23 visiteur(s) et 0 membre(s) en ligne.
  Créer un compte Utilisateur

  Utilisateurs

Bonjour, Anonyme
Pseudo :
Mot de Passe:
PerduInscription

Membre(s):
Aujourd'hui : 0
Hier : 0
Total : 2102

Actuellement :
Visiteur(s) : 23
Membre(s) : 0
Total :23

Administration


  Derniers Visiteurs

cengiz-han : 06h49:31
bendeniz : 13h37:12
minorSinan : 14h35:01
Georges : 15h58:49
Philippe : 23h29:05


  Nétiquette du forum

Les commentaires sont sous la responsabilité de ceux qui les ont postés dans le forum. Tout propos diffamatoires et injurieux ne sera toléré dans ces forums.


Forums d'A TA TURQUIE :: Voir le sujet - Turkiye'de Universiteler !
Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum Forums d'A TA TURQUIE
Pour un échange interculturel
 
 FAQFAQ   RechercherRechercher   Liste des MembresListe des Membres   Groupes d'utilisateursGroupes d'utilisateurs    

Turkiye'de Universiteler !
Aller à la page 1, 2  Suivante
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque
Voir le sujet précédent :: Voir le sujet suivant  
Auteur Message
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7359
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 15 Déc 2007 0:57    Sujet du message: Turkiye'de Universiteler ! Répondre en citant

Tansu Ciller isin cicigini çikartmis, gittigi her ilde "Buraya bir universite açalim mi?" demis, sonra bulunan bir binanin ustune "Bilmem ne universitesi" levhasi konarak universite açildigi ilan edilmisti. Sanki universite açmak pazarda al satmak gibi basit bir olaya indirgenmisti. Kapisina universite tabelasi açilan binalarda ne kutuphane ne bilgisayar çogu zaman da gostermelik bir-iki akadesmisyenden baska bir sey olmadi. Bunu yapanin bir de Prof unvani oldugu dusunulurse.

1980 mirasi YOK universitesinin ozuyle bagdasmayan bir kurum ama yeni seçilen YOK baskani nedeniyle konu yine turbana odaklandi. Halbuki bundan çok dah buyuk sorunlar var.

14 Aralik tarihli Radikal'den I. Berkan'in yazisini bu nedenle aktariyorum buraya :

Akademik özgürlük mü dediniz?
İsmet Berkan

14/12/2007 (7135 kişi okudu)

