31 visiteur(s) et 0 membre(s) en ligne.
  Créer un compte Utilisateur

  Utilisateurs

Bonjour, Anonyme
Pseudo :
Mot de Passe:
PerduInscription

Membre(s):
Aujourd'hui : 0
Hier : 0
Total : 2126

Actuellement :
Visiteur(s) : 31
Membre(s) : 0
Total :31

Administration


  Derniers Visiteurs

Georges : 04h30:21
murat_erpuyan : 13h32:22
Philippe : 1 jour, 03h08:15
Chaplon : 1 jour, 04h10:27
lalem : 1 jour, 23h42:40


  Nétiquette du forum

Les commentaires sont sous la responsabilité de ceux qui les ont postés dans le forum. Tout propos diffamatoires et injurieux ne sera toléré dans ces forums.


Forums d'A TA TURQUIE :: Voir le sujet - Biliyor muydunuz ?
Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum Forums d'A TA TURQUIE
Pour un échange interculturel
 
 FAQFAQ   RechercherRechercher   Liste des MembresListe des Membres   Groupes d'utilisateursGroupes d'utilisateurs    

Biliyor muydunuz ?
Aller à la page 1, 2, 3  Suivante
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque
Voir le sujet précédent :: Voir le sujet suivant  
Auteur Message
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7715
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 23 Avr 2008 1:26    Sujet du message: Biliyor muydunuz ? Répondre en citant



Quand 1 code barre commence par 869 ceci signifie que le produit est "made in Turkey", tel :



Dernière édition par murat_erpuyan le 10 Juin 2017 23:56; édité 3 fois
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7715
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 01 Mai 2008 11:32    Sujet du message: Répondre en citant

Taksim
Yılmaz ÖZDİL - Hurriyet - 1 Mayıs 2008

Kliment Vefremoviç Voroşilov...

Var mı tanıyan?

Mihail Vesilyeviç Frunze?

*

Hadi bi soru daha... Erkek ceketlerinin düğmeleri sağda mı olur, solda mı?

*

Voroşilov, adı üstünde, Rus.

Frunze de.

Bolşevik devriminin generalleri.

Atatürk için "özel" adamlardı.

Çünkü, Kurtuluş Savaşı’nda dünya bize silah doğrultmuşken, bize destek veren Sovyetler’in "apoletli elçileri"ydi onlar... Frunze, 1921’de TBMM kürsüsüne çıkmış, Rus halkı adına, Sakarya Zaferimizi kutlamıştı. Voroşilov ise, "silahsa silah, paraysa para, isteyin verelim" demek için, savaşın en zorlu günlerinde Ankara’daydı.

Atatürk, onları unutmadı hiç.

*

Diyeceksiniz ki, e-ee?

E’si şu...

Taksim Meydanı’yla ilgili ne zaman bir tartışma olsa, aklıma geliverir Voroşilov ile Frunze... Çünkü, Taksim Cumhuriyet Anıtı’nda heykelleri var onların... Bizzat, Atatürk’ün emriyle dahil edildiler, Anıt’taki figürler arasına... 1928’den beri orada, Taksim’in göbeğinde, Atatürk’ün hemen yanıbaşında duruyorlar.

*

Taksim Cumhuriyet Anıtı’nda "ne var, niye var" gibi soruları merak etmeyen, orada "kim"lerin olduğundan haberi bile olmayan bir toplumun, "Taksim’e çıkarım, çıkartmam" diye kavga etmesinin manası var mıdır? "Gomünistler Moskova’ya" diyen dangalakların, Taksim Anıtı’nda Bolşevik generallerin önünde saygı duruşunda bulunması veya onları sendikalardan koruması, komik değil midir?

*

Habire önünden gelip geçtiğimiz Taksim Cumhuriyet Anıtı yıllardır orada dururken, Atatürk, Rus generalleri yanına yerleştirmişken; nasıl oldu da, 1950’den itibaren, Kurtuluş Savaşı’nda bize kurşun sıkanlarla kanka olup, bize destek verenlere düşman olduk? Atatürk o heykeli, kafasına kuş pislesin, siz de seyredin diye mi dikti?

*

Amaaaan, bana ne be...

Sıkıldık tarihten.

Magazine geçelim...

Erkek ceketlerinin düğmeleri sağda olurken, Taksim Cumhuriyet Anıtı’ndaki Atatürk’ün ceket düğmeleri neden solda?


Dernière édition par murat_erpuyan le 09 Avr 2009 21:37; édité 1 fois
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7715
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 11 Mar 2009 1:05    Sujet du message: Lakerda'nin hikayesi Répondre en citant

Lakerda'nin Hikayesi

Malaga kiyilarinda fakir bir Musevi balikçi yasamaktadir.
Adi Behmuaras, Soyadini ise bilmiyoruz.
Simdiye dek hiç kayitta da rastlanmadi.

Iste bu balikçi her gün baliga çikar, tuttuklarinin yarisini satar, diger yarisinida eve, ailesine götürürdü. Üç çocugu vardi ve en küçükleri en çok ton baligini severdi. Balikçi da onun ton baligi yemesine özellikle dikkat ederdi. Oysa bu balik her zaman yakalanamazdi, çünkü bunun için çok açilmak gerekirdi.

1326 yilinin bir Sabat (cumartesi ve Museviler için kutsaldir) günü karisinin tüm itirazlarina karsin, çocugu için ton baligi avlamasi gerektigini söyleyerek yine baliga çikti.
Balikçi o günden itibaren iki ay boyunca hiç ton baligi yakalayamadi.
Bunun üzerine oturdu ve Allah'ina dua etti:
'Allah'im ne olur çocuguma ton baligi ver. Beni de affet, Sabat'ta çalistigim için.'

Ertesi kutsal Persembe günü, sefer tora açildigi gün , yine baliga çikti. Bu kez büyük bir ton baligi sürüsüne rast geldi ve tam 30 balik yakaladi. Ve Allah'ina yine dua etti.

