9 visiteur(s) et 0 membre(s) en ligne.
  Créer un compte Utilisateur

  Utilisateurs

Bonjour, Anonyme
Pseudo :
Mot de Passe:
PerduInscription

Membre(s):
Aujourd'hui : 1
Hier : 0
Total : 2119

Actuellement :
Visiteur(s) : 9
Membre(s) : 0
Total :9

Administration


  Derniers Visiteurs

nobody18 : 02h01:41
SelimIII : 12h24:58
Philippe : 18h28:54
scarlettdidi : 1 jour, 05h02:37
murat_erpuyan : 2 jours


  Nétiquette du forum

Les commentaires sont sous la responsabilité de ceux qui les ont postés dans le forum. Tout propos diffamatoires et injurieux ne sera toléré dans ces forums.


Forums d'A TA TURQUIE :: Voir le sujet - Türkiye'de basin
Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum Forums d'A TA TURQUIE
Pour un échange interculturel
 
 FAQFAQ   RechercherRechercher   Liste des MembresListe des Membres   Groupes d'utilisateursGroupes d'utilisateurs    

Türkiye'de basin
Aller à la page 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7  Suivante
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque
Voir le sujet précédent :: Voir le sujet suivant  
Auteur Message
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7603
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 18 Sep 2008 0:50    Sujet du message: Türkiye'de basin Répondre en citant

Bu konuyla ilgili olarak ilk katki asagidaki makale olsun :

17 Eylül 2008

Mehmet Y. YILMAZ
mehmetyilmaz@hurriyet.com.tr

Başbakan’ın sevdiği gazeteler ve sahipleri


BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’a göre "doğruları yazan bir medya" da var!

Sözlerinden bu gazeteleri çok sevdiği, içlerindeki bazı yazarlara da "şimdilik tahammül ettiği" anlaşılıyor.

Merak ettim, Başbakan’ın çok sevdiği gazetelerin kimlere ait olduğuna bir göz attım.

Sabah ve Takvim gazeteleri, Başbakan’ın "Bizim Çalık" diye söz ettiği Ahmet Çalık’a ait. Çalık Grubu’nun tepe yöneticisi Başbakan’ın damadı Berat Albayrak. Sabah-Atv grubunun tepe yöneticisi ise damadın kardeşi Serhat Albayrak. Başbakan’ın basın danışmanı Ahmet Tezcan da Sabah grubunda "danışılmak üzere" bulunuyor.

Yeni Şafak gazetesinin sahibi Albayrak Grubu adına Ahmet Albayrak olarak görünüyor. "Köklü bir geçmişe sahip olduğunu" her fırsatta tekrarlayan bu grup, Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile birlikte tırmanışa geçti. Şimdi işlerinin iyi olduğunu duyuyorum, Allah nazardan saklasın.

Star gazetesinin sahibi ise Ethem Sancak. Sancak eski solcu, son derece sempatik kişiliğiyle ve girişimci ruhuyla tanınıyor. Söylememe gerek yok sanıyorum: Başbakan’ın en yakın dostlarının başında geliyor!

Vakit’in kime ait olduğunun hiç önemi yok çünkü Başbakan’ın en çok sevdiği gazetenin bu olduğunu biliyoruz.

Fethullah Hoca cemaatinin yayın organı diye tanımlayabileceğimiz Zaman The Rockefeller Times’ın sahibi ise "Bizim Çalık"ın eniştesi.

Halk böyle olunca soygun kaçınılmaz

ARAŞTIRMA kuruluşu A ve G’nin sahibi Adil Gür, toplumsal konulardaki araştırmalarına güvendiğim bir isim.

Neşe Düzel’in, Adil Gür ile yaptığı bir söyleşi iki gün üst üste Taraf’ta yayımlandı.

Gür, son araştırmalar ışığında bugünkü siyasal ve toplumsal durum ile ilgili değerlendirmeler yapıyor.

Şu sözleri dikkatimi çok çekti: "Seçimlerde dürüstlük faktörü sanıldığı kadar önemli değil. Seçmenlerin sadece yüzde 20’sinin siyasi tercihi yolsuzluk iddialarından etkileniyor. Yüzde 80 yolsuzluk iddialarından etkilenmiyor. Halkın birinci önceliği, aş, iş ve para. Türkiye’de eğitimli kesimlerin siyasi tercihi yolsuzluklardan etkileniyor. Çoğunluk yolsuzluklardan pek etkilenmiyor."

Bu tablodan en çok yararlananlar da hiç kuşkusuz, bunu en iyi bilebilecek durumda olanlar. Yani siyasetçiler.

Nasıl olsa halkın umurunda değil diye cep doldurmaya çalışmak bu yüzden bu ülkenin kaderinden bir türlü silinip atılamıyor.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7603
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 18 Sep 2008 1:00    Sujet du message: Répondre en citant

Ahmet HAKAN - Hurriyet 17 Eylül 2008

(...)

Yataklık operasyonu mu?

- STAR gazetesinden Necdet Şen, geçtiğimiz günlerde Başbakan Tayyip Erdoğan’ın üslubunu eleştirmişti...

Son durum şudur:

Necdet Şen artık Star’da yazmıyor...

- Sabah gazetesi yazarı Nazlı Ilıcak, yazılarında hem Aydın Doğan’ı, hem de Tayyip Erdoğan’ı eleştiriyordu...

Son durum şudur:

Nazlı Ilıcak’ın yazıları birkaç gündür yayınlanmıyor...
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7603
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 18 Sep 2008 1:07    Sujet du message: Répondre en citant

RTE Patlıcan Değildir...
İLHAN SELÇUK - Cumhuriyet 17.09.2008


Her şey aklıma gelirdi de “minareleri süngü, kubbeleri miğfer, camileri kışla gibi kullanacağını’”söyleyen RTE’yi savunacağımı düşünemezdim...

Demek ki kaderde bu da varmış...

*

Sultan dalkavuğuyla söyleşiyormuş:

- Patlıcan çok değerli bir sebzedir...

Dalkavuk:

- Öyledir sultanım...

