24 visiteur(s) et 0 membre(s) en ligne.
  Créer un compte Utilisateur

  Utilisateurs

Bonjour, Anonyme
Pseudo :
Mot de Passe:
PerduInscription

Membre(s):
Aujourd'hui : 0
Hier : 0
Total : 2126

Actuellement :
Visiteur(s) : 24
Membre(s) : 0
Total :24

Administration


  Derniers Visiteurs

SelimIII : 10h54:18
laroserouge : 11h42:34
duygu : 21h43:33
Philippe : 2 jours
lalem : 2 jours


  Nétiquette du forum

Les commentaires sont sous la responsabilité de ceux qui les ont postés dans le forum. Tout propos diffamatoires et injurieux ne sera toléré dans ces forums.


Forums d'A TA TURQUIE :: Voir le sujet - Bugünlere nasil geldik?
Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum Forums d'A TA TURQUIE
Pour un échange interculturel
 
 FAQFAQ   RechercherRechercher   Liste des MembresListe des Membres   Groupes d'utilisateursGroupes d'utilisateurs    

Bugünlere nasil geldik?
Aller à la page Précédente  1, 2, 3, 4  Suivante
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque
Voir le sujet précédent :: Voir le sujet suivant  
Auteur Message
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10538
Localisation: Paris

MessagePosté le: 12 Oct 2013 0:46    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:



Yılmaz ÖZDİL - H 09 Ekim 2013
Malezyanız hayırlı olsun
“Başörtüsü ile uğraşmak, gardırop Atatürkçülüğünün tipik örneğidir” diyen kim?

Bülent Ecevit.

*

“Hâkim kılınacak olan şeyler, İslam’ın getirdiği ana kaidelerdir, sünneti seniyyedir, imam hatip liseleri imam yetiştirsin diye açılmadı, dinini bilen doktorlar, avukatlar, mühendisler olsun diye açıldı, 1930’ların laiklik uygulaması Marksizmin ateist ideolojisinden esinlenmiştir, hâkim kılınacak olan Kuran’ın hükümleridir” diyen kim?
Süleyman Demirel.

*

“3-4 gencin başörtüsü takmasıyla irtica olmaz, ülkemizin yasakçı manzarası mazlum milletimiz tarafından ibretle seyrediliyor, oy kazandırması için türbanın yanında değilim, din hürriyetinin gereğidir” diyen... YÖK Başkanı’na “başörtülü kızlarla ne alıp veremediğin var” diye fırça atan kim?
Turgut Özal.

*

“Demokrasi aşınızdır, ekmeğinizdir, başörtünüzdür, namusunuzdur, sahip çıkın... Bu seçim, başörtülülere zulüm edenlere karşı, hesap soranların seçimi olacak” diyen kim?
Tansu Çiller.

*

“Türkiye’nin AB’ye giden yolu, sadece Diyarbakır’dan geçmez, imam hatip lisesinin önünden de geçer... Başörtüsü, çağdışı kıyafet olarak yorumlanamaz” diyen kim?
Mesut Yılmaz.

*

“Başörtüsü dramına son verilmeli, başörtülü bacılarımı perişan etmeye kimsenin hakkı yok, başörtüsü insan hakları kapsamındadır” diyen kim?
Devlet Bahçeli.

*

“Türban meselesinde görüşlerimizden taviz veririz... Söz veriyorum, türbanı da biz özgür kılacağız, görecek sayın başbakan, o yapmadı, biz yapacağız” diyen kim?
Kemal Kılıçdaroğlu.

*

E Tayyip Erdoğan...
Kamuda serbest türban.

*

Ne ekersen, onu biçersin.
Dünün hasadıdır bugün.

*

“Bireyin özel hayatında dilediği gibi giyinme özgürlüğü”yle, “devletin dini kıyafete bürünmesi” arasındaki farkı kavrayamazsan...
Avrupa olayım derken, işte böyle Malezya olursun.

*

“Laiklik karşıtı eylemlerin odağı”, laik Türkiye Cumhuriyeti’ne noktayı koydu...
Türkiye artık “din devleti”dir.



Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7715
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 12 Avr 2014 13:30    Sujet du message: Répondre en citant

Soner Yalçın'in "O yumruğun perde arkası" baslikli 11 Nisan 2014 gunu Sozcu'de çikan yazisi tam anlamiyla bugunlere nasil geldik konusunu isliyor :

http://bit.ly/1kFUf7O
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10538
Localisation: Paris

MessagePosté le: 13 Avr 2014 0:52    Sujet du message: Répondre en citant

Soner Yalçin'in bu onemli yazisina biraz da mizahi ama asli astari olan bir yazi :


Citation:
BENİ TANIDIN MI ?
Erden Üçüncüoğlu 31.03.2014

Ben o en az % 35 - 40'ım...

http://bit.ly/1evHR7O
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10538
Localisation: Paris

MessagePosté le: 24 Mai 2014 1:15    Sujet du message: Répondre en citant



http://sozcu.com.tr/2014/yazarlar/soner-yalcin/o-fotografin-gercek-hikayesi-515331/

.


