Warning: htmlspecialchars(): charset `ISO-8859-9' not supported, assuming utf-8 in /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/viewtopic.php on line 388
Association A TA TURQUIE
   
5 visiteur(s) et 0 membre(s) en ligne.
  Créer un compte Utilisateur

  Utilisateurs

Bonjour, Anonyme
Pseudo :
Mot de Passe:
PerduInscription

Membre(s):
Aujourd'hui : 0
Hier : 0
Total : 2143

Actuellement :
Visiteur(s) : 5
Membre(s) : 0
Total :5

Administration


  Derniers Visiteurs

Georges : 04h45:03
SelimIII : 05h02:39
murat_erpuyan : 23h02:08
administrateu. : 1 jour, 11h08:08
bendeniz : 1 jour, 23h57:04


  Nétiquette du forum

Les commentaires sont sous la responsabilité de ceux qui les ont postés dans le forum. Tout propos diffamatoires et injurieux ne sera toléré dans ces forums.


Forums d'A TA TURQUIE :: Voir le sujet - A. Sirmen'den enfes irdelemeler
Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum Forums d'A TA TURQUIE
Pour un échange interculturel
 
 FAQFAQ   RechercherRechercher   Liste des MembresListe des Membres   Groupes d'utilisateursGroupes d'utilisateurs    

A. Sirmen'den enfes irdelemeler
Aller à la page Précédente  1, 2, 3 ... 16, 17, 18
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque
Voir le sujet précédent :: Voir le sujet suivant  
Auteur Message
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7990
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 13 Fév 2019 3:03    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:



Bir çöküşün anatomisi

Ali Sirmen - Cumhuriyet, 12 Şubat 2019




6 Şubat 2019 Çarşamba günü, saat 16.15’te İstanbul’un Kartal ilçesi Orhantepe Mahallesi, Bankalar Caddesi, Sema Sokak’taki Yeşilyurt Apartmanı çöktü. Son resmi açıklamadaki ölü sayısı 21 idi.

Hemen çöküşün nedenleri araştırılmaya başlandı. Daha ilk bulgulardan itibaren, Yeşilyurt Apartmanı’nın çöküşünün anatomisi ile Türkiye’nin düzeninin çöküşünün emareleri arasındaki benzerlik göze çarpıyordu.
1977’de yapılmış olan Yeşilyurt Apartmanı beşi resmi, üçü kaçak, sekiz kattan oluşuyordu, tıpkı Türkiye gibi... Türkiye de resmi Türkiye ve gerçek Türkiye diye birbirleriyle iç içe yaşayan iki bölümden oluşur. Resmi Türkiye’nin kaydı kuydu yerindedir, gerçek Türkiye’yi sırtında taşır.

***

Tıpkı Türkiye’nin dört bir yanında olduğu ve Orhantepe Mahallesi’nin diğer yapılarında görüldüğü üzere, hemen her binanın kaçak katı veya katları vardır. Düzenin kutsal öğesi, yaşamın ana unsuru avanta ve rant kaçağı, resmi kural haline getirmiştir.

Kaçaksız resmi Türkiye’nin kaçaklı gerçek Türkiye ile uyum sağlamasının yolu, kaçağı resmileştirerek, kuraldışıyı kural haline getirmekte bulunmuştur.
Cumhuriyet tarihinde çok partili yaşama geçişten bu yana bu amaca yönelik olarak tam on dört imar affı yasası çıkarılarak, kaçaklar yasallaştırılmıştır. Bunların en sonuncusundan Yeşilyurt Apartmanı kat malikleri nasiplenmişlerdir.

Yeşilyurt Apartmanı’nın yasal olan alt katında, kayıt dışı olduklarından, tam olarak kaç kişinin çalıştığı bilinmeyen bir tekstil atölyesi vardı. Atölye de kayıt dışı ekonomiye ait işyeri olarak kaçaktı.

Türkiye de Yeşilyurt Apartmanı’ndan farklı olmayıp, zaten avanta ve yağmaya dayalı talan ekonomisinin büyük bölümü kayıt dışıdır.

Bu durumda çalıştığı yerden oturduğu yere kadar her şeyi kuraldışı olan insanların çoğu kuraldışılığı olağan görmektedirler.

Katma değer yaratmayan, yetersiz sanayileşmesini sağlarken rejimin dayanağı tarımı öldüren Türkiye’nin düzeni gibi, kayıt dışı kaçak tekstil atölyesinin yerleşmesi sırasında taşıyıcı kolonları kesilmiş olan Yeşilyurt Apartmanı, Orhantepe Mahallesi’nin bir prototipidir; Orhantepe Mahallesi Kartal’ın, Kartal İstanbul’un, İstanbul Türkiye’nin prototipleridirler. Başka bir deyişle, ürettiğinden çok üreyip, tüketen Türkiye’nin kentleri, başta megapol İstanbul olmak üzere, hepsi de deniz kumuyla yapılmış binlerce Yeşilyurt Apartmanı benzeri binaların meydana getirdiği sokaklardan, mahallelerden, ilçelerden, semtlerden oluşur.