Sonra 'Ben' dedi , 'bunlari satmaktansa tuzlarim ve saklarim'.
Önce baliklari temizledi, kafalari hariç alti esit parçaya ayirdi.
Iliklerini çikardi, soguk suda bekletti. Kanini süzdürdü ve tam 25 gün tuzda sikica sakladi. 25 gün sonra tuzdan çikarilan ve çok sonralari da Yunan Musevileri tarafindan yapilan bu yiyecek 'lakerda' idi.

Lakerda ismi Ispanyolca kökenlidir ve asli ' la kerrida' dir;
'istenen/istedikten sonra ' anlaminda. Bu öykü Toledo sehrinin balik halinin duvarlarinda asilidir.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Raskolnikoff
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 09 Oct 2007
Messages: 3479
Localisation: Somewhere in the world

MessagePosté le: 11 Mar 2009 21:40    Sujet du message: Répondre en citant

Lakerda filan simdi yine rakiyi çagristirdi......
Murat kardes..evinde kaç sise var hali hazirda??
_________________
Родион Романович Раскольников
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé Visiter le site web de l'utilisateur
ipso_facto
Spammer
Spammer


Inscrit le: 04 Mai 2006
Messages: 514
Localisation: Kaçkar Mountains

MessagePosté le: 11 Mar 2009 22:42    Sujet du message: Répondre en citant

Dünyanin isleyisi üç yahudinin görüsünden ibaretmis ...

Isa demis ki, hersey ask ve sevgidir....
Marx demis ki, hersey mücadeledir.....
Einstein'da, heysey görecelidir........ Wink
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Dom
Site Admin / Webmaster
Site Admin / Webmaster


Inscrit le: 12 Jan 2006
Messages: 1126
Localisation: Nancy

MessagePosté le: 20 Mar 2009 11:47    Sujet du message: Répondre en citant

"Turks and Caicos Islands"

(Türk ve Kayık Adaları)



Atlas Okyanusu'nda "Türk" adı taşıyan bir ülkenin var olduğunu biliyor muydunuz? Karayipler yakınlarında yer alan ve adı Turks ve Caicos Adaları olan bu ülke günümüzde İngiltere sömürgesi konumundadır. 38 adadan oluşan ülkenin başkenti ise Grand Turk (Büyük Türk)'dür. Tüm hükümet binaları ve bakanlıklar Grand Turk adındaki bu adada bulunur. Adaların toplam yüzölçümü 430 kilometrekare, nüfusu ise 25.000'in üzerindedir. Kuzey Atlas Okyanusu'nda yer alan bu tropikal adalar, Bahama'nın güneydoğusunda bulunmakta olup Amerika ve Küba'ya da yakındırlar.




Adaya Türk isminin verilmesinin nedeni ise inandırıcı olmayan bir gerekçeyle açıklanmaya çalışılıyor. İddiaya göre adada bulunan bir kaktüs bitkisi Osmanlı döneminde kullanılan fese benzediği için buraya Türk Adaları denilmiş! Bu iddianın sahibi ise, bölgeyi sömürge halinde ellerinde tutmaya devam eden İngilizler! Oysa adaların Türk ismiyle anılması fesin Türkler tarafından kullanılmaya başlanmasından yüzlerce yıl öncesine dayanıyor. Türk Adaları ismi 1688'de ilk defa Coronelli adlı meşhur bir İtalyan haritacının çizdiği haritada yer alıyor ve bu eser Fransızca. Yani ülkenin şu andaki resmi adının yer aldığı ilk tarihi vesika Fransızca ve "Türk" kelimesi aynen geçiyor. Coronelli"nin söz konusu haritasında Adaların ismi "Ide Caiquos, Caiquos and I. Turche" şeklinde yazılı. Üstelik Türkler de ancak 1800’lü yıllarda fesle tanışıyor ve fes giymeye başlıyor.




16. 17. ve 18. Yüzyıllarda İspanyol, Fransız ve İngilizler arasında el değiştiren Adaların ismi 16. yüzyılda İspanyolların elindeyken bile yine Türk Adalarıydı. Yani bu ismi almasının fesle uzaktan yakından hiçbir alakası yok. İngilizler adanın ismini değiştirmek istemişlerse de ada halkını yüzyıllardır kullandıkları bu isimden vazgeçirememişler. Adaların ismini değiştiremeyen İngilizler bu kez de Ada ile Türkler arasındaki bağı "fes benzerliği" masalını uydurarak kesmek istemişler. 1869 yılında ise Turks ve Caicos Adaları'nın "Ay-Yıldızlı" eski bayrağını değiştirmeyi başarmışlar.




1869 yılında İngilizlerce Değiştirilen

Turks ve Caicos Adaları'nın Ay-Yıldızlı Eski Bayrağı



Peki Başkentleri olan Grand Turk (Büyük Türk) adasının adı nereden gelmektedir ve adaya adını veren bu Büyük Türk kimdir? 15. 16. ve 17. Yüzyıllarda Osmanlı Denizcileri'nin Akdeniz ve Atlantik'e yelken açarak bu sularda büyük korsanlık faaliyetleri yaptıkları bilinmektedir. Ayrıca, Piri Reis'in haritasında bu adaların bulunduğu yerde kayık resimleri vardır ki "Caicos"(Kaykos) kelimesi "Kayık" anlamına gelir. Buranın Kristof Kolomb'dan 25 yıl önce Türkler tarafından keşfedilerek ele geçirildiği ve Başkenti Grand Turk'ün adının da -Adaya Türk Denizcileri'nin gelmesinden sonra -batılılar tarafından "Büyük Türk, Grand Senior, Muhteşem Süleyman" adlarıyla anılan Kanuni Sultan Süleyman'dan alındığı sanılmaktadır.





Küba'nın eski Ankara Büyükelçisi E. G. Abascal da konuyu teyit eden şu önemli bilgileri veriyor:


"Caicos kelimesi, Türkçe'deki kayıktan geliyor. Adanın adı Türklerin burada bulunduğunu gösteriyor. Küba'nın en meşhur bir bölgesinin adı Matatorcos, yani Türklerin öldüğü yer! Bunun bir felaket sonucu olduğunu dair bilgiler var. İspanyol gemisi San Agustin 28 Şubat 1596'da Havana'ya geldiğinde mürettebatın 45'i Müslüman, bazılarının adları Ramazan, Recep, Yusuf, Ali, Hüseyin idi. Batı Anadolu ve Karadeniz'den gelmişlerdi. 1640 yılında Küba'nın güneyinde bir İngiliz ticari gemisi Türk korsanları tarafından ele geçirilmiş."