Üniversitemizin sorunlarının başında ne türban ne de katsayı meselesi geliyor. Bu iki sorunu küçümsüyor değilim ama bunlar üniversite kurumu söz konusu olunca, yan sorunlardır. Üniversite kurumunun kendisini konuşacağımız zaman temel sorun, üniversitedeki özgürlük ve özerklik sorunlarıdır.
Bakın aşağıda bir üniversite öğretim üyesinden gelen mektubu bulacaksınız. Üniversitemizin ne halde olduğuna ve nasıl ceberrutça yönetildiğine dair iyi bir örnek.
* * *
Sayın Berkan,
"YÖK Başkanı'na İlk Hediye" adlı yazınızı büyük bir hüzünle okudum.
Hüzünlenmeme yol açan olay, yazınızda sözünü ettiğiniz "ita amirinin izni olmadan il dışına çıkma ve kamuoyuna görüş açıklama" eylemini bundan yaklaşık altı yıl önce benim de işlemem ve maaş kesim cezasına çarptırılmamdı. Ben, Mersin Üniversitesi'nin kurucularındanım. 1993-2000 yılları arasında Mersin Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi kurucu dekanlığı görevini yürüttüm. Biri Türkiye'de, biri de Almanya'da olmak üzere, iki üniversiteyi çok üstün derecelerle bitirdim. Şimdi Almanya'nın seçkin üniversiteleri arasında yer alan Berlin Özgür Üniversitesi'nde "Kültürler-arası Eğitim" bölümünü bitirdikten sonra, aynı bölümde doktora öğrenimini üstün başarıyla sonuçlandırdım. Aynı üniversitede yan-dal olarak sosyoloji öğrenimi sırasında Frankfurt Okulu olarak dünyaca ünlü "Eleştirel Düşünme" ve "Eleştirel Kuram"ı öğrenme ve edinme olanağı buldum.
Mersin Üniversitesi'nin kuruluşunda görev almama neden olan rahmetli Prof. Dr. Aydın Güven Gürkan da Almanya'da doktora yaptığı için, her türlü otoriter yapıya ve otoriter düşünceye köklü eleştiri getiren Frankfurt Okulu'nu tanımıştı. Yöneticinin despotizmine olanak veren ve Yüksek-öğretim Yasası'ndan kaynaklanan kurumsal özerklikten çok farklı olan "akademik özgürlük" kavramını temel alan ve ahlaksal bir ilke olarak her koşul altında bu ilkeyi kıskançlıkla savunan Anadolu ve Akdeniz'in kültürel çeşitliliğinden gelen "çoğulcu, katılımcı ve eleştirel" bir akademik kurum kurmak için, Mersin'de baştan itibaren görev almam konusunda ısrar etti. İlk yıllarda sözünü ettiğim akademik ilkeyi uygulamada başarılı olduk.
Mersin Üniversitesi, Türkiye üniversitelerinde totalitarizm ve hak hukuk tanımama tutumunun yerleşmesine önemli katkılar yapan Kemal Gürüz'ün akademik özgürlük ile bağdaşmayan uygulamalarını, senato kararıyla protesto edip, protestosunu kamuoyu ile paylaşma cesareti gösteren tek üniversite oldu. Zaten ne olduysa, bu olaydan sonra oldu. Üniversiteye YÖK denetçileri uçuştu. Baskılar ve yaptırımlar birbirini izledi.
1998 Ekimi'nde yapılan rektörlük seçimlerinde aday oldum. Öğretim üyelerinin yüzde ellisine yakın bir bölümünün oyunu aldım. Böyle olmasına karşın, YÖK tarafından Cumhurbaşkanlığına sunulan üç kişilik listeye konulmadım. Benim aldığım oyun yarısı düzeyinde oy alan emekli albay olan bir tıpçı rektör olarak atandı. Durumu protesto etmek için Cumhurbaşkanlığına başvurdum. Hiçbir sonuç alamadım. YÖK'ü mahkemeye verdim; Kemal Gürüz'e karşı tazminat davası açtım. Bu sırada demokrasiyi ve akademik özgürlüğü önemseyen basın tarafından gözle görülür ölçüde desteklendim. Ancak, atanmamamdan ve yargıya başvurmamdan sonra başıma gelmedik şey kalmadı. İlkin, yeni atanan rektör tarafından her iki sicil amiri tarafından sicilimin olumsuz olarak değerlendirildiğine ilişkin bir sarı zarflı yazı aldım. O dönemde dekan olduğum için, sicil amirlerim rektör ve YÖK Başkanı'ydılar. Biri, benim yerine atanan ve üniversitedeki saygınlığımı yok etmekte kararlı olan rektör; öbürü başkanı olduğu kurumu ve kendisini yargıya şikâyet ettiğim Kemal Gürüz. Yargı, olumsuz sicili iptal etti. Ancak 1998 yılı sicili iptal edilmeden, 1997 sicilinin de yine her iki sicil amirince olumsuz verildiğini öğrendim. Yine yargıya başvurdum. Ortaya çıkanlar ve yaşadıklarım tam bir skandaldı. 1997 yılı sicili önce pekiyi verilmiş; daha sonra beni tümüyle etkisizleştirmek ve kamu görevinden çıkarmak için yırtılmıştı.
