34 visiteur(s) et 1 membre(s) en ligne.
  Créer un compte Utilisateur

  Utilisateurs

Bonjour, Anonyme
Pseudo :
Mot de Passe:
PerduInscription

Membre(s):
Aujourd'hui : 0
Hier : 0
Total : 2091

Actuellement :
Visiteur(s) : 34
Membre(s) : 1
Total :35

Administration


  Derniers Visiteurs

cengiz-han : 03 min.50
murat_erpuyan : 03h54:53
administrateu. : 2 jours
duygu : 3 jours
Georges : 4 jours


  Nétiquette du forum

Les commentaires sont sous la responsabilité de ceux qui les ont postés dans le forum. Tout propos diffamatoires et injurieux ne sera toléré dans ces forums.


Forums d'A TA TURQUIE :: Voir le sujet - Türkiye'nin dispolitikasi
Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum Forums d'A TA TURQUIE
Pour un échange interculturel
 
 FAQFAQ   RechercherRechercher   Liste des MembresListe des Membres   Groupes d'utilisateursGroupes d'utilisateurs    

Türkiye'nin dispolitikasi
Aller à la page 1, 2, 3, 4, 5, 6  Suivante
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque
Voir le sujet précédent :: Voir le sujet suivant  
Auteur Message
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 9901
Localisation: Paris

MessagePosté le: 05 Aoû 2008 14:52    Sujet du message: Türkiye'nin dispolitikasi Répondre en citant

Yazdilarimi pek kimse iplemiyor ama ben simdilik yazmaya devam edeyim.
Turk dis politikasi adli bir konu baslatmak istiyorum bu konuda yazilacak ve ogrenilecek çok sey var.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 9901
Localisation: Paris

MessagePosté le: 05 Aoû 2008 14:59    Sujet du message: Répondre en citant

Bu yazim aslinda AKP adli konuya uygun, cunku Babacan'in yerinin adami olmadigi inancindayim. Asagida buldugum yazi dusuncemi dogruluyor. Genelde AKP'liler ve ozellikle Basbakan disislerini "kendilerinden" gormediklerinden akil danismakta zorlaniyor, bilmeden bir yigin ceviz kiriyorlar, ancak kirdiklari kendi kafalari ve onurlari olsa canim yanmaz olan Turkiye'nin onuruna oluyor.
Ornegin, Erbakan'nin Kaddafi'nin yanina Turkiye Basbakani olarak diz çokup oturmasindan sonra Turkiye'nin hem Cumhurbaskani hem de Basbakani Ankaraya gelen Suudi Arabistan kralin ayagina otele gidip sagina soluna oturup resim çektirmek bilinçsizligini gosterdiler. Bu dispolitikada asagilik kopleksi olarak alginalinir... Buyurun okuyun gerisi

Babacan fena halde yanılıyor
...Özay Şendir yazdı...

05.08.2008 09:08
Dışişleri Bakanı Ali Babacan,İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'ın Türkiye'yi ziyaretiyle ilgili medyada çıkan haberlere kızdı.
Bakan Bey, ziyaretin özüne odaklanmak gerektiğini,bunun haricindeki tartışmaları,ziyareti gölgelemeye yönelik çok tatsız ve yersiz girişimler olarak gördüğünü açıkladı.
O zaman alfabenin A'sına dönmek şart oldu.
Diplomasi ve protokol sorunu ilk kez 1815 yılında,Avusturya,Rusya,Prusya,İngiltere,Fransa,İsveç ve Portekiz'in katılımıyla düzenlenen ve Avrupa haritasının yeniden çizildiği Viyana Kongresi'nde ele alındı.
Viyana'da diplomasi ve protokol kuralları üzerine varılan anlaşma 1818 yılında yapılan Aix-La-Chapelle Kongresi ile bir protokol haline getirildi ve imzalandı.
Tüm devletlerin katıldığı ve eşit sayıldığı toplantılarda ülkelerin alfabetik olarak sıralanması ya da diplomatik temsilciliklerin tasnifi bu protokol ile bir standarta kavuştu.
Söz konusu kurallar 1961 yılında toplanan Birleşmiş Milletler'in Diplomatik İlişki ve Bağışıklıklar Konferası'nda küçük değişikliklerle kabul edildi.
Bunları ukalalık olsun diye değil herkes yaptığı işin öneminin farkına varsın diye yazıyorum.
Bakan Babacan sadece içeriğe bakın diyor ama fena halde yanılıyor.
Hemen her konuda sadece içeriğe bakabilirsiniz ama diplomasi ve protokol kurallarında bunu asla yapamazsınız.
Mesela Türkiye,ABD ve İngiliz vatandaşlarından niye vize istiyor?
Onlar bize vize uyluladığı için karşılıklılık gereği...
Peki Brezilya ülkesine gelen Amerikan vatandaşlarının neden parmak izini alıp,fotoğraflarını çekiyor?
Amerika,Brezilyalılar da dahil olmak üzere ülkeye gelen her yabancının resmini çekip,fotoğrafını çektiği için...
Yani diplomasi söz konusu olduğu zaman içerik kadar şekil de önem kazanır.
Protokolden laf açılmışken,biraz uç ama başka bir örnek vereyim,
Çoğumuz için Merkez Bankası Başkanı Atatürk,Kültür,Dil ve Tarih Kurumu Başkanı'ndan daha önemli bir iş yapıyor değil mi?
Oysa Dışişleri Bakanlığı'nın Başkent Protokolü Öndegelim Listesi'nde Atatürk Kültür,Dil ve Tarih Kurumu Başkanı 44,Merkez Bankası Başkanı 47.sırada...
Hadi Merkez Bankası Başkanı'nın aldığı kararlar hayatımızı direkt etkiliyor deyip bu sıralamayı değiştirmeye kalkın bakalım...
Bunu yapamazsınız zira protokol kuralları son derece net...
Konudan sapmayalım:
Ben diyorum ki,Ahmedinejad Ermenistan ziyaretine başlarken "Soykırım Anıtına" gitmeyi kabul etti,resmi programına yazdırdı.
Yahudilerin soykırıma uğramadığı tezini işleyen,Tahran'da bu yönde konferanslar düzenleyen biri,Türkiye'nin canını sıkacağını bile bile Ermenistan'da o anıta gitmeyi kabul etti.
Aynı adam Anıtkabir'e gitmemek içinse herşeyi yapıyor.
Ahmedinejad Anıtkabir'e gitmedi diye Mustafa Kemal'in yaptıklarının değeri azalmaz.
Ancak Türkiye'nin arabuluculuğuna ihtiyacı olan Ahmedinejad'ın kaprislerine de bu kadar boyun eğilmez.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı o adamın ayağına gitmez,gitmemeli...

