47 visiteur(s) et 0 membre(s) en ligne.
  Créer un compte Utilisateur

  Utilisateurs

Bonjour, Anonyme
Pseudo :
Mot de Passe:
PerduInscription

Membre(s):
Aujourd'hui : 0
Hier : 0
Total : 2091

Actuellement :
Visiteur(s) : 47
Membre(s) : 0
Total :47

Administration


  Derniers Visiteurs

cengiz-han : 20h36:25
murat_erpuyan : 23h40:34
Philippe : 1 jour, 13h32:47
Georges : 1 jour, 22h43:32
lalem : 2 jours


  Nétiquette du forum

Les commentaires sont sous la responsabilité de ceux qui les ont postés dans le forum. Tout propos diffamatoires et injurieux ne sera toléré dans ces forums.


Forums d'A TA TURQUIE :: Voir le sujet - Turk demokrasisi
Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum Forums d'A TA TURQUIE
Pour un échange interculturel
 
 FAQFAQ   RechercherRechercher   Liste des MembresListe des Membres   Groupes d'utilisateursGroupes d'utilisateurs    

Turk demokrasisi
Aller à la page 1, 2, 3, 4  Suivante
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque
Voir le sujet précédent :: Voir le sujet suivant  
Auteur Message
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7177
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 11 Juil 2008 16:26    Sujet du message: Turk demokrasisi Répondre en citant

Ne olursa olsun Turkiye'de halen demokrasi var. Hatta bu demokrasinin Amerikan demokrasisinden daha iyi bir konumda oldugu inancindayim.
Ancak, hep soyledigim gibi, elmalarla armutlar toplanamayacagi gibi demokrasileri de kiyaslarken belli nesnel duzeltmeler yapmak zorundasiniz.
Evet kimi Avrupa ulkelerindeki kadar tikirinda islemiyor Turkiye'de demokrasi ama bunun da bazi açiklamalari var.
Bunlardan biri, belki de en onemlileri ekonomik gelisme (kabaca kisi basina dusen gelir -tabii bu Suudi Arabistan'i demokratik yapmiyor-) ve egitim duzeyi.

Iste bu duzeltmeleri yapinca Turkiye'ye demokrasisine bir baska gozle bakmak gerekiyor...
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7177
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 11 Juil 2008 16:28    Sujet du message: Répondre en citant

Tablo


Oktay EKŞİ
Hürriyet - 11 Temmuz 2008


BİRİMİZ doğru yapıyoruz ama hangimiz, o tartışmalı... Birimiz derken aylardan beri "Ergenekon" tamtamları çalarak gözlerine kestirdikleri herkesi ya "darbeci" yahut "darbe destekleyicisi" olarak ilan edenlerle; Ergenekon dahil "yargıya intikal etmiş konularda yazı yazmamaya" dikkat edenleri kastediyoruz.


Baştan belirtelim:

Eğer "Ergenekon" sanıkları arasında meşru hükümeti darbe yoluyla devirmeye kalkan yani suç işleyen varsa, elbet cezalandırmalıdır. Çünkü hem demokrasinin, hem hukuk devletinin hem de ülkemizi çağdaş dünyanın bir parçası olarak yaşatmanın temel koşulu budur.

Hürriyet’in 60 yılı bulan geçmişinde, bu temel inancımıza aykırı tek satır yoktur.

O nedenle burada yargı sürecini etkileyecek yayın yapılmaz. Çünkü hukuka saygı onu gerektirir.

Güncel duruma gelince...

Bugün ona buna "utanma" çağrısı yapanlar eğer kendi geçmişlerinden utanmıyorlarsa anımsamaları ve teslim etmeleri gereken bir şey var:

Onlar, 12 Eylül döneminde "asker ne der" korkusuyla "sade suya tirit" yazılar yazarken kamuoyunun beklentilerine Hürriyet yazarları tercüman oluyordu.

Belki de sicillerindeki o kayıtları unutturmak için şimdi saldırganlaştılar. O zaman yapamadıklarını 22 Temmuz seçiminin Adalet ve Kalkınma Partisi’ne verdiği güce sığınarak yapmaya kalktılar.

Anımsayınız... Bunlar, uzunca bir süredir Türkiye’deki "ulus-devlet"ten şikayetçiydiler. Ancak bu ülke ve bu ulus düşmanlarının savunacağı bir tezi gözümüzün içine baka baka yıllarca savundular.

Bugünkü iktidarın da "ulus-devlet"ten çok "ümmet-devlet" anlayışına yakın olması onlara cesaret verdi. İktidarla özdeşleşince hepsi birer "özgürlükçü" kesildi.

Ancak "özgürlükçü"lüğü "yıkım müteahhitliği" gibi algıladılar. Bu ulusu bugünlere getiren ne kadar değer, ne kadar kurum, ne gibi amaç varsa hepsine savaş ilan ettiler.

Silahlı Kuvvetler’i de, yargıyı da yıpratma kampanyalarının gerisindeki gerçek budur.

İşte o aşamada ortaya çıkan bir soruşturma konusunu parmaklarına dolayarak kendileri gibi düşünmeyenleri, kendileri gibi yazmayanları baskı altına almaya kalkıyorlar.

Sanki ciddiye alınmaları söz konusu olabilirmiş gibi!

Oysa her on senede bir yeni bir itirafname kaleme almak zorunda kalacak kadar kafası karışık olanlara ve özgürlükçülük adına yeni bir "McCarthy’cilik" kampanyası başlatanlara bu adresten söylenecek şey çok basit:

Siz özgürlükçü değilsiniz. Başkaları üzerinde kurmaya çalıştığınız baskıyla da sabit olduğu gibi siz, kendisini liberal sanan birer faşistsiniz.

Siz gerçekten özgürlükçü olsaydınız, gerçekten hukukun üstünlüğünü savunsaydınız, gerçekten hukuk devletinden, bağımsız ve adil yargıdan yana olsaydınız bu ilkeleri sadece işinize geldiği zaman değil, her zaman savunurdunuz.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
narine
Spammer
Spammer