Bu çürük yapının kırılganlığına karşı değil yeterli, neredeyse hiç önlem alınmamıştır. Nitekim, çökme olaylarında önemli olan ilk aşamada duruma müdahale edilememiş, gecikmiş müdahale ilk kez iki saat sonra başlamış ve olay münferit olmasına rağmen İstanbul’un olanakları yetmezmiş gibi, Sakarya ve Bursa’dan ekipler çağırılmıştır.

***

Oysa 1999 Ağustosu’nda yaşanan büyük Marmara depremi, İstanbul’un büyüklüğü yedinin üzerinde bir depremle her an karşılaşabilmesi olasılığının çok güçlü olduğunu ortaya koymuştu.

Geçen 20 yıl içinde İstanbul ve Marmara deprem tehlikesine karşı daha güvenli değil, daha kırılgan hale geldi; çok sözü edilen kentsel dönüşüm, rantsal dönüşüm haline gelerek, sorunu çözmek yerine yeni sorunlar doğurdu.

Böyle olunca, bütün yurttaki gelir vergisinin yarıdan fazlasını ödeyen İstanbul ile, üretiminin yine yarıdan fazlasını sağlayan Marmara Bölgesi’nin böyle bir depremle sarsılması halinde bütün Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve siyasal düzenin Yeşilyurt Apartmanı’nın çöküşüne benzer akıbete uğramasının kaçınılmaz olduğu açıktır.

Düzenin bu durum karşısındaki önlemi basittir:
Olayın ardından Anadolu Sulh Ceza Hâkimliği, afet ekiplerini yaya bırakan bir süratle çöküş ile ilgili yayın yasağı kararı vermiştir.

Yayın yasağı kararıyla gizlenmek istenen, Yeşilyurt Apartmanı’nın çöküşünün düzenin çöküşünün habercisi olması, olmasın sakın!




Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7990
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 06 Mar 2019 1:12    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:



‘Kaçan!’ 1 Mart tezkeresi fırsatı

Ali Sirmen - Cumhuriyet, 5 Mart 12 Şubat 2019



Mart ayında, yakın tarihimizin yaşanmış önemli olaylarından biri de 16. yılını idrak ettiğimiz, TBMM’de 1 Mart 2003 günü yapılan, kamuoyu tarafından 1 Mart tezkeresi olarak anılan oylamadır.

O gün kısaca Mutabakat Muhtırası denen, adı tam olarak “Türkiye Cumhuriyeti ile ABD Arasında Irak’a Karşı Geçici Olarak Konuşlandırılacak Kuvvetlerin Durumunu Saptamak ve Temel Politika, Prensipler ve Sürecin Oluşturulması Hakkındaki Anlaşma” olan metin TBMM’nin onayına sunuldu.

O günkü Meclis iktidar kanadı AKP ile muhalefetteki CHP’den oluşuyordu. Kuruluşunun üzerinden daha bir yıl, iktidara gelişinden o yana daha 4 ay geçmemiş bulunan ve ABD’ye istenen her kolaylığı sağlayacağını vaat etmiş olan AKP’nin TBMM’deki çoğunluğu 1 Mart tezkeresinin geçişini sağlamaya rahatlıkla yeteceğinden Meclis’te görüşmeler yapılırken, ABD, askeri birliklerini gemilere bindirmiş, Mersin açıklarında alesta bekliyordu. Gerçi CHP tezkereye aleyhte oy vereceğini söylemişti ama oy oranı gerekli çoğunluğun oluşmasını engellemeye yetmediğinden kimse sonuçtan kuşku duymuyordu.

Nitekim ilk gelen haberler, Meclis’in çoğunluğunca onaylanan tezkerinin geçtiği yönündeydi.

Ama çok geçmeden gerçek anlaşılacaktı. Tezkerinin kabulü için nitelikle çoğunluk gerekmekteydi, o da, bir kısım AKP’liler de aleyhte olduklarından sağlanamamıştı.

16 yıl önce 2003 Mart’ında, TBMM Türkiye’nin ABD’nin Irak’ı işgalinde sıçrama tahtası olmasını reddetmiş, bölgede eninde sonunda bizim yaşamsal çıkarlarımızı da çiğneyecek bir istikrarsızlığa kafadan dalınmasına “hayır” demişti.

***

16 yıl önce bugünlerde 1 Mart 2003’te tezkerinin reddi, Türkiye’nin bölgeyi saracak bir yangına methaldar olmasını önleyecek bir fırsat doğurmuştu.
Aradan geçen 16 yıldan sonra, Türkiye’nin, 1 Mart 2003’te Irak’ta kafadan dalmayı reddettiği, Irak’ın hemen yanı başındaki Suriye yangınına, bu kez güle oynaya, koşa koşa, körükle gittiği ve bu badirede en fazla kayba uğrayan iki taraftan biri olduğu açıkça görülmektedir. Şimdi bu durumda 1 Mart 2003’te TBMM’nin yarattığı fırsat kaçırılmıştı denemez mi?