- Kızartmasına bayılırım, hele üstüne sarmısaklı yoğurt koyarsan tadından yenmez olur...

- Öyledir sultanım..

Sultan lafını sürdürmüş:

- Oturtmasına diyecek yoktur..

- Haklısınız sultanım...

- Musakkasının da benzeri yoktur..

- Elbette sultanım..

- Patlıcan beğendi iyi hazırlanırsa parmaklarını bile yersin..

- Elbette sultanım..

- Patlıcan dolması da güzel bir yemektir..

- Haklısınız sultanım..

- Ama, patlıcan silkmesi pek matah bir şey değildir..

- Değildir sultanım..

- Patlıcan karnıyarık da pek hoş sayılmaz...

- Sayılmaz sultanım..

- İmambayıldısından da pek hazzetmem..

- Elbette sultanım..

Sultan bozulmuş:

- Bana bak, demiş, ben ne dersem sen de onu diyorsun..

Dalkavuk:

- Doğaldır sultanım, ben patlıcanın değil, efendimizin dalkavuğuyum...

*

Fıkra pek ünlüdür..

Ve “terbiyevi” içeriği vardır..

Doğan Grubu gazetelerinde İslamcı iktidardan yana, AKP’yi destekleyen, ulusalcılara saldıran, Recep Tayyip Erdoğan’ı tutan bir sürü köşe yazarı vardı...

Bunlara ne oldu?..

Evet, ne oldu da birdenbire değişiverdiler?..

Şimdi RTE’ye veryansın ediyorlar...

Niçin?..

Bu hızlı dönüşümle Recep Tayyip’i patlıcan yerine koyduklarının bilincinde midirler?..

*

Eeee bu kadarı da doğrusu fazla...

Başbakanımız RTE’yi kimse patlıcan yerine koyamaz...

AKP lideri belki başka bir sebze ya da meyveye benzetilebilir; ama, patlıcan yerine konması doğrusu beni bile isyan ettirdi...

Köşemden, hem malum, ilginç ve herkese parmak ısırtan köşe yazarlarımıza, hem kamuoyuna duyuruyorum:

AKP lideri patlıcan değildir!..
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10324
Localisation: Paris

MessagePosté le: 18 Sep 2008 22:14    Sujet du message: Répondre en citant

Eh ben de Bekir Coskun'u ekleyeyim bari.


17 Eylül 2008

Bekir COŞKUN
bcoskun@hurriyet.com.tr

Ters takla...


ALTI senedir AKP’yi göklere çıkartan, bu Başbakan’a yalakalık yapa yapa bitiremeyen yazarlara bir şey oldu.

İki arada bir derede kaldılar.

Ve yine döndüler...

Kimisi Başbakan’a çatıyor aslanlar gibi.

(Ki biz buna döneklik literatüründe "ters takla" diyoruz.)

Kimisi akıl veriyor.

Kimisinin kafası karışık; ya iktidar-grup ilişkileri normalleşirse... Başbakan’ı kızdırıp da sonra açıkta kalırsa yazar?..

Olsun...

Yine döner adam, azar azar.

Dönmek, dönekliğin şanındandır.

*

Bence kötü haber; bu durum yazar için iyi olmadı. Çünkü Başbakan bir daha onu uçağına bindirmeyecek.

Kaldı mı yaya...

Oysa geyik derisi uçağın döner koltuğuna oturup Başbakan’ın daha da gözüne girmek için o sorular ne hoştu:

"Sayın Başbakanım, Türkiye’yi getirdiğiniz bu güzel noktadan, daha güzel bir noktaya götürürken, en çok üzerinde durduğunuz güzel nokta konusundaki önemli bir noktayı açıklar mısınız?.."

Başbakan’ı kim tutar...

Ve yanıtlar:

"Buyurduğunuz bu noktalarda..."

*

Ben size söyleyeyim:

Başbakan sizi uçağına da almayacak...

Kızdı çünkü...

(........)

Öyle üzülmeyin ama; bulunur bir yolu.

Her dönemde nasıl döndüyseniz, herhalde vardır bu işin bir usulü...

*

Ama yazık ettiniz Türkiye’ye...

Herhalde bu "ters takla"nın sebebi; Başbakan’ı yeni anlamadınız.

Siz; altı yıldır ülkemizin ortaçağa doğru sürüklendiğini, çağdaşlıktan uzaklaştığını, insanların din-iman ile aldatıldığını, Türkiye’nin bir dinci diktaya doğru gittiğini gizlediniz.

Kandırdınız insanları.

Tam altı yıldır...

Hiç vicdan yok sizde.

Hiç...
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2294
Localisation: Paris

MessagePosté le: 22 Sep 2008 14:19    Sujet du message: Répondre en citant

20 Eylül 2008

Yalçın BAYER
ybayer@hurriyet.com.tr

Yazılı basının RTÜK’ü yoktur


BAŞBAKAN ve İletişimden sorumlu yardımcılarının öğrenmesi gerekenleri yazmaya devam ediyoruz. Bugünkü dersimizin konusu medyanın doğası hakkında bilmedikleri...


Başbakan'a gazetecilik dersleri (3)

Amerikan Anayasası’nın 1. eki, kongrenin basını kısıtlayamayacağını belirtir. Bu hüküm artık tüm dünyada bir içtihattır. Ancak bu içtihadın uygulanması için iyi de anlaşılması gerekiyor.

Özellikle Türkiye’de bu pek bilinmez. Bu konuda öncelikle, siyaset ve iletişim sosyoloğu Serdar Taşçı’nın "Siyaset Felsefesi, Medya ve Ahlak" isimli kitabında yer alan ’First Amendment Yasası ve Demokrasi: Yeni Teknolojinin Meydan Okuması’ başlıklı makale okunmalıdır.

Sonra şu öğrenilmelidir; yazılı basın ayrı, elektronik medya ayrı olgulardır. Konuyu biraz açalım:

Yazılı basın, yani ’press’, doğada sonsuz sayıda üretilebilen káğıda dayanır. İnternet gazeteciliği gelişse bile, bu işin temeli káğıttır.