Inscrit le: 24 Jan 2007
Messages: 683

MessagePosté le: 11 Juil 2008 20:47    Sujet du message: Répondre en citant

Sadece R.Tayyip Erdogan` in nasil basbakanliga getirilme sürecine baktigimizda, demokrasi degerinin Türkiye`de yok oldugunu görüyoruz.
Kasim 2002 secimlerinin yapilacagi tarihlerde, ceyrek yüzyili askin cok uzun bir yolculuktan sonra tekrar Türkiye`yi ziyaret ediyordum. Bu nedenle Türkiye`nin 2002 secim öncesi ve secim sonrasi gündemine sahit oldum.
Bir cok kisi, bu secimlerde verecekleri oylar icin kararsizdilar, ve nihayetinde yeni kurulan AK Partininde ne oldugunu bilmedikleri icinde oy vermediler.
Daha o günlerde televizyonlarda AK partinin majorlarini gördügüm zaman, bunlar amerikan usagi, bunlardan bu millete hayir gelmez dedim. Simdi Türkiye nin alti yildir gittigi yol belli, halkin durumu belli ve cok acik.
Dis güclerden aldiklari direktiflerle yönettikleri bir ulus devleti ucurum kenarina getirdiler.
Buna tüm Türkiye`nin etrafini saran bölgenin sorunlarini da eklerseniz, kendisine Türk halkinin egemenligiyle bir travma yaratan basbakanin ve onun din kardesi yeni Cumhurbaskaninin fiilen Türkiye Cumhuriyetinin egemenligini degil tehlikeye düsürmek, bunu dis gücler hesabina gasp ettiklerini görürsünüz. Partinin iki üc numarali kisiliklerinin de son günlerde disarida dis güclere verdikleri basin aciklamalarida, kendilerinin de bu egemenlige karsi ne derece travmali olduklarinin en acik örnegi.
Gelinen bugünkü ahvali durumda Türkiye deki demokrasiyi sorgulamaniz, bunun varligina kendinizi inandirmak istemeniz biraz hayali bir iyimserlik.
Söylediklerinden, verdigi demeclerden dolayi secilemez bir kisi, parti baskani oldu, 2002 de partisi gibi ak oldu, secilebilir oldu, partisi secimleri kazandi, din kardesi yerine basbakanlik yaptigi sürecte Yüksek secim kurulu bir anda Siirt secimlerinde bir pürüz buldu, secimler gecersiz sayildi, yeniden Siirt de yerel secimler düzenlendi, bir mebus adayi listeden kendi istegiyle ayrilarak secilemez kisi AK parti mebus adayi oldu, secilemez kisinin esinin ailesinin klanik bir sekilde yönnettigi bu ilde secimler yapildi ve bu secilemez kisi mebus olup, basbakan oldu.
Iste size Türkiye`deki en iyi kendini mesrulastirilma yolu ve demokrasi örnegi.
Kendi cikarlari icin devlet yönetip, servetlerine servet katanlar ne acinacak ne de merhamet gerektirecek bir olgudalar. Hele hele su günlerde Türkiye nin büyük problemlerini bir kenara koyup, kendi kendilerine karsit olanlari susturmakla mesgul bir hükümet yürütmesinden demokrasi beklemeyi Yargıtay onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu yargi bagimsizligindan bahsederken bir kelime hayranligi seklinde ifade ediyor :
Citation:
Çünkü, yargı bağımsızlığına karşı, siyasi iktidarlarda bir çekince vardır. Bu sadece bugünkü siyasi iktidarın bir sorunu değil. Demokrasi, bir kelime hayranlığı biçiminde olmamalı. Kuvvetler ayrılığını yok ederseniz, çoğulculuğu çoğunluk olarak kabul ederseniz o zaman o rejimin adı göstermelik olarak demokrasi olabilir ama bunun demokrasi ile alakası yok."
http://www.heddam.com/index.asp?H=9041


S.Kanadoglu`nun yok edilen kuvvetler ayriligi dedigi, demokrasinin üc erkinden (Yargi, yürütme ve yasama) yönetim erkinin çıkar gruplarının elinde toplanıp bir oligarşi haline gelmesi (süregiden, bitmeyip tükenmeyen özellestirmeler), yarginin bir kisminin yürütmenin etkisine girerek zedelenmesi, Türkiye`deki demokrasinin nasil cignenip yokluga getirildiginin isareti.
Nasil mi ; yok edilen demokrasiyi mesrulastirmak meclisteki AK parti yasama grubunun görevi ! Bunu en iyi türk halki icin yaptiklari yeni anayasa taslagi ödevlerini amerikan ögretmenlerine veye patronlarina sunduklarinda da gösteriyorlar.

Bakalim bize gurur ve onur vermesi gerekenler ne zaman türklüklerinden utanacaklar :

Citation:
http://www.heddam.com/index.asp?H=9042
İki gerçek darbeci için suç duyurusu

Türkiye'de ne zaman birileri bir şeyleri örtbas etmek istese garip olaylar meydana gelir. Bence İstanbul'daki Amerikan Konsolosluğu'na saldırı da bu garip işlerden biri.
Savaş SÜZAL ANKARA, 11 Temmuz 2008 Cuma

Kale gibi konsolosluğa girip girmeyeceğini terör eğitimi almış kişiler bilmiyor muydu?

Bunlar buraya giremeyeceklerini hem bilecekler hem de saldıracaklar. Bunda bir şeyler eksik.
Peki, o zaman kapıda bekleyen Tük polisini öldürmek mi amaç? Bu cinayeti işleyip gidecekler ve suçu gene Ergenekon palavrasına mı yıkacaklardı? Kapıda polisleri vurup kaçacak, sonra da işte Ergenekoncular Türk polisine saldırarak intikam alıyor mavrasını sıkacaklardı. Tabii bilinmez bunlar hep fikir jimnastiği. Ne tesadüfse tam da bu sırada PKK'lılar Alman turistleri kaçırdı. Ne garip tesadüfler zinciri?

Ergenekon deyince aklıma geldi. Savcı Öz sürekli darbeci arıyor ya işte kendisine profesyonel ve sabıkalı bir darbeci. Hem darbeyi yapmış, hem seçimle işbaşına gelen hükümeti devirip, Türkiye'ye bir Turgut Özal ile Tayyip Erdoğan kazandırmış olan Marmaris fatihi ressam sanatçı Kenan Evren. Adam alenen topla, tüfekle, tankla darbe yapmadı mı? Öyle ötekilerin iddia edildiği gibi emekli olup amiral battı oynar gibi bilgisayarlarda yapmadı bu işi.

Bu arada bir başka garabet de, Erdoğan'ın Hocam dediği, tarikat liderinin en iyi general olarak tanımladığı emekli orgeneral Genelkurmay eski Başkanı Hilmi Özkök yeniden sahnelerde. Emekli olduktan sonra sesi soluğu kısılmıştı, ama şimdilerde çok konuşmaya başladı. Adamın ağzından çıkan her kelime bir darbe suçu bence. Soruyorlar, sizin zamanınızda darbe girişimi oldu mu diye? Yanıt evet de diyemem hayır da. Bu gazetecilik dilinde evet anlamına gelir.

O zaman sormazlar mı adama, siz Genelkurmay Başkanı'ydınız, bu tür bir girişim, anayasa ve yasaların ihlali olduğuna göre Başbakan'a gidip bu adamları emekli edin dediniz mi diye? Dediyseniz Başbakan bu kişi ve yetkilileri şûrada emekli etti mi diye? Eğer siz söylediniz ve Başbakan emekli etmediyse, o da, yani Başbakan da darbe suçu işledi. Eğer siz böyle bir durumu biliyor ve sesinizi çıkarmadıysanız, siz de darbe suçuna ortaklık etmediniz mi?

Hadi konuyu bu kez tersinden alalım. Eğer sizin zamanınızda böyle bir girişim olmadıysa, siz nasıl bir komutansınız ki emriniz altındaki astlarınızı bu tür açıklamalarınızla töhmet altında bırakıyorsunuz, onların üzerine kara çalınması için ortam hazırlıyorsunuz? İşte Abdullah Gül'ün görüşeceği sorunlara çözüm arayacağı emekli orgeneral Özkök böyle bir kişi ve böyle bir komutan. İkisinin de patronu aynı, neden herkes şaşırıyor ki bu görüşme gösterisine?
Savcı Zekeriya Öz, bırakın ortalıkta dolaşan teorik darbecileri, alın size iki adet elle tutulur darbe suçlusu. Biri fiilen yapmış öteki ise darbeye çanak tutmuş veya ortam hazırlamış ya da darbeyi bilmesine rağmen önlememiş, susmuş bir kişi. Bunlardan daha iyi sonuç alacağınız sanık olabilir mi? Bunlardan Evren, Türkiye'ye imam hatipleri hediye etti, öteki de Başbakan'ın "Hocam" diye hitap ettiği kişi.

Türkiye üzerine oynanan oyunlar ve onların ne yazık ki ülke içindeki işbirlikçisi figüranların maskeleri de gördüğünüz gibi düştü. Türkiye büyük bir ülke, Türk olmak gurur ve onur verecek bir meziyet. Herkes Türklüğü taşıyamaz ve herkes Türkiye gibi büyük bir ülkeyi de yönetemez. Türk olduğunu söyleyemeyenler ise sadece yönettiğini sanır, İran'daki mollalar gibi.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2191
Localisation: Paris

MessagePosté le: 26 Juil 2008 16:17    Sujet du message: Répondre en citant

Iyi de buna ne diyeceksiniz ?