Bu sorunun yanıtı “hayır”dır. Ortada kaçırılmış bir fırsat falan yoktur. Irak müdahalesinin de, unsurlarından biri olduğu BOP veya diğer adıyla GOP’un yaşama geçmesi için yapılan ön hazırlıklardan biri de, “Ilımlı İslam”ı, bölgede sınırların değişmesini de içeren Amerikan planını yaşama geçirmek dahil kapitalizm ve ABD politikalarıyla uzlaştıracak olan AKP’nin bir ABD-Türk ortak yapımı olarak dizayn edilmesiydi.

Ancak “Tezkere”yi ve daha sonra atılacak adımları kolaylaştırmak için ABD tarafından iktidara taşınmış olan AKP, 1 Mart 2003 günü beceriksizlikten işlevini yerine getirememişti.

Ama AKP misyonundan vazgeçmiş değildi. Nitekim genel başkanları, herkese açıkça ilan ediyordu:
- GOP’un eşbaşkanıyım.

Bu açıklamanın ardından, Türkiye tıpkı Irak’ın işgali gibi, büyük ABD planının parçalarından biri olan Suriye’nin istikrarsızlaştırılması girişimlerinde seve seve rol aldı. Suriye’de Esad’ı deviriyoruz diye Türkiye’yi 3.5 milyon göçmen ile doldurduktan başka bir de güneyimizde PKK uzantısı olan ve ABD tarafından yoğun biçimde silahlandırılıp, candan desteklenen PYD-YPG belasını başımıza saran olaylar zinciri, bir yanılgının değil, göz önündeki failleri hâlâ kavrayamamış bile olsalar, kasti bir duruşun, tavır alışın sonucudur.

Toz dumandan gözün gözü görmediği, sap ile samanın birbirine karıştığı bir ortamda, bu bedahati bir kez daha anımsatmamız, BOP’un eşbaşkanlığı için dizayn edilmiş, AKP iktidarda kaldıkça ABD ile ilişkileri, ulusal çıkarlarımızın gerektiği doğrultuya sokmanın neden mümkün olmadığının daha açık anlaşılması açısından zorunludur.

Bu kısır çekişme ortamında, her şey o kadar çabuk ve kolay unutuluyor ki!..





Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7990
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 15 Mar 2019 17:09    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:



Ezana dokunma!

Ali Sirmen - Cumhuriyet, 15 Mart 2019


Nihayet o da oldu! Dini kendi siyasi emellerine, ticari gelirlerine alet etmeyi şiar edinmiş olanlar, Beyoğlu’nda kadınların yürüyüşlerini yasaklamalarına izana uygun bir gerekçe uyduramayınca, bir kez daha iftira yolunu tuttular:
- Onlar orada ezanı yuhalayıp ıslıklıyorlardı.

Din bezirgânları kendi melanetlerine karşı en etkili panzehir olan laikliği kötülemek için, o ilkeyi ve savunanlarını hep, din düşmanı, din karşıtı gibi göstermek istemiş, bu yönde çok vahim sonuçlar doğurabilecek kışkırtmalardan hiç geri durmamışlardır.

Oysa laiklik yanlılarının, laikliğin din ve ezan ile bir alıp veremedikleri yoktur.
Tam tersine onlar, aydınlanmacı laik Cumhuriyetin temelinde toplumun geleneksel ahlaki değerlerinin de bulunduğunu bilirler. Tarihi gelişmeler de onları doğrular.

“Gazi Meclis” 1. TBMM’nin 12 Mart 1921 günü, büyük bir coşku içinde ayakta oybirliğiyle kabul ettiği İstiklal Marşı bunun göstergelerinden biridir.
İstiklal Marşı’nda din ve ezan konusunda şöyle der Mehmet Akif:
“Ruhumun, İlahi şudur ancak emeli
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli
Bu ezanlar ki şahadetleri dinimin temeli
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli”

***

Mütareke İstanbulu’nun, bütün değer yargıları allak bullak olmuş, bütün kurumları ve kuralları ayaklar altına alınmış; işbirlikçi çevrelerinin, ahlak düşkünü ve sapkın davranışlarını anlatan eserleri okuduğumda, (ne yazık ki, bu konu yeterince işlenmemiştir) hep düşünmüşümdür, yıllar süren savaşlar, dayanılmaz ölçüde koyulaşan yoksulluk içinde, o korkunç yoksunluk ve ihanet ortamında ülkeyi, birbiriyle dayanışma halinde ayakta tutan moral etkenler neler olmuştur diye.

Ulusal bilinç deseniz bir ölçüde geçerli olmakla birlikte tam olarak karşılamıyor soruyu.

Öyle ya! Kendisiyle oluşup büyüyen ulusal bilinci yaratan o dayanışma ve o direnme olduğuna göre, başka bir şeyler daha olması gerek.

Biraz daha bakınca, o sırada yıkılmakta olan değerlerin yokluğunda toplumu ayakta tutanın o gün hâlâ varlığını koruyan geleneksel toplumsal ahlaki değerler, yani Anadolu İslamının geleneksel değerleri olduğu görülüyor.
Yahya Kemal’in Koca Mustafa Paşa, için kullandığı deyimle fetihten beri mümin mütevekkil yoksul toplumun çözülmeyip ayakta duruşunda önemli etkenlerden biri olmuştu ezanın simgelediği değerler bütünü.
Aklı başında hiç kimse bu olguyu yadsıyamaz.