Dernière édition par cengiz-han le 31 Mar 2017 0:41; édité 1 fois
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10538
Localisation: Paris

MessagePosté le: 28 Oct 2014 4:14    Sujet du message: Répondre en citant



Yalan mi?


Dernière édition par cengiz-han le 31 Mar 2017 0:42; édité 1 fois
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
duygu
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 23 Sep 2008
Messages: 3811

MessagePosté le: 29 Oct 2014 3:19    Sujet du message: Répondre en citant

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2325
Localisation: Paris

MessagePosté le: 30 Oct 2014 11:27    Sujet du message: Répondre en citant

Resimdeki sefkatli adama ayyas denilebildigi için !

Citation:

TÜRK siyasi tarihinden en sevdiğim fotoğraf hangisidir dersen...
Bir tanesi budur işte.

Hafif önde yürüyen adamın sol omzundaki ele bakın...





"Hafif önde" ifadesinin, devlet protokolünde bir tarifi yok...
Ama protokolün zarafetle ambalajlanmış bir hali de var.
Mesela bu fotoğraf.

* * *

Hafif öndeki adam, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel...
Merkez sağ, muhafazakâr bir partinin genel başkanı...
Sol omuz, işte onun sol omzu...
Hafif arkadaki adam, İsmet İnönü...
Kurtuluş Savaşı'nın kahraman komutanı... Lozan müzakerelerinin başkanı... Tekpartili bir dönemin cumhurbaşkanı... Türkiye'yi çokpartili hayata geçiren siyasetçi...
O da sol CHP'nin başkanı.
Sağ el de işte o sol siyasetçinin.

* * *

Bir Cumhuriyet Bayramı töreninde Anıtkabir'de buluşmuşlar. Hayatlarının neredeyse tamamı siyasi mücadele ile geçmiş.
Birbirleri ile ağır siyasi polemiklere girişmişler.
O gün, biri başbakan, öteki ana muhalefet başkanı olarak yan yanalar.
Ama öyle zoraki bir yan yanalık değil.
Başbakanın sol omzundaki elin samimiyetine bakın.
O dokunuştaki manayı hissetmeye çalışın.
Bu aynı zamanda gerçek bir demokratlığın da fotoğrafıdır.

Bakın o İnönü için Demirel ne yazmış

BU fotoğrafı, Hulusi Turgut'un Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel için hazırladığı ve yeni piyasaya çıkan "Büyük Türkiye'nin Hikâyesi" kitabında gördüm.
Bir sayfa sonra ise Süleyman Demirel'in İsmet İnönü için yazdığı şu cümle geliyordu:
"Merhum İsmet İnönü, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucularından, Garp Cephesi Komutanı, Lozan Baş Murahhası, 16 sene başbakan, 12 sene Cumhurbaşkanı olarak, Türkiye'ye unutulmaz hizmetlerde bulunmuştur. Babam Yahya Çavuş, Kurtuluş Savaşı'nda İstiklal Ordularının bir neferi olarak görev yapmıştır.
Ben Cumhuriyet'le yaşıtım.
1965'te Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı oldum.
Sayın İsmet İnönü Muhalefet Lideri idi.
Türkiye için beraber çalıştık..."
Şimdi tarihi ve İnönü'yü her gün karalayıp, onun kendi anıtını dikmeye çalışanlara sormak istiyorum: Çok zor bir şey mi, geçmişe vefa duygusu ile yaşamak...
Geçmişin hakkını vermek... Çok mu zor...
Nedir bu nefret, bu husumet, bu dinmeyen intikam duyguları, rövanş ve hesaplaşma ihtirası...
Kaç oy getiriyor...
Kaç oy getiriyorsa yerin dibine batsın...
Çünkü nankörlük, bu vefasızlık bu ülkeden, bu milletten öyle şeyler götürüyor ki...
Emin olun, getirdiği üç-beş oyun kimseye hayrı olmaz.