CIA tercümanı bakan oldu
10 Nisan 2008 Perşembe 15:39
AK Parti'den atılan Turhan Çömez, eski yol arkadaşlarını topa tuttu. Öyle sözler söyledi ki... İsyanı büyüktü...
AK Parti'den ihraç edilen Balıkesir eski milletvekili Turhan Çömez, sert eleştirilerde bulundu. İşte o sözlerden satırbaşları;

ERGENEKON OYUNU

"Ergenekon diye bir oyun sahneleniyor. Sekiz aydır iddianamesi hazırlanmamış bir dava. 84 yaşında devletin iki koruma verdiği adam gözaltına alınıyor, ertesi gün pardon deyip bırakılıyor. Birilerini gözaltına alarak gözdağımı verilmek isteniyor. Bu ülkede temiz eller operasyonu yapacaklar, ellerini yüzüne sürüp aynaya bakma cesareti olanlardır."

BENİM ÇOCUK DA GEMİ SAHİBİ OLACAK MI?

'Üç çocuk yapın' demekle olmuyor. Benim üçüncü çocuğum İngiltere'den burs alabilecek mi, gemi alabilecek mi bunları söylemek lazım millete."

KIZILAY'DA SALLANDIRIRIM DESEYDİ

" Başbakan ilk bakanlar kurulu toplantısında, sayın bakanlara 'Birinizin yolsuzluğa bulaştığınızı görürsem sizi Kızılay Meydanı'nda sallandırırım' deseydi bugün Maliye Bakanı Unakıtan ortada bu edasıyla dolaşamazdı."

TÜRKİYE YAĞMALANIYOR

"Dünyanın en zengin çimento ham maddesi Gabar Dağı'nda, dünyanın en zengin altın rezervleri Van'ın Artos Dağı'nda. Kimsenin bundan haberi yok. Avustralyalı firmalar gelmiş taş çekiyoruz diye ülkeyi sömürüyor. Yıllarca İngiliz Tuzu diye bor madenleri kaçırıldı."

CIA TERCÜMANI

"Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek CIA'nın yeminli tercümanlığını yapmıştır. Bütün bunlar Büyük Ortadoğu Projesi'nin bir sonucudur. Büyük Ortadoğu Projesi Sevr'in devamıdır.Bu proje Kürt devleti kurdurmak için hazırlanmıştır." (Hürriyet)
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7177
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 29 Juil 2008 1:13    Sujet du message: Demokrasi ve basin Répondre en citant

Demokrasilerin zayif noktalarindan biri de tekellesme. Ornegin Turkiye'de onemli bir isadami olmak sadece ticaret ve uretim yapmakla olmuyor, bir bankan olacak, bir gazeten ve de bir Tv kanalin. Iste o zaman etkin bir duruma geliyorsun. Uzanlar bunun iyi bir ornegi, daha da ileri giderek bir de partileri olsun istediler. O zamanda çikar çatismasi oldu, iktidar hatalarini iyi degerlendirip Uzanlari yok etmeyi basardi, bunu da etige bagladi. Uzanlar ciddi bir rakip olmasaydi yok olmazlardi.

Hurriyet Dogan grubunun, biliyorsunuz Colasan kovuldu, sanirim Doagn grubu bir ayricalik elde etti ve Emin Colasani ativerdi. Son aylarda ozellikle Ertugrul Ozkok'un AKP'ye sert tavrini anlayamiyordum.

Birgun bir internet iletisi geldi. Doagan grubu Hilton ihalesini kazanamayacak hissiyle iktidara gozdagi veriyor diyordu. Ne kadari dogru ne kadari dedikodu nasil bilesin ?

Bu sefer Fatih Altayli yazmis, gel de dedikodu de!

Fatih Altaylı
Kayıkçı kavgası

25.07.2008 11:43
Önce Yavuz Semerci bir iddia ortaya attı.
“İddaa ihalesinin şartnamesi Doğan Grubu’na uygun olmadığı için değiştirilecek” dedi.
Aylarca uğraşılarak hazırlanan şartname Yavuz Semerci’nin yazmasından bir kaç gün sonra Doğan Grubu’nun isteğine uygun hale getirildi. Şartlar yumuşatıldı, Doğan’ın ihaleye girmesinin önü açıldı.
Bu değişikliğin etkisi hemen görüldü.
Hürriyet’in AKP’ye yönelik yayınları bir anda değişti.
Yumuşadı, bırakın yumuşamayı örtülü destekleme kıvamına geldi.
İnanmıyorsanız son 20 günün Hürriyet’lerini şöyle bir karşınıza alın ve bakın.
Şimdi de Ertuğrul Özkök, Başbakan Erdoğan’la bir röportaj yapmış.
Anonslarından belli ki, Başbakan’a bir “Güzellik” yapılacak.
Göreceğiz.
Ancak ben Doğan Grubu’nun AKP ile “Zımni bir uzlaşma” içinde olduğunu düşünüyorum.
Bunu bugün için değil, hep düşündüm.
Doğan Grubu, AKP’ye “Anlaşmalı bir muhalefet” yapıyor.
İktidarın çok canını acıtmıyor. Böylelikle AKP “Bakın işte bana muhalif gazeteler de var” diyor.
Doğan Grubu “Muhalefet yaparmış” gibi yaparak okurunu koruyor.
AKP de Doğan Grubu’ndan nefret eden geniş halk kitlelerine ve daha önemlisi çekirdek tabanına “İşte ben Doğan’a boyun eğmiyorum” mesajı veriyor.
Ama aslında el altından bir al gülüm ver gülüm durumu söz konusu.
Ama hiç bir şekilde birbirlerinin canını acıtmıyorlar.
Tam aksine kritik anlarda birbirlerine destek oluyorlar.
2007 yılında Doğan Grubu’na ait Petrol Ofisi’nin milyarlarca dolarlık vergi kaçağını ortaya çıkardık. Tam da üzeri örtülmek, zaman aşımına uğratılmak üzereyken.
Ne oldu!
AKP Hükümeti bu vergi borcunu komik bir düzeye indirdi.
Hani AKP Doğan’dan nefret ediyor, açığını arıyordu!
Yalan.
Tam aksine müthiş bir işbirliği içindeler.
Kulislerde hep dedikodu, “Başbakan Aydın Doğan’ı sıkıştıracak”
SPK raporlarından, petrol kaçakçılığı raporlarından söz ediliyor.
Hiç biri ortaya çıkıyor mu, gündeme geliyor mu?
Asla.
Çünkü aslında ortada bir kavga yok.
Tam aksine gizli bir ittifak var.
Birbirlerini ısırmıyorlar.
Isıracakmış gibi yapıyorlar.
Bağırıyorlar.
Her iki taraf için de sıkıntılı bir an geldi mi hemen “Uzlaşma” devreye giriyor.
Birbirlerini kurtarıyorlar.
Kapatma Davası’nın başlamasından iki gün önce Başbakan Ertuğrul Özkök’e röportaj veriyor.
Büyük ihtimalle 22 Temmuz gece yarısına doğru söylediklerini yine tekrarlayacak.
Hürriyet yine görevini yapacak.
Kimbilir önce İddaa ihalesi çözüldü.
Kapatma Davası sonrasında da “Rafineri” meselesi hallediliverir.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
narine
Spammer
Spammer


Inscrit le: 24 Jan 2007
Messages: 683

MessagePosté le: 01 Aoû 2008 21:47    Sujet du message: "Demokrasimiz" kutlu olsun! Répondre en citant

Citation:
Bu karardan kim utanacak?

Anayasa Mahkemesi AKP için kapatma kararı vermedi. Buna karşılık 6 üye kapatılması, 4 üye Hazine yardımından yoksun bırakılması ve 1 üye de red yönünde oy kullandı.
Ruhat MENGİ ANKARA, 31 Temmuz 2008 Perşembe

Biz de rahatladık, böylece iktidara yakın medya ile dış basının el ele vererek dava sürecinde yaptıkları baskı biteceği gibi, yine onların tekrarlayıp durduğu "kapatılmazsa demokrasi kazanacak" vurgusu gerçekleşmiş oldu.