Yine kimsenin görmezden gelemeyeceği bir başka gerçek de, ezan sesinin yurdunun üstünden eksik olmamasını dileyen, Mehmet Akif’in İstiklal Marşı’nı, 12 Mart 1921’de gözyaşları ve var ol sesleriyle ayakta alkışlayan Meclis’in, aradan üç yıl geçmeden hilafeti ve evkâf şeriye vekâletlerini kaldırıp laikliğin temeli olan, Tevhid-i Tedrisat Yasası’nı kabul etmiş olmasıdır.

***

Kısacası mümin mütevekkil yoksul toplum, her şeyin yıkıldığı bir dönemde Anadolu İslamının geleneksel değerleriyle ayakta kalmayı becermişti. Ve o geleneksel değerler, toplumsal dayanışmanın ürünü olan bir savaşın sonunda laik bir Cumhuriyetin kurulmasına da karşı çıkmıyor, ona da katılıyorlardı.

Yani toplumumuzun temelinde, laikler ve ezan karşıtlığı hiçbir vakit olmamıştır ve olmayacaktır da.

Peki, şu anda toplumun canına okuyan karşıtlık ne o zaman?
Çok basit: Karşıtlık laik Cumhuriyetçiler ile din arasında değil, din tacirleri arasındadır.

Ve ezanın böyle bir ticarete alet edilmemesini önlemek üzere “ezana dokunma!” diye karşı çıkmak da yine laik Cumhuriyetçilerin görevidir.



Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7990
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 23 Mar 2019 1:47    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:



Teröristin amacı da buydu

Ali Sirmen - Cumhuriyet, 19 Mart 2019




50 kişiyi soğukkanlılıkla öldürürken, olayı görüntüleyen ve cinayetleri anında canlı yayınla dünyaya yansıtan Brenton Tarrant’ın normal bir insan olmadığını görüntüleri izleyince hemen anlıyorsunuz.

Ama onun meczup olduğunun kesinlikle saptanması olayı münferitleştirmiyor. Aslında bütün insanlığı tehdit eden ve gittikçe yaygınlaşma eğilimi gösteren dehşet verici bir olay ile karşı karşıyayız:
Kin ve nefret imparatorluğunun sınırları her geçen gün daha da genişlemekte ve uyruklarının sayısı artmaktadır.

İster Bataclan saldırısının, ister Charlie Hebdo katliamının, ister Yeni Zelanda’daki son katliamın sorumluları olsunlar, dinleri, dilleri, imanları, devletleri ne olursa olsun, katillerin hepsi aynı kin ve nefret tanrısına tapınmaktadırlar.

Amaçları kin ve nefreti yaygınlaştırmak, değişik inanış ve kökenden insanlar arasında karşılıklı nefret rüzgârları estirerek kin tohumlarını atmak ve yeşertmektir.

Bu olayı kınayan gösterilerin bütün dünyayı kapsayacağından kuşkunuz olmasın!

Nitekim olayın patlak verdiği Yeni Zelanda’dan başlayarak, tepkiler yaygınlaştı bile.

Bu açıdan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın “Bakalım Charlie Hebdo için yürüyenler, Yeni Zelanda’da katledilen Müslümanlar için de yürüyecekler mi” sorusu, o terör - bu terör ayırımı yapıyor izlenimi doğuracağından anlamsız ve yersizdir.

***

O terör - bu terör ayırımı anlamsızdır, çünkü ırkları, dilleri, dinleri ne olursa olsun, ölenlerin hepsi aynı insanlık ailesinin mensuplarıdırlar, öldürenlerin hepsi de aynı kin ve nefret bataklığının türettiği yaratıklardır.

Vurgulanması gereken nokta bu iken, Müslümanlar öldürüldüğünde IŞİD’i veya El Kaide’yi ya da İslami giysiye bürünmüş herhangi bir başka terör örgütünü anımsatmanın ya da tersi meydana geldiğinde, karşı tarafın teröristlerine atıfta bulunmanın bir anlamı yoktur.

Yeni Zelanda saldırısı bize bu gerçekleri bir kez daha anlatmış olsaydı keşke.
Keşke Brenton Tarrant’ın oyununa gelinmeseydi de iğrenç cinayetin tüyler ürpertici görüntülerine ulaşanlar, bunu yaymasalardı ve meczubun, insanlar arasına kin ve nefret tohumları ekmesine alet olunmasaydı.

***

Ne yazık ki bu olmamış, daha sonra yayından kaldırılmış görüntüler, bütün dünyaya yayılacağı kadar yayılmış ve hepimiz olayın görüntüleriyle karşılaşmak durumunda kalmışızdır.