Cumhuriyet kadını listesi harikaydı ama eksikti

HÜRRİYET dün yine harika bir Cumhuriyet eki verdi. Cumhuriyet'in 91'inci yılında 91 Cumhuriyet kadınının portresini yapmışlar.
Hepsi harika yazılmış.
Liste gerçekten güzeldi.
Kapsayıcı, kucaklayıcı bir listeydi. İoanna Kuçuradi, Emine Erdoğan ve Hayrünnisa Gül'ün portlerini ben yazdım.
"Cumhuriyet kadını" profilini uzun yıllar boyunca dar açıdan çekilmiş bir fotoğraf olarak gördük.
Oysa o fotoğrafı çok daha geniş açıdan çekmeliydik.
Hürriyet bunu yapmış.
Yine de bana göre listede eksiklikler vardı. Kendimce o listeyi tamamlamaya çalıştım.


http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ertugrul-ozkok_10/sol-omuzdaki-sag-el_27482643
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10538
Localisation: Paris

MessagePosté le: 26 Déc 2014 2:24    Sujet du message: Répondre en citant

E-posta yazisma gruplarindan aldigim bir alinti bu konuya "cuk" oturuyor.

Birisi
Citation:

....Diyarbakır'da kupa maçı,
Istiklal marşı okunuyor, bütün tribünlerden ıslık sesleri geliyor...

Hayırlara vesile olur mu, bilinmez ??


diye yazmis.

Bir digeri de cevap vermis :

Citation:

Çok üzgünüm Arkadaşlar ama

Geçmiş olsun demek daha yerinde olur, artık tam anlamıyla yabancı sahada deplasman.

1980 darbesinden rahatsız olmayanlara, demokrasi, insan hakları tepelenirken, bana dokunmayan yılan 1000 yıl yaşasın diyenlere
ben işime bakarım, para kazanıyorum o halde varım diyenlere o zaman basına, eğitime, hukuğa inen darbelere ses etmeyenlere işkenceye hapislere onbinlerce faili meçhul ve 30 bin insanın öldüğü bir iç savaşa terör - terörle mücadele vatan millet sakarya diye perde çekenlere ve 1980 darbesinin tam anlamıyla evladı manevisi olan şimdiki iktidara da göz yumanlara, şimdi buyrun cenaze namazına ! Demekten başka ne denebilir?

RTE damdan düşmedi. Maneviyatı güçlü gençlik yaratmak isteyen "laik" ordumuzun izniyle ve emriyle açılan yoldan gelip iktidara geçen AKP ne yapsın istiyordunuz ki? AKPde PKK da 12 Eylülün çocuklarıdır, birincisi meşru ikincisi gayrı meşru ... İkisinin de mimarı, destekçisi mihmandarı ve hamisi Kahraman ordumuzun emir komuta zinciri dahilinde gerçekleştirdiği 12 eylül icraatıdır.

Bugün kimse şaşırmasın, yaşadıklarımız daha yaşayacaklarımızın sadece ön habercileridir,

Filmin fragmanını görüyoruz esas film daha sonra ama göreceğimiz filmden bir şüphemiz olmasın.

12 Eylülü destekleyenler, alkışlayanlar ve o icraata alışanlar nasıl olsa gelebilecek her icraata da alışırlar.

AKP gibi bir partinin seçilmesine neden olanlar, onun seçimine zemin oluşturanlar, bu şartları hazırlayanlar en az AKP kadar sorumludurlar : en azından Tarih karşısında Her Millet hak ettiği yönetimle yönetilir, başında hak etmediği bir yönetimi barındırmaz ve onu değiştirir. Churchill'in dediği gibi Demokrasi çok berbat bir rejimdir, ama ne yazık ki daha iyisine sahip değiliz.

Ama keşke biz de Cumhuriyet olarak 1923'ten AKP'nin iktidar olduğu 2002'ye kadar bir Demokrasiyi kurabilmiş olsaydık. Bu ülke Demokrasiye karşı olanlardan bile belki Demokrasiyi kurabilir umuduna kapılabildi. O zaman AKP dışındakilerin sorumlulukları ne olacak ?

Tanzimattan beri tamamlanamayan reformalar ! Tesisi edilemeyen bir hukuk devleti anlayışı İnsan haklarına saygı, Düşünce ve ifade özgürlüğü kısacası ÖZGÜRLÜK, EŞİTLİK ve ADALET

Gerçekten de geçmiş olsun....

Bektaşi tekkelerinde anlamlı bir hat olur genelde "Bu da geçer yahu !"
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7715
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 05 Nov 2015 17:26    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Bu korku devlet korkusu

Emre Kongar, Cumhuriyet, 05 Kasım 2015



Türkiye, Çok Partili Demokrasiye, bu rejimi destekleyecek sınıfsal yapı ve siyasal kültür olmadan, hazırlıksız geçti...

Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti’ni çağdaş toplumlar düzeyine yükselten Atatürk Devrimleri’ni Çok Partili Demokrasi ile taçlandırmak isteyen İsmet İnönü, (başka faktörlerin yanında) kendinden sonra gelecek siyasal liderlerin de aynen Atatürk ve arkadaşları gibi, çağdaş olacağını, halka demokrasi ve insan hakları konusunda yol göstereceğini, toplumu ileriye taşıyacağını varsaydı...

Ama öyle olmadı:
Demokrasi yerine demagojiyi tercih eden liderler, halk dalkavukluğu ile Çok Partili Demokrasiyi, temel hak ve özgürlüklerden uzaklaştırıp Çoğunluk Diktatörlüğü haline dönüştürdüler...

Ve bunun bedelini 27 Mayıs 1960 askeri darbesi ile bütün toplum ödedi...
Onlar canlarını yitirdiler ve Türkiye de, çok, ama çok ağır bedeller ödedi:
Menderes ve arkadaşlarının asılmış olmaları, siyasette bugün bile bir kara leke, süregelen bir kan davası olarak etkisini sürdürmekte.

Buna karşılık 27 Mayıs’tan sonra, Çoğunluk Diktatörlüğünü engellemek için getirilen anayasal güvenceler, demokrasinin ve sol gelişmelerin önünü kesmek isteyen ve yine askerler tarafından yapılan 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri darbeleri ve sağ iktidarlar tarafından iyice sulandırıldı ve bugünlere gelindi!

***

Cumhuriyet dönemi, toplumu dönüştürmek için kullandığı Tek Parti Rejimi ile Osmanlı dönemindeki devlet egemenliğini sürdürmüştü.

Ne yazık ki, Çok Partili Demokrasi sayesinde iktidara gelen Demokrat Parti liderleri, vatandaş haklarını ve demokrasiyi geliştirici değil, Tek Parti Rejimi’ni devam ettirici bir tavır içine girdiler; “devlet baskısı” davranışını, üstelik, sandık demokrasisini de istismar ederek, “Milli irade” adı altında sürdürdüler.

İşin ironik ve trajik tarafı, bu ceberutluğu engellemek için kullanılan yöntem de askeri darbe oldu!

27 Mayıs darbesinin en önemli çelişkisi buydu:

Çağdaş demokrasinin kurum ve kurallarını anayasal güvencelere kavuştururken toplumun yarısının desteklediği iktidar partisinin liderlerini astı!

“Devlet” ve “Liderlik” hep bireyin, vatandaşın önünde görüldü!

***

İşte 7 Haziran öncesi ve sonrasında AKP’nin istismar ettiği duygu budur.
Devlet baskısının, vatandaşı yok sayan devlet egemenliğinin şantajı yapıldı:
“Devlet benim, ya bana oy verirsin ya da ekonomik ve siyasal kaosa kurban gidersin” mesajı, (başka faktörlerle birlikte) 7 Haziran’dan sonra etkili oldu.

Bu mesaj, hem ölümlere yol açan toplumsal ve siyasal olaylarla, hem de muhalefet liderlerinin yetersiz tutum ve davranışlarıyla, gerçek bir tehdide dönüştü:
Zaten seçimlerden birinci parti olarak çıkması beklenen AKP’yi, tek başına iktidar koltuğuna taşıdı.

***

Bundan sonra nereye nasıl gideceğimizi belirlemek için, buraya nasıl geldiğimizi iyi anlamamız lazım:
Arkası, çözüm önerileriyle birlikte elbette gelecek!



Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7715
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 15 Jan 2016 2:06    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Sultanahmet’teki kovboy
Soner Yalçın, Sözcü 13.01.2016


Sultanahmet’teki terör eylemini öğrendiğimizde arkadaşlarımızla aramızda şöyle bir diyalog geçti:

- “Patlama turistlerin olduğu yerde oldu; bu IŞİD’dir! IŞİD Türkiye’de HDP çevresi ve yabancıları hedef alıyor.”

- “Bu terör saldırısını PKK yapmış olamaz. PKK güvenlik güçlerini hedef alıyor; olay yerinde polis yokmuş!”

Şu halimize bakar mısınız?

Türkiye’nin geldiği içler acısı hale bakar mısınız?

Kimileri de, “İstanbul’daki patlama Diyarbakır’da, Şırnak’ta neler olduğunu anlaşılır hale getirmiştir inşallah” diye twitter’da mesaj atıyor! Yuh artık!

Ve birinin mesajını görünce ağzımdan çıkanı kontrol edemedim!
ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass, Türkçe attığı tweet’te, “Sultanahmet’teki patlamayla ilgili haberleri yakından takip ediyoruz. Kalplerimiz, olaydan etkilenenlerle…” diye yazdı!