DIŞİŞLERİ'NİN B'Sİ...

İlk yazıda madem A'dan bahsettik ikinci yazıda B'yi de hatırlayalım...
Dışişleri Bakanları yurt dışında ülkelerini temsil ederken gelen eleştiri ve saldırılara karşı savunma pozisyonunda olurlar.
Temmuz 1974 Cenevre Zirvesi'nde Turan Güneş'in Yunanistan Dışişleri Bakanı Mavros ve İngiltere Dışişleri Bakanı Callagahan'a karşı söyledikleri arşivlerde duruyor
Sadece Dışişleri Bakanları değil tüm bakanlık personeli ve temsilcileri de benzer bir tavır içindedir.
Mesela 1978'de Ecevit'in Özel Temsilcisi sıfatıyla dönemin BM Genel Sekreteri Kurt Weldeheim'ın karşısına oturan Mümtaz Soysal adamla gırtlak gırtlağa geldi.
Diplomasi taktiktir ve Mümtaz Soysal,Genel Sekreterin zayıf gördüğü ülkeleri sindirmek için sesini yükseltmeyi bir taktik olarak kullandığını öğrenmiş ve karşı taktik geliştirerek masada istediğini almıştır.
Genel Sekreterin o görüşmeden sonra yaptığı açıklama sonucunda Amerikan ambargosunun kalkması sağlanmıştır.
Tansu Çiller dahil hiçbir Dışişleri Bakanı bugüne kadar yurt dışında Türkiye'yi şikayet etmedi.
Avrupa Parlamentosu'nda konuşan Ali Babacan değil de bir başkası olsaydı Türkiye'deki azınlıkların haklarıyla ilgili soruya Müslüman çoğunluğun sıkıntıları yerine Batı Trakya ile cevap verirdi.
AB üye adayı Türkiye'de tüm azınlıklar kendi dini liderlerini seçebiliyor ama AB üyesi Yunanistan'da yaşayan Türkler müftülerini bile seçemiyor derdi.
Bilmem aradaki farkı anlatabildim mi?
ozaysendir@haberturk.com
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 9901
Localisation: Paris

MessagePosté le: 06 Aoû 2008 23:39    Sujet du message: Répondre en citant

Babacan ulkesinden disisleri bakani sifatiyla yurtdisinda sikayet ettikten sonra devlet protokolu olan Anitkabir ziyaretini ufak tefek detay diyebilecek kadar aymazlasmis biri... Unutmayalim ki Anitkabiri ziyaret etmemek için Ankara'ya gelmeden devlet ziyareti gerçeklestiren Iran Islam Cumhuriyeti Cumhurbaskani Ermenistan'in devlet protoklune uyarak soykirim anitini ziyaret etmekten kaçinmamisti ustelik o Cumhurbaskani yahudi soykirimi yoktur diyebilen bir kisi.

Detaylar :

Cumhuriyet 06.08.2008
CHP’li Öymen ve eski bürokratlardan Babacan’ın Anıtkabir protokolü ile ilgili açıklamalarına tepki

‘Cumhuriyet de mi ayrıntı?’

© İran Cumhurbaşkanı’nın Anıtkabir’i ziyaretiyle ilgili soruya ‘‘ufak tefek detay’’ yorumu yapan Babacan’a tepki gösteren Onur Öymen, misafirin ev sahibi ülke protokolüne uyma zorunluluğunu hatırlatarak, “Eğer siz bunları ufak tefek ayrıntı olarak değerlendiriyorsanız, Cumhuriyeti de teferruat olarak sayıyorsunuz demektir’’ dedi.

ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad’ın Anıtkabir’i ziyaret etmeyecek olmasını “ufak tefek detay” olarak değerlendirmesi tepki çekti. CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, “Bu açıklamalar, Atatürk’ü bir ayrıntı gibi saymak anlamına gelir” değerlendirmesi yaparken, emekli Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Nüzhet Kandemir, bu tür yaklaşımların ülkenin tarihi saygınlığına gölge düşüreceğini söyledi.

Babacan’ın, Ahmedinejad’ın Türkiye ziyaretinde Anıtkabir’i ziyaret edip etmeyeceği ile ilgili soruya verdiği, “Böylesine önemli bir ziyaret öncesinde, böyle ufak tefek detayları, bu tartışmaları son derece yersiz görüyorum. Ziyaretin başarısına gölge düşürecek yaklaşımlar olarak görüyorum” yanıtı tepkilere neden oldu.

‘İsfahan’da mı görüşüyorsunuz?’

Onur Öymen, protokole göre bir ülke liderinin başka bir ülkeyi ziyaretinde, misafirin değil ev sahibinin protokol kurallarına uyulması gerektiğini vurguladı. Devletler arası ziyaretlerin felaketler söz konusu olmadığında başkentlerde gerçekleştirilmesi gerektiğini belirten Öymen, şöyle konuştu: “Siz İranlılarla İsfahan’da mı görüşüyorsunuz? Ahmedinejad’ın Ankara’ya gelmemesinin sebebi ne olabilir? Bunlar önemli... Ancak Anıtkabir konusu bambaşka bir durum. Türk milli kahramanının manevi kişiliğine saygı göstermek gerekir. Eğer siz bunları ufak tefek ayrıntı olarak değerlendiriyorsanız, Cumhuriyeti de teferruat olarak sayıyorsunuz demektir.”

Nüzhet Kandemir ise hükümetin Babacan’ın yaptığı tarzdaki açıklamalar ile Türkiye’nin uluslararası saygınlığını erozyana uğratmış olduğunu kaydetti. Kandemir, “Diğer ülkeler de bundan sonra kendi kafasına göre hareket etmek isteyebilir” diye konuştu. Emekli Büyükelçi Turhan Fırat da Anıtkabir ziyaretinin Atatürk’e saygının bir göstergesi olduğuna işaret ederek Babacan’ın da devlet adamlığı tarifine uygun kelimeleri seçmesi gerektiğini söyledi.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7174
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 16 Aoû 2008 1:06    Sujet du message: Répondre en citant

Kafkasya'da durum karisik...
Ve Turk dis politikasi çok dikkatli olmak zorunda, bir tarafta Rusya, obur tarafta "dostlar" ABD ve AB.
ABD'nin çikarlari ile Ruslarin çikarlari çatisiyor, ancak, Rusya bizim yanibasimizda ve onca senedir dostlarinca uyutulan Turkiye Rusya'ya tavir almamali.

Bu anlamda Turkiye Basbakanin arabulucuk yapmasi olumlu gozukebilir diye dusunurken Tufa Turenç gibi saygi duyulan bir gazetecinin yazisi benim olumlulugumu aldi goturdu. Ustelik Erol Manisali Turkiye'nin Gurcistan'a ABD'den gelen silahlari aktardigini yazmasinin ustune durum daha da vahimlesti.

