ortaya çıkıp, siyasilerin telefonlarının dinlendiği anlaşılınca, Lüksemburg Başbakanı ahaliden özür diledi ve bostan korkuluğu olmadığıma göre, bu hukuksuzluğun bir numaralı sorumlusu benim diyerek istifa etti ya... Biz öyle yapmadık, benim telefonum bile dinleniyor, odama böcek yerleştirmişler dedim, çıktım işin içinden, bırak sorumlusu olmayı, mağdur bile oldum demiştir.
*

“İspanya’da mesela” demiştir...
Hani, İspanya Kralı’nın damadını yolsuzluktan sanık yapıp, malvarlığına el koydular, kralın kızını, Prenses’i ifadeye çağırdılar, tıpış tıpış gidip ifade verecek ya... Yok öyle! Bizde monarşi yok, ileri demokrasi var. O yüzden, oğlumu ifadeye çağıranların alayını görevden aldım, savcıları vatana ihanetle suçladım, ne savcı bıraktım ne polis, darmadağın ettim, muhalefet milletvekili oğlumun mevzusunu Meclis’te dile getirmeye kalktı, benimkiler saldırdı, bana dil uzatanın ağzını yüzünü patlattılar, kızımın telefon konuşmaları internete düştü, gazetede-televizyonda yayınlayan medya patronunu oyarım, burda krallık yok, milli irade var, HSYK’yı değiştirdim, gene değiştiriyorum, yarın canım isterse gene değiştiririm, ister asarım ister keserim demiştir.
*

E bu kadar izahattan sonra... Avrupa Birliği anlamıştır mutlaka “paralel devlet”in ne olduğunu, ikna olmuşlardır!


Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10872
Localisation: Paris

MessagePosté le: 31 Jan 2014 2:53    Sujet du message: Répondre en citant

Yılmaz ÖZDİL

Hürriyet - 30 Ocak 2014

Dolar

Ayakkabı kutusunda...

4.5 milyon dolar vardı.
9 milyon lira ediyordu.
Bugün?
10 milyon lira ediyor.
Ayakkabı kutusu...
1 ayda 1 milyon lira kazandı.

*

Ne mutlu ayakkabı kutusu olana.

*

Bangır bangır yazılan ve yalanlanmayan polis tespitlerine göre... Ebru Gündeş’in kocası, özel uçağıyla umreye götürdüğü ekonomi bakanımıza, 25 Eylül 2013 tarihinde 350 bin dolarlık kol saati takmış. Parite itibariyle, 700 bin liraya tekabül ediyordu. Ebru Gündeş’in kocası, ekonomi bakanımıza aynı kol saatini bugün takmaya kalksa, 780 bin lira ödemek zorunda... Dolayısıyla, kol saatini zamanında iyi takmış, akıllı alışveriş yapmış, 80 bin lirası cebinde kalmış. Ekonomi bakanımız da, zamanında iyi taktırarak, bugün 80 bin lira değer kazanmış. Takan kârlı, taktıran kârlı yani... Ama, bugünlerde piyasa karışık, taktırmamakta fayda var.
İlla taktıracaksan bile, yakalanmamakta fayda var.

*

Buna mukabil...

*

2008 senesinde malvarlığı kavgası başlamış, CHP sormuş, başbakanımız Tayyip Erdoğan da kaç parası olduğunu açıklamıştı. Bankada 2 milyon 300 bin küsur lirası vardı. O gün... Dolar 1.2 lira civarındaydı. İsteseydi, bankadaki parasıyla 1 milyon 900 bin dolar alabilirdi.
Ya bugün?
1 milyon dolar alabilir.

*

900 bin dolar kayıpta.

*

Başbakanımızın maaşı 15 bin lira filan... Yemese içmese, her kuruşunu biriktirse, bu kaybettiği 900 bin doları ne kadar zamanda yerine koyabilir?
Anca 138 ay sonra.

*

11 senedir memleketi yönetiyor.
11.5 senelik zararı var!
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10872
Localisation: Paris

MessagePosté le: 04 Fév 2014 12:58    Sujet du message: Répondre en citant

Usta kalem vesselam, iyi yaziyor...