Aklıma Aristo’nun sözü geldi:
“En büyük suçlar zaruri olanı değil de, fazla olanı elde etmek için işlenir!”
Bu terör saldırısının sorumlusu kim?

Canlı bomba mı?..

IŞİD mi?..

Türkiye’deki basiretsiz yöneticiler mi?..

Davutoğlu mu?.. Erdoğan mı?..

Bu kadar mı?.. Başka yok mu?..

Aydın yöresinin güzel bir lafı vardır:

“Turpun büyüğü heybede!”

Buna ilk dikkat çeken isim bir gazeteci oldu: Jackie Lawlor… Uluslararası çatışmaların atılgan bir şekilde risk alarak, tehdit ederek veya askeri yöntemlerle çözümlenmesini tanımlamak için bir kavram yarattı:
“Kovboy Diplomasisi.”

Bu siyasal kavramın doğuşunun sebebi; ABD Başkanı Theodore Roosevelt’in dış politikalarını tanımlamak için söylediği şu sözdü:
“Yumuşak konuş ve büyük bir sopa taşı!”

Bu söz ABD dış politikasının özetiydi.

Irak ve Afganistan işgalinin beyni Donald Rumsfeld’in Savunma BakanlığI / Pentagon’daki ofisinin masası üzerinde bulunan bronz plakette kazılı olarak Roosevelt’in bu sözü vardı!

Bakın nereden nereye geleceğiz…

Askeri zorbalık

Geleceği öngörmek zorunlu olarak geçmişin bilgisinden geçer…

19. yüzyılın büyük emperyalist gücü İngiltere/Britanya idi. Dünyanın dörtte birini kontrol ediyordu!

20. yüzyılın büyük emperyalist gücü ABD oldu.

Peki…

İngiltere bu gücünden neden vazgeçti?

Oysa… Hem Birinci Dünya Savaşı hem de İkinci Dünya Savaşı’nın galibiydi.

Düşünün ki, dünyadaki diğer tüm donanmaların toplamından daha büyük bir donanma gücüne sahipti. Ama…

Biliyoruz ki -Kıbrıs gibi- sömürgelerinin çoğundan askerlerini çekti.
Niye?

İngiliz tarihçi Hobsbawn bu soruya şu yanıtı verdi:
“Sanırım Britanyalılar, orta büyüklükteki bir ülkenin yapabileceği şeylerin sınırlı olduğunu, dünyanın kimi bölgelerine askeri güç kullanarak yapılacak bir müdahalenin oralardaki durumu daha da kötüleştireceğini biliyordu. Dünyada başarabilecekleri şeylerin sınırlı olduğunu anlamışlardı.”

Yani… Sömürgeci İngilizler, dünyayı düzenlemek için elinden geleni yapmıştı ancak dünyayı egemenliği altına alamayacağını anlamıştı!

Bugün…

Dünyayı tek bir gücün tahakkümü/zorbalığı altına sokma anlayışını kim dayatıyor: ABD!

ABD tarihte dünya hegemonyası kurma iddiası taşıyan tek ülke!
“Amerikalı Kovboy” dün Amerika Kıtası’na yaptığını bugün dünyaya dayatıyor; ülkelere zulüm dayatıyor.

İşte… Irak, Afganistan, Suriye, Libya vs. ülkelerdeki politikaları ortada.
Bu “azgın kovboy” dünyayı yakıp-yıkıyor!

Hakikat şu:
İnsanlar; dünyayı istikrara kavuşturan-savaş yapmayı imkansızlaştıran “Soğuk Savaş” dönemini mumla arıyor!

Askeri zorbalıkları/baskıları yetmezmiş gibi…

Sultanahmet’teki canlı bombanın sebebi kendileri değilmiş gibi tweet atıyorlar!

Sadece bu değil…


Model dayatma

Görüyoruz…

Ne denli güçlü olursa olsun tek bir gücün, dünya politikasını kontrol etme isteği insanoğluna acıları yaşatıyor. Üstelik…

İngilizler güçlerinin zirvesindeyken bile dünyayı dönüştürmeye hiç kalkışmadı. Küresel bir model olma yönündeki bu eğilim, kendini megalomaniye kaptıran ABD’ye özgün!

Evet, mesele sadece askeri hegemonya sorunu değil. Aynı zamanda…
İktisadi ve itibarıyla siyasi-kültürel bir modelin dayatılması ülkelerin toplumsal yapılarını alt üst etti.