Elektronik medya ise kamusal kaynak olarak frekansları kullanır. Bu kamusal kaynak nasıl kullanılır? Televizyonlar kamusal hizmet yaptıkları için bu kamusal kaynağı kullanırlar.

İşte yazılı basın ile elektronik basın arasındaki bu doğal fark, aralarında hukuksal farka da yol açar. Elektronik medyanın özgürlük alanı yazılı basının özgürlük alanı ile eşdeğer değildir.

Burada önemli olan, yazılı basının özgürlük alanının daraltılamaz oluşudur.

Bu hukuksal açıdan da mümkün değildir, siyasi açıdan da...

İşte Başbakan bunu yapamadığı için ’Basın ekonomisi’ ile oynamayı seçmiştir. Örneğin, medya grubu aleyhine yaptığı açıklamalar hem şirketlerin borsa değerini etkiliyor; hem de reklamvereni gizil olarak baskı altına almayı hedefliyor.

ELEŞTİRİLERİ GÖĞÜSLEMEK ZORUNDA

Ülkeyi yöneten kişilerin, bu makamda olmaları, çok sert eleştirilmelerini de gerekmektedir.

"Namussuz, haysiyetsiz, şerefsiz, ahlaksız" gibi çok ağır hakaretler yapılmadığı sürece bu makamda oturanlar, eleştirileri göğüslemek zorundadır.

O eleştirilerin kişiliğine değil, makamına yapıldığını bilmelidir.

Peki, bunu basın yapmazsa toplumda bu eleştiriyi kim yapacaktır?

Gazetelerin, televizyonlar gibi bir RTÜK’ünün olamayacağı hiç düşünülmez mi?

Eleştiri olmayan bir toplumda, ne ifade özgürlüğü ne de demokrasi gelişebilir. Bu ise Başbakan’ın ağzına pelesenk olan Avrupa Birliği hedefinden sapmak anlamına gelir.

Ülkeyi yöneten kişilerin, kamusal hizmet yapan gazetelerin kendilerini eleştirmesinden dolayı duyduğu tepkiyi bu denli şiddet ve şantaj boyutuna taşımaları bile basının eleştirilerinin haklılığını gösterir.

Basınla uğraşan, ona tavır koyan, düşmanlık saçan bir iktidarın ülkeye hiç hayrı olmamıştır.

Damadın Pravda’sı

SOVYETLER döneminde Pravda, Komünist Partisi’nin yayın organı idi... Direkt merkez komitesinin yayın organı olmayan ise ’İzvestiya’ydı.

Pravda ’Gerçek’, İzvestiya da ’Haber’ demek.

Komünist dönemde Rusların bu gazeteler için bir esprisi vardı:

"İzvestiya’da gerçek, Pravda’da haber yoktur."

Başbakan, yandaş medyasının Sovyet Rusya’daki gibi olmasını mı istiyor, nedir?

’Vakit’te Sabah’, ’Sabah’ta Vakit’ olur mu?

KGB’nin başındayken bunları nasıl idare ettiğini ’kadim’ dostu saydığı Putin’den öğrenebilir Başbakan... Karşılığında da Putin’e yandaş olmayan medyayı nasıl susturmak istediğini anlatabilir.

Başbakan’ın bunları Sabah gazetesinin başındaki damadına anlatabilir.

Bu arada Deniz Ticaret Odası’nı da uyarmak gerekiyor: Damadın bir gazetesi oldu, Başbakan rakiplerini batırmak istiyor. Aman dikkat oğlunun da gemisi var!

Biz de dinci marketlerden alışveriş mi etmeyelim
Bu boykot zaten yıllardır yok mu

BAŞBAKAN medya düşmanlığına ilişkin sözleri arasında "Size karşı biz de bu kampanyayı başlatacağız" diyor. Yani ayrımcılığın dik alakasını yapıyor. Kendisini hata yaptığı zaman alkışlamayan, gerektiği zaman eleştirebilen özgür basını istemiyor.

İyi güzel de AKP’ye oy verenler arasında acaba kaç kişi para vererek gazete okuyor? Keşke böyle bir araştırma yapılsa da biz de bilsek. Erzurum Aşkale’de bu yıl kısa dönem jandarma olarak askerliğimi yaptım. Sabahları gazete almak için karakoldan çarşıya beni yollarlardı. Benim tanık olduğum manzara ise şöyleydi:

Neredeyse esnafın %90’ında Deniz Feneri’nin plastik yardım kutucuğu bulunuyordu. Hatta gittiğim bazı dağ köylerindeki bakkal amcaların raflarında bile bu kutucuğa rastladım. Sabahları ise 2 kişinin esnafa Zaman, Yeni Şafak, Star, Vakit gibi gazeteleri kapı-kapı gezerek bıraktıklarına şahit oluyordum. Bu adamların belki bazıları abonedir diyelim ama tıraş olduğum berber kandisine bedava bırakıldığını ve spor sayfası dışında gazete okumadığından da gazete adının fark etmeyeceğini belirtmişti.

Anlatmak istediğim spor sayfası bahanesiyle bile olsa bedava dağıtıldıkları tahmin edilen bu tür gazetelerin, okuma alışkanlığı az olan milletimiz tarafından hiç yoktan manşetine göz gezdirildiğidir. Manşetler ise o gün berberdeki, kasaptaki, kahvedeki sohbetlere etki etmektedir. Şimdi Sayın Başbakanımıza seslenmek istiyorum:

Bu boykot yıllardır uygulanmıyor muydu? Devlet televizyonunda bile sabah programlarında hangi gazeteler sırayla okunuyor? Size oy verenler kapıkulu mu ki, istediğinizi okuyacaklar, istemediğinizi boykot edecekler?

Ben de buradan din istismarı ile yükselen marketlerden (isimlerini zikretmeye gerek yok) cumhuriyetçi ve Atatürkçülerin alışveriş yapmamasını talep mi edeyim?
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10324
Localisation: Paris

MessagePosté le: 22 Sep 2008 23:39    Sujet du message: Répondre en citant

Cumhuriyet 21.09.2008
GÜNDEM

MUSTAFA BALBAY

Medya ve Siyaset...