Bir de bir Rus yetkilisinin "artik BTC'yi unutun" demesi de endiselendirdi.

>>>





Kafkasya fatihi!

Tufan TÜRENÇ
tturenc@hurriyet.com.tr
Hürriyet - 15.08.2008

İÇ politikada yapabilirsiniz ama dış politikada hayalciliğe ve şova yer yoktur.

Uluslararası ilişkilerde karşılıklı çıkarlar söz konusudur.

İsmet Paşa’nın dediği gibi "Ne daimi dostluklar söz konusudur, ne de daimi düşmanlıklar..."

Dış politikasını hayalcilik ve şov üzerine kuran liderler her an hüsrana uğrayabilirler.

Bunlardan biri de rahmetli Turgut Özal’dı.

Ama o dozunu iyi ayarlardı.

Tayyip Bey’de bu doz biraz aşırı gibi görünüyor.

Bodrum’da tatil yaparken birdenbire Kafkaslar’da patlayan yangını söndürmeye karar verdi.

Hatta bölgeye yeni bir düzen getirmeyi düşledi.

Kalktı önce Rusya’ya gitti, arkasından da Gürcistan’a.

Hem Putin’e hem de Saakaşvili’ye "Kafkasya İstikrar Paktı" önerdi.

İki liderle yaptığı görüşmelerden sonra önerisinin kabul gördüğünü açıkladı.

Öyle bir hava yarattı ki, hem Rusya hem de Gürcistan kendisine böyle bir girişimde bulunduğu için medyun kaldı.

Türk medyası da bu havaya kendisini fazlasıyla kaptırdı.

Batı basını ise Kafkasya seferini önemsemedi.

* * Ê*

Hem Medvedev hem de Putin, Tayyip Bey’i gerektiği gibi ağırladılar.

Önerilerini diplomatik nezaket içinde dinlediler ama net yanıtlar vermekten özenle kaçındılar.

Ertesi gün Tayyip Bey Rusya’dan ayrıldıktan sonra Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un yaptığı açıklama ise tam anlamıyla hüsran oldu:

"Osetleri ve Abhazları yeniden Gürcistan çatısı altında yaşamaya ikna etmek artık olanaksız. Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü unutun."

Sanırım o saatlerde Tayyip Bey ya Gürcistan’a uçuyordu ya da Saakaşvili ile görüşüyordu.

Yine aynı saatlerde bir başka hüsran daha yaşanıyordu.

Rusya Devlet Başkanı Medvedev Güney Osetya ile Abhazya yetkilileriyle toplantı yapıyordu.

Toplantıdan sonra gazetecilere "Osetler ve Abhazlar kendileri için ne karar verirlerse Rusya hem bunun takipçisi, hem de tüm dünyaya karşı garantörü olacaktır" diyordu.

Aynı saatlerde Saakaşvili ile görüşmesini tamamlayan Erdoğan yaptığı açıklamada Kafkasya istikrar paktı önerisinin Saakaşvili tarafından da olumlu karşılandığını açıklıyor ve şöyle diyordu:

"Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne saygılı olunmasından yanayız."

* * *

Tayyip Bey’i olağanüstü bir ilgi ve yakınlıkla karşılayan, ağırlayan Rusların yaptıklarına bakın.

Başbakan daha ülkesine dönmeden Gürcistan’ın topraklarının neredeyse yarısının uçup gittiğini dünyaya ilan ediyorlardı.

Yine de Tayyip Bey’e karşı çok kibar davrandılar.

Örneğin, "Kıbrıs, Ege, Kuzey Irak sorununuz, Ermenistan’la ilişkileriniz ne durumda?" diye sormadılar.

Dış politikada hayale ve şova yer yoktur derken işte bunları anlatmak istedim.

Dış politikada çözümsüz bir sürü sorununuz varken öyle zamanlı zamansız arabuluculuğa soyunursanız sizi kimse ciddiye almaz.

Nitekim Kafkasya girişimi de öyle oldu.

Moskova ve Tiflis ziyaretleri sonuç getirmedi.

Dış politikada hesapsız kitapsız atılan adımlar bu tip fiyaskoların yaşanmasına neden olabilir.

Özetle Tayyip Bey’in Kafkasya fatihliği daha başlamadan bitti.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
narine
Spammer
Spammer


Inscrit le: 24 Jan 2007
Messages: 683

MessagePosté le: 17 Aoû 2008 8:38    Sujet du message: Répondre en citant

BushBush`un bugünkü demeçlerine bakilirsa, Kafakasya`daki durumun A.B.D. ile Rusya arasinda daha genis bir askeri çatismaya ait bir planlanma olmasi ihtimali daha fazla. Analizi fransizca ve Michel Chossudovsky tarafindan.

Iran`a yapilmasi muhtemel harekat gecikmeyecek gibi gözükmekte ve Rusya`nin nabzi alinmakta, sabri ölçülmekte.
Herhalde Türk dispolitikasinin kukla basbakani da harekatin gecikmeyecegini Ahmedinejad`a iletmekle görevlendirildi. Suriye devlet baskani Esad`i da Bodrum`da tatille kafaya getirip, Iran`i daha yalniz birakmalari, Pekin olimpiyatlarindan sonra, Tahran`da daha baska oyunlarin baslamasini çok muhtemel gibi gösteriyor !
Gürcistan`in baslattigi oyunun altinda yatan senaryo çok farkli ve vahim aslinda!
Türkiye`de bir Nato üyesi olarak bu senaryo içersinde tarafini almis vaziyette.
Tek arzu edebilecegimiz sey, senaryonun bir baska yazida da vurgulandigi gibi Iran`in nükleer bir soykirimla çöle dönüsmemesi ve dönüstürülmemesi! L'extermination nucléaire rendue respectable par le New York Times - par James Petras - 2008-08-05


Türkiye`nin küresellesen dünyanin küresellesme politikasini yapiyorum diyerek bagiran ve siyaset yapan bir basbakani oldugu unutulmasin.
Ayni çigirtkanlikla Büyük Orta Dogu Projesinin es-baskani oldugunu ilan ederek kendisi de, partisi de sabikalandi, fakat dis güçlerin kirli elli kukla isbirlikçisini durdurabilen gerçek bir Türk Adaletinin yetersizligini de herkes gördü.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7174
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 17 Aoû 2008 13:23    Sujet du message: Répondre en citant

Narine, j'ai du effacer votre dernière phrase qui m'a paru diffamatoire !!!
Désolé, j'ai une responsabilité juridique pour ce site.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7174
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 17 Aoû 2008 13:28    Sujet du message: Répondre en citant

Peu de journalistes en Turquie maîtrisent en Turquie la politique étrangère, Sami Kohen et Ali Sirmen font partis de ceux-là. Certes il y a Birant, certes il y a qq anciens diplomates comme Ilter Turkmen, mais les papiers de Sirmen pour moi sont à part.
Lisez ce qu’il a écrit le 16 août sur l’actualité récente.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
narine
Spammer
Spammer


Inscrit le: 24 Jan 2007
Messages: 683

MessagePosté le: 18 Aoû 2008 7:55    Sujet du message: Répondre en citant

murat_erpuyan a écrit:
Narine, j'ai du effacer votre dernière phrase qui m'a paru diffamatoire !!!
Désolé, j'ai une responsabilité juridique pour ce site.