“Kumar ekonomisi” neoliberalizm dayatması, daha kapitalist sisteme bile geçememiş toplumların genetik bileşimlerini erozyona uğrattı.

Siyaset anlayışı değişti.

Kültürel dokular yıkıldı.

İnsan bozuldu.

Belirsizlik arttı.

“Serbest piyasa fundamentalizmi” fundamentalist canlı bombaları doğurdu!
“Kovboyun” hem askeri hem de piyasa vahşetinden kurtulup bir an önce cennete gitmeyi düşleyen canlı bombalar dünyayı kana buluyor!
Evet… Tehlikeli canlı bombalar, tehlikeli “kovboy kumarının” sonucu.

Sonuçta…

“Kovboy ile yatağa girenler”; Atatürk’ün “yurtta barış dünyada barış” felsefesine dudak bükünler; Ortadoğu’da “Osmanlıcılık” oynayanlar ülkeye bol bol canlı bomba kazandırıyorlar!

Maalesef… İstanbul’un göbeğinde patlayan bombasının kusurunu kendilerinde aramıyorlar!

Hâlâ… Can Dündar, Erdem Gül ve Beyazıt Öztürk’ten “terörist” çıkarmaya çalışıyorlar!

Şunu görmüyorlar:
Amerikalılar, İngilizlerin geçmişte uyguladıkları politikaya benzer şekilde gerçekliğe uymak zorunda kalacak ve elde edilebileceklerinin sınırlı olduğunu görecek.

Amerikalılar, güç gösterisinin ve model dayatmanın dünyayı yönetmeye yetmediğini er-geç anlayacak.

Biz ise, canlı bombalar ile baş başa kalacağız…


Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2325
Localisation: Paris

MessagePosté le: 22 Jan 2016 11:53    Sujet du message: Répondre en citant

Isinin ehli olmayan ama benden olan diye adamlarini haketmedikleri yerlere yerlestirmek AKP iktidarinda tavan yapti, cunku liderde "aydinlar"a karsi suphe, eziklik biat olmayinca nefrete kine donustu...

Mezarliklar mudurlerinden tiyatrolar yonetmenligine TUBITAK baskanliklarina adam yerlestirildi...

Iste son ornegi de Erdogan'in doktoru olmak sifatiyla yeterliligi olmamasina ragmen universite rektoru yapilan kisi.


Citation:
3 dönem AKP’den milletvekili olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın doktoru Cevdet Erdöl’ün, koşulları taşımamasına karşın yeni kurulan Sağlık Bilimleri Üniversitesi’ne rektör olarak atanması için bir dizi “kılıf” hazırlandığı ortaya çıktı.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/egitim/468106/Tam_porsiyon_atama..._Doktora__rektorluk__hilesi.html
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10538
Localisation: Paris

MessagePosté le: 15 Fév 2016 4:00    Sujet du message: Répondre en citant

AKP iktidari olusturan "İslamcı çevreden" birisinin bu yazisi 2002den bugunlere nasil geldigimizi anlamakta yararli :

Ali Babacan’ın dramı
15/04/2015
LEVENT GÜLTEKİN

http://bit.ly/1SqXJLk
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10538
Localisation: Paris

MessagePosté le: 29 Mai 2016 0:25    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Emre Kongar

Bugünlere nasıl ge(tiri)ldik?


27 Mayıs 2016 Cumhuriyet


“Bugünlere nasıl geldik” sorusu yanlıştır:
Doğru soru “Bugünlere nasıl getirildik?” biçiminde olmalıdır.

***

Bugünlere nasıl getirildik?

1) Cumhuriyet, ekonomik-toplumsal ve kültürel devrimlerini tamamlayamadan İkinci Dünya Savaşı çıktı ve dünya yeniden biçimlendi.

2) Savaş sonrasında Stalin’in Boğazlar ve Kuzeydoğu Anadolu istekleri ortaya çıktı; Türkiye bundan korkarak Batı’ya sığındı. Soğuk Savaş, dinci ve milliyetçi antikomünist ideolojilerle, Türkiye’yi de etkiledi.

3) Cumhuriyet Devrimleri (Atatürk Devrimleri) toplumsal yapıyı, sınıfsal anlamda dönüştüremeden, yani çağdaş sermaye sınıfı ve bunun gelişmesine bağlı olarak işçi sınıfı oluşamadan, bu sınıfların ürünü olan Çok Partili Demokrasi deneyimi başlatıldı.