Bu olay, beni tanık olarak dinleyen, ancak hiçbir sonuç doğurmayan, Kemal Gürüz'e karşı kurulan Meclis araştırma komisyonuna da yansımıştır. Bildiğim kadarıyla, hala 1997 yılı sicilim yoktur. Daha sonra üçüncü kez, 1999 yılı sicilim de olumsuz verildi. O da yargı tarafından iptal edildi. Bu arada uygar bir akademisyen olarak her haksızlığı yargıya iletmeyi sürdürdüm. Yargıya başvurunca, bu kez daha önce rektörlük yapan kişi ve onun yardımcısı olan iki profesör tarafından hakkımda "İzleme Raporu" yazıldığını öğrendim. Meğer, birlikte akademik özgürlüğü savunduğumuzu sandığım rektör ve rektör yardımcısı tarafından izlenmişim. Raporlarda, tahmin edilebileceği gibi, ne kadar yıkıcı ve bölücü olduğum öne sürülüyordu.
Baskılar ve yaptırımlar giderek artmaya başladı ve akıl almaz boyutlara ulaştı. Dekanlığım sırasında fakültenin psikoloji bölümünün Kürt kimliği algılaması konusunda yaptırtmak istediği bir bitirme çalışmasını engellemediğim ve bu çalışmayı yaptırtanı cezalandırmadığım için, "Vatanın, Milletin Bölünmez Bütünlüğüne Karşı Faaliyet Yürüttüğüm" savıyla, Rektör, o dönemde ilgili mahkeme olan Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne beni ihbar etti. Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi yargıçları, konunun bölücülük olmadığı, akademik özgürlük kapsamında görülmesi gerektiği kararına vardılar.
Daha sonra, TRT 2'de Avrupa ve Türkiye konulu bir programa konuşmacı olarak çağrıldım. Avrupa'da Türk imgesi konusunda TRT 2'de yayımlanan bir dizinin metin yazarlığı ve danışmanlığını da yapmıştım. Üzerinde çalıştığım bu konu hakkında 13 kitap ve yüzlerce makale yazdım. Bunlar biliniyordu. Yerime dekan olan ve hakkımda "İzleme Raporu" yazan kişi, cuma günü, iş bitiminden on dakika önce gitmemin uygun görülmediğini yazıyla tarafıma iletti. Ben buna karşın, akademik özgürlük kapsamında olan bu program gittim. Doğal olarak hakkımda "Disiplin Soruşturması" başlatıldı ve maaş kesim cezasına çarptırıldım. Karara karşı yargıya başvurdum.
Yargı kararı yerinde buldu.
Akademik özgürlük ve ahlak ile hiçbir biçimde bağdaşmayan ve YÖK mevzuatında hiçbir biçimde öngörülmeyen "İzleme Raporları"na ve maaş kesim cezasına karşı tazminat davaları açtım. Bütün davalar aleyhime sonuçlandı. Türkiye'de yargı yolu tamamlanınca, AİHM'ye başvurdum.
Her üç dava da AİHM'dedir.
Bütün bunlar sürerken artık Mersin Üniversitesi'nde yaşam hakkı tanınmayacağını anladım. Zaten, o dönemde YÖK Başkanvekili olan Bener Cordan da Mersin Üniversitesi'nden ayrılmamı açıkça dile getirmişti. Beş yıldan beri Hacettepe Üniversitesi'ndeyim. Bu üniversite tarafından verilen ilk sosyal bilimler ödülü ile ödüllendirilmiş bulunmaktayım. Bu yazıyı, bugünlerde yazmak zorunda kaldığı için de son derece üzgünüm; ama, başka bir umar da göremiyorum.
Duyarlılığınız için teşekkürler.
Prof. Dr. Onur Bilge KULA
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7359
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 15 Déc 2007 1:03    Sujet du message: Yine konuyla ilgili olarak ! Répondre en citant