Artık "demokrasi"yiz çok şükür!!

Ve en önemlisi Anayasa Mahkemesi'nin darbeci olmadığı, ordunun uzantısı veya Ergenekonla işbirliği olmadığı anlaşılmış oldu. Tabii ki bu arkadaşların uzun süredir oynadıkları oyun komedinin alâsıdır, eğer kapatma kararı çıksaydı Mahkeme "darbeci", karar "yargı darbesi" olacaktı ama şimdi kurtuldu.

Acaba bu suçlamaları aylardır yapanlar şimdi çıkıp UTANDIKLARINI itiraf edecekler mi?.. Hiç sanmıyorum.

MAHKEME'NİN "ODAK" KARARI

Bence, sonuçtaki "önemli çelişki"ye karşın Türkiye'nin yüksek yargısı dava sürecinde içerden ve dışardan akıl almaz bir baskı kuşatmasına alınmış olmasına rağmen bağımsız karar vermeyi başarmıştır. AYM Başkanı Haşim Kılıç: "Hazine yardımından yoksun bırakılmasını isteyen 4 üye de "AKP'nin laikliğe aykırı eylemlerin odağı olduğuna" karar vermiş ancak bu odaklaşmanın çok ağır olmaması nedeniyle kapatma yerine maddi yardımdan yoksun bırakmayı tercih etmiştir" dedi.

Yani 11 üyeden 10'u partinin odak olduğu konusunda hemfikir. Haşim Kılıç kararı açıkladıktan sonra da cezanın "Hazine yardımından 1/2 oranında yoksun bırakma" olduğunu, ilgili siyasi parti için bunun ciddi bir ihtar kararı anlamına geldiğini ve gereken mesajı alacaklarının umulduğunu söyledi.

Konuşmasında, basında yalnızca benim birkaç yazımda değindiğim "Raportörün raporu daha önce hiç görülmemiş bir hızla hazırlaması" ve "AKP ile ilgili tüm davalarda hep aynı raportörün Osman Can'ın tercih edilmesi" konularını da kendince cevapladı ama bu iki noktadaki soru işaretleri giderilmemiştir.

Önce şunu söylemek istiyorum benim rahatlamamın yüksek yargı kararlarını demokrasi ile ilişkilendirme saçmalığıyla alakası yok. Belki bu ciddi ihtarın etkisiyle rejimle uğraşmaktan, toplumu acımasızca bölmekten vazgeçeceklerini umuyor, aynı zamanda bu nedenle "mağdur" rolü oynama fırsatı elde edilmediği için de memnunluk duyuyorum.

Ortada bir düşmanlık filan yok elbette, Mahkeme tarafından da tescillenmiş ama taraflı medyanın sürekli yalanladığı bir "laik rejimin dönüştürülmesi" endişesi var.

Şimdi gelelim dava ile ilgili diğer soru işaretlerine...

PİYASALAR SONUCU NASIL BİLDİ?

Kararın açıklanacağı gün borsa herkesi şaşırtacak şekilde yükselişe geçti. Piyasaların sonucu önceden bilmesi nasıl mümkün oldu acaba?

Bu sorunun cevabını tahmin etmekle birlikte emin olmak için, sık sık yaptığım gibi yine deneyimli bir Anayasa hukukçusuyla da konuştum.
"Sonucu ancak AYM toplantılarında bulunan ve Mahkeme'nin nabzını çok iyi tutan kişilerin bileceğini, bunun da ancak Raportör Can veya Mahkeme üyeleri olabileceğini" söyledikten sonra "aynı zamanda bir gün önce bazı gazetelerin "6 ya karşı 5 ile kapatma kararı verilmeyeceğini" yazdıklarına" dikkati çekti.

Ve şöyle devam etti: "Kapatma davalarında bu sürate gerçekten şaşırmak mümkündür. Hiçbir davada 12 saatlik aralarla toplantı yapıldığını ve böylesine çabuk karar alındığını hatırlamıyoruz. Bu süratte Raportörün ve Mahkeme Başkanı'nın özel çabası olduğu inkar edilemez."

"ODAK" AMA DESTEKLENSİN

Mahkeme üzerinde oluşturulan baskıların bağışlanamayacağını söyleyen (buna Haşim Kılıç da konuşmasında değindi) hukukçu, çıkan karar için ise: "Hem Anayasa'ya, laikliğe aykırı eylemlerin odağısın deniyor, hem de odak olduğuna karar verilen partiye "çok ileri gitmediği için" Hazine yardımının yarısı veriliyor. Yani bir yanda odak gösterilerek, diğer yanda maddi desteğe devam ediliyor. Bu hiçbir ülke hukukuna göre anlaşılır bir durum sayılamaz."

Başkan Haşim Kılıç'ın siyasetçilere "Anayasa'da değişiklik yapmak üzere uzlaşın" mesajı verdiğini de hatırlatarak, bir Mahkeme Başkanı'nın "Bu kararı da arzu etmezdik ama maalesef yapılması gereken değişiklikler yapılamadı" tarzında net bir siyasi mesaj vermesinin, raporun hazırlanma ve davanın sonuçlanma süresinin, sonucun önceden piyasalara bildirilmesinin, (karardan bağımsız olarak) bu dava üzerinde bir gölge olduğunu da belirtti.


Bunlar dikkate alınması gereken önemli noktalar.

Önemli son bir nokta daha var:

Bu davadan sonra hiç kimse "yargıdaki bir dava hakkında konuşulamaz, mahkemeler etki altında bırakılamaz" filan diyemez artık. Bu süreçte (ve Ergenekon davasında da) isteyen herkes yargıç, herkes hakim olmuş, en yüksek dozda baskı uygulamış ve hatta açıkça karar bildirmiş ama hiçbir yaptırım uygulanmamıştır.

"Demokrasimiz" kutlu olsun!
http://www.heddam.com/Duragan/9136.asp
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2191
Localisation: Paris

MessagePosté le: 04 Aoû 2008 16:39    Sujet du message: Répondre en citant

Kurtuldular ya ! Onleri açildi herhalde :

Cumhuriyet 30.07.2008
ERDOĞAN-GÜL GÖRÜŞMESİ

‘Legaliteye bir türlü alışamadılar’

Gül ve Erdoğan’ın kapatma davasına saatler kala gizlice buluşması tepki çekti. Baykal, hiçbir cumhurbaşkanının gizli görüşme yapamayacağını belirterek “Gül’ün, halen AKP’nin içinde olmasına yönelik mahcubiyetin bir göstergesi olarak bu yola başvurulduğunu” söyledi. CHP’li Selvi, AKP’nin hiçbir zaman şeffaflık ilkesine uygun hareket etmediğini belirtti.

ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Anayasa Mahkemesi’nin AKP hakkındaki kapatma davasını görüşmesine saatler kala eniştesi AKP milletvekili Mehmet Tekelioğlu’nun evinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile 5 saat gizli görüşme yapması, eleştirilere neden oldu. Gül ve Erdoğan’ın geçen pazar gecesi AKP İzmir Milletvekili Mehmet Tekelioğlu’nun Çukurambar’daki Kar Apartmanı, 22 numarada bulunan evinde, gizlice buluştukları ortaya çıktı. Sivil araçlarla gelinen ve yaklaşık 5 saat süren buluşma az sayıda koruma polisi eşliğinde gerçekleşti. İkilinin kapatma davası sonrasına ilişkin değerlendirme yaptıkları, izleyecekleri yolu belirledikleri ifade ediliyor. AKP’li Tekelioğlu aynı zamanda Gül’ün kız kardeşi ile evli. Gül ve Erdoğan’ın Çankaya Köşkü yerine bir akraba evinde gizlice buluşması Ankara kulislerini hareketlendirirken, tepki de çekti. CHP lideri Deniz Baykal, cumhurbaşkanlarıyla başbakanların görüşmesinin normal olduğunu belirterek “Ama bir Cumhurbaşkanı hiç kimse ile gizli görüşmez, kaçmaz, saklanmaz. Yadırgatıcı olan, AKP’nin kapatılması davasına yönelik davanın görüşülmesine saatler kala böyle gizli bir görüşme ihtiyacı ortaya çıkması... AKP’nin içinden seçilen Gül’ün, halen AKP’nin içinde olmasına yönelik mahcubiyetin bir göstergesi olarak da bu yola başvuruluyor olabilir” dedi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Selvi, AKP’nin göreve geldiği günden bu yana şeffaflık ilkesine uygun hareket etmediğini belirterek “Bu en kritik dönemde böyle saklı gizli toplanmaları da maalesef bunun bir devamı. Kim ne şekilde değerlendirmeye çalışırsa çalışsın, bu son derece kaygı yaratıcı, kuşku yaratıcı, halktan ve kendi mensuplarından saklı gizli birtakım işler çevirmeye, kendi aralarında yeni birtakım değerlendirmeler yaptıklarını, hesaplar içerisinde olduklarını ortaya koyan bir durumdur” diye konuştu. CHP Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Ateş de, görüşmenin kamuoyundan gizlenmesine sert tepki gösterdi. Gül’ün her perşembe Erdoğan ile Çankaya Köşkü’nde rutin görüşme yaptığına işaret eden Ateş, “Doğrusu bunlar bir türlü legaliteye alışamadılar. Cumhurbaşkanı ile Başbakan’ın bir araya gelmesinin kamuoyundan bu şekilde saklanılmasını, böyle esrarengiz bir havaya büründürülmesine gerek yok” dedi.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2191
Localisation: Paris

MessagePosté le: 22 Aoû 2008 16:39    Sujet du message: Répondre en citant

Demokrasimimiz derdi boylesine guzel anlatilamazdi, eline saglik Bekir Coskun...
Okur okumaz forumcularla paylasmak için kostum.


22 Ağustos 2008

Bekir COŞKUN
bcoskun@hurriyet.com.tr

Cin...


ADAM bara gidip oturdu, yanında bir devekuşu vardı.

İçkisini içtikten sonra garsona "Hesap ne kadar dedi" ve garson "Üç dolar yirmi sent" deyince tam o kadar parayı çıkartıp verdi.

İkinci gün yine gitti, yanında devekuşu vardı.

İçkisini içtikten sonra garsona borcunu sordu. Garson "Dört dolar on sent" dedi ve adam yine bakmadan cebinden dört dolar on senti çıkartıp tam istenen kadar parayı tezgáha bıraktı.

Üçüncü gün:

Adamın yanında devekuşu vardı, hesabını sordu, tamı tamına hesap kadar parayı çıkartıp ödediğinde barmen sordu:

"Hep hesabınız kadar para var cebinizde...

"Doğru..."

"Bunun sırrı nedir?.."

Adam anlattı:

"Ben bir cinle tanıştım, benim üç dilekte bulunmamı, tamamen yerine getireceğini söyledi. Ben de üç şey istedim; birincisi sağlıklı ve her zaman yakışıklı olmayı, ikincisi her zaman ihtiyacım kadar cebimde para bulunmasını... Ki sen ne kadar hesap istesen biliyorum ki cebimde o kadar para var, çıkartıp veriyorum..."

Garson yine sordu:

"Tamam anladım... Peki bu devekuşu ne?.."

Adam:

"Cine üçüncü dileğim olarak ’Yanımda her zaman uzun bacaklı bir piliç olsun’ demiştim, cin yanlış anladı..."

*

Biz toplum olarak her zaman genç, dinamik, halkın içinden gelen, bizlere benzeyen devlet adamlarımız olsun istemiştik.

Şunlara bakın:

Cumhurbaşkanı; halkın cebinden çıkan ve kaybolan bir trilyon lira davasında "evrakta sahtecilikten" sanık...

Başbakan:

Hakkındaki iddialar "dokunulmazlık" zırhı nedeniyle soruşturulamıyor ve dosyalar tozlu raflarda bekliyor.

Ve memleketin en yüce mahkemesinin verdiği karara göre, her ikisi birden:

"Laiklik karşıtı eylemlerin odağı..."

(.........)

Bizler yorgun, eski, toplumdan uzak devlet adamlarından sonra, idealist gençlerin ülkemizi yöneltmesini istemiştik istemesine...

Olmadı...

Yanlış anladı cin...
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7177
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 08 Sep 2008 1:24    Sujet du message: Répondre en citant

Basbakan'in Hurriyet'teki yazilar uzerine Aydin Dogan'a saldirmasi ve isini gormedigi için kendisini kotuledigini iddia etmesi Turk demokrasisi için çok tehlikeli bir durum.

Hurriyet, ortaya birsey atmiyor, Almanya'daki belgelerden çikan yazilari aktariyor, galiba bir de Cumhuriyet bu haberi geçiyor.

Basbakan Cmhuriyet'e saldirmiyor (onun durumu zaten ergenkonla halledilmis durumda galiba) ama Hurriyet'in patronuna saldiriyor.

Madem aralarina kara kedi girdi baska bir saldiri firsati arasaydi, cunku atilan iftira Hurriyet'e ait degil.

Eskiden beri Turkiye'deki sakat durumun altini cizerim. Bir grubun hedefi, once bir gazetesi, sonra televizyonu ve bir de bankasi olmasi elzem.

Bu uçu olunca da baski grubu olusturmak kolay. Bildigim kadariyla Cumhuriyet'ten baska bagimsiz denecek ulusal bir gazete kalmadi, hatta iktidar yakinlari Star'i banka kredileriyle aldi.

Not : Hilton konusuyla ilgili olarak aylar once bir e-posta almistim, bugun soylenenleri içeren !!!
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2191
Localisation: Paris

MessagePosté le: 10 Sep 2008 16:49    Sujet du message: Répondre en citant

Eksi durup dururken niye Hitler Almanya'sini analtan bir kitabin ozetini yayinlamis kosesinden anlayamadim ! Wink

10 Eylül 2008

Oktay EKŞİ
oeksi@hurriyet.com.tr

Bir kitap özeti


İSMİNİ Sefer Çetinkaya olarak veren bir okuyucumuz bize, Prof. Andreas Scwartz’ın gözetiminde Elke Mond ve ekibi tarafından yıllar önce yazılan "Hitler Dönemi Almanyası" isimli kitaptan yaptığı özeti göndermiş.

Onu daha da kısaltarak sizinle paylaşmak istedik. Kararı da size bıraktık.

Okuyucumuz aynı konuda kitabı olan William Caar’ın şu sözlerini başa koymuş:

"Almanya’nın felaketi tek başına Hitler değildir. Alman felaketinin sorumlusu, bir Hitler yaratan ve kendi kaderini onun ellerine kendi isteğiyle teslim eden Alman halkıdır."

Özetin özetine gelince:

"Birinci Dünya Savaşı ardından Almanya’ya imzalatılan Versaille Barış Anlaşması Almanya’yı dayanılmaz bir savaş borcu altına sokmuştu. Almanya bu sorunla boğuşurken 1929 Dünya Ekonomik Krizi durumu daha da kötüleştirdi.

Krizden çıkış yolu arayan sanayiciler, işadamları, bankerler, Hitler’in Nazi Partisi’ni (NP) desteklemeye karar verdiler. Çünkü Hitler iktidara gelirse savaş borçlarını ödemeyip o kaynağı ülke kalkınmasında kullanacağını vaat ediyordu. Keza işsizlik önlenecek, rüşvetin yolsuzluğun önü kesilecekti. Ayrıca özgürlüklerin önündeki tüm engeller kaldırılacacktı.

Hitler o sırada çoğu sokaktaki işsiz güçsüz takımından oluşan Fırtına Kıtaları (FK) isimli bir örgüt kurdu. Bu, yasal olup olmadığına bakmadan her türlü talimatı yerine getiren bir güç idi.