4) Çok Partili Demokrasi ile seçim kazanarak iktidara gelen Demokrat Parti, Demokrasiyi geliştireceğine boğdu:
a) Sınıfsal olarak toprak ağalığına, yani feodaliteye dayalı idi.
b) İktidardaki CHP’nin muhalifi olarak Demokrasinin temelini oluşturacak Cumhuriyet Devrimlerine karşı bir tavır içindeydi.
c) Toplumun demokratik ilkeler çerçevesinde geliştirilmesini değil, kendisini iktidara getiren yapının o noktada sabitlenmesini hedefliyordu.
d) Demokrasi sayesinde iktidara geldiğini ihmal ederek, tek parti dönemi uygulamalarını örnek aldı.

5) Demokrat Parti’nin demokrasiyi askıya alan Tahkikat Komisyonu aracılığıyla yaptığı sivil darbeye karşı gerçekleştirilen 1960 askeri müdahalesi, özgürlükçü ve topluma aşama atlatan 1961 Anayasası’nı kabul etti. Ama 3 DP liderinin infazıyla, siyasal yaşamda onulmaz yaralar açtı.

6) 1961 Anayasası’nın sola açık tutumundan korkan ve özgürlükçü tutumunu istismar eden Soğuk Savaş dünyasının egemenleri, içerdeki feodal kalıntılar ve sağcı güçlerle ittifak halinde, ülkeyi istikrarsızlaştırıp, 1971 ordu darbesini gerçekleştirdiler; 1961 Anayasası’nın özgürlükçü yapısı hacamat edildi, sol bastırıldı, 3 gençlik lideri infaz edilerek siyasette bir yara daha açıldı.

7) 1971 darbesi de yeterli görülmedi: Soğuk Savaş dünyasının egemen güçleri ve içerdeki antikomünist oluşumlar, ülkeyi yeniden istikrarsızlaştırarak 1980 darbesini hazırladı. 1980 darbesi solu ve demokrasiyi tamamen ezdi; Atatürk’ün adını kullanarak Atatürk Devrimlerini yozlaştırdı, ülkeyi dinci-mezhepçi-ırkçı-milliyetçi yapıya hazırladı.

Cool Soğuk Savaş sonrasında ülke, Küresel neoliberalizmle bütünleştirildi. Ortadoğu’nun yeniden biçimlendirilmesi başladı, darbeci-sağcı-dinci iktidarlar, ABD’nin ileri karakolu olma işlevine soyundu; Kürt varlığı, içte terör, dışta yeni devlet oluşumlarına yol açtı..

9) Ve 21. yüzyılla birlikte, soldan arındırılmış, demokratik hak ve özgürlükleri iğdiş edilmiş ülkede, “kullanışlı aptalların” da desteğiyle, uluslararası neoliberalizmle bütünleşmiş olan despotik iktidarın temelleri atıldı.

***

Türkiye bugünkü noktaya “kendiliğinden gelmedi”:
Askeri darbelerle, sağ iktidarlarla, siyasal cinayetlerle, “içten ve dıştan, itile kakıla, zorla getirildi!”
Artık kendisine saygısı olanların, kendi kaderlerine sahip çıkmaları, demokrasi için savaşmaları gerekiyor!

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10538
Localisation: Paris

MessagePosté le: 01 Juil 2016 1:48    Sujet du message: Répondre en citant

Ders verir gibi yazmis hoca!

Citation:

Terör ve diktatör
Emre Kongar

Cumhuriyet
30 Haziran 2016 Perşembe


Diktatör terörü sever...

Katmerli sever!

Çünkü hem, kendi terörünün gerekçesi olarak kullanmak üzere, toplumda terör eylemleri olmasını ister...

Hem de egemenliğini pekiştirmek ve sürdürmek için kendisi terör yaratır, herkesi korkutur, sindirir!

Bazı terör eylemleri olmalıdır ki, diktatör de tüm toplumu susta durdurmak için, en şiddetli tepkileri gösterebilsin, muhaliflerini hainlikle suçlasın, assın, kessin, hapse atsın, yok etsin, ezsin geçsin.

***

Her türlü terör eyleminin altında kimlik siyaseti ve nefret söylemi yatar:
Bir terörist grup, önce kendisini kimlik üzerinden tanımlayacak ve taraftar toplayacak, daha sonra bu kimlik üzerinden bir düşman belirleyecektir ki, ona karşı terör saldırısı düzenlesin.

Bir iktidar, bir gruba karşı nefret söylemi kullanıp onu şeytanlaştırsın ki, sonra teröre başvursun, onu yok etsin!

Tarih boyunca, bütün terör eylemlerinin temelinde önce din, sonra aynı din içindeki mezhepler, daha sonra ırk ve milliyet, en sonra da sınıf kimlikleri görülür.