'Kuran'da başörtüsü yok' dediğine pişman ettiler
'Mahalle baskısı'nı teşhis ettiği için soruşturulan Doç. Dr. Filiz'in başına gelen sadece bu değil. Tezleri yüzünden sicil notu düşürülmüş, profesörlük verilmiyor

Radikal - 14/12/2007

MESUT HASAN BENLİ (Arşivi)

ANKARA - 21'inci yüzyılda, 'okul' yönetiminden izinsiz şehir dışına çıktığı ve televizyon programına katıldığı için hakkında disiplin soruşturması açılan üniversite eğitim üyesi Doç. Dr. Şahin Filiz, 'aykırı düşünce'lerinden çok çekmiş.
Konya Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi ve İslam Felsefesi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Şahin Filiz, İslam felsefesi üzerinde uzmanlaştı. Filiz, avukatının verdiği bilgiye göre, "Kuran da başörtüsü yoktur. Başörtüsü Yahudi geleniği" şeklindeki tezleri nedeniyle fakülte yönetimi ve rektörlüğün tepkisini çeken Filiz, profesörlük unvanı için gerekli olan 300 puanın iki katı fazla puan topladığı halde, profesör olamıyor. Filiz 2005'ten beri İslam felsefesinde profesörlük için beklerken bu anabilim dalında hiç profesör yok.
Filiz, Bilgi Edindirme Yasası çerçevesinde 2005 yılına kadar 'pekiyi' olan sicilinin bu yıldan itibaren 'orta'ya düşürüldüğünü öğrenince bölge idare mahkemesine de başvurmuş.
Yönetimin mahkemeye sunduğu savunmadaysa "Filiz öğrenciler üzerinde baskı kuruyor. Öğrenciler bize sözlü bildirimde bulundu ve bu nedenle sicili düşürdük" denilmiş. Filiz'in avukatı Ali Altay'a göre hakkında hiçbir yazılı şikâyet olmayan müvekkilinin sicili, dedikodulara dayanılarak düşürüldü. Altay, "YÖK Teşkilat Yasası'na göre yöneticinin iki yıl üst üste sicili 'orta' olursa, yöneticilik hakkı elinde alınıyor. Yani bu yıl da sicili orta olursa anabilimdalı başkanlığı elinden alınacak" dedi.

Görevden alınmak istedi
Bir diğer gerginlik de Doç. Dr. Filiz'in 20 Ocak 2007 tarihinde babasının rahatsızlığı nedeniyle İslam felsefesi dersinin final sınavını yapmak için okula gelmemesi üzerine yaşandı. Fakülte yönetimi "Sınav koordinatörü tarafından aramanıza rağmen bulunmamanız ve sınavın yapılmaması sebebiyle 'yönetim görevinden ayırma' cezasına karar verilmiştir" dedi. Filiz'in mazaretini bildirmesi ve rektörlüğe itiraz etmesi üzerine anabilimdalı başkanlığı Filiz'e iade edildi. Ancak bu kez de kınama cezası verildi.


Cicili bicili türban
Doç. Dr. Filiz hakkında açılan televizyon programıyla ilgili soruşturmayı sürdürme amacıyla atanan Prof. Dr. Ahmet Yaman ismiyse dikkat çekici. Avukat Altay'a göre 'Görüşleri itibarıyla Filiz'e tamamen aykırı olan bir kişinin soruşturmacı olarak atanması' iyi niyetle hareket edilmediğinin göstergesi. İddiaya göre Yaman, türbanlı kız öğrencilere 'Cicili bicili türbanlar takmayın. Pantolon giymeyin' uyarısı yapan hoca olarak tanınıyor.