Başlık, sadece ülkemizde değil, tüm dünyada bitip tükenmeyen tartışma konularından biri... Avrupa Birliği Kütüphanesi’ne 2000-2005 yıllarında giren kitaplar konu başlıklarıyla ayrımlandığında ilk sırayı şu alıyor:

Siyaset-medya ve etik...

Türkiye’de de siyasi iktidarlarla, basının arası hiç iyi olmadı. Göreceli iyi ilişkiler çok kısa sürdü. Başbakanlar hep kamuoyunu oluşturma gücünü ellerinde tutmak istedi.

Menderes, olumlu başladı; basına yönelik kapatma ve para cezalarını kaldırdı. Ancak işler biraz ters gitmeye başlayınca şu yasayı çıkardı:

Neşir yoluyla veya radyo ile işlenecek cürümler hakkında kanun.

1960 Mayıs’ında cezaevlerinde 150’ye yakın gazeteci vardı.

Demirel, basını karşısına almaktan çok yanına çekme yöntemlerini denedi...

Ecevit, sık sık küstü. Kendisi de meslekten geldiği için daha ileri gitmedi.

Özal, hem her türlü yöntemle yanına alma girişimlerini sürdürdü hem eleştirenlere karşı tavır aldı. “Yakında 2.5 gazete kalacak” sözüyle medya tarihine geçti.

Erbakan kendince ikiye ayırdı; karşısında olanlar için “bir kısım medya” tanımını kullandı.

Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz ilişkilerin dengesini tutturmakta zorlandı. Medyadan gelen istekle iktidara verilecek destek dengesinin aynı ayarda olması zaten olanaksızdı!

***

Yukarıda aktardığımız akış içinde hiçbir başbakan Erdoğan kadar açık bir dille “benim istemediğim haberleri yazan yayın organlarını evinize almayın” demedi.

Erdoğan’ın eylül ayının başından itibaren, gerilimi adım adım tırmandırması ve her seferinde daha ileri gitmesi, anlık öfkeyle hareket etmediğini, planlı şekilde bu stratejiyi uyguladığını gösteriyor.

Erdoğan, önceki başbakanların yaptıklarının hemen tümünden parçalar alıp kendi çizgisine monte etti. Bunun üzerine kendi anlayışını oturttu, gidiyor.

AKP’nin medya planlamasını şöyle özetleyebiliriz:

1 - Bırakalım belli başlı yayın organlarının patronları ticari işlere girsinler...

2 - Onların işlerinin yolunda gitmesini hatta büyümesini sağlayan kolaylıkları da gösterelim...

3 - Bunca işe giren kişinin mutlaka yanlışları olur, onları özenle saklayıp bir kenara koyalım...

4 - Bizim lehimize yayınları azalttıklarında ya da muhalefete giriştiklerinde o yanlışları yüzlerine vurup, “yasaları uygularız haaa” diyelim.

5 - Zamanla kendi medyamızı da genişletir, dışımızdaki medyadan daha güçlü hale geliriz. Bu aşamaya ulaştığımız an, dışımızdaki medyanın halkasını bir doz daha daraltalım...

***

AKP, tamamen kendi çizgisinde hareket eden ve bir “yelpaze” olarak tanımlayabileceğimiz medya gücüne ulaştı. Magazin görüntüsünden fikir gazetesi havasına, radikal taraftardan kitle yayın organı içeriğine kadar her renkten medya edindi. Salt çizgi gazeteciliğinin medyadaki gücünü arttırmaya yetmeyeceğini gördü ve yelpazeyi olabildiğince genişletti.

ABD Başkanı Bush nasıl ki dünya ülkelerine “ya benden yanasınız ya teröristten” diyor, Erdoğan da aynı şekilde “medya ya benim istediğim noktaya gelir ya da gider” diyor!

Medyayla çatışan siyasetçilerin hiçbiri kazanan taraf olmadı!

AKP’nin kulak asacağını sanmıyoruz ama, Atatürk’ün bir sözü var:

“Basın özgürlüğünden kaynaklanan sorunların çözümü, basın özgürlüğüdür!”
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10324
Localisation: Paris

MessagePosté le: 24 Sep 2008 17:22    Sujet du message: Répondre en citant

Turkiye de oyle igrenç seyler yazan gazeteler varki. Bakin VAKİT gazetesi başlık atmış... Şöyle diyor iri puntolarla:

"Ergenekoncular bunu hep yapıyor: Önce hastalanıyorlar, sonra tahliye oluyorlar."

Bence Vakit acayip haklı... Hatta az bile yazmış...

Az bile yazmış, çünkü bazı Ergenekoncular, "Önce hastalanıp sonra tahliye olma" oyununu daha da ileri götürüyorlar...

Soruşturulmaktan ve yargılanmadan yırtmak için dünya değiştiriyorlar. Ölüyorlar yani...

Ne yani? "mezara tahliye" olan "uyanık" Ergenekoncular çıkmadı mı bu memlekette?

Bence Vakit’in tıynetine şöyle bir başlık atmak daha da yakışırdı:

"Ergenekoncular bunu hep yapıyor: Ölüyorlar ve soruşturmadan yırtıyorlar."

Diyor Hurriyet yazari.

Yazilar da asagida, hem de bir tanesi Dilipak imzali, hani su inanmislarin aydini. Yuh artik.

Boyle bir zeka ve ahlak vacib midir ?
Vakit yazari Ali Karahasanoglu'nun 30 Temmuz 2008 tarihli ve "Ergenekoncularin son numarasi" basligini tasiyan yazisi; "Tutuklu oldugu halde, cezaevi yerine hastanede kalma, sonrasinda bir yolunu bulup, saglik gerekceli olarak tahliye yolunu arama" numarasindan dert yaniyordu.
Su satirlar o yaziya ait ;
" (…) Ihale yolsuzlugundan tutuklanan Yucel Askin'in da numarasi ayni idi! 'Kalp rahatsizligi' dediler, 'Her an kalp krizi gelebilir, rektor olebilir' dediler. Hatta cezaevinde yatmasi gereken donemde ise ciddiyet kazandirmasi icin, Ankara'dan getirdikleri ogretim uyesi ozel doktora ameliyat bile ettirdiler.