Hitler seçimden önce bir de gazete patronlarıyla anlaşmış, onlara ’NP iktidara gelirse kredi ve faiz borçları ile vergi borçlarını silme’yi vaat etmişti.

Bunu öğrenince ’demokrasi’ adına rahatsızlık duyan bir kısım bilim adamlarıyla yüksek rütbeli komutanlar bir bildiri yayınlayarak yaklaşan tehlikeye kamuoyunun dikkatini çektiler. Ama aldırış eden olmadı.

Ve 6 Kasım 1932 seçiminde yüzde 33 oyla en büyük parti olarak meclise giren NP hükümet kurdu.

NP’nin milletvekillerinin yüzde 37’si rüşvet ve yolsuzluğa, yüzde 14’ü resmi belgede sahtekarlık türü suçlara bulaşmıştı. Nitekim bu sırada yargıdan o milletvekillerinin tutuklanması yolunda bir karar çıkınca Hitler bu tutuklama kararını uygulamamakla kalmadı, onu milletvekillerine karşı koz olarak kullandı ve istediği yasaları çıkarttı. Bunlardan biri de meşhur "Olağanüstü Yetki Yasası" (OYY) idi. Çünkü Hitler bir yandan FK’yı kullanarak karışıklık çıkarttırıyor, öte yandan düzeni korumak için daha sert önlemlere ihtiyaç olduğunu savunuyordu. Polisten ayrı Gestapo teşkilatı da bu gerekçeyle kuruldu. Hitler artık açıkça ’Zararlı gördüğü her kuruluşun ve örgütün icabına bakılacağını’ söylemekten çekinmiyordu.

OYY’ye itiraz edenlere bir kısım gazeteler karşı çıktı. Asker de OYY’yi desteklediğini açıklayınca Hitler tüm karşı çıkanları tasfiye etti. Ardından tüm partileri ve 6 Kasım’dan önce kendisini destekleyen, desteklemeyen tüm sendikaları kapattı. Liderlerini bir gecede toplatıp hapse attı. Basını susturdu, tüm özgürlükleri askıya aldı. Yargıyı tasfiye edip NP’yi destekleyen avukatları yargıçlığa getirdi.

Partiler, sendikalar, gazeteler uyandığı zaman iş işten çoktan geçmişti."
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 9914
Localisation: Paris

MessagePosté le: 14 Sep 2008 1:14    Sujet du message: Répondre en citant

Cumhuriyet 12.09.2008
GÜNDEM

MUSTAFA BALBAY

Deniz Feneri’nin Aydınlattığı Sadaka-t Sistemi

Almanya’da görülmekte olan Deniz Feneri davası giderek ilginç bir hal alıyor. Yargılanmakta olan sanıkların mahkemeyle uzlaşma yoluna gidip bütün yaptıklarını itiraf etmeleri davanın büyük olasılıkla mahkûmiyetle sonuçlanacağını gösteriyor.

Gelen haberlere göre sanıklar ceza indirimi karşı
lığında Alman makamlarınca suç sayılan işlerinin tümünü bir bir anlatmışlar. Alman makamları bu anlatımları belgelendirip mahkemenin önüne koymuş.

Bize öyle geliyor ki, Almanya’daki Deniz Feneri yöneticilerinin küçük bir hatası olmuş:

Almanya’yı Türkiye ile karıştırmışlar!

Mahkemedeki belgelere göre Almanya’daki yurttaşlarımızın yardımseverlik duyguları kullanılmış, onlardan toplanan paraların yarısından fazlası özel şirketlere aktarılmış. Bir insanın toplumun dini ve insani duygularını kullanarak topladığı parayı kendi çıkarı için kullanmasına ne ad verilebilir?

Bizim aklımıza çok ad geliyor ama, sanıyorum okurların da yakıştırma gücü az değildir!

Almanya’da ortaya çıkarılan binlerce sahte yardım makbuzu Türkiye’de yapılacak ciddi bir soruşturma sonunda pek çok gerçeği ortaya çıkarabilir.

***

Deniz Feneri olayının gündeme getirdiği iki gerçek daha var:

1- Siyasetin finans kaynakları.

2- Sosyal devlet kavramının yerini sadaka-t sisteminin alması.

Aslında yukarıdaki iki şık iç içe. Toplandığında sarsılmaz bir imparatorluk ortaya çıkıyor.

Deniz Feneri programcıları, özünde Amerika’yı yeniden keşfetmediler. Bu İslam coğrafyasını etkisi altına alan “Müslüman Kardeşler” tipi bir örgütlenme biçimi.

1920’li yıllarda Mısır’da kurulan İhvan-ı Müslimin, yani Müslüman Kardeşler şu stratejiyi benimsemişti:

Halkın dini duygularına hitap ederek onları kendine bağla... Organize güç oluşturarak ve devlet olanaklarını da kullanarak para gücü oluştur... “Hepimiz Müslümanız ve kardeşiz” yaklaşımıyla kalben kendine bağladığın insanların karnını doyur ve mideden de kendine bağla...

Mısır’daki yönetimler bu yöntemle devletin bambaşka bir yapıya sürükleneceğini görünce onaylaması zor sert önlemler aldılar. Müslüman Kardeşler Örgütü, terörü de içinde barındıran, ama toplum içinde yer eden bir yapıya dönüştü.

Suriye ve Ürdün’de de benzer yapılanmalar denendi. Mısır’da yaşananlar dikkate alınarak erken önlem alındı!

***

Deniz Feneri Almanya kaynaklı son olay değil. Bu gidişle öyle de olmayacak. Daha önceki yıllarda da tabela holdinglerinden kooperatif kandırmacalarına kadar bir dizi soygun yaşandı.

Neden Almanya?

1960’lı yıllarda Almanya’ya giden yurttaşlarımız ilk şaşkınlığın ardından kendilerine sordular:

Biz kimiz?

Türkiye onlara, “Siz gurbetçisiniz. Biriktirdiğiniz paranın bir kısmını bize yollayın, ekonomiye katkıda bulunun, bu bize yeter” dedi. Almanya ise, “Siz geçici işçisiniz, bir süre çalışıp ülkenize döneceksiniz. Çok da yerleşmeyin” dedi.

Süreç böyle işlemedi. Türkiye’deki yönetimlerin gözünde yıllarca “Mark ineği” tarifinden öteye gidemeyen gurbetçilere din üzerinden iktidar arayan kesimler kucak açtı ve bugüne gelindi.

Erdoğan’ın gözünde bu örgütler Türkiye Cumhuriyeti’nin büyükelçisinden bile daha kıymetli olursa ortaya başka ne çıkacaktı ki?

Sadaka-t sistemi rejime dönüşme arayışında!
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2191
Localisation: Paris

MessagePosté le: 20 Sep 2008 16:15    Sujet du message: Répondre en citant

Dogru soze ne denir !

19 Eylül 2008

Bekir COŞKUN
bcoskun@hurriyet.com.tr

Erbakan iki...


BEN size altı sene önce söylemiştim; biz Erbakan’dan kurtulduk derken, iki Erbakan’ımız oldu diye.

Giderek bu kadar mı benzer insan.

Kapatın gözünüzü...

O...

Koyun Erbakan’ın ilk çalıştığında patlayan "Gümüş motor"unun karşısına bunun tek projesi virajı alamayıp devrilen hızlı trenini...

"Kanlı mı olacak, kansız mı" vecizesinin yanına getirin "minareler süngümüz"ü...

Balgat yerine Keçiören...

"Milli kalkınma hamlesi" eşittir; "Muasır medeniyet seviyesinin bile üstüne çıkma noktası" lafı...

"İnşallah yüz milyonluk vatan evladı"nın paralelidir; "En az üç çocuk"...

Şevki Yılmaz, bunun Bülent Arınç’ı...

Öbürünün Recai Kutan’ı, bunun Abdullah Gül’ü...