Eh, bien, si on alterne et on continue en français, je continu de même en français!
En espèrant que vous ne l`effacerez pas, mais le contraire n`est pas si grave au fond. Vous pouvez si vous le voulez, suivre le même cheminement avec le suivant.
Tout ce que je voulais faire remarquer, était l`insuffisance et l`inefficacité de la justice turque dans une décision de compromis en faisant référence au dernier jugement de la Cour Constitutionnelle.
Si vous pensiez que la Cour, ou une tierce partie prenante, (comme les négres du premier ministre turc !) lirait le message, et engagerait votre responsabilité pour une diffamation là-dessus, je serais prêt à sortir de l`anonymat.
Pourvu qu`ils le fassent dans les régles de l`art!
Il n`y a pas de mal, n`est ni un délit d`écrire et dire à voix haute ce que beaucoup pense tous bas! Et ce n`est plus en une étape de pensée, puisqu`il y a en Turquie d`innnombrables procédures ouvertes et non terminées à l`encontre du premier ministre turc.
Même à la fin de son article, Ali Sirmen que vous semblez conseiller au message suivant, ne dit pas autre chose non plus et souligne déjà en Turquie et en turc que l`Akp est un parti politique monté avec l`aide des Etats-Unis et venu au pouvoir avec son soutien :
Citation:
Böyle bir ortamda, ABD’de dizayn edilen ve onun desteğiyle iktidara gelen AKP acaba böyle bir politikayı izleyebilecek yapıya sahip midir?

À partir de là, qu`on dise que le premier ministre turc n`a pas de mains propres, et qu` il est corrompu, cela n`est pas un secret de polichinelle. Il n`y aurait pas assez de juges ni de tribunaux en Turquie à examiner les dossiers de corruption. Si c`est cela que vous appelez de la diffamation envers le premier ministre turc, laissez-le venir !! Des personnes du même acabit que le premier ministre turc finissent un jour comme Karadjçik au tribunal pénal international. Qu`il continue.
Puis, ne vous sentez pas dans l`embarras de l`anonymat, c`est tout relatif, mais à la rentrée, vous serez certeinement libéré. Désolé quand même de vous faire frissoner avec ces soucis !
Et bonnes vacances à tous et à toutes.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2191
Localisation: Paris

MessagePosté le: 18 Aoû 2008 16:44    Sujet du message: Répondre en citant

Cumhuriyet 18.08.2008
AÇI

MÜMTAZ SOYSAL

Savruk Türkiye

DİYELİM Kİ, ciddi bir ihbar aldınız ve konuk devlet başkanına karşı suikast olasılığı çok güçlü. Bu durumda havalimanından Çırağan Sarayı’na kadarki bütün yolları kesip on küsur milyon nüfuslu koca kentin ulaşımını altüst mü ederseniz, yoksa konuğunuzu bir helikoptere bindirip otelin geniş bahçesindeki elverişli yere mi indirirsiniz? “Olur mu?” derseniz, yanıt “Pekâlâ olur” olacaktır. Çünkü geçmişte defalarca önemli konuklar böyle taşınmıştır. Hatta Sayın Demirel’in cumhurbaşkanlığı zamanında özellikle tercih edilen de buydu.

Peki, şimdi niçin böyle bir karar alınamıyor?

Devletin karar mekanizmaları felç mi olmuştur?

Yoksa, konuğu etkilemek ve kendi halkınızı perişan etmek uğruna ona ne denli önem verdiğinizi kendisine göstermek mi istemişsinizdir? Oysa onun böyle şeyleri pek önemsemediği, tam tersine her şeyde kalenderliği düstur edindiği hep bilinmektedir.

Ayrıntı, ama şaşkınlıklar yüzünden devletin düştüğü durumları gösterdiği için önemli. Tutarsızlık, kararsızlık ve yalpalanma artık istisna olmaktan çıkmış, kurallaşmıştır.

Her gün, başıbozukluğun, daha doğrusu uyarılara aldırış etmeyen dikbaşlı fütursuzluğun yeni bir örneği çıkıyor karşımıza.

Ülkenin en yüksek mahkemesi neredeyse oybirliğiyle bir siyasal partiyi laikliğe karşı eylemlerin odağı olmakla suçluyor; Başbakan yargıya meydan okurcasına, “Hayır, odak değiliz” diyor.

Cumhurbaşkanı yabancı gazeteciye demeç verirken, “Dünya siyaseti çok kutuplu olmalıdır” diyor; ama yapışıp kaldığı kutuplardan biri istemediği için ülkesinin doğalgaz gereksinimini en elverişli koşullarla kapı komşusundan karşılamaya olanak verecek anlaşmayı imzalamaktan kaçınıyor.

Büyük Millet Meclisi bütün siyasal partilerin katılımıyla “Kıbrıs’ta iki devletli çözümden başkası kabul edilemez” diye karar almış, kurulması ve yaşatılması için Türkiye’nin her şeyi göze aldığı KKTC’nin başına geçen biri güneydeki benzeriyle kol kola girmiş, “tek devlet, tek egemenlik” sloganıyla Anadolu’dan kopup AB’ye girmenin yolunu ararken Ankara’daki bütün sistem seyirci.

Böyle devlet olmaz. Örnekler çoğalınca halktaki kırgınlık da artıyor. Türkiye Cumhuriyeti, gitgide, yalnız dıştaki dost düşman bütün devletlerin önünde değil, kendi vatandaşlarının gözünde de saygınlığını yitirmekte. Başbakan Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü korumaktan söz ederken Rusya’nın Dışişleri Bakanı, “Komşunuzun toprak bütünlüğünü unutun!” derse ve dünya ajansları bunu tekrarlarsa yetmiş milyon insanımızın yüzü kızarmaz mı?
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2191
Localisation: Paris

MessagePosté le: 20 Aoû 2008 18:50    Sujet du message: Répondre en citant

Sonunda Iran Cumhurbaskani TC'nin basketini by pass etti. Hukumette bunu yedi. Onur meselesi. Ama onlar için bir detay.
Yine diplomatik iliskilerde olmayan seyler yapildi. Cumhurbaskani ve Basbakan aynen Suudi Kralin oteline kostuklari gibi Istanbul'a kostular, Iran Cumhurbaskaninin ayagina, ancak Iran Cumhurbaskani Turkiye'de...