(……) Ayni numara, simdi Ergenekon saniklari tarafindan tekrarlaniyor. (….)
Ergenekon'da, saglik gerekcesi ile ilk tahliye, Ilhan Selcuk'a verildi. (…..) Devaminda Kuddusi Okkir'in basina gelenler var. (Kuddusi Okkir'in olumu, biraz garip degil mi? Konunun uzmanlari bu konuyu aciklasinlar, akciger kanserinden vefat ettigi aciklanan bu kisinin rahatsizligi, Nisan 2008'de ortaya cikiyor, Temmuz ayinda once tahliye, hemen arkasindan da olum haberi geliyor. Bu kadar kisa surede, somut ve hizli bir kilo kaybi sonrasinda gelen bu olum, biraz ilginc degil mi? (…..)

Iki pasanin savcilik ifadesi oncesindeki rahatsizlanmalari, ozellikle Sener Eruygur'un hastaneye kaldirilmasini gerektirecek derecede sagliginin bozulmasini hepiniz hatirliyorsunuz.. Veli Kucuk'un, 5 aylik tutukluluk suresinde, uc defa hastaneye kaldirilmasi… Sonrasinda Ergenekon sanigi Asuman Ozdemir'in yine rahatsizlik sebebi ile tahliyesi… Ve son olarak da, Isci Parti'li, Ergenekon sanigi Ferit Ilsever'in, yine saglik gerekceli tahliye talebi !"
(Kaynak : http://www.samanyoluhaber.com/haber-110894.html )
Arkadas uyanik !... Cakmis numarayi. "Sapasaglam adamlar kalp ameliyati oluyorlar, hatta icabinda oluyorlar, ama sonucta hapisten kaciyorlar" diyor.
Kafasi ilim nuru ile dolmus tek uyanik o mu? 23 Eylul 2008 gunu Vakit Gazetesi'nden din kardesi Abdurrahman Dilipak oyle bir yazi yazdi ki, akillara seza!..
Soyle diyor Dilipak "Komplo baldan tatlidir" baslikli yazisinda :
"Sener Eruygur'un beyninde kanama ve boynunun 3 yerinde kirik varmis. Eruygur'un sag yanaginda da carpma sirasinda yirtik meydana gelmis. Adam komada…
-Yok canim oraya bir baskasini getirmislerdir, bu arada Eruygur pirrr.. Sen sag ben selamet.. Yarin oldu diye oteki adami gomerler, bu is biter.. (….)

Eruygur'un ayagi kayip dusunce nasil kafatasi hasar goruyor, yetmedi boynunu 3 yerinden kiriyor ve sag yanagini parcaliyor. Birileri iceri girip, bu cok sey bilen onemli sanigi, taniklik etmesinden korktuklari icin ortadan kaldirmis olamaz mi? Boylece bircok isin emrini veren kisi olarak suclanabilir ve oldugu icin de dosya kapatilabilir.. Yani Ergenekon sanigi, Ergenekon'un kurbani olabilir mi?

(…) Zaten daha simdiden bir yandan oldu haberleri geliyor, bir yandan da 'Yok, hala komada' deniyor.. Bu adamlar icin cinayet islemek cok siradan bir sey…
Simdi iceridekilerin can guvenligini saglamak gerek. Dune kadar devrim yapmak icin kollari sivayan sehir sehir dolasan bir adam, nasil oluyor da merdivenden dusup kafasini, boynunu kiriyor?
Bir arkadas, her seyde bir komplo arayan basinin Eruygur konusunda sessiz kalmasinin da bir komplo oldugu dusuncesinde… (……)
(…..) Kuskusuz bunlarin hicbiri dogru olmayabilir… Ama aciklanan gercek inandirici gelmeyince halk bu komplolari uretiyor.. Bu senaryolar artik sokakta konusuluyor.. Goreceksiniz, biraz zaman gecsin daha ne senaryolar uretilecek… Yani, Eruygur olmus de olabilir, yasiyor da olabilir… En azindan artik tutuklu bulundugu yerde degil. Sonunda saglik sebebi ile tahliyesine de karar verildi. Yani en azindan artik tutuklu degil… Eger gercekten infaz edildi ise, buyuk ihtimalle en cok aglayan ve gorkemli bir cenaze toreni icin en cok kosturanlar arasinda bu isi tezgahlayanlar da olacaktir. (….)
Selam ve dua ile.."
(Kaynak : http://www.haksozhaber.net/author_article_detail.php?id=7434 )
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10324
Localisation: Paris

MessagePosté le: 26 Sep 2008 0:40    Sujet du message: Répondre en citant

Boykot, baski, sansur pek ise yaramiyor, hele hele bu internet oldugundan beri agizlar/kalemler torba degilki buzesin, insanlari susturmak kabil degil...

Usakligi ogretmek

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2294
Localisation: Paris

MessagePosté le: 29 Sep 2008 14:29    Sujet du message: Répondre en citant

20 Eylül 2008

Mehmet Y. YILMAZ
mehmetyilmaz@hurriyet.com.tr

İşte Başbakan’ın sevdiği medya!


BAŞBAKAN, Deniz Feneri soygununu yazdığımız için bize kızıyor.

Zannediyor ki gazeteler yazmamış olsa, bu soygun örtbas edilebilecek.

Erdoğan işte böyle bir medya istiyor: Seveceği haberleri yayımlayan, beğenmeyeceği haberlere gözünü kapatan bir medya!

İhtiyacı da var buna, çünkü 6 yıllık AKP iktidarının dönüp dolaşıp geldiği yer, kendinden önceki iktidarların bulunduğu noktayla aynı.