Küba Büyükelçisi'nin verdiği önemli bilgilerden birisi de, İttihat ve Terakki döneminde Enver Paşa’nın Küba'ya özel bir görevli göndererek bu konu hakkında araştırmalar yaptırması. Büyükelçi şöyle devam ediyor: "Bu görevlinin burada tarihi araştırmalar yaptığını ve bir rapor hazırladığını biliyoruz"


Mektuplar Yanlışlıkla Türkiye'ye geliyor,

Halkı Yanlışlıkla Türk Sanılıyor..



Posta hizmetlerinde Turks ve Caicos Adaları'nın adı sık sık yanlış yazıldığından adaya giden mektupların bir kısmı önce yanlışlıkla Türkiye'ye geliyor. Türkiye ise mektupları Turks ve Caicos Adaları'na geri gönderiyor. Geçtiğimiz yıllarda bazı Avrupa ülkelerinin Türkiye zannederek bu adalara vize uygulaması başlatması yetkililerin yaptıkları resmi yazışmalarla aşılmış. Ayrıca ada sakinleri dünyanın neresine giderlerse gitsinler önce Türkiye’den gelmediklerini anlatmak zorunda kalıyorlar.



Alıntı
_________________
PRESTISSIME : Site internet, E-commerce, Webdesign, Communication visuelle, Print : www.prestissime.fr

Mobilité urbaine électrique :
www.trottnscoot.com - www.trottnshop.com
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé Envoyer un e-mail
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7715
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 09 Avr 2009 21:31    Sujet du message: Répondre en citant

Cep telefonun hangi fabrikada üretildiğini öğrenmek istiyorsan bu kodu (*#06#) kodla.


15 rakam gözükecek. Yedinci ve sekizinci rakamlara bak

Phone serial no. xxxxxx??xxxxxxx

Eğer yedinci ve sekizinci rakamlar 02 veya 20 ise demek senin cep telefonun Birleşik Arap Emirliği'nde bir fabrikada üretildi (çok kötü )

Eğer yedinci ve sekizinci rakamlar 08 veya 80 ise demek senin cep telefonun Almanya'da bir fabrikada üretildi (iyi )

Eğer yedinci ve sekizinci rakamlar 01 veya 10 ise demek senin cep telefonun Finlandiya'da bir fabrikada üretildi (çok iyi )

Şayet yedici ve sekizinci rakamlar 00 ise demek senin cep telefonun Orjinal fabrikasında üretildi (tercih edilen )

Eğer yedinci ve sekizinci rakamlar 13 ise demek senin cep telefonun Azerbaycan 'da bir fabrikada üretildi (aşırı kötü ve ayrıca sağlığına zararlı)
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7715
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 23 Avr 2009 1:23    Sujet du message: Sagliginiz ! Répondre en citant

Sagligin basit formulu, OMEGA 3. un yok olmasiyla hastaliklar cogaldi..!



İnsanlar nasıl kronik hastalık yiyor?
Prof. Dr. Kenan Demirkol
31.03.2009

Demirkol'un mesleği cerrahlık olmasına rağmen, uzun yıllar beslenme üzerine yaptığı araştırmalar sonucu akıllı beslenmenin sırrını bulmuş. O bir “akıllı beslenme” uzmanı. İnsanları bıçak altına yatmaktan ve hasta olmaktan koruyacak formülü bilimsel olarak açıklıyor...

Açıklamalarına başlarken samimi bir dille “Ben dünyayı yeniden keşfetmiyorum atalarımızın 60-100 sene önce Anadolu topraklarındaki beslenme kültürünü bilimsel olarak açıklıyorum” diyor.
Farkında olmadan nasıl kronik hastalık yiyoruz? Kronik hastalıklara sebep mikro besin açlığı nedir? Gıdalardan aldığımız, sağlıklı yaşam için en önemli madde olan Omega-3, gıda emperyalizmi tarafından nasıl yok edildi? Kanser, kalp-damar hastalıkları, ajerji, romatizmal hastalıklar, depresyon ve ruhsal hastalıklarla Omega-3 arasındaki bağ ne?
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi ABD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kenan Demirkol cevapları:

İşte tüm bu soruların cevabı ve akıllı beslenmenin sırrı…
“16 Ekim’de Dünya Gıda Gününde Ankara’da Ziraat ve Kimya Mühendisleri Odasında Yüzyılımızın Utancı: AÇLIK başlıklı bir konferans düzenlendi. Orada da söylediğim ve şimdi size de açıklayacağım benim üzerinde durduğum konu mikronutrient yani mikro besin açlığıdır! Şimdi bu ne diyeceksiniz?

İnsanlar nasıl kronik hastalık yiyor?

Dünya Sağlık Örgütü kronik hastalıkları önlenebilir hastalık olarak tanımlıyor. Kronik hastalıklara sebep olan faktörlerin başında; hatalı beslenme, tütün kullanımı ve hareketsiz yaşam geliyor. Son yıllarda yapılan araştırmalardan, dünyada bir yılda 58 milyon insanın öldüğü görülüyor, bu ölümlerin yüzde 60’ı kronik hastalıklardan kaynaklanıyor. 10 yıl içinde bu oranının yüzde 77’ye çıkması bekleniyor.

Madem kronik hastalıklar önlenebilir hastalıklar niçin artması bekleniyor?
Günümüzde, kanser, kalp-damar hastalıkları, inme dediğimiz ölümcül hastalıklar, alerji, romatizma ve şeker gibi kronik hastalıklar, sinirsel ve ruhsal hastalıklar hızla artıyor. Bu artışın sebebini bilimsel olarak incelediğimizde, tüm bu hastalıkların ana kaynağının mikro besin açlığı ve makro besin fazlalığından oluşan hatalı beslenme ile ilişkili olduğu sonucuna varıyoruz.

Peki nedir bu mikro besin açlığı?