Bu bir çesit ihanettir, Devletinin onurunu korumamak ya da baskentin (Merkez bankasi orneginde oldugu gibi) yavas yavas Istanbul'a tasinmasi girisimidir ki bu da ihanettir.

Alisiyoruz, alisa alisa da umursamaz oluyoruz ve de kaniksiyoruz.

Jenositle suçlanan Sudan Devlet Baskanin Istanbul'a gelmesi de ayri bir konu.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2191
Localisation: Paris

MessagePosté le: 21 Aoû 2008 15:27    Sujet du message: Répondre en citant

dun yazdim bugun de Altayli ile devam edeyim :

Fatih Altaylı
Devrimine bağlılık erdemdir
20.08.2008 11:38
Herkes Ahmedinecad’a kızıyor.
Bense seviyorum.
Nedenlerini anlatayım, belki bana hak verirsiniz.
Ahmedinecad ne yapıyor?
Ülkesinde yapılmış ve doğruluğuna inandığı bir devrimin bekçiliğini yapıyor.
Bu devrim bizim bakış açımıza göre doğru bir devrim olmayabilir. Ama doğruluğuna inandığı devrimi sonuna kadar savunuyor.
Karşı devrimcilere geçit vermiyor. Bunun için gerekirse tüm dünyaya kafa tutuyor. Gerekirse devlerle kavga ediyor.
Önderlerinin yaptığı devrimi korumaya çalışıyor.
Türkiye’de bunu yapan lider var mı?
Gerekirse dünyayı karşısına alma pahasına Türk Devrimini savunan, korumak için mücadele eden, ona gönülden bağlı birisi var mı?
Ahmedinecad ne yaptı?
İran’ın en büyük kentinde, başkentinde, Tahran’da Belediye başkanlığı.
Şimdi ne yapıyor?
Cumhurbaşkanlığı.
Peki Ahmedinecad’ı Sultanahmet’te dolaşırken gördünüz mü, dikkatli baktınız mı?
Üzerinde manşetleri eskimiş, yeni yıpranmış bir gömlek.
Ucuz bir takım elbise. Sıradan pabuçlar. Ucuz bir saat.
Ahmedinecad nerede oturuyor?
30 yıl önce oturduğu, Tahran’ın kenar malallerinden birindeki evinde.
Mobilyaları bile herhalde en az 20 yıllık.
Makam otomobili kullanmadığı zamanlarda, özel hayatında eski püskü Paykan bir otomobile biniyor.
Var mı Türkiye’de böyle bir siyasetçi.
Bizimkiler 45 metrelik yatlarda geziyor, trilyonluk villalarda oturuyor.
Ahmedinecad neyse o.
Ya bizimkiler!
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7174
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 25 Aoû 2008 1:44    Sujet du message: Répondre en citant

Geçilmiş boğazın davası olmaz...


Yılmaz ÖZDİL
Hurriyet - 24 Ağustos 2008


Tartışılan soru şu:

"Montrö delindi mi?"

*

Sıkmayın canınızı...

Delinmez.

"Gemicik"tir onlar.

*

4 tane zırhlıcık.

En küçüğü 147 metrecik.

Füzecik taşıyorlar.

Torpidocukları var.

*

Bence Rusya’ya böyle denmeli:

"Gemi dediklerine bakma sen...

Alt tarafı savaş gemiciği."

*

Türk halkı yemişti...

Putin de yer.

*

Kafama takılan sadece şu...

Amerikan, Alman, İspanyol ve Polonya gemicikleri Karadeniz’e açıldıktan sonra, hálá, "Montrö delindi mi" diye tartışılması, geri zekálılık değil midir? İstanbul Boğazı boğazdır da, Çanakkale Boğazı huni midir? Adamlar Çanakkale Boğazı’nı geçerken, akılcığımız nerededir? Bu gemiciklerin Karadeniz’e açılması rahatsızlık vericidir de, bu gemiciklerin fink attığı Marmara Denizi, Amerikan karasuları mıdır? Bu gemicikler, NATO kapsamında Gürcistan’a sağlık malzemesi götürüyorsa eğer, biz NATO kapsamında değil miyiz? Karadeniz’e, Akdeniz’e, Ege’ye ve hatta Atlas Okyanusu’na kıyısı olmayan Allah’ın Alman’ı taaa Baltık Denizi’nden gemicik getirene kadar, bizim gemimiz mi yok? Yoksa, yara bandımız mı bitti?

*

"Goben ve Breslau da gemicikti" desem, "onlar ne?" diyecekler...

*

İyisi mi, boşverin...

Bakın dalganıza.

Bak ne geçiyor?

Uçak gemiciği.  
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7174
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 25 Aoû 2008 1:56    Sujet du message: Répondre en citant

Montrö’ye yeni düzenleme


Fatih ÇEKİRGE
Hurriyet - 25 Ağustos 2008


CUMA günü saat 12.25’te Anadolu Ajansı, abonelerine bir "uyarı haber" geçti...Aslına bakarsanız, haberin veriliş tarzı, sunuşu AA’nın klasik haber sistemine pek uygun değildi... Ancak iyi yazılmış, hazırlanmış ve temellendirilmişti.


AA resmen uyarıyordu:

- Türkiye, ABD’nin Montrö Anlaşması’yla ilgili değişiklik istemesine hazırlanmalı...

ASAM Uzmanı Hasan Kanbolat’tan alıntıyla verilen bu uyarı, aslında kısa bir süredir Ankara’da başlayan büyük bir endişenin işaret fişeğiydi.

Bu endişeyi tetikleyen soru şudur:

- Gürcistan savaşı, NATO gücünün Karadeniz’e açılma planı mıdır?

Öyle ya, bütün dünya sormadı mı?

- Saakaşvili bir çılgın mıdır ki Rusya’ya karşı Güney Osetya’ya asker çıkarmıştır?

Ama şimdi bir muhtemel cevap var:

- Bu savaş NATO üyesi olmak isteyen Gürcistan’ın üyelik hızını artırmış, hatta acil gerekliliğe dönüştürmüştür.

Yani Saakaşvili bir çılgın değildir.

Şimdi Boğazlara gelelim...

- ABD çok yakında Montrö için Türkiye’ye yeni bir düzenleme teklifi yapacaktır...