------------------------------------------------------------------------------ --


Rektör: Şehir dışına çıktığı için
Selçuk Üniversitesi Rektörü Süleyman Okudan ise Doç. Dr. Şahin Filiz'le ilgili olarak "Sicil notu düştü çünkü bana karşı birtakım davranışları vardı" dedi.
Rektör Okudan, "Ben rektör olmadan önce Şahin Filiz, Fen - Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'ne bölüm başkanı olarak atanmıştı. Görev süresi boyunca bir şey yapmadım. Görev süresi bitince yeniden görevlendirmedim. Bundan dolayı bana birtakım hareketleri oldu. Zehir zemberek bir mektup yazdı. Sicil amiri olmamdan dolayı, 'orta' da 'iyi' de 'pekiyi' de verebilirim. Bu bana verilmiş bir hak" dedi.
İlahiyat Fakültesi'ne geri dönen Doç. Dr. Şahin Filiz'in bu yüzden kendisine kini olduğunu ve basında hakkında çıkan yolsuzluk haberlerin yapılmasında parmağı olduğunu öne süren rektör, Filiz'in profesörlüğünün engellendiği iddiasıyla ilgili olarak "Elimde kadro yok" dedi, son soruşturmayla ilgiliyse şöyle konuştu: "Soruşturmanın açılmasının nedeni kesinlikle bir yerde konuştuğu için değil izinsiz şehir dışına çıktığı için. Şehir dışına giderken öğretim üyeleri bildirmek zorunda. Tatile gitse de zorunda. Kesinlikle fikirleri ya da televizyon çıktığı için değil. Dekana söyledim büyütmeyin dedim çağrın konuşun, dedim."
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2247
Localisation: Paris

MessagePosté le: 15 Déc 2007 2:03    Sujet du message: Répondre en citant

Genelkurmay Baskaninin istifasi uzerine birseyler bulmak uzere internete girdim, Cumhurbaskaninin polemik etmeyin demesinden baska bir sey bulamadim. Ataturquie sitesinde bir sey var mi diye baktim. Yok.

Universitelerle ilgili Murat Beyin mesajini gordum. Bari birsey ekleyeyim.

Evet YOK baskani, kanunlarin uygulanmamasini savunabilecek tiynette bir profesor. Eh, Ozal demisti Anayasayi bir kere delmekle birsey olmaz. Bir Cumhurbaskani bu sozu soylerde arkasini Gul'e ve RTE'ye baglamis, YOK baskani neden demesin.

Ne demis? Buyurun okuyun.
ÖZCAN: YASALARI UYGULAMAYIN

Skandal açıklama
ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, rektörlere kamusal alanda türbanı yasaklayan Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamamalarını önerdi. Özcan, "Öyle bir kural olabilir. Ama siz onu önemli görmeyebilirsiniz, bir sürü insanı rahat ettirirsiniz" dedi. Özcan dün Anadolu Ajansı'na (AA) verdiği demeçte türbanla ilgili Anayasa Mahkemesi kararlarının anımsatılması üzerine, sorunun çözümü için bunlara gerek olmadığını savundu. Özcan, "Onların savlarını biliyorum. Bunlar, üniversitenin dışında konmuş yasaklardır. Mahkemelerle ilgilidir. Bu bakış meselesidir. Öyle bir kural olabilir. Ama siz onu önemli görmeyebilirsiniz, bir sürü insanı rahat ettirirsiniz. Biz öyle bir sonucun çıkacağını ümit ediyoruz'' dedi. Öte yandan, TBMM Başkanı Köksal Toptan ile dün Meclis'te bir araya gelen Özcan, YÖK'le ilgili söyleyecekleri olup olmadığını soran Toptan'a "Sayın Cumhurbaşkanı tavsiye etti, hem Başbakan... 'Aman hocam dikkat' dedi. 'Bir şey söylersin, ipimizi çekerler' " açıklamasını yaptı.

Altini ben çizdim. Vay be ! Mahkeme kararlari onemsenmeyebilirmis ! Profesore bak, orman kanunu savunuyor. Orman kanunu olursa birgun arkasini dayadiklari gider, gelenler de onun da kafasini koparir.