Citation:




Yılmaz ÖZDİL
hurriyet.com.tr
4 Şubat 2014

Hutbe


Diyanet işleri başkanımız, akp’yle cemaat’ın kapışmasına pek üzülüyor.

“Dindarların kavgası dinimize zarar veriyor, gençleri dinden soğutuyor” demişti... Şimdi de, çaktırmadan cuma hutbesine monte etmiş, “birbirinize sırt çevirmeyin, dargın durmayın, ayrılık gayrılık olmasın, siz kardeşsiniz” falan demiş.

*

İyi ama...

*

İslam tarihi boyunca, herhangi bi dindarın yatak odasında yedi adet para kasası bulundu mu? Din-iman deyip, dolarları ayakkabı kutularına doldurmak, karaparayla umreye uçmak, kutsal toprakları adeta ihale dağıtım merkezine çevirmek, gençlerimizi dinden soğutmuyor mu? Niye bu mevzularda gıkını bile çıkarmıyorsun hoca? Hutbede iki kelime de olsa bunlardan bahsetmen gerekmiyor mu?

*

Okuyoruz her gün manşetlerde... Bakan çocukları var, vakıfçı oğlan var, villacı kız var, tokatçı enişte var, komisyoncu kayınpeder var, çantacı bacanak var, çiftlikçi dünür var, emekli maaşıyla 44 daire sahibi olan kaynana var. Kardeş hutbesi vermeyi biliyorsun... Sülale hutbesini niye vermiyorsun?

*

“Peygamber ocağı”na kumpas kurdular. Cami bombalayacaklardı dediler. “Vicdansızlara sesleniyorum, Allah Allah diye taarruz eden bir ordu, nasıl olur da Allah’ın evini bombalar” diye isyan eden genelkurmay başkanını terörist diye hapse tıktılar. Nerdeydin o sırada sen hoca? Reiki’den yoga’ya kadar her konuda fikir fışkırtan Diyanet’in, peygamber ocağı’na dair sözü yok muydu?

*

Mübarek ramazan ayında, Somali’ye Myanmar’a yardım için fitre topluyorsun... Keriz Feneri’nin foyasını ortaya çıkaran Cumhuriyet Savcısı, açık açık, bu ülkede “zekât hırsızları”nı koruyan bir güç var, ben bu güce hırsızların imparatoru diyorum, demedi mi? Fitre, diyanetin ilgi alanı olduğuna göre... Zekât hangi kurumun ilgi alanına giriyor hoca?
Atom Enerjisi Kurumu’nun mu?

*

“Allahu tealanın bütün vasıflarını üzerinde toplayan lider” deniyor. Siyasi partilerden, terziler odasına, kahveciler derneğinden, yumurtacılar kooperatifine kadar, herkes kınadı. Diyanet’in tepkisini biz mi duymadık? Yoksa, bu şirk’i, putlaştırmayı Diyanet mi duymadı hoca?

*

Kardeş kardeşin gırtlağına sarılmış, yangına körükle gidiyoruz, silah yüklü kamyonlar gönderiyoruz. Niye çıkıp “silah göndermeyelim, onlar kardeş” demiyorsun hoca? Bize sığınan Suriyeliler insan da, öbür Suriyeliler maymun mu?

*

Camide içki içildi deniyor, susuyorsun. Camide fuhuş yapıldı deniyor, susuyorsun. Mustafa Kemal olmasaydı, bu topraklarda ezan bile okunamazdı, buna rağmen, Atatürk döneminde camiler ahır yapıldı deniyor, gene susuyorsun. İftira atmak, iftiraya sessiz kalmak, sevap mıdır hoca? Atatürk camileri ahır yaptıysa... Makamında oturduğun Diyanet İşleri Başkanlığı’nı toki mi kurdu acaba?

*

Pırıl pırıl gençlerimizin suratına ateş ettiler, öldürdüler, gözlerini çıkardılar, döve döve katlettiler. Bak, dün Ali İsmail’in duruşması vardı. Yüreği yanan anneciği, 19 yaşındaki Ali’nin fotoğrafını gösterdi, “gözlerimin içine bakarak söyleyin, nasıl bakıyorsunuz kendi çocuklarınızın yüzüne?” diye sordu. Bu cuma olur, öbür cuma olur, herhangi bir hutbede, bu soruyu sormayı düşünüyor musun hoca?


Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2376
Localisation: Paris

MessagePosté le: 08 Fév 2014 0:49    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:



Yılmaz ÖZDİL / H. 06.02.14

Yedi kamyon dolusu para

Beyefendi diyor ki...

Pamuk eller cebe!

Mehmet’le Celal, tiko para 100’er milyon dolar veriyor.
Nihat’a telefon ediyorlar, madem beyefendi istiyor, lafı bile olmaz, bi 100 milyoncuk da ben toka edeyim bari diyor.

İbrahim’in haberi oluyor, daha cazip bi öneri getiriyor, üçüncü havalimanı ihalesine beni de dahil edin, 150 vereyim diyor.

Biri kıllık yapıyor; kardeşim diyor, sen 100 milyon dolar veriyorsun ama, şakır şakır ihale kaptın, ben henüz ihale mihale almadım, niye para ödeyeyim? Makul bi soru tabii... Alt tarafı 20 bin liraya köşe yazarı kiralamak varken, niye 100 milyon dolar ödesin? Ayda 5 bin lira maaşa yalama yapan gazteci bile var.

Kıllık yapanı ikna ediyorlar.

Kardeşim diyorlar, henüz ihale kapmadım diye endişelenme, biz de keriz değiliz herhalde, bu paraları sokaktan toplamıyoruz, verilmesi gerekiyor ki, veriyoruz, nasıl olsa bir yerlerden katbekat çıkaracağız bu parayı diyorlar.

Kıl’ın aklına yatıyor, ödüyor.

Bir başkası, kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez, ödemesine ödeyeyim ama, o kadar nakdim yok diyor.

Dert ettiği şeye bak Allah aşkına... İleri demokrasilerde çare tükenmez. Akıl veriyorlar, yol yordam öğretiyorlar, Ziraat bankasına koş, selamımızı söyle, tıkır tıkır kredi çek, kap getir papelleri diyorlar.

Getir demesi kolay...

100 milyon dolar bu.

Ayakkabı kutusuna sığmaz.

Üstelik...

Memleket hırsız dolu.

Maazallah çalınırsa?

Düşünüyorlar, taşınıyorlar.

Zırhlı minibüslerle taşıyorlar.
(Önceki akşam, Halk TV’de Abdüllatif Şener’i seyrediyorum, sırf bu mevzuda dönen 630 milyon doları hesap etti... Türk Lirası’na çevirdiğinde, yedi kamyon dolusu para ediyor, anca sığıyor.)

Neyse... Teslimat tamamlanıyor. Keyifler yerine geliyor. Sohbet başlıyor. Biri gevrek gevrek gülerek, bak görüyorsun yeraltından nasıl çalışıyorum diyor. Öbürü, biliyorum diyor, Nihat’ın ağzı kulaklarına vardı diyor.

Gevrek gevrek gülen arkadaş, daha gör bak diyor, bu milletin a..ına koyacağız diyor!

Ben en çok bu müteahhidimizin görüşlerini takdir ettim.

Yerden göğe kadar haklı...

Çünkü, milleti donuna kadar soyuyorlar, millet itiraz edeceğine, soyuyorsa beni soyuyor sana ne diye savunuyor, kavga ediyor.

E bu şartlarda n’aapsın Nihat?

Koymazsa kabahat.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Montrer les messages depuis:   
Ce forum est verrouillé; vous ne pouvez pas poster, ni répondre, ni éditer les sujets.   Ce sujet est verrouillé; vous ne pouvez pas éditer les messages ou faire de réponses.    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque Toutes les heures sont au format GMT + 2 Heures
Aller à la page Précédente  1, 2, 3, 4, 5, 6  Suivante
Page 4 sur 6

 
Sauter vers:  
Vous ne pouvez pas poster de nouveaux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas répondre aux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas éditer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas supprimer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas voter dans les sondages de ce forum


Powered by phpBB v2 © 2001, 2005 phpBB Group ¦ Theme: subSilver++
Traduction par : phpBB-fr.com
Adaptation pour NPDS par arnodu59 v 2.0r1

Tous les Logos et Marques sont déposés, les commentaires sont sous la responsabilités de ceux qui les ont postés dans le forum.