- Ve bu yeni düzenlemede ABD boğazlardan uçak gemisi dahil bazı savaş gemilerini (NATO kararı şartı koyabilir) geçirme kolaylığı isteyecektir.

Çünkü artık Karadeniz, bir iç deniz olmaktan çıkmıştır. Karadeniz artık dünyanın en önemli enerji hatlarının denizidir... Ve Rusya burada başka bir egemenlik istememektedir...

Gürcistan savaşı, Ermenistan’ın Azerbaycan’ı işgaline Rusya’nın yeşil ışık yakması, Moskova-Tahran-Suriye-Çin yakınlaşması bu yüzdendir.

Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hatları. Hazar petrolleri, doğalgaz, dünyanın iştahını buraya çekmektedir.

Şimdi alt alta yazalım:

- Montrö 1936’da imzalandı?

- NATO 1949’da kuruldu?

- ABD’nin Montrö altında imzası yoktur. NATO da kurum olarak sonradan doğmuştur. Yani yeni bir düzenleme isteyebilir. Ayrıca Romanya ve Bulgaristan, Karadeniz’e kıyısı olan iki NATO üyesidir.

Son NATO toplantısında Gürcistan’ın NATO üyeliği bu yüzden büyük tartışmalara neden olmuştur. Eğer Gürcistan NATO üyesi olsaydı, ABD gemileri NATO gücü olarak şimdi Karadeniz’deydi. Ya da hazırlanıyordu. Üstelik Türkiye de bir NATO üyesi olarak buna destek verecekti. Yani "Güney Osetya saldırısı", Gürcistan’ı NATO üyesi yapma operasyonunun bir hamlesi olabilir.

Evet işte Türkiye’nin önündeki vahim soru da tam burada başlamaktadır.

Çünkü Karadeniz artık bir "enerji denizi"dir. ABD ve Rusya bu denizi boş bırakmayacaktır.

Bu nedenle Montrö sözleşmesi yakında bir NATO toplantısında gündeme gelebilir.

Yani Montrö’nün "delinme süreci" için düğmeye basılmış olabilir. ABD, NATO bağlantısıyla boğazlarda yeni bir düzenleme isteyebilir. Türkiye elbette buna direnecektir. Ankara’nın "stratejik odaları"nda ya da diplomasinin derin koridorlarında işte bu ağır soru konuşulmaktadır.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
narine
Spammer
Spammer


Inscrit le: 24 Jan 2007
Messages: 683

MessagePosté le: 10 Sep 2008 23:24    Sujet du message: Lozan`ın Yırtılışına Doğru mu? Répondre en citant

Citation:

Lozan’ın Yırtılışına Doğru mu? - 2008/9/10
Cumhuriyet - Erhan KARAESMEN

Lozan belgesinin yırtık yırtık edilmesi Montrö dokümanının yer yer delinmesinden epeyce daha vahim ve elbette daha zor bir işlemdir. Ona cesaret edebilmenin çok zor olduğunu hep düşünmüşüzdür.

Yakın siyasal tarihimizin ulusal kişilik ve bağımsızlık arayışlarına damga vuran uluslararası belgeler bilindiği gibi Lozan’da ve Montreux’de imzalanmıştır. İsviçre Alpleri’nin Leman Gölü’ne olağanüstü bir doğa etkileyiciliği ile sarp biçimde saplandığı kıyılarda sevimli ve bakımlı yerleşme merkezleri yer alır. Lozan ve Montreux bu sevimli ve uygar kentlerden ikisidir. Otuz kırk kilometre mesafede bulunmalarına karşın kış aylarında sert eserek kıyıları yalayan doğu rüzgârları her ikisinde de suları kırpıştırır hatta bazen dalgalandırır. İsviçre’nin bir zamanlar sergilediği uygar tarafsız ülke olma özelliği çeşitli uluslararası antlaşmaların elde edileceği toplantılara bu ülkenin mekân olmasına yol açmıştı.

Karakterli bir yamaç kenti olan Lozan’da kıyı kesimi Ouchy adıyla anılır ve buradaki heybetli şato binası ulusumuz ve ülkemiz için çok önemli, özel anlam taşıyan Lozan Antlaşması çalışmalarının yapıldığı yerdir. Günümüzde de, hâlâ, bu antlaşmayı saygılı bir dille hatırlatan bir plaket şatonun giriş kapısının duvarlarında yer alır.

Lozan ve Montrö antlaşma belgeleri Cumhuriyet Türkiyesi’nin güçlü ulusal kişilik ve bağımsızlık arayışının simgeleridir. Neredeyse yüzyıla yaklaşan bir dönem için geçerliliklerini korumuşlardır da. Ancak, bu yakınlarda yüce anlam taşıyan bu belgelere ciddi müdahaleler yapılacağını gösteren işaretler ortaya çıkar gibidir. Hem ulusal bağımsızlığın hem de komşu coğrafyalardaki dirlik ve düzenin korunması yolunda Türkiye’nin Karadeniz’e geçit veren Boğazları’ndan deniz araçlarının geçişi Montrö belgesiyle ciddi bir tanıma ve düzene kavuşturulmuştu. Karadeniz’den komşuluk yaptığımız çeşitli ülkelerin tek bir güçlü politik sistem içinde hamur olduğu dönemlerden başlayarak Boğaz geçişlerine çeşitli müdahaleler yapılmak istendiği hatırlardadır.

Seyirci kalındı
Ancak, o dönemlerin Türkiye Cumhuriyeti devleti ve iktidarları Atatürk sonrası gevşemelerden biraz nasiplerini almış olsalar bile bu konuda işi sıkı tutmayı becermişlerdi. Çok uzun yıllar geçti. Karadeniz’in kuzeyindeki politik sistem dağıldı. Küçük parçalar ve birimler halinde varlığını sürdürür oldu. Oralardan Montrö Antlaşması’nın belirlediği Boğazlar’dan deniz aracı geçişi düzenine artık yeni, ciddi baskılar gelmez oldu. Yeni baskılar komşuluk ilişkimiz falan bulunmayan, Irak’taki işgalci varlıkları dolayısıyla belki dolaylı yarı komşumuz olduğu düşünebilecek uzaktaki başka ülkelerden gelmeye başladı.

Montrö belgesinin lafsi tanımları, virgüller arasında belki kısmen muhafaza edilmek kaydıyla ama ruhundan ve esprisinden büyük ödünler verilerek deliklerin açılması dönemine girildi. Doğu Karadeniz’deki mazlum ve mağdur ülkelerin toplumlarına tentürdiyot, sargı bezi, Aspirin taşımak gibi çok masum ve görünüşte insancıl bahanelerle koca koca savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçişine seyirci kalındı.
İlk günlerde İstanbul Boğazı’nın çeşitli kıyı semtlerinde toplanmış yurtsever bazı küçük kitleler havada pankartlar sallayarak, ıslıklar ve yuhalarla biraz gürültü çıkararak belli bir protesto gösterisi sergiledi.