Mikro besin açlığı insanların yedikleri gıdadan doğal olarak almaları gereken besin maddelerini alamamalarından ortaya çıkar. Bu mikro açlık gıda emperyalizminin yani yapay beslenmenin bir ürünüdür. Mikro besin açlığı ve makro besin fazlalığının önüne geçilirse kronik hastalıklar önlenebilir!

Mikro besin açlığının ilk sebebi Omega-3 yağ asitleridir.

Omega-3 insan için hayati bir olaydır… Günümüzde tükettiğimiz gıdalardan ihtiyacımız olan Omega-3 asitlerini alamıyoruz. Bunun ana sebebi kara hayvanlarının ahıra tıkılmasıdır. Kara hayvanları meradan kopup ahıra girince, etinden ve sütünden Omega-3 alamaz olduk.
Ben dünyayı yeniden keşfetmiyorum 60 – 100 sene önceki Anadolu beslenme kültürünü bilimsel olarak açıklıyorum!

Omega-3 eksikliğinden nasıl hasta oluyoruz?

İnsanda her hücre zarında Omega-3 vardır. Her hücre zarı protein ve yağdan oluşur. Buradaki yağ Omega-3 ve oleik asitten oluşur. Eğer hücreler ihtiyacı olan doğal yağı alamazsa damarlar sertleşiyor ve bu da pıhtılaşabilirlik oranın artmasına, dolayısıyla kalp damarının veya beyin damarının pıhtıyla tıkanıp inme veya enfarktüs olmasına yol açıyor. Omega-3 eksikliği bağışıklık sistemine zarar veriyor alerjiler, şeker, romatizma, kanser kronik hastalıklara sebep oluyor. Beyine de hasar veriyor.

Omega-3 kaynaklarımız çok azaldı.

Omega-3’ün esas kaynağı yeşillik. Balıklar yosun yiyerek, merada beslenen büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar da yeşil ot yiyerek Omega-3 alıyorlar ve insanlar bunları tükettiğinde de ihtiyacı olan Omega-3’ü almış oluyorlar. Ancak yapay yemleme ile Omega-3 kaynaklarımız çok azaldı!
Omega-3, dolayısı ile mikro besin açlığı yapay yem ile başlıyor!

Aslına bakarsanız şu anda dünyada bir gıda emperyalizmi var! İş yapay yem ile başlıyor, birileri para kazanmak istiyor, köylünün kapısına gidip daha fazla süt veriyor diye yapay yem pazarlıyor. Bir çobanın aylık maliyeti 2 – 2,5 milyar YTL ve merada otlayan inek daha az ama sağlıklı süt verir.

Köylüye yapay yemi daha ucuza pazarlayıp önce köylüyü alıştırıyorlar. Bu noktada köylü, kapısına servis yapılan hazır yemi, hem daha fazla süt veriyor hem de çoban masrafından kurtulurum düşüncesi ile ucuza alıp kar ettiğini sanıyor.

Kapıya gelen yapay yem; hem köylüyü tembelleştiriliyor, hem de köylüyü ve hayvanını doğal sağlıklı beslenmeden mahrum bırakıp sonunda her açıdan zarara uğratmış oluyor. Tabi burada sadece köylü değil köylünün ürettiğini yiyen halk ve beraberinde ülke ekonomisi de zarara uğramış oluyor. Yani zincir uzayıp gidiyor…

Bu arada, yine Omega-3 kaynağımız balıklar da daha fazla üretim için çiftliklerde yapay yem ile yetiştikleri zaman yeteri kadar Omega-3 içermiyorlar. Yani yapay yem hem denizden hem karadan Omega-3 kaynaklarımızı yok ediyor.

Biz hayvanlarımıza nasıl hayvanlık ettik?

Hayvan ahırda yapay yem ile, sadece şeker pancarı küspesi, mısır, pirinç kırığı gibi ürünlerle tahıl ağırlıklı besleniyor. Daha fazla süt alabilmek için hayvana nişasta ağırlıklı yem dayatılıyor. Hayvanın ot ve yonca gibi yeşillikle beslenmesi gerekiyor çünkü doğal olarak ihtiyacı olan besin o!
Eğer ben 40 litre süt elde etmeyi verimlilik sayarsam, sütün tüketilmesi sonrası insanlarda ortaya çıkan kronik hastalıkların masrafını nas ıl açılayabilirim?

Nişasta içerikli yem verildiğinde hayvan çok süt yapıyor ama bu süt süt değil zehir!

Doğal beslenen ineğin sütünde Omega–3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur. Doğal beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı doymuş yağ asidi yoktur, yapayda vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün oksitlenmesine yol açar. Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük antioksidan olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir.

Yapay beslenen ineğin sütünde bu hiç yoktur. Yine merada beslenen ineğin sütünde insüline benzer büyüme hormonu vardır. Bu gençlik aşısıdır, bütün hücrelerin kendisini yenilemesini sağlayan maddedir.

Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı insanlarda ikinci kalıcı dişler düşer ve onun yerine üçüncü dişler çıkar. İşte bu doğal sütün eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu söylenir ama batıda çevreyle ilgili hayvancılığın sonucu elde edilen süt ile konvansiyonel üretilen sütün maliyeti arasındaki fark yüzde 10-15'i geçmiyor. Ekolojik hayvancılık denince akla "çevreyle ilgili tarım sonucu elde edilmiş ürünlerle hayvanın beslenmesi" geliyor. Affedersiniz ama 2000 yıl önce hayvan nerden patatesi buldu da yedi, ya da pancarı. İneğin normal beslenmesinde pancarın, mısırın ve patatesin yeri var mı?

“Çağın mesleği psikiyatri”

Hücre duvarı bizim gümrük kapımız. Omega-3 olmayınca hücreler arşidonik asit kullanmaya başlıyor, ama bu arşidonik asit aynı zamanda stres hormonu üretiyor. Damar elastikiyetini kaybediyor ve damar hastalıkları ortaya çıkıyor, insanın şeker hastası olması kolaylaşıyor. Stres hormonları artınca aşırı pıhtılaşma oluyor ve bu da kalp hastalıklarına yol açıyor.