Başbakan’ın sevdiği gazeteleri okuyor olsaydınız, Deniz Feneri soygunu davasının nasıl bittiğini bile öğrenemeyecektiniz.

Mesela, dikkatsiz Sabah okuyucuları haberi görmemiş olabilirler. Çünkü haber, birinci sayfanın el altına konmuştu. Sabah’ın o günkü manşetine bakınca bu haberin neden en alta saklandığını anlamak kolay değil.

Ya ciddi bir "haber değerlendirme sorunu" var ya da damat bey, bu haberin yayımlandığını kayınpederin gözünden saklamaya çalışmış!

Başbakan’ın, belediye zamanından "yürü ya Albayrak" dediği grubun gazetesi Yeni Şafak, haberi birinci sayfasından iki sütun olarak verebildi. Hákimin "Dernek Türkiye’den yönetiliyor" sözleri ve Kanal 7 patronu ile RTÜK Başkanı’nın isimlerinin kararda geçmesi bu gazetede yer almadı.

Başbakan adına bu gazeteye 10 üzerinden 8 veriyorum!

Fethullahçı işadamının gazetesi Bugün’ün değerini de bilmek gerek. Haber küçük bir fotoğraf altı olarak yayımlandı: "Mehmet Gürhan’a 5 yıl hapis!" Gürhan kimdi, neden yargılandı gibi meselelere girilmedi. Bu gazete de 10 üzerinden 9’u hak etti! Ayrıca "bonus" olarak genel yayın müdürünün, bundan sonraki ilk yurtdışı gezisinde Başbakan’ın uçağında yeri hazır!

AKP medyasının "Başbakan’a yaranma" yarışında birinciliği Vakit’e verdim. Bu gazete, haberi "Deniz Feneri davasında iki tahliye" diye yayımladı. Mahkûm olanlardan, hákimin dolandırıcılık suçunu anlatışından, suçun Türkiye bağlantısından söz etmedi. Başbakan Erdoğan’ın bu gazeteye neden önem verdiğini böylece daha iyi anladım.

Kendilerine "yıldızlı 10" veriyorum.

Edibe Hanım da ’gülsün’ diye

BAŞBAKAN Recep Tayip Erdoğan, ortaya çıkmasından hazzetmediği haberleri yazan gazeteler için boykot çağrısı yaptı.

Bu tür çabalar esasen hiçbir işe yaramaz. Çünkü bu gazetelerin okurları, zaten bu gazeteleri okumayı tercih ettikleri için satın alıyorlar, Başbakan okumalarını önerdiği için değil. Bu yüzden "almayın" demesi de bir işe yaramaz.

Bu olay bana rahmetli Nihat Hoca’dan (Subaşı) dinlediğim "gazeteyi beğenmeyen adam" fıkrasını hatırlattı.

Anlatayım da bu cumartesi sabahına gülerek başlayalım. Bakarsınız Edibe Hanım da fıkrayı anlar, içinde bulunduğu sıkıcı ortamda tebessüm etme fırsatı bulur! Ona da bir faydam dokunur yani!

Adamın biri okuduğu gazeteye her gün bir "okuyucu mektubu" yazıyor ve gazetenin ne kadar kötü olduğunu, editörün geri zekálığını anlatıyormuş. Her mektup şu cümle ile bitiyormuş: "Gazeteniz o kadar kötü ki artık onu tuvalet káğıdı olarak kullanıyorum."

Aylar sonra editörün sabrı taşmış ve okuyucunun adresine bir mektup postalamış: "Mösyö, biraz daha gayret ederseniz, poponuz başınızdan daha akıllı olacak!"

Bu hedefler yetersiz kalır

BİR yandan Deniz Feneri soygunu, diğer yandan Şaban Dişli’nin 1 milyon doları!Türkiye artık din-iman adına nasıl soygunculuk yapıldığını konuşuyor. Din tüccarlarının gerçek yüzleri bir kez daha açığa çıkıyor. AKP’nin kurucu çekirdeğinde yer alan, AKP’nin kurduğu ilk iki hükümette Başbakan Yardımcılığı yapan Abdüllatif Şener’in Başbakan’a yaptığı "Devlet ihalelerini açıkla" çağrısı da bütün bunlara tüy dikiyor!

Başbakan’ın bu gündemi değiştirmek için giriştiği çabalar da tutmadı.

Geriye Ergenekon Davası kalıyordu ve nitekim beklediğim gibi "sürpriz tutuklamalar" gazetelere yansıdı. Nurseli İdiz, Sisi gibi "kázip şöhretler" ve beş teğmen!

Öyle görünüyor ki Ergenekon Davası’nda şöhret basamaklarından hızla iniyoruz.

Ergenekon Davası’nın, bugüne kadar üzerine örtülmüş, kasten soruşturulmamış suçları açığa çıkartmak için çok önemli bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Bunu daha önce de yazdım.

Ancak davanın gelişme seyri, bu tür "büyük tutuklamalar ile gündem değiştirme çabasını" da bana düşündürtüyor.

Dilerim ki bu son tutuklamaların amacı bu olmasın.

Eğer buysa da seçilen hedefler çok yetersiz, bunu da belirtmiş olayım!
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10324
Localisation: Paris

MessagePosté le: 28 Fév 2010 0:51    Sujet du message: Répondre en citant

Basbakanin gazete patronlarina tehditler savurdugu birgunde ben de yandas basinin Erzincan savcisi olayini nasil irdelediklerine ornek bir yazi için adres vereyim :

http://www.odatv.com/n.php?n=yandas-medyada-erken-bayram-havasi--2002101200
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10324
Localisation: Paris

MessagePosté le: 04 Mar 2010 16:54    Sujet du message: Répondre en citant

Bu odatv meger ergenekoncuymus bak RTE'nin nasil gazeteci attirdigini anlatiyor :

http://www.odatv.com/n.php?n=basbakan-dogru-soylemiyor--0403101200
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10324
Localisation: Paris

MessagePosté le: 08 Mar 2010 1:48    Sujet du message: Répondre en citant

Cumhuriyet 22.01.2010

CÜNEYT ARCAYÜREK

RTE’nin Özgür Medyası?