Ancak, ne idüğü belirsiz bir yığın deniz vasıtası arka arkaya ve yoğunca biçimde oralardan geçmeye başlayınca hoşnutsuzluk ve ulusal bağımsızlık arayışı tepkileri de azaldı. Böylece, Marmara Boğazları’nın yol geçen hanına dönmüşlüğü sessiz biçimde kabul edilmiş gibi oldu. Ulusal onur kavramının, onu korumak için verilmiş tarihsel çatışmaların izinden zerrece nasibini almamış günümüz iktidarı bu tepkisizlik ve sessizliğin müthiş sevincini yaşıyor.

Basının bir bölümünde, görsel medyanın bir iki ekranında “Bir Montrö belgesi vardı. Bu unutuldu mu? Neler oluyor?” türünden çok küçük tepkiler dile getirildi. Bu kadarcığına bile razı olmayan siyasal iktidar Ergenekon heyhülasını acele tarafından bir kere daha canlandırıp sosyopolitik gündemi kontrol etme yoluna gitti. Ve başardı da...
Hiç kimse kendini kandırmasın. Montrö’nün ruhu parça parça edilmiştir. Onun temsil ettiği ulusal onur ve dünya barışı dengelerini kollamacalık titizliği yerle bir edilmiştir.

Günümüz iktidarının ulusal çıkarları toprak bütünlüğünü, doğa ve çevre dengelerini, kentsel gelişme alanındaki günümüzde her zamankinden daha fazla önem taşıyan akılcılığı tamamen göz ardı eden ve burnunun doğrultusunda hızla koşan yapısı Montrö ruhunun delinmesinden elbette hiç rahatsız değil. “Ilımlı İslam modeli” ve “Ateşli Ortadoğu coğrafyasının koruyucu kalkanı” yakıştırmalarını kucaklar dolusu sevgi mesajları gibi kabul eden bir hükümet ve devlet yönetimi anlayışıyla birlikte yaşıyoruz.

Dış ilişkilerde ve iç dengelerde Osmanlı’nın son dönemleri dahil hiçbir zaman hiçbir şekilde rastlanmamış bir ödüncülüğe ve dengesizliğe tanıklık ediliyor. Laiklik, türban ve cumhuriyet değerleri gibi insancıl uygar konularda duyarlılık gösterilmesi yetmiyor. Ülke çıkarlarının tam bir talanla altüst edildiği bir dönemde üzerine gidilmesi gereken, hiç de masum olmayan bir yığın edilgenlik daha ortada. Mevcut hükümete ve devletin üst kademelerine yönelik tepkiler ve eliştiriler çok daha geniş alanlara yayılarak yoğunlaştırılmak zorunda. Hele bunların arkasından bir de Lozan’ın ruhunun teslim alınması operasyonu kendini gösterebilecek gibiyse.

Kuşkuya yol açıyor
Lozan belgesinin yırtık yırtık edilmesi Montrö dokümanının yer yer delinmesinden epeyce daha vahim ve elbette daha zor bir işlemdir. Ona cesaret edebilmenin çok zor olduğunu hep düşünmüşüzdür. Ancak, Ergenekonların trajikomik hamasi hamleleri ile kuvvetle beslenmiş bir iktidar ve devlet etme anlayışı açıkçası Lozan ruhu teslim olmadan varlığını sürdürmesi konusunda bile kuşkulara yol açıyor.

Atlantik’in öte taraflarındaki stratejik dostlarımızın sert ve kaba sömürgeci, bizim buraya daha yakın yakasındaki eski Avrupa uygarlığının sürdürücüsü olduğunu vehmettiğimiz ülkelerin belki biraz daha yumuşak ama yine sömürgeci yaklaşımların Türkiye semalarında dolaşan ve gittikçe aşağılara doğru inen kara bulutları andırıyor. Avrupa Birliği denen mekanizma bu ülkenin içe dönük dengelerinden Cumhuriyet değerlerinden, ulusal bağımsızlık sevgisinden hiç haberdar değilmişçesine yakın tarihlerin en ilkel sosyopsikolojik ve politik yönlendiricilik yapan iktidarına kucak açıyor.

Tepki gösterilmeli
Uzaklardaki dostlara gelince sosyal coğrafya bilgisi son derece zayıf bir toplumun iktidarı ve yönlendiricisi olan kadrolar Türkiye ile sadece güvenilir bir ileri karakol ve Montrö bağımsızlık belgelerini falan hemen unutturabilecekleri bir ödüncü uzak eyalet olarak ilgileniyorlar.
Montrö sularındaki dalgalanmalar Lozan sahillerinde Ouchy şatosunun bahçesine doğru fazla su taşmasına, umarız, yol açmaz ama durum o ki dahili ve harici bedbahtlar tam bir takım çalışmasıyla Montrö’nün üzerine konan kırmızı çarpıyı Lozan’a taşımayı da denemek isteyecek gibiler.

Kavurucu bir yaz ve olimpiyat oyalamasının getirdiği rehavet içinde uyuşmuş ve hepten tepkisizleşmiş gibi gözüken toplumun aslında şu dönemde her zamankinden fazla tepki göstermesi gerektiği apaçık. Bir şeyler elden gitmeden silkinmek bir takım şeyleri yeniden ciddi biçimde düşünmek ve kendimize gelmek zorundayız. Türkiye insanının aklı, vicdanı, yurt sevgisi bu anlamda özel bir harekete geçilmesini sağlayacak unsurlardır. Kendimize ve birbirimize güvenelim ve ayağa dikilelim.
http://www.turkcelil.com/modules/smartsection/item.php?itemid=3449
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7174
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 12 Sep 2008 23:51    Sujet du message: Répondre en citant

Manisali keskin pozisyonlari ile taninan bir universiter. Ancak asagidaki yazisini sadece "komplo teorisi" olarak irdeleyip onemsememek olasi mi ?

Ermenistan’ı Türkiye Üzerinden Ele Geçirmek
EROL MANİSALI - Cumhuriyet 12.09.2008

Washington, Londra ve Brüksel, Ermenistan ve Gürcistan’ın NATO ve AB’ye alınmasını istiyorlar.

İsrail, Ermenistan ve Gürcistan Büyük Ortadoğu Projesi’nde Batı’nın bölgedeki doğal uzantıları konumundalar.