Omega-3’ten yoksun olduğumuz için ülkemizde depresyon oranı çok yüksek. Eğer önlem alınmazsa çağın m esleği psikiyatri!
Makro beslenme yani doymuş yağlardan fazla beslenme de mikro beslenme açlığına sebep oluyor!

Omega-6'yı o kadar fazla alıyoruz ki, almış olduğumuz azıcık Omega-3'ü de değerlendirmeden bağırsak yolu ile vücuttan hemen atıyoruz. Omega–3 olmayınca hücre duvarına veremiyorsunuz, hücre duvarı da Omega-3'ten oluşuyor, vücut da asıl malzemeyi bulamadığı zaman gecekondu yapar gibi ne bulursa onunla hücreyi onarıyor, Omega–3 yerine, Omega–6 yağ asidi olan araşidonik asidi kullanıyor, ama bu asit bütün stres komalarının hammaddesidir. Gecekondunuzu el bombasıyla örmüş oldunuz, dışardan biri taş atsa havaya uçacak.

Omega-3'ten zengin beslenenlerde depresyon görülmüyor!
Omega-3'ten zengin beslenen toplumlarda depresyon çok az oranda görülüyor. Zihinsel performans artıyor. Beynimizdeki toplam yağ asidinin yarısı Omega–3 olmak zorunda. Ama biz vücudumuza bunu sunamıyoruz.
Burada yinelemek istiyorum, ben Anadolu beslenmesini tanımlıyorum, onların bilimsel araştırmasını açıklıyorum. Tereyağı ile beslenen atalarımız da tereyağından Omega-3 ve oleik asitleri alıyorlardı. Ancak günümüzde tereyağı tüketeceksek sadece ve sadece yüzde100 merada beslenen hayvanların sütünden elde edilen tereyağı tüketilmelidir. Diğer türlü ahırda beslenen hayvanların sütünden elde edilen tereyağının faydadan çok zararı vardır. Burada gıdaları tüketirken düşünüp, matematiğini yaptıktan sonra almak en akıllısı…

Omega-3 ile beslenen çocuklar TV seyretmek istemiyor!

Amerika’da gelişme çağındaki öğrenciler üzerinde bir deney yapıyorlar; bu deneyde öğrencilerin yarısı normal beslenirken, diğer yarısına normal beslenmelerine ek olarak her gün Omega-3 desteği balık yağı veriyorlar. Normal beslenen çocuklar sıradan yaşamlarına devam ederken, balık yağı içen çocuklar kısa bir müddet sonra gözlenen ilk gelişme, Omega-3 alan öğrencilerin kendiliğinden hocam bu okulda kütüphane var mı sorusunu sorarak, kütüphane aramaya başlamaları oluyor. İkinci gelişme isa anne babalar tarafından evde gözleniyor, Omega-3 alan çocuklar evde televizyon izlemek istemiyorlar, bunun yerine kendiliğinden kitap okumayı ve ders çalışmayı istiyorlar.. . Üçüncü gelişme ise yine okulda öğretmalnler taraından gözleniyor, Omega-3 alan çocuklar derslere daha ilgili oluyorlar ve başarı oranlarında yüzde 20 artıyor.
Mikro besin açlığının ikinci sebebi CLA eksikliğidir!

Doğal sütten mahrum kalan insanlar, CLA’dan (Conjuge Lineoik Asit) mahrum kalıyorlar bu antioksidan bir maddedir. İnsanlardaki yaşlanma hücrelerdeki oksitlenme sonucu ortaya çıkar! İkinci ciddi açlık antioksidan açlığıdır.

Asla CLA hapı kullanmayın kalp hastalığı yapıyor.
Bu antioksidan eksikliğine çare diye aspir çiçeğinden elde edilmiş haplar CLA hapı olarak satılıyor. Ancak bu haplar izomer yani üç boyutlu açıdan bakıldığında zararlı. Vücudun yağ depolamasını engelliyor. Aspir çiçeğinde elde edilmiş CLA hapı, kalp kas hücrelerinde Omega-3’ü ayrıştırıyor ve bunun sonu kalp yetersizliğine yol açıyor.

Mikro besin açlığının üçüncü sebebi insüline benzer büyüme hormonu eksikliğidir

Merada otlamış hayvanın doğal sütünde ayrıca insüline benzer büyüme hormonu var ve bu hormon adeta gençlik aşısıdır.
Hayvanlar ahıra tıkılınca hatalı beslenme ve ani ölümler ortaya çıktı. Dedem 110 yaşında öldü. 100 yaşından sonra üçüncü dişleri çıktı, tereyağı çocuğuydu. Babam 59 yaşında yaşında öldü, margarin çocuğuydu.

Hayvanlar ahıra tıkıldıktan sonra, yeşillikten mahrum kaldılar, beraberine sütten Omega-3, CLA ve insülüne benzer büyüme hormonu alınamaz oldu.
Bunlar da mikro besin eksikliği ve makro beslenme fazlalığı ile beraberinde kronik hastalıkları getirdi. İşte kronik hastalıklar dediğimiz başta; alerji, astım, kalp-damar hastal ıkları, romatizmal hastalıklar ve kanserin neden bu kadar artıyor sorularının yanıtı çok açık değil mi?"
Makro besin fazlalığının sebebi: Doymuş yağ içeren besinler
Balığı ayçiçeği yağında kızarttığımız zaman, balıktaki Omega-3 yok oluyor! Patates kızartması kolaya gelen ve çocuklara çok sevdirilen bir gıda haline geldi, patates ayçiçeği veya mısırözü yağında kızartıldığında 1 porsiyon patates 6gr. trans yağ içerir. İşte çocuklarda erken yaşlarda obezite başlamasının ana sebeplerinden biri budur.

Doymuş yağ içeren besinler mikro besin açlığına sebep olurken, diğer yandan makro besin fazlalığına sebep olmaktadırlar. Omega-6'yı çok tükettiğimiz için farkında olmadan Omega-3'ün yolunu kesiyoruz. İnsan vücudunda Omega-3 ve Omega-6’yı aynı enzimler tüketir, Omega-6’yı fazla aldığımız zaman ihtiyacımız olan Omega-3 bağırsaklardan dışkı yolu ile atılır.