Özgürlükler şampiyonu Başbakanımız ne dedi Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlediği basın toplantısında?

“Türk medyası özgürdür, AKP hükümetinin maddi-manevi baskısı altında değildir!Fakat, Beyefendi dokunulmazlık zırhına büründükleri için, haklarında çeşitli suçlardan dava açılan milletvekillerinin yargılanmalarını engeller.

Rahmi Turan’ın yayımladığı yargıdan kaçırılan milletvekilleri listesinde her türden suç var!

Birkaç örnek verelim: 3 kişi tecavüzden yatmış, 29 kişi eşine şiddet uygulamış, 7 kişi sahtekârlıktan tutuklanmış, 117’si en az iki işinde iflas etmiş, 84’ü sarhoş araba kullanmaktan gözaltına alınmış, 14 kişi uyuşturucu ile ilgili suçlardan tutuklanmış, 8 kişi mağazalarda hırsızlık yaptığı için... Tutuklanmış ama… yargılanamıyor. Bunlar milletin vekilleri…

Gazeteciye tazminat davaları, hapis, Silivri yolları… yargıdan kaçan, kaçırılan vekile Meclis’in turuncu koltukları…
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2294
Localisation: Paris

MessagePosté le: 31 Oct 2010 20:29    Sujet du message: Répondre en citant

Bekir Coskun da Cumhuriyet'te yazacakmis. Eh artik Cumhuriyet'e abone olmak gerekiyor. Kendisiyle yapilan roportaj :

http://emedya.cumhuriyet.com.tr/?hn=187024&kw=Miras+d%FC%FEm%FC%FE+halay%FDk+gibiyim
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2294
Localisation: Paris

MessagePosté le: 31 Oct 2010 20:44    Sujet du message: Répondre en citant

Oktay Eksi'de Hurriyetten istifa etmis !
Bilgi isteyenler :
http://www.facebook.com/pages/Oktay-Eksi/106425856079227
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2294
Localisation: Paris