Bu gibi olaylarda, en özen gösterilmesi gereken hususlardan birinin de teröristin propagandasına alet olacak şekilde yayın yapmaktan veya bu tür bilgilerin ya da görüntülerin kamuoyuna iletilmesinde aracı olmaktan kaçınmak olduğunu yaşayarak öğrenmiş olması gereken Türkiye’de ise, teröristin cinayet sırasında, bütün dünya görsün diye çektiği görüntülerin kamuoyuna yansıtılmasında, devlet kanalı TRT de dahil olmak üzere birçok ulusal TV kanalı, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın yerel seçimlerle hiçbir ilişkisi olmamasına karşın, yerel seçim mitingleri sırasında Tarrant’ın görüntülerini halka sunmasını canlı yayında göstererek aracı olmuşlardır.

Bir yandan o cinayetleri işlerken öte yandan da görüntüye çeken iblis teroristin amacı, hiç kuşkunuz olmasın ki tam da buydu, yani katliamı mümkün olduğunca fazla kimsenin görmesini sağlamaktı.



Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7990
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 10 Avr 2019 0:36    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Herkes topal ördek abicim!

Ali Sirmen - Cumhuriyet, 9 Nisan 2019




Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, karşısında olduğu İstanbul ve Ankara büyükşehir belediye başkanları için “topal ördek” dedi.

Orijinali “lame duck” olan deyiş, ABD Başkanlık sistemi uygulamalarından geliyor. Cambridge Academy Content Dictionary’deki karşılığı şu:
Kendi yerine gelecek kişi de seçilmiş olduğundan, artık iktidarı kısıtlı olan seçilmiş kimse.

ABD’de başkanlar seçildikten iki ay sonra yemin edip görevlerine başladıklarından, bu süre içinde, Beyaz Saray’daki ikameti süren, ama günlük rutin konular dışında karar alamayan görevdeki başkanlara topal ördek deniyor. Deyim aynı zamanda, yetkileri kısıtlanmış unvanlıkişiler için de kullanılıyor. Önce Kılıçdaroğlu tarafından, Erdoğan için, daha sonra da, Erdoğan tarafından kaptırdığı İstanbul ve Ankara belediye başkanları için kullanılınca, “yetkileri kısıtlı, eli kolu bağlı kişi” anlamında bizim literatüre de girmiş oldu.

Sayın Cumhurbaşkanı da, Mansur Yavaş ile Ekrem İmamoğlu’na, partilerinin belediye meclisinde çoğunluğa sahip olamadıkları için topal ördek yakıştırmasını yaparken bunların belediye meclisinde tıkanıp, icraat yapamayacaklarını belirtmeyi amaçlıyordu.

***

Unvanları olup da yetkileri tırpanlanmış konumda olduklarından Yavaş ve İmamoğlu’na topal ördek yaftası yapıştıran Cumhurbaşkanı’nın yakıştırması karşısında rahmetli Güngör Uras’ın deyimiyle şu yanıt geliyor akla:
-Burası Türkiye, burada, Reis’in dışında herkes topal ördek, abicim!
Gerçekten de öyledir.

Burada Reis’in dışında herkesin yetkisi tırpanlanmıştır, herkesin Reis karşısında eli kolu bağlıdır. Bir tek Reis’tir yetkileri tam ve tartışmasız olan.
Cumhurbaşkanı, “yasama”nın reddettiği bütçeyi bile onun onayına gerek duymaksızın yürürlüğe koyma yetkisine sahiptir.

Yasama erkinin, önce OHAL ve sonra Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle “yürütme”ye bırakıldığı bu sistemde, “yürütme”yi denetleme yetkisi de olmayan “yasama”, topal ördektir. Her şey “yürütme”nin elindedir ve “yürütme” de tek adamın kişiliğinde somutlaşmıştır.

Bağımsız olmayan, Reis’in denetimindeki “yargı” da eli kolu bağlı bir topal ördektir.

Reis dışında herkesin topal ördek olduğu ülkede, vatandaş da, temel hak ve hürriyetlerinin kâğıt üzerinde kalması ve kararnamelerle elinden alınması, bağımlı yargı ile çiğnenmesi mümkün olduğundan, topal ördektir.

***

Türkiye’de dörtte üç oranında kamudan aktarılan kaynaklara bağımlı konumdaolan yerel yönetimler, 5779 sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkındaki Kanun gereği, belediyelerin finansal muslukları Cumhurbaşkanı’nın kişiliğinde somutlaşan “yürütme”nin elinde olduğundan topal ördek konumundadırlar. Yerel seçimlerden önce yapılan üç önemli değişiklik ile Cumhurbaşkanı’nın yetkileri daha da genişletilmiş bulunmaktadır.

Görülüyor ki, başta yerel yönetimler olmak üzere herkesin topal ördek konumunda olduğu Türkiye’de belediye başkanlarının topal ördek olmaları için, belediye meclislerine ihtiyaç yoktur.

Bu arada, herkesin topal ördek olmaktan kurtulması için vatandaşın şaşkın ördeklikten hızla sıyrılmasını sağlayacak uyanış süreci ise başlamış görünüyor.

Bütün bu telaş da oradan kaynaklanıyor ya zaten!




Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7990
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 13 Avr 2019 13:09    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:



Bir sandık kalmıştı

Ali Sirmen - Cumhuriyet, 12 Nisan 2019



Demokrasilerde, siyasal krizler keskinleşmeye başlayınca çare olarak sandık yolu görünür. Eğer seçimle de sorun çözülemiyorsa ortada bir siyasal kriz değil, rejim bunalımı var demektir.

31 Mart 2019 yerel seçiminin çözüm olmak şöyle dursun, bizzat kendisinin bir düğüm oluşturması ülkeyi kaosun eşiğine getirmesi, iflas belirtilerini de bağrında taşıyan bir rejim bunalımıyla karşı karşıya olduğumuzun kanıtıdır. “Cumhuriyetin son seçimi olmak” olasığını da içeren 31 Mart seçimlerinin yol açabileceği kaos ile Türkiye’nin her alanı kapsayan iflas tablosu, seçimleri hükümsüzleştirmek isteyenlerin çabalarıyla siyasi alanı da içine almıştır.

Şimdiye kadar siyasal sistemden ortada bir tek sandık kalmıştı, yerel olan son seçimle o da gitti. Artık sen sağ, ben selamet!

***

Çok anlatılmaya çalışıldı, sandık demokrasinin zorunlu koşuluydu, ama yeterli koşulu değil, bir rejimin demokrasi olabilmesi için sandığın yanı sıra temel hak ve özgürlüklere saygılı, çoğulcu, katılımcı olması, kuvvetler ayrılığı ilkesine saygı göstermesi ve adil yargıyı da içermesi gerekirdi.

İktidara egemen olan düşünce ise “ben sandıktan çıktım ne istersem yaparım”dı. Bunun ne kadar sakat ve sonu toplumsal iflasa varan bir yol olduğunu 17 yıl yaşayarak gördük.

Tüm eleştiriler iktidar tarafından “kutsal sandık” defisiyle savuşturulmaya çalışılıyordu.

AKP yutturmacasını baştan beri yememiş olanlar sandığın, ancak iktidarın lehine sonuç vermesi halinde kutsal sayıldığını aksine bir sonuçta onun da tanınmayacağını anlatmaya nafile uğraştılar.

Ta ki 31 Mart seçimlerine kadar. O yerel seçimde, CHP İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Eskişehir, Mersin’i aldı, Bursa’yı da zorladı.

AKP, bir aşk hikâyesi olarak sunduğu İstanbul’un rantı olmadan saltanat süremeyeceğinden, İstanbul’u kaybedince gerçek yüzünü gösterdi:
- Benim adayım kazanmayınca, ben sandık mandık anlamam! Sonucu kabul etmem!

Böylelikle adil, eşit ve özgür koşullarda yapılmasına rağmen “var işte” diye gösterilen seçimler de tarihe karışmış, “ben benden yana olmayınca milli irade falan tanımam!” dönemi başlamış oldu.

Bu şimdiye dek askeri darbelerin bile tutmadıkları bir yoldu.

Kenan Evren bile, yasaklı ve kısıtlı da olsa seçim sonuçlarını tanımamazlık etmemiş, sandıktan çıkan Turgut Özal’a karşı koymamış, koyamamıştır. “Özal’ın arkasında Amerika vardı, sıkı mıydı, Evren’in karşı çıkması!” savı sonucu değiştirmiyor. Sonunda o ya da bu nedenle Evren dahi sandığa boyun eğmişti. Bugün 15 Temmuz darbe girişiminden iki buçuk yıl sonra, muktedirler “sandık sonucunu tanımıyoruz” diyerek darbe girişimi başarıya erişseydi, ne olacak idiyse onu gerçekleştirerek, o zamanlar, “demokrasinin çiğnenmesi için 15 Temmuz darbesine gerek yoktu, demokrasi zaten yoktu ki, çiğnensindi” diyenleri haklı çıkardılar.

***

Onlar, aynı zamanda şunları da söylüyorlardı:
- Türkiye’nin ekonomik sorunları, güven veren tam demokrasi olmadan çözülemez.
- Ulusal bir tarım politikasını demokratik yollarla yaşama geçirmeden, bir zamanların tarım ülkesi Türkiye’de açlığın yaygınlaşması engellenemez.
- Diplomatik gafları birbirini izleyen bu iktidar, içeride halkıyla bütünleşmesini sağlayacak demokrasiyi yaşama geçirmeden, içine düştüğü yalnızlık çukurundan kurtulamaz.
- Kürt sorunu demokrasi olmadan çözülemez.
- Türkiye’nin bekası demokrasi ile sağlanır.

Yeni girmekte olduğumuz dönemde göreceksiniz bunlar da doğru çıkacak. Sonunda selamete ereceğiz ama ne yazık ki, bedeli çok ağır olacak.





Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7990
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 07 Mai 2019 23:42    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:



‘Her türlü iptal hakkı saklı’ seçim

Ali Sirmen - Cumhuriyet, 7 Mayıs 2019




Bir tek sandık kalmıştı. O da sizlere ömür!...

YSK’nin kararına hiç şaşırmadım. Aksini ummak, bağımsız olmayan yargıdan adil karar beklemek gibi abes bir davranış olurdu.