İlkinin Mercümek’i, bunun Deniz Feneri...

Torba altınların, kayıp trilyonların yerine koyun; Gıda Dağıtım A.Ş.’yi, sünnet altınlarını, gemicikleri...

*

Ve Başbakan olduğu günlerde, yolsuzlukları-üçkáğıtçılıkları yazan gazeteler için "montajcı basın" diyordu, 1’incisi.

Bu 2’ncisi gibi...

O zamanlar Türkiye gırtlağına kadar yolsuzluğa, çetelere, hırsızlıklara boğulmuştu da, kürsüye çıkıp gözleri havada iki tur fır fır döndükten sonra anlatıyordu yandaşlarına:

"Şu montajcı basının yaptığı şey gulu gulu dansıdır..."

(.........)

Bu da keza...

Dönüp kendi çevresinde peş peşe patlayan yolsuzluklara, soyguna, suiistimallere, avantalara bakmıyor da medyayı suçluyor.

Ben bunu daha önce görmüştüm; iddialara hiç değinmiyor, yolsuzluk-hırsızlıkları ağzına bile almıyor, dönüp kendi haline bakmıyor...

Sanki bu rezaletler hiç olmamış gibi...

Alakasız iddialar ortaya atıp medyayı suçluyor.

Bu kadar mı benzer insan.

*

Ve sonları...

Bu yolsuzluklara göz yummanın, bu ihalelerin, bu kamu bankalarından alınan paraların, bu kadar çok dosyanın er-geç hesabı sorulur.

Kim affedecek bu 2’ncisini?..

Göreceğiz...
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2191
Localisation: Paris

MessagePosté le: 22 Sep 2008 14:22    Sujet du message: Répondre en citant

Aziz Nesin'in Kahve ve Demokrasi hikayesi geliyor aklima. Sahi bunun fransizcasini yok mu ?

20 Eylül 2008

Yalçın DOĞAN


Eleştiri böyle olur, dudak uçuklatır


1- Hükümet katilleri koruyor. Faili meçhul cinayetlerin arkasında hükümet var.

2- Parti genel başkanı geri zekalı.

3- Başbakan Nazileri koruyor. Kurduğu hükümette Nazi kafalı adamlara yer veriyor.

4- İki özel firma arasındaki davada, hükümet firmalardan birini tutuyor, davaya müdahale ediyor. Çünkü koruduğu firmadan çıkar elde ediyor.

Bu dört konunun dördü de, gazetelerde yayınlanıyor. Bu ifadelerle, bu içerikte.

Çıkar sağlamak, katilleri korumak, hakaret etmek. Aynen böyle.

HEPSİNDE MAHKÛMİYET

1- İspanya’da geçiyor. Castells Davası olarak anılıyor. Bir İspanyol gazetesi, hükümeti katilleri korumakla suçluyor. Açıkça, lafı dolaştırmadan. Hükümet gazeteye ve yazıyı yazan gazeteciye dava açıyor ve kazanıyor. Gazete ve gazeteci tazminata mahkûm oluyor.

2- Avusturya’da geçiyor. Oberschlick Davası olarak anılıyor. Bir Avusturya gazetesinde bir gazeteci, bir parti başkanına geri zekalı diye yazı yazıyor. Parti başkanı gazete ve gazeteci hakkında dava açıyor ve kazanıyor. Gazete ve gazeteci tazminata mahkûm oluyor.

3- Avusturya’da geçiyor. Lingens Davası olarak anılıyor. Bir Avusturya gazetesi Başbakanı Nazilikle suçluyor. Başbakan gazete aleyhine dava açıyor ve kazanıyor. Gazete tazminata mahkum oluyor.

4- İngiltere’de geçiyor. Sunday Times Davası olarak anılıyor. Bu gazete, bir davada hükümeti taraf tutmakla suçluyor. Hükümet açtığı davayı kazanıyor. Yazıyı yazan köşe yazarı tazminata mahkûm oluyor.

KENDİNİ KAYBEDEN YOK

Üç ülkeden, dört örnek. Hepsinin üç ortak yanı var.

Bir, haber ve yorumlarda gazeteler başbakana ve hükümete acımasız. İki, bu yayınlardan dolayı, hepsi kendi ülkelerinde mahkûm oluyor.

Üçüncü ortak yan, daha neşeli.

Gerçekten ağır eleştirilere, hatta suçlamalara karşı:

Ne İngiltere’de, ne Avusturya’da ve ne de İspanya’da Başbakan ya da diğer hükümet üyeleri kürsülere çıkıp, kendini kaybedercesine, öfke ve kin yüklü nutuklarla, avazı çıktığı kadar basını suçlamıyor, basınla kavga etmiyor. Basına karşı kampanya yürütmeyi aklının ucundan bile geçirmiyor.

Hakarete uğradıkları düşüncesiyle, sadece dava açıyor, davayı kazanıyor.

ACELE ETMEYİN

Yok, acele etmeyin. Her dört davanın devamı var.

Ülke mahkemelerinde mahkûm olanların hepsi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuruyor. Dört dava da, AİHM’ye gidiyor.

Dava tarihleri 1979, 1986, 1992, 1997. Şimdi 2008’deyiz. On ve yirmi yıl önce AİHM kararı:

"Demokratik toplumun ana temellerinden biri ifade özgürlüğüdür. Eleştiri sınırları kamusal kişi sıfatıyla hareket eden siyaset adamı için, sade vatandaşa göre daha geniştir. Kuşkusuz siyaset adamı da, onurunun korunması hakkına sahiptir, fakat bu himayenin gerekleri, siyasi konuların serbestçe tartışılmasının sağlayacağı yararla dengelenmek zorundadır."

SİZE YABANCI

Bilenler bilmeyenlere anlatsın, AİHM temel bir vurgulamada daha bulunuyor:

"İfade özgürlüğü, devletin ve halkın bir bölümünün aleyhinde olan, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de, uygulanır. Bunlar çoğulculuğun ve hoşgörünün gereğidir. Bunlar olmadan demokratik toplum olmaz."

Bu dört davada da, AİHM belirttiğim gerekçeleri sıralıyor. İfade özgürlüğü, eleştiri hakkı, demokratik toplumun gereği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine dayanarak:

Dört davadaki mahkûmiyeti bozuyor. Dört dava da, AİHM’den dönüyor. Yazılan yazılara ve gazetecilere hak veriyor.

Elin oğlu demokrasiyi böyle anlıyor. İnsan Hakları Sözleşmesini bu amaçla yazıyor. AB-demokrasi ilişkisini böyle kuruyor.

Size çok yabancı geliyor, değil mi?
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 9914
Localisation: Paris

MessagePosté le: 22 Sep 2008 23:41    Sujet du message: Répondre en citant

Mumtaz Hoca'dan nefis bir ders :

Cumhuriyet 17.09.2008
AÇI

MÜMTAZ SOYSAL

Düello Biter mi?

BİTMEZ.

Çünkü Erdoğan ile Doğan arasındaki söz düellosunun gerisinde iki farklı orta sınıfın ya da Batılı terimlerle anlatmak gerekirse, yeni burjuvazi içinde iki farklı grubun kapışması yatıyor.

Zaten, bu iki grubun ortaya çıkış ve gelişme çizgileri de farklı.

Biri, Osmanlı döneminde daha çok “gayrimüslim” azınlıkların ve nadir istisnalarla “Cevdet Beyler”in başlattığı çizgidir. Onlarınki biraz Batı’daki örneklere benzer. Ancak, bazısı İttihat ve Terakki döneminde, çoğu da Cumhuriyetin ilk yıllarında Milli Mücadele’ye omuz vermenin ödülü olarak devlet desteğinden yararlanıp yükselmiş, sonra Batı sermayesinin yerli uzantısı olarak sivrilmiştir. Bir kısmı, Batılılar adına tarım ürünü ya da sanayi hammaddesi alıp satarak büyümüş, bir kısmı da Batı patentleriyle montajcılık, imalatçılık ya da parçacılık yaparak öne çıkmıştır. Son aşama, özelleştirme furyasıyla cumhuriyet devletçiliğinin kuruluşlarına sahip çıkmaktır. İstisnalar elbet vardır ama enderdir.