“Bu yağlar gıda emperyalizminin ürünü”

Omega-6’dan zengin yağlar ayçiçeği, mısırözü ve soya yağları insan sağlığı için çok zararlı olduğunu Başkan Bush ABD halkına yaptığı açıklamada itiraf etti ve “bu yağları tüketmeyin” dedi. Çünkü bu yağlar sebep olduğu hastalıklardan dolayı ekonomik dengeleri bozuyordu!

Aslına bakarsanız bu yağlar gıda emperyalizminin ürünüdür. İkinci Dünya Savaşından sonra ayçiçeği yağını ilk Rusya üretip tüketmeye başladı ve Balkan göçmenleri aracılığı ile Türkiye’ye ayçiçeği yağı kültürü girdi. Mısırözü yağı ABD emperyalizmi üzerinden dünyaya yayılmıştır. Şimdiki Kanola dayatması da yine ABD emperyalizminin işidir. Kanola, kolzanın GDO’lu tohumundan üretilir.

İkincisi bu yağlar 40 derecenin üstünde kolaylıkla bizim trans yağ dediğimiz yapay yağ asitleri üretmeye başlar, doğada olmayan yağları insan vücudu tanımadığı için biriktirir, insan vücudunda biriken bu yağ asitleri kolesterolü oksitley erek damar sertliğine sebep olur. Diğer taraftan trans yağ asidi beyindeki sinir kılıflarına girerek beyindeki iletiyi bozabiliyor ve parkinson, alzheimer gibi hastalıklara sebep olabiliyor.
Artık kesin olarak biliyoruz ki, ayçiçeği, mısırözü ve soya yağı kansere sebep olabiliyor. Akciğer kanseri, meme kanseri, kalın bağırsak kanseri, şeker hastalığı, kalp hastalıklarının oluşumunu kolaylaştırıyor.
Kuzu şiş ve bonfileden korkmayın, asıl peynirden korkun!
Doymuş yağ asitlerinden 3 tanesi damar sertliğine yol açıyor, bu yağ asitleri ateorejenik yağ asitlerine dönüşüyor. Bunlar: Laorik asit, Mirsist asit, Palmitik asit.

Ahırda beslenen hayvanın sütünde bu yağ asitlerinden bulunuyor. Peynir yemek çok sakıncalı, et yemek sağlıklı ama hayvanın yağsız et kısmı tercih edilmeli, kıyma ve kıyma ile yapılan etlerden uzak durmalı. Ateorojenik yağ asitleri hayvanın depo yağında var.

Doğal beslenen hayvanın iç yağında sterearik asit var yani Türkçesi zeytinyağı diyebiliriz. Hücre içi yağ asidi sterearik asit içerir, bu hayvanın iç yağı yendikten kısa süre sonra insan vücudunda oleik asite dönüşüyor. Atalarımız zeytinyağı bulamadıkları bölgelerde iç yağı yiyerek bir nevi zeytinyağı tüketmiş oluyorlardı.

Günümüzde sofralarda ağırlık kazanan doymuş yağ içeren besinler makro besin fazlalığı oluşturarak kronik hastalıkları arttırdı. Kuzu şiş ve bonfileden korkmayın, asıl peynirden korkun, kahveye süt değil de krema koymakla elinizle palmitik asit almış oluyorsunuz.

Mikronutrient (mikro besin azlığı) eksikliğine sebzelerde sebep oluyor…
Yapay gübre, GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) tohum, hibrit tohum kullanılarak üretilen gıda ürünlerde mikro besin oranı normalden yani doğal tohumla yetişenlerden çok düşük! Benim açımdan GDO’nun en önemli unsuru mikro besin eksikliğine yol açması!

Barut fabrikaları işsiz kalınca, gübre f abrikası oldu!

Yapay gübre nerden doğdu hiç merak ettiniz mi? Sebebi bugünde benzerini duyduğumuz hikaye ile biz açlığı yok etmek istiyoruz hikayesi başladı, işin altında yatan sebep ikinci dünya savaşında saklı! İkinci dünya savaşı döneminde savaş için gerekli barutu üreten fabrikalar, savaş bitince işsiz kaldı. Bilin bakalım barut neden üretilir: AZOT
Peki yapay gübrenin ham maddesi ne? İşte cevabı AZOT!

“Sömürü düzenini bozmak istemiyorlar”
Birleşmiş milletler açlıkla mücadelede 46 yılda toplam 30 milyar dolar kullanmış.

Peki bu 2008 yılı içinde sadece finans piyasasının içine düştüğü sıkıntıdan kurtulması için bankalara Avrupa ve ABD’den 2,5 trilyon dolar kaynak aktarıldı. Sırf sömürü düzeni bozulmasın devam etsin diye! Şahsen bu adaletsizlikleri göz önüne aldığımda Birleşmiş Milletlerin Hiçbir Kurumuna saygı duymuyorum. Hepsi Amerikan emperyalizmini sürdürmek için kurulmuş bir sistem.

“Zeytinyağı ile kızartma yapılmaz, yanınca kanser yapar iddiası tamamen emperyalist oyunun bir parçasıdır”
Tekrar yineliyorum, ben dünyayı yeniden keşfetmiyorum 60 – 100 sene önceki Anadolu beslenme kültürünü bilimsel olarak açıklıyorum!
İnsan beyninde de bütün hücrelerin duvarında olduğu gibi oleik asit ve Omega-3 vardır. Saf sızma zeytinyağı en iyi oleik asit kaynağıdır. İyi kolesterolü düşürmeden, kötü kolesterolü düşürür bu kalp için en sağlıklı yağ demektir.