MessagePosté le: 06 Déc 2010 22:30    Sujet du message: Répondre en citant

Emin ÇÖLASAN
Sevgili okuyucularım, sık sık medyanın durumundan söz etmek zorunda kalıyorum… Çünkü Türkiye’nin AKP iktidarıtarafından yaratılan en önemli sorunlarından biridir. Eğer basın korkarsa, özgür olmazsa, gazetecilik yapılamaz…
Ve ne acıdır, günümüzde gerçek gazetecilik değil, patron çıkarlarına endeksli gazetecilik yapılıyor.
Medya –gazete ve televizyonlarıyla- şu anda üçe bölünmüş durumda.
1- AKP’nin kurduğu, ya da ele geçirdiği yandaş-yalaka medya. Bunlar ortak hareket ediyor. Kürtçü-İslamcı-vaiz Fethullahçı ve liboş takımı oralarda boy gösteriyor. Bunların tamamı AKP’ye yağ çekiyor, yalakalık yapıyor, emir komuta zinciri altında, kendilerine belli devlet makamları tarafından servis edilen bilgi ve belgeleri kullanarak iktidara hizmet sunuyor.
2- Üç büyük patronun, Aydın Doğan, Mehmet Emin Karamehmet ve Turgay Ciner’in medyası. Bu üçünün elinde 30 dolaylarında televizyon ve gazete var. Tayyip bu üç büyük patronu korkuttu, sindirdi ve susturmayı başardı. İşte Hürriyet, Milliyet, Vatan, Habertürk, CNN-Kürt ve ötekilerin durumu. Bu listeye bir de büyük patron Ferit Şahenk’in NTV’sini ekleyin. Bunların tamamı AKP çizgisinde yayın yapıyor çünkü o medya patronlarının tamamı, devlet ve hükümetle milyarlarca dolarlık ticari işleri nedeniyle Tayyip ve partisine göbekten bağlı.
3- İktidara karşı çıkabilen ve sayısı çok az olan gazete ve televizyonlar. Gazeteler Sözcü, Cumhuriyet ve Yeniçağ. Televizyonlardan sadece ikisini biliyorum: Ulusal Kanal ve Halk tv. Kanal B, Cem tv, ART gibi bazıları var ki, onlar da çoğu kez açıktan karşı çıkamıyorlar. Sadece AKP’ye yalakalık yapmamakla yetiniyorlar. Bu kanalların parası yok, hepsi parasızlıkla boğuşuyor.
Medyanın genel durumu böyle. Manzara korkunç. O kadar ki, örneğin Tayyip’e hoşlanmadığı bir soru soran muhabir, patronu tarafından derhal uyarılıyor. Sonuçta ya kulağı çekilip sindiriliyor, ya da kovuluyor. Nice örneklerini biz gazeteciler biliyoruz.
Yazılı basında sansür almış başını gidiyor. Anlı şanlı Hürriyet gazetesi, daha dün, yazarı Cüneyt Ülsever’in yazısını “Bize zarar verir” diye koymadı. Yalçın Doğan’ı da yine dün çıkacak yazısı nedeniyle uyardılar. Yazısı sayfadan çıkarıldı. Yazarımız buna karşın geç saatlerde başka bir yazı yazıp köşesini doldurmak zorunda kaldı!
Uğur Dündar, kendisine yapılan baskıları elbet bir gün açıklayacaktır.
X X X
Geçmişte basının “Amiral gemisi” olarak anılan, ancak son birkaç yıl içerisinde ne acıdır ki “AKP’nin refakat gemisine”, iki veya üç yazarı dışında bir yandaş-magazingazetesine dönüşen Hürriyet’te ben de ilginç olaylar, yüz kızartıcı baskılar yaşadım. Bana, patronun adamı, kalfası ve sağ kolu olan Ertuğrul Özkök aracılığı ile nice öneriler geldi. Hatta o kadar ki, bana seçenekler ve para önermekten bile utanmadı:
1- Yazılarında iktidarı eleştirme. Hele Maliye Bakanlığı ile TMSF’ye hiç dokunma çünkü onlarla çok büyük işlerimiz var.
2- Uzun süreli izne çık.
3- İstifa edip gidersen patron sana çok büyük paralar verecek.
Baktılar ki olmuyor, gördüler ki benim çizgim değişmeyecek, 22 yıl onurla, şerefle, açık alınla yazdığım gazeteden beni iktidarın baskısıyla kovmak zorunda kaldılar.
Ben bunlara her yerde, her ortamda yazılı ve sözlü olarak sordum:
“Arkadaş, beni niye kovdunuz? Açıkça söyleyin. İnsanız, olur ya ben de hırsızlık, yolsuzluk, namussuzluk yapmışımdır, iş takip etmişimdir, iş bitirip avanta almışımdır, kendi kişisel çıkarlarım için yazılar yazmışımdır, gazetede olay çıkarmışımdır!..Açıklayın şunu, hem ben bileyim, hem de kamuoyu bilsin!..”
Bu amaçla kitaplar yazdım, olanları anlattım, belgeledim, sorular sordum. PatronAydın Doğan kitabım nedeniyle beni mahkemeye verdi, tam 50 bin Törkiş lira tazminat istedi. Mahkemede, çömezi Ertuğrul’u da tanık gösterdi. Ben de dedim ki, “Tamam artık, eteklerinde ne varsa mahkemede dökecekler, hesabımızı orada göreceğiz!”
Çok acıdır ki, ne patron, ne de tanığı Ertuğrul, hiçbir şey söyleyemediler. Beni suçlayamadılar. Tek söyledikleri şu idi:
“Efendim hiçbir zaman iktidar baskısı yoktu.” Ya ne vardı?!
Mahkeme, patronun açtığı davayı reddetti. Hüküm Yargıtay’da onanıp kesinleşti.
Ancak mahkeme dahil hiçbir süreçte, hiçbir zaman ve hiçbir yerde beni niçin kovduklarını açıklamaları mümkün olmadı.
İktidar baskısı dışında ne vardı? Bu sorunun yanıtı ortada kalıverdi! Yani yanıtı herkes biliyordu da, bunlar itiraf edemiyordu.
X X X
Patronun personeli Ertuğrul dünkü yazısında patronunu ve gazetesini savunurken benden de söz ediyor ve şöyle diyor:
“Emin Çölaşan’la yayın ilkeleri nedeniyle anlaşmazlığa düşüldü. Bekir Coşkun kendi arzusuyla ayrılıp başka gazeteye gitti. Oktay Ekşi kendisi istifa etti.”
Başkaları adına konuşma yetkim yok. Kendim için burada bir kez daha soruyorum:
Anlaşmazlığa düştüğümüz yayın ilkeleri –eğer varsa!- ne idi?
Yaa kardeşim, senin yüreksiz, ürkek, dönek, rüzgara doğru eğilen biri olduğunu iyi bilirim de, şunu açıkça yazacak kadar bile yüreğin yok mu:
“Evet, itiraf ediyorum. Biz Emin Çölaşan’ı hükümetten, Tayyip kesiminden falan gelen baskılar nedeniyle kovmak zorunda kaldık.”
Bunu dediği an iş bitecek ve ben de bu konuyu artık yazmak zorunda kalmayacağım.
Haa, eğer bunu diyemiyorsan, başka nedenler olduğunu iddia ediyorsan, o takdirde onları da kanıtlamanı bekleyeceğim. Ama yok ki!
X X X
Benim olayım, benim yaşadıklarım, medyada ve özellikle boyun eğen Hürriyet’te AKP baskılarının sadece bir tek örneğidir. Benim dışımda daha nice muhabir ve köşe yazarı arkadaşlarım kovuldu, niceleri istifaya zorlandı. Habertürk’e bir bakın, başta Bekir Coşkun olmak üzere kimler niçin kovulmuş? Vatan’a bakın, Mine Kırıkkanat nasıl kovulmuş?..Ve şimdi –ellerine sağlık- Sözcü’de yazmakta olan Necati Doğru nasıl sansürlenip istifaya zorlanmış?
Bu konularda bir çırpıda en az 100 örnek sayabilirim. Bu koşullarda, bu baskı ortamında “Özgür Gazetecilik” yapmak mümkün olur mu? Açık söyleyeyim, bunu Sözcü’de biz yapabiliyoruz çünkü patronumuz Burak Akbay’ın gazetecilik dışında hiçbir işi yok. Devletle ve hükümetle de hiçbir işi yok.
X X X
Bu AKP döneminde kovulan ve istifaya zorlanıp işsiz kalan gazeteci arkadaşlarımızın elinde ne yazık ki kendilerini savunacak, yaşadıkları baskıları anlatacak köşeleri yok. Ben –geri adım atmayan biri olarak- bu yazılarımla aslında o sessiz çoğunluğun da haklarını elimden geldiğince savunmaya çalışıyorum.
Bu dönem, Türk basın tarihine kara bir leke olarak geçecektir.
Bunun sorumlusu kendi ticari işlerinin peşinde koşturan, devletten ve hükümetten milyarlarca dolarlık işler kotaran, büyük beklentileri olan ürkek ve korkak medya patronları ve onların kayıtsız şartsız emrine girip tetikçilik yapan, kucaklarında oturmayı içlerine sindiren ve karşılığında çok büyük paralar alan Ertuğrul gibi genel yayın yönetmenleridir.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Montrer les messages depuis:   
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque Toutes les heures sont au format GMT + 2 Heures
Aller à la page 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7  Suivante
Page 1 sur 7

 
Sauter vers:  
Vous ne pouvez pas poster de nouveaux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas répondre aux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas éditer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas supprimer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas voter dans les sondages de ce forum


Powered by phpBB v2 © 2001, 2005 phpBB Group ¦ Theme: subSilver++
Traduction par : phpBB-fr.com
Adaptation pour NPDS par arnodu59 v 2.0r1

Tous les Logos et Marques sont déposés, les commentaires sont sous la responsabilités de ceux qui les ont postés dans le forum.