Türkiye’de kuvvetler ayrılığının da, bağımsız yargının da çoktan ortadan kalktığı herkesin bildiği bir olguyken, nasıl olurdu da, YSK’den aksine bir karar beklenebilirdi?

YSK kendilerini aklamaları gerektiği yolundaki uyarılara uymuş ve İstanbul seçimlerini iptal etmiştir.

Bir hukuki makamdan sadır olmasına karşın, hukuk temel ilkeleriyle çelişen ve dolayısıyla hiçbir hukuki niteliği bulunmayan kararın hukuki niteliği yoktur ki, hakkında herhangi bir hukuki görüş bildirilebilsin.

Bir yazımda, bu yerel seçimlerin Türkiye’deki son seçimler olabilmesi olasılığı üzerinde durmuştum.

Bu öngörü gerçekleşmiştir.

Gerçi bundan sonra da, Türkiye’de seçimler yapılacaktır.

Ama bu seçimler bildiğimiz, alıştığımız türden demokrasilerde yapılan normal seçimlere benzemeyecektir.

Hatta bu “seçim!”lerin bir zamanların diktalarında görülen tiptekilere de benzemeyecekleri rahatlıkla söylenebilir.

Bundan sonraki seçimler, Türk sistemine özgü, “her türlü iptal hakkı saklı seçimler” olacaktır.

***

Eskilerin deyimiyle “her türlü iptal hakkı mahfuz” (saklı) seçimlerde seçmen kütükleri, iktidarın uhdesinde bulunan İçişleri Bakanlığı tarafından düzenlenebilecek, bu kütüklerde yer alabilmek için “iyi çocuktur, sapına kadar bizdendir” ilmühaberi alabilmek şart olacaktır.

Bununla birlikte bu kütüklerin içeriğine itiraz hakkı olacak, iktidarın denetimi altındaki yargı bu itirazları karara bağlarken, şikâyette bulunanlar veya şikâyetçi olunanlar hakkında tesadüfen tespit ettiği FETÖ bağlantısı yüzünden kovuşturma yapabilecektir.

“Her türlü iptal hakkı saklı” seçimlerin sandık kurulları iktidar tarafından belirlenecek, ama buna rağmen sandıktan istenen sonuç çıkmaz ise kesinleşen seçmen kütüklerine ve sandık kurullarına itiraz edilmesi mümkün olacaktır.

Bu seçimlerde, iktidar devletin üç erkinin bütün olanaklarını kendi doğrultusunda seferber edebilecek, ama hâlâ cüret eden kalmışsa muhalefet saflarında yer alanların iktidara yönelik eleştirileri kutsala hakaret sayılabilecektir.

Devlet bankalarının kredileriyle satın aldırılmış ve yandaşlaştırılmış medya, bu seçimlerde tarafsız basın olarak nitelendirilecek, ona göre bütün dünyadan saygı görmeleri talep edilebilecektir.

***

Seçim ile ilgili bütün haberlerde resmen devletin, fiilen iktidarın haber ajansı AA’ya itibar edilecek, bilgileri doğru olarak kabul görecek tek kaynak olacaktır.

Bu kurala uymayıp da, bilgi ve yorumları AA ile çelişen basın-yayın organları FET֒ye resmen üye olmamakla birlikte onun amaçları doğrultusunda davranarak, yardım ve destek sağlamaktan koğuşturmaya uğratılabileceklerdir.

***

Bütün bu demokratik hukuki önlemlere karşın seçimlerde yine de istenen sonuç çıkmaz ise, seçimin iptali ve istenen aday kazanana kadar tekrar tekrar yenilenmesi hakkı iktidarda olabilecektir.

Yalnız iktidarın “neler olduğunu bilmiyoruz, ama kaybettiğimize göre mutlaka bir şeyler olmalıdır” diye itiraz hakkını kullandıktan sonra, bu itirazla ilgili kararı vermek hakkı, her hangi bir makamın değil, sıfatları yüksek yargıç olan kişilerin uhdesinde olacaktır.

“Her türlü iptal hakkı saklı seçimler” demokrasisi dönemi hayırlı olsun!


Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7990
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 10 Mai 2019 20:16    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:



Bak neler oldu!

Ali Sirmen - Cumhuriyet, 10 Mayıs 2019



YSK pazartesi günü yaptığı toplantıda dörde karşı yedi oy ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini iptal etti. Yandaşların çetelesini tutmakta uzmanlaşmış olanlar bir süreden beri kararın 4’e karşı 7 ile iptal yönünde olacağını ısrarla söylüyorlardı. Haklı çıktılar.

İptal kararının hukuki dayanakları olmadığı YSK’nin daha önceki kararlarında da belirtildiği üzere, itirazın süresi içinde yapılmadığından, ayrıca yine, geçen yıl Samsun Atakum ilçesinde yapılan bir itiraz ile ilgili kararında “sandık kurullarının yerleşim bölgesindeki kamu görevlilerinden oluşması gerektiği, ancak sandık kurullarındaki kamu görevlilerinin sayılarının yetersiz olması halinde il ve ilçe seçim kurullarının uygun bulduğu isimlere bu görevin verilebileceği belirtildiğinden” itirazların reddedilmesi gerektiğini tekrar anımsatmak bilmem ki gerekli mi?