Evliya Çelebi seyahatnamesinin Trabzon bölümünde hamsiyi zeytinyağında pişirme tarifi vardır. 400 sene önce zeytinyağında kızartma yapılırken, 100 sene önce mi yanıp zehirler oldu! Zeytinyağı yanınca kanser yapar iddiası tamamen emperyalist oyunun bir parçasıdır. Margarin ve mısırözü yağını dünyaya pazarlayabilmek için! Yunanistan’da yıllık zeytinyağı tüketimi kişi başı 20 kg . Türkiye’de ise 1 kg . Sağlık sorunları Türkiye’de neden artıyo r gerisini siz düşünün!
Zeytinyağı ısıya dayanıklıdır, zeytinyağının yanma derecesi 250 derecedir. Siz yakamazsınız, tam aksine ısıya en dayanıklı yağ zeytinyağıdır. Sızma zeytinyağında daha düşük ısılarda duman görürsünüz ama bunun hiçbir zararı yoktur. Evliya Çelebi’nin tarif ettiği gibi hep zeytinyağı.”
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
narine
Spammer
Spammer


Inscrit le: 24 Jan 2007
Messages: 683

MessagePosté le: 23 Avr 2009 1:45    Sujet du message: Répondre en citant

On ne vend que Omega-3 en Turquie Mr. Erpuyan
Grâce à Amway, même les enfants font de porte à porte !!
Américain Life est la réalité des Kayserilis comme leur Président !
Mais pour pas faire apercevoir la luminosité de sainteté surtout frappée à la tête de leurs genres féminins, ils les couvrent !
Ne vous inquiétez pas, les Turcs consommes les gélules d’Omega-3, par dizaines dans le creux de la main.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2321
Localisation: Paris

MessagePosté le: 31 Aoû 2009 16:49    Sujet du message: Répondre en citant

Türkiye oldum olası şaşırtan bir ülke !. Bu yargı, "heykel" konusunda da geçerli! Osmanlı'nın Mısır Valisi Sait Paşa, Süveyş Kanalı'nın girişinde dikilecek meşaleli heykeli, Fransız Frederic Auguste Bartholdi'ye sipariş etti. Ancak kanalın açılışından önce ölünce, yerine geçen İsmail Paşa'nın "İslamiyette heykel olmaz" dediği meşaleli heykel Paris'te bir depoya atıldı.

Bir süre sonra Süveyş Kanalı'nın mimarı Ferdinans de Lessepse ile Bartholdi, Fransız-ABD dostluğu için heykeli alıp Nev York'a götürdüler. Osmanlı'nın faturasını ödediği heykel, 25 Ekim 1886'da Nev York'un girişindeki adaya "Özgürlük Anıtı" olarak dikildi!
(ÖZGEN ACAR)
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
martin_eden
Spammer
Spammer


Inscrit le: 18 Jan 2009
Messages: 366
Localisation: Istanbul/Turquie

MessagePosté le: 31 Aoû 2009 22:20    Sujet du message: Répondre en citant

Elmada, erikde, kayısıda vb. tüm meyvalarda, kurt nasıl oluşur biliyor musunuz? Her sene kayısılarda kurt oluşmasın diye ağaçları ilaçlardık, ama bu kurtların nasıl oluştuğunu hiç anlamazdım. Ta ki iki yıl öncesine kadar.

İki yıl önce acil polikliniğe acıdan kıvranan bir hasta gelmişti, ayak parmaklarında yara vardı, parmak aralarında ise onlarca kurt, kıvır kıvır oynaşıyorlardı. Benim için olağan bir olguydu, senede iki veya üç kez görürdüm zaten. Savlonla yıkayıp parmak amputasyonu için ileri tetkik için yatırdım. İşe yeni başlayan bir sağlık memuru bana bu kurtların nasıl oluştuğunu sordu, ben de "kendiliğinden, şeker yüksek olduğu için oluşur" dedim. Bir personel, doğu aksanlı temizlikçi bir kadın söze karıştı "sinekten yavrum sinekten!"

Önce anlamamıştım ama sonra jeton geç de olsa düştü. Bu kurtlar karasineğin larvalarıydı. Sinek uçup yaraya konuyor ve larvasını bırakıyor. O zaman anladım ki, bütün yaralar, epitelize olmadan önce temiz ve kuru da olsalar mutlaka pansumanla kapatılmalıdır. Hiçbir kitabın yazmadığını temizlikçi bir kadın bana öğretti.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
sumer
Expert
Expert


Inscrit le: 28 Fév 2009
Messages: 235
Localisation: France

MessagePosté le: 31 Aoû 2009 23:57    Sujet du message: Répondre en citant

Martin- eden tanri yardimcin olsun, butun gun aci çeken insanlari gormek her kisinin isi degildir, ben bir 15 gun stage için yaslilarin oldugu hastanede 1 gun durabildim....

Inanmayacagini dusunuyorum ama yinede soyleyeyim. Dogal enerjilere( ozelliklede méditasyn yapan kisiler) inanan kisiler uzerlerinde taslar tasirlar, doktorlarin, hemsirelerin yani diger kisilerin acilarini iyilestirmeye çalisan kisilerin tasi" Labradorit" dir.

Tanidigim bazi kisiler ceplerinde tasirlar, bazilarida yuzuk veya masalarinda hasta ile doktor arasinda durur. Bu tas seni kotu enerjiden ( hasta enerjiden korur) Very Happy
Giçik oldugumu dusunen olabilir, deneyin derim.
http://www.kenzay.com/ListGems.asp?Action=List&Products=Gemstones&user=&Session=550500272
bu siteden geçen sene çok tas ismarlamistim. Burada Labradorit tasini gorebilirsin. Benden demesi. Inanan inanir, inanmayanda guler geçer.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
sumer
Expert
Expert


Inscrit le: 28 Fév 2009
Messages: 235
Localisation: France

MessagePosté le: 01 Sep 2009 0:01    Sujet du message: Répondre en citant

Unutmadan, bahçemde kuçuk kuçuk armutlari olan bir agaç var , hiç kurtsuz armut daha gormedim, simdi o armutlarin uzerine sinekmi onlari birakiyor?
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7715
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 16 Juil 2010 22:52    Sujet du message: Répondre en citant

• Harvard Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil, obezite ve şeker hastalığına sebep olan geni buldu.

• Goethe Üniversitesi cerrahlarından Prof. Dr. Tayfun Aybek, kalp krizini önceden haber veren 'çip' geliştirdi.