Ermenistan ve Gürcistan’ın NATO ve AB’ye sokularak Batı’nın Kafkasya’ya yerleştirilmesinde Ankara bir maşa gibi kullanılıyor. Bu “misyonu” üslenen hükümete Batı’dan alkışlar geliyor “Sen benim maşam ol, ben senin arkanda durayım…” AKP hükümeti Ermenistan ve Gürcistan konularında neler yapıyor? AB ve NATO üyeliklerinin altyapısı nasıl hazırlanıyor? Önce Ermenistan’ı ele alalım:

-Ermenistan fiilen, bölgenin iki büyük gücü Rusya ve İran ile çok yakın ilişkiler içinde. Ekonomik ilişkilerden başlayarak bu bağların koparılması ve “Türkiye üzerinden Batı’ya kaydırılması” isteniyor.

Ermenistan üzerinde Batı’nın etkisini arttırabilmek için onun iktisadi olarak güçlendirilmesi zorunlu. Kuzey Irak’ta Barzani yönetimi için yaptırdıklarını şimdi de Ermenistan için uygulattırıyorlar.

Kapılar açılacak ve bu kapılardan Ermenistan’a Batı’nın her türlü eli, Türkiye üzerinden uzanacak. Böylelikle Rusya ve İran’ın etkisi ortadan kalkacak, Batı ekonomik olarak dev yardımlar yapacak. Diyaspora Türkiye’yi bir koridor gibi kullanacak.

İşte Gül’ün (ve hükümetin) üslendiği misyon budur. Washington, Londra ve Brüksel’den yükselen alkış sesleri bundandır.

-ABD (ve AB) Gürcistan’da Ankara’ya gerekenleri yaptırttı. Gürcistan’a Türkiye üzerinden silah sokuldu, ordusu Ankara’ya eğittirildi. Sonunda düğmeye basıldı ve Gürcistan ile Moskova arasında, “uluslararası bir sorun üretildi.”

ABD ve NATO savaş gemilerinin Karadeniz’e doluşmalarının yolu böylelikle açıldı. Ayrıca Ankara ile Moskova bir güzel karşı karşıya getirildi.

Gül’ün Erivan ziyareti Batı için çok önemli

Rusya ve İran’a karşı Ermenistan’ın “Türkiye üzerinden Batı’ya bağlanması”, Batı’nın Kafkasya’daki çıkarları ve BOP için hayati bir önem taşıyor.

Gürcistan’ın Güney Osetya’ya saldırması ile başlatılan “kampanya”, “Gül’ün Ermenistan’a Batı’nın elini uzatması ile” devam ediyor. Erivan ziyareti, 1991’deki “Çekiç Güç”e paralel bir operasyondur. Çekiç Güç’ün bugüne kadar Irak ve Güneydoğu’da yerine getirdiklerini, kuzeydoğu sınırımızda başlatacaktır.

ABD ve AB’nin AKP ile yürütmekte olduğu politika devam ederse şu sonuçla karşılaşacağız:

-Gürcistan ve Ermenistan NATO ve AB’ye zamana yayılarak alınacaklar. Muhtemelen iki ülke arasında federal bir çatı kurulacak.

-Hükümetin de desteği ile ABD, AB ve NATO askeri güçleri Karadeniz’e yerleşecekler.

-Türkiye Rusya ile karşı karşıya gelecek ve çok büyük sorunlar yaşanacak.

“ABD’nin 1 Mart Teskeresi’ni” Meclis’ten geçiremeyen hükümet Irak, Kıbrıs ve Kafkasya’daki uygulamaları ile bunu telafi etmiş ve Amerika’nın gözüne girmiştir. Cüneyt Zapsu’nun tavsiyeleri ABD tarafından uygulanmaktadır.

Ankara kendi kuyusunu mu kazıyor?

AKP’nin izlediği politika kime yarıyor? Bölgeye ve Türkiye’ye barış ve esenlik mi getiriyor? Türkiye Cumhuriyeti’nin bölgede çağdaş, demokratik, güçlü bir ülke durumuna gelmesini mi sağlıyor? Yoksa sömürgeci amaçlar peşinde koşan dış güçlerin bölgeye, “Türkiye’deki yönetimler aracılığı ile” yerleşmelerine mi yol açıyor?

Bu sorunların yanıtlarını Ortadoğu’da son 15 yıl içinde ortaya çıkan fiili gelişmeler ve Batı’nın Türkiye ve bölge üzerinde belgelere geçmiş talepleri ışığında baktığımız zaman büyük olasılıkla şunlarla karşı karşıya kalacağız:

-Türkiye Karadeniz’den, Kafkasya’dan, Irak’ın kuzeyinden, Akdeniz’den ve Ege’den kuşatılıp baskı altında tutulacaktır.

-Yunanistan ve Rum örneğinde olduğu gibi NATO ve AB’nin yeni üyeleri tarafından Kafkasya’dan da sürekli sıkıştırılacaktır.

-ABD, AB ve NATO, “Türkiye karşıtı üyeleri kanalı ile” Ankara’yı baskı altında tutacaktır. Bugünkü politika sürerse karşılaşacağımız manzara bu olacaktır.

ABD ve AB’nin “Türkiye içinde oluşturdukları siyasi ve ekonomik uzantıları” , bütün bu koşulların hazırlanmasına yardım ediyor. Abdullah Gül’ün ABD, AB, Ermenistan ve Gümrük Birliği ile ilgili olarak dün söyledikleri ile bugün yaptıkları ve söyledikleri arasındaki karşıtlık,“sorunların nedenlerini de açık bir şekilde gösteriyor”.

Bugün yapılmakta olan yanlışlar, “yanlış oldukları biline biline uygulanıyor.” Ancak Türkiye için hata kabul edilenlerin emperyalizmin doğruları olduğunu görüyoruz.

Keşke Gül Erivan’a bölge ülkelerinin ve halklarının ortak çıkarları için gitseydi. Keşke bölgeye göz diken dış güçlerin alkışlamadığı bir insan olarak bu ziyareti yapsaydı. Ama o zaman da iktidarda başkaları olurdu, esas sorun burada…
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Montrer les messages depuis:   
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque Toutes les heures sont au format GMT + 2 Heures
Aller à la page 1, 2, 3, 4, 5, 6  Suivante
Page 1 sur 6

 
Sauter vers:  
Vous ne pouvez pas poster de nouveaux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas répondre aux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas éditer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas supprimer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas voter dans les sondages de ce forum


Powered by phpBB v2 © 2001, 2005 phpBB Group ¦ Theme: subSilver++
Traduction par : phpBB-fr.com
Adaptation pour NPDS par arnodu59 v 2.0r1

Tous les Logos et Marques sont déposés, les commentaires sont sous la responsabilités de ceux qui les ont postés dans le forum.