Öbür grup, Anadolu’nun küçük eşrafı olarak acenteliğe ya da dokumacılık gibi basit sanayi dallarına sıçrayarak işe başladı, sonra muhalefetler sürecinde Kemalist devrimciliğin karşısına “muhafazakârlık” bayrağıyla dikilenlere katılıp iktidara yürüdü. Bugün, din sömürüsü sayesinde iktidar olmuşların yanında. Daha da ilginci, birincilerin Batı sermayesiyle ortaklıklarına benzer biçimde, bu grubun politikasında da AB’ye üyelik hevesi ve ABD’nin bölge politikalarına payandalık girişimleri eksik olmadı. Üstelik, özelleştirme furyasından onlara da büyük parsa düştü.

Kısacası, iki grup arasında benzerlikler olmakla birlikte, aynı ekonomik alanda yarışma ve her iki anlamda “kapışma” durumu hiç eksik olmayacaktır.

Bu durumda medya silahlarının devreye girmesinden ve zamanla el ya da yer değiştirmesinden daha doğal bir şey olamazdı. Başka bir deyişle, görüntü, şaşırtıcı olmak şöyle dursun, neredeyse evrensel sayılacak kadar yaygındır.

Medyadaki tablo görüş ve düşünce yarışından daha çok kazanç yarışına dönüştükçe, hatta sermaye odakları arasında gidip geldikçe, o arenada futbol hastalarının kulüp tutkusuna benzer bir sebat aramak beyhudedir. Dolayısıyla, bugünkü düellonun tarafları yorgun düşseler ya da benzerlikler dolayısıyla uzlaşsalar bile, daha bir süre onların yerlerini alacak yeni silahşorlar çıkacaktır.

Ama, ülkenin asıl diyalektiği bu değildir. Asıl diyalektik ulusal devrimin bağımsız dinamiğini bugüne taşıyıp halk yığınlarının beklentilerine doğru çözümler getirmek isteyenler ile bozuk düzeni sürdürmek peşinde olanlar arasında olmalı. Şimdiki görüntü o temel diyalektiği örtüp dinamizmi getirmek isteyenleri yanlış beklentilere sürüklememelidir.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7177
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 26 Sep 2008 5:30    Sujet du message: Répondre en citant

Bu yazi da Mumtaz Hoca'ninkini bir baska açidan tamamliyor :



Anlatılan ’ramazan’ ile ’şeker’in hikáyesidir
Ahmet HAKAN - Hurriyet - 26 Eylül 2008



(NOT: Bu yazı, bu köşede üç yıl önce yayınlandı... O gün için ben "şeker" ile "ramazan" arasındaki sorunun hallolduğunu düşünüyordum...

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın "Şeker denmez, ramazan denir" şeklinde kestiği raconu görünce, "Demek ki hallolmamış" dedim... Aşağıdaki yazıyı hem bunu yansıtması açısından, hem de Tayyip Erdoğan’ın son günlerde nasıl "milli görüş" çizgisine doğru gerilediğini göstermesi açısından bir kez daha okumakta yarar var diye düşünerek yayınlıyorum.)

"Çocukluğumda ’Şeker Bayramı’ ile ’Ramazan Bayramı’ hiç kavga etmez, kardeş kardeş yaşardı.

Köylüler, eski bir alışkanlığı sürdürürcesine ’Ramazan Bayramı’ derler, şehirliler ise ’Şeker Bayramı’ diyerek şehirli olmanın farkını ortaya koyarlardı.

Ne ’Ramazan’ diyenler bunun altını çizer, ne de ’Şeker’ diyenler ekstra bir vurguya ihtiyaç duyarlardı.

Ayrıca...

Köylümüz, o oturmuş ve rahat lehçesiyle ’Kardeş, bayramın mübarek ola’ filan derken, şehirlerimizin orta sınıf ahalisi ’Bayramınız kutlu olsun’ diyerek köylülere benzemek tehlikesinden kurtulmaya çalışırdı.

’Mübarekçiler’ ile ’kutlucular’ arasında mutlak bir barış vardı.

Gül gibi geçinip giderlerdi.

Çünkü şehirli şehirliliğini, köylü de köylülüğünü bilirdi.

Aradaki fark, ’baklava’ ile ’likör artı kahve’ arasındaki fark kadardı.

* * *

Gel zaman git zaman...

Köylüler, büyük şehirlerin varoşlarını doldurmaya başladılar.

Durumları şuydu:

Ne şehirliye, ne köylüye benziyorlardı.

Potansiyeli fark eden bir mühendis, yanına bir grup modern İslamcıyı da alarak, ’varoş ahalisini kafa kola almak için harekat’ başlattı.

Parola ’cihat’, işareti ise ’yeniden fetih’ idi.

Ve harekat sonuç verdi:

Artık ’Ramazan Bayramı’ denilerek meydan okunuyordu.

Buna mukabil ’Şeker Bayramı’ denilerek de ’Sonuna kadar direneceğiz’ mesajı veriliyordu.

Merkezkaç güçler, ’Ramazancı’, merkezdekiler ise ’Şekerci’ olmuştu.

İşin rengi değişmişti yani.

’Baklava’ ile ’likör artı kahve’ birbirinden nefret ediyordu.

’Kutlu olsun’ diyenler, ’Mübarek olsun’ diyenlerden gıcık oluyor, ’Mübarek olsun’ diyenler ise ’Kutlu olsun’ diyenlere fena halde bozuluyordu.

Saflar ayrılmıştı.

Her alanda baş gösteren savaş, bayram üzerinden de yürütülüyordu.

* * *

İşte buradan müjdeyi veriyorum:

Artık bu savaş bitmiştir.

Gereği kalmamıştır, anlamını yitirmiştir.

Çünkü:

’Merkezkaç güçler’, artık merkeze gelip oturmuştur.

Karşılıklı ödünler verilmiştir, anlaşma sağlanmıştır.

Hazmetme kapasitesi bazen zorlansa ve arada arıza çıksa da, ’baklava’ zafer kazanmıştır.

Buna karşılık ’likör artı kahve’nin de yeniklik psikolojisine kapılmasının gereği yoktur.

İşte Çankaya onlar adına devrededir.

29 Ekim resepsiyonlarında ’eşsiz davetiye’ tarzında eşsiz bir aşağılama yöntemiyle ’iktidardaki merkezkaç güçler’ terbiye edilmektedir.

Yani...

İşin sınıfsal kısmı hallolmuştur.

’Peki işin dini kısmı ne olacak?’ diye soranlara verilecek yanıt basittir:

O alanda zaten bir sorun yoktu ki...

İster ’Şeker bayramınız kutlu olsun’ denilsin, ister ’Ramazan bayramınız mübarek olsun’.

Hatta ister ’İydiniz said olsun’ denilsin, ister ’İyi bayramlar’.

Hiç fark etmez.

Din hepsini kaldırır. Yeter ki siyaset olmasın."
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Montrer les messages depuis:   
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque Toutes les heures sont au format GMT + 2 Heures
Aller à la page 1, 2, 3, 4  Suivante
Page 1 sur 4

 
Sauter vers:  
Vous ne pouvez pas poster de nouveaux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas répondre aux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas éditer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas supprimer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas voter dans les sondages de ce forum


Powered by phpBB v2 © 2001, 2005 phpBB Group ¦ Theme: subSilver++
Traduction par : phpBB-fr.com
Adaptation pour NPDS par arnodu59 v 2.0r1

Tous les Logos et Marques sont déposés, les commentaires sont sous la responsabilités de ceux qui les ont postés dans le forum.