• Gaziantep Üniversitesi Plastik Cerrahi Başkanı Doç. Mehmet Mutaf'ın dudak yarığı konusunda geliştirdiği ameliyat tekniği, Fransa'da en
başarılı teknik' kabul edildi.

• Finlandiya Kuopio Üniversitesi Biyokimya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu, böbrek taşlarına 'nanobakteri' adı verilen bir mikroorganizmanı n yol açtığını kanıtladı.

• Arkansas Üniversitesi Çocuk Elektrofizyolojisi Bölümü Başkanı Doç. Volkan Tuzcu, çocukların kalp ritim bozukluğunu ışın kullanmadan tedavi eden yöntem geliştirdi.

• Amerikan Nature Dergisi, Türk doktor Murat Digiçaylıoğlu'nun 'beyin kanamasından sonra hücrelerin ölmesini önleyen buluşunu duyurdu.

• Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde araştırmalarını sürdüren Dr.Hande Özdinler, bugüne kadar işlevi bilinmeyen Prion isimli proteinin beyin hücrelerinin yenilenmesi açısından önemini ortaya koydu.

• Houston Methodist Hastanesi Sindirim Hastalıkları Tıbbi Direktörü Prof. Dr. Atilla Ertan, 'ABD'nin en seçkin 10 hekimi' arasına girdi.

• İstanbul 70'inci Yıl Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim Araştırma Hastanesi cerrahlarından Dr. Cengiz Türkmen, ameliyat sonrasında kırılmayı ve ağrıyı önleyen 'omurlar arası sabitleyici' geliştirdi.

• Memphis Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Semahat Demir, ABD'de Bilim-Sağlık Ödülü'ne layık görüldü.

• Cornell Üniversitesi Kısırlık Merkezi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kutluk Oktay, kadınların menopozdan sonra da çocuk sahibi olabilmesini sağlayan bir yöntem geliştirdi.

• Columbia Üniversitesi Kardiyoloji Direktörü Prof. Dr. Mehmet Öz'ün yazdığı 'You: The Owners Manuel' isimli kitap, ABD'de piyasaya çıktığı gün Harry Potter ve Da Vinci Şifresi'ni geride bırakarak, 350 bin adet sattı.


Dernière édition par murat_erpuyan le 06 Fév 2011 4:26; édité 1 fois
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
sumer
Expert
Expert


Inscrit le: 28 Fév 2009
Messages: 235
Localisation: France

MessagePosté le: 17 Juil 2010 18:31    Sujet du message: Répondre en citant

murat_erpuyan a écrit:
• Harvard Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil,
obezite ve şeker hastalığına sebep olan geni buldu.

• Goethe Üniversitesi cerrahlarından Prof. Dr. Tayfun Aybek, kalp krizini
önceden haber veren 'çip' geliştirdi.

• Gaziantep Üniversitesi Plastik Cerrahi Başkanı Doç. Mehmet Mutaf'ın
dudak yarığı konusunda geliştirdiği ameliyat tekniği, Fransa'da en
başarılı teknik' kabul edildi.

• Finlandiya Kuopio Üniversitesi Biyokimya Bölümü Öğretim Üyesi
Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu, böbrek taşlarına 'nanobakteri' adı verilen bir
mikroorganizmanı n yol açtığını kanıtladı.

• Arkansas Üniversitesi Çocuk Elektrofizyolojisi Bölümü Başkanı
Doç. Volkan Tuzcu, çocukların kalp ritim bozukluğunu ışın kullanmadan
tedavi eden yöntem geliştirdi.

• Amerikan Nature Dergisi, Türk doktor Murat Digiçaylıoğlu'nun 'beyin kanamasından sonra
hücrelerin ölmesini önleyen buluşunu duyurdu.

• Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde araştırmalarını sürdüren
Dr.Hande Özdinler, bugüne kadar işlevi bilinmeyen Prion isimli proteinin
beyin hücrelerinin yenilenmesi açısından önemini ortaya koydu.

• Houston Methodist Hastanesi Sindirim Hastalıkları Tıbbi Direktörü
Prof. Dr. Atilla Ertan, 'ABD'nin en seçkin 10 hekimi' arasına girdi.

• İstanbul 70'inci Yıl Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim Araştırma
Hastanesi cerrahlarından Dr. Cengiz Türkmen, ameliyat sonrasında
kırılmayı ve ağrıyı önleyen 'omurlar arası sabitleyici' geliştirdi.

• Memphis Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Semahat Demir, ABD'de
Bilim-Sağlık Ödülü'ne layık görüldü.

• Cornell Üniversitesi Kısırlık Merkezi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kutluk Oktay, kadınların menopozdan
sonra da çocuk sahibi olabilmesini sağlayan bir yöntem geliştirdi.

• Columbia Üniversitesi Kardiyoloji Direktörü Prof. Dr. Mehmet Öz'ün
yazdığı 'You: The Owners Manuel' isimli kitap, ABD'de piyasaya çıktığı
gün Harry Potter ve Da Vinci Şifresi'ni geride bırakarak, 350 bin adet sattı.


Murat bey bu yazinizi okurken aslinda bizim insanimiza ne kadar haksizlik edildigini bir kez daha gormus oldum.
Bu kadar degerli insanimizi kimse gormuyor hala her firsatta karsimiza saçma sapan geleneklerle Avrupada yasayan bizim insanlarimizi gosteriyorlar.( balkonda sucuk kurutan, banyoda kurban kesen, kizlarini zorla evlendiren ) Imajimizi yeniden yapilandirmak çok zor olacak gibi.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Montrer les messages depuis:   
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque Toutes les heures sont au format GMT + 2 Heures
Aller à la page 1, 2, 3  Suivante
Page 1 sur 3

 
Sauter vers:  
Vous ne pouvez pas poster de nouveaux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas répondre aux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas éditer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas supprimer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas voter dans les sondages de ce forum


Powered by phpBB v2 © 2001, 2005 phpBB Group ¦ Theme: subSilver++
Traduction par : phpBB-fr.com
Adaptation pour NPDS par arnodu59 v 2.0r1

Tous les Logos et Marques sont déposés, les commentaires sont sous la responsabilités de ceux qui les ont postés dans le forum.