Sınıf kimliği çok geç sahneye çıkmış ve Sovyetler Birliği’nin çökmesinden sonra da azgelişmiş siyasal coğrafyalar haricindeki etkisini büyük ölçüde yitirmiştir.

Buna karşılık, din ve mezhep kimliği, Sovyetler’in çökmesinden sonra, Soğuk Savaş döneminde yapılan ideolojik ve siyasal yatırımların birikimi ve yeni düşmanlıklar yaratılması amacıyla, günümüzdeki terör eylemlerinin ana gerekçelerinden biri olarak gündemin başına oturmuştur.
Din olarak İslam kimliği küresel terörün, Sünni ve Şii mezhep kimlikleri de bölgesel terörün ana kaynakları olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Ne yazık ki, başta ABD olmak üzere Batılı güçler, daha önce Sovyetler’e karşı oluşturdukları ve sonradan kendilerini vuran İslam örgütlerini, bu kez Ortadoğu’daki emperyalist oyunların aracı olarak mezhep teröründe kullanmaya başlamışlar ve böylece İslam kimlikli terörün yeniden küresel sahnede etkili olmasına yardım etmişlerdir.

***

Türkiye gerek laik ve demokratik rejimiyle İslam diktatörlüklerine karşı oluşturduğu “kötü örnek”(!) kimliğiyle, gerekse, toplumsal yapısındaki etnik ve mezhepsel zenginliklerle, hem din ve mezhep, hem de ırk ve milliyet kaynaklı terörün doğal hedefiydi. Ne yazık ki AKP iktidarı gerek iç gerekse dış politikadaki acemice, cahilce, yanlış tutum ve davranışlarıyla:
Hem içerideki etnik kaynaklı terörü güçlendirmiş ve sorunlarını dışa taşıyarak iyice içinden çıkılmaz hale getirmiş...

Hem de dışardaki mezhep kaynaklı terörü büyük bir aymazlıkla içeriden güçlendirip ithal de ederek başımızı yeni bir belaya sokmuştur.

Ve şimdi, salı geceki terör eylemi sırasında bile çalışan Meclis’te, yargıyı sıfırlayan yasalar örneğinde görüldüğü gibi, verilen kurbanların kanları, rejimin otoriterleşmesi ve abuk sabuk bir başkanlık rejimine geçiş için gerekçe olarak kullanılmaktadır.

Türkiye’nin başındaki ikili terör belasını, yeni basımı yapılan Küresel Terör ve Türkiye adlı kitabımın ilaveli son baskısında, farklı terör dalgaları ile bir süreç olarak irdelemeye çalıştım; bu konuları merak eden bakabilir.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10538
Localisation: Paris

MessagePosté le: 28 Juil 2016 2:24    Sujet du message: Répondre en citant

IBRETLIK !

Citation:

...

YIL 1999... NAZLI ILICAK’IN EVİNDE UMUTLU BİR YEMEK

TELEFONUM çaldığında 1999 sonbaharı yeni başlamıştı.


Arayan Nazlı Ilıcak’tı...


Beni evinde bir akşam yemeğine davet ediyordu.


Üç misafiri daha olacaktı.


Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Ömer Çelik...


***


Erdoğan hapisten çıkalı 2 ay olmuştu. Gül’le birlikte yeni bir siyasete hazırlanıyordu.


***


Onlar siyasetçi, ben gazeteci gömleğimi çıkarmış, çok güzel bir sohbet yapmıştık...


Sanki herkes herkes hakkındaki önyargılarını silmiş, “öteki” diye bir şey kalmamıştı.


Sanki Türkiye 100 yıllık kavgasını bitirmeye hazırlanıyordu.


***


Önceki gün Nazlı Ilıcak hakkında gözaltı kararı çıkınca geriye o günlere döndüm.


Ve kendi kendime sordum.


Neler oldu bize...


Hâlâ neler oluyor...


...


http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ertugrul-ozkok_10/o-ali-yarbayim-ki-darbeci-iftirasini-bile-serefine-yediremedi_40171063

.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Montrer les messages depuis:   
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque Toutes les heures sont au format GMT + 2 Heures
Aller à la page Précédente  1, 2, 3, 4  Suivante
Page 2 sur 4

 
Sauter vers:  
Vous ne pouvez pas poster de nouveaux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas répondre aux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas éditer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas supprimer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas voter dans les sondages de ce forum


Powered by phpBB v2 © 2001, 2005 phpBB Group ¦ Theme: subSilver++
Traduction par : phpBB-fr.com
Adaptation pour NPDS par arnodu59 v 2.0r1

Tous les Logos et Marques sont déposés, les commentaires sont sous la responsabilités de ceux qui les ont postés dans le forum.