Aslında AKP büyük bir talan yağma alanının elinden kaçmasına ve buradaki usulsüzlük ve yolsuzlukların ortaya çıkmasına katlanamayacağından, hukuka uysa da uymasa da itirazını yapmıştı.

***

Sıra, bağımlı yargının işi kılıfına uydurmasına kalmıştı.

Bu durumda itirazın gerekçelerinin fazla bir önemi yoktu da.

Ve AKP, Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz aracılığıyla dünya demokrasi ve de dikta tarihinde, şimdiye dek görülmemiş şu gerekçeyi ileri sürüyordu:
-Ne olduğunu kesin olarak bilemiyoruz ama kesinlikle bir şeyler oldu.

Bu sözlerle ifade edilmek istenen şuydu:
-Ne gerekçe bulursanız bulun, uysa da uymasa da seçimi iptal edin!

En tepeden de emir buyuruldu: “YSK, iptal kararı vererek kendini aklamalıdır!”
İptal kararı da böylece çıktı.

“Ne olduğunu bilmiyoruz ama mutlaka bir şeyler oldu”, olan bir itirazın hukuki nedenlerini tartışmanın anlamı yok.

Gerçekten bir şeyler olup olmadığına gelince: Evet, yavuz Ali İhsan Bey biraderimizin de ileri sürdüğü gibi, gerçekten bir şeyler oldu.

Ali İhsan Bey kardeşim bak ben söyleyeyim, neler oldu:
15 Temmuz darbe senaryosunun yürürlüğe konmasından itibaren bir süre olağanüstü hal ile yönetilmeye başlanan ülkede, yürütmenin çıkardığı kanun hükmünde olan ve yargı denetimi dışında bulunan OHAL kararnameleriyle, 12 Eylül dönemine bile rahmet okutacak sayıda insan işten çıkarıldı.

Hapishaneler, FET֒cü olduğu ileri sürülenlerle doldurulurken, FET֒cülüğü herkesçe malum olanlar yerlerini korudular, yeni makam ve mansıplar elde ettiler. Türkiye, hapishanelerinde en fazla gazeteci bulunduran ülke konumuna geldi.

Sonra OHAL kararnameleri yerlerini Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine bırakırken çiftçinin gelirleri giderlerini, tarım ürünü fiyatları girdileri karşılayamaz oldu. 2007- 2019 döneminde Tarım Kanunu’na göre verilmesi gerektiği halde verilmeyen tarımsal desteğin toplamı 150.4 milyar TL’ye ulaştı, ülkemizde ekilen tarım alanı 239 milyon dönümden, 179 milyon dönüme düştü (iki Trakya yüzölçümüne eşit) ve tarım çöktü.

Resmi açıklamalara göre, 2019 yılında enflasyon yüzde 20’ye fırladı, tarımın çöküşünün de etkisiyle, gıda enflasyonu yüzde 30’a dayandı. AKP iktidara geldiğinde yüzde 10.3 olan işsiz oranı yüzde 13.5’e çıktı. (Genç işsiz oranı yüzde 20, işsiz üniversite mezunu oranı yüzde 25) 2013 yılında 950.4 milyar dolar olan milli gelir 2018’de 784 milyar dolara geriledi. Firmaların dolar bazında borçları olağanüstü artarken tarımı, eğitimi, sanayisi, tüm ekonomisi iflas eden, enflasyon ve işsizlikte rekorlar kıran Türkiye, 200 milyar dolar dış kaynağa muhtaç hale geldi.

İşte Ali İhsan Bey kardeşim, “neler olduğunu bilmiyoruz ama bir şeyler oldu” dedikleriniz bunlar.

Bütün bunlar az şey mi?

Peki, seçimleri iptal eden YSK, 23 Haziran’a kadar bu olguları da iptal edebilir mi?



Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7990
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 03 Juin 2019 3:37    Sujet du message: Répondre en citant



Citation:
Ali Sirmen’e Galatasaraylılık ödülü
Galatasaraylılar Derneği’nin her yıl organize ettiği Geleneksel Pilav Günü’nün 85’incisi Galatasaray Lisesi’nde yapıldı. Gazetemiz yazarı Ali Sirmen’e “Galatarasaylılık” ödülü verildi.


http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/futbol/1423260/Ali_Sirmen_e_Galatasaraylilik_odulu.html
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Montrer les messages depuis:   
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque Toutes les heures sont au format GMT + 2 Heures
Aller à la page Précédente  1, 2, 3 ... 16, 17, 18
Page 18 sur 18

 
Sauter vers:  
Vous ne pouvez pas poster de nouveaux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas répondre aux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas éditer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas supprimer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas voter dans les sondages de ce forum


Powered by phpBB v2 © 2001, 2005 phpBB Group ¦ Theme: subSilver++
Traduction par : phpBB-fr.com
Adaptation pour NPDS par arnodu59 v 2.0r1

Tous les Logos et Marques sont déposés, les commentaires sont sous la responsabilités de ceux qui les ont postés dans le forum.