Eh demokrasi bir tranvay degil miydi zaten !
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2247
Localisation: Paris

MessagePosté le: 18 Déc 2007 12:50    Sujet du message: Répondre en citant

Tüm ögretim üyelerinin açiklamasi da YOK Baskani hakinda ileri surulen gorusleri dogruluyor :

TÜMÖD BASIN AÇIKLAMASI

Tarih: 12.12.2007

Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan’ın YÖK Başkanlığına seçilmesiyle ilgili görüşlerimizi ve edindiğimiz bazı bilgileri, demokratik sorumluluğumuzun gereği olarak üyelerimize ve kamuoyumuza aşağıda sunmaktayız:

Anayasanın 131. ve 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kurulu Yasasının 6. maddesine göre, cumhurbaşkanı tarafından üye atanırken “rektörlük ve öğretim üyeliğinde başarılı hizmet yapmış profesörlere öncelik verilmesi” koşulu öngörülmüştür. Oysa, Prof. Özcan, hiçbir zaman rektörlük yapmamış olduğu gibi, kısa bir süre yaptığı bölüm başkanlığı dışında herhangi bir idari görevde bulunmamıştır. Öte yandan, akademik kariyerine ilişkin bilgiler ışığında “başarılı hizmet yapmış” profesör sayılması da mümkün görünmemektedir.

Prof. Özcan ODTÜ’de doçent olduktan ancak 14 yıl sonra 2003 yılında profesör olabilmiştir. Bu arada bilimsel yetersizlik gerekçesiyle profesörlüğü iki defa ertelenmiştir.

Prof. Özcan, son zamanlarda “ılımlı İslamlık” konusunda adı ön plana çıkarılan Malezya’da, 1992-1994 yıllarında İslam Üniversitesinde iki yıl kadar çalışmış, yayınlarının önemli bir bölümü bu üniversitenin periyodiklerinde yayınlanmıştır.

Malezya İslam Üniversitesi, özellikle rektörünün beyanları dolayısıyla Atatürk karşıtı olarak ün yapmıştır. 1995 yılında Dışişleri Bakanlığı’nın uyarısı üzerine, YÖK bu üniversitenin denkliğini kaldırmıştır. Dışişleri Bakanlığı’nın yazısında, ayrıca bu üniversite ile ilişkilerde dikkatli olunması uyarısı yapılmıştır.

Prof. Özcan, Eylül ayında basına yansıyan açıklamalarında, üniversitede türban yasağının kaldırılmasının türbanlı sayısını azaltacağını ifade etmiştir. YÖK Başkanı seçildikten sonra yaptığı ilk açıklamada ise, üniversitelerde her türlü yasağın kaldırılacağını söylemiştir.

Prof. Özcan, akademik unvanlarının bir bölümünü ABD’de Chicago Üniversitesinde edinmiştir. Bu üniversite, Şili’de Salvador Allende’nin bir komplo sonucunda devrilmesi üzerine kurulan Pinochet diktatörlüğü döneminde, esas olarak Şili’yi dış sömürüye açmayı amaçlayan tahribatın baş sorumlusu olan “Chicago Boy”ların yetiştiği üniversitedir.

Prof. Özcan, bir Amerikan örgütü olan Fullbright’ın Türkiye bölümünde görevlidir.

Özetle belirtmek gerekirse, tutulan yolun gerçekte Türk-İslam sentezi olmayıp Amerikan-İslam sentezi olduğu her geçen gün biraz daha açıklık kazanmaktadır. Bu ise İslamiyet’le de bağdaştırılması mümkün olmayan bir yoldur.


Prof. Dr. Alpaslan Işıklı - TÜMÖD Genel Başkanı
Öğr. Gör. Suay Karaman - TÜMÖD Genel Sekreteri

www.tumod.org.tr
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2247
Localisation: Paris

MessagePosté le: 18 Déc 2007 12:55    Sujet du message: Répondre en citant

Türkiye'de Universitelerden bir manzara.

Türban kulübesi

Hurriyet 16/12


Turan KOYUNCU/SİİRT, (DHA)



SİİRT Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde okuyan türbanlı öğrenciler için okul idaresi tarafından kampüs girişinde özel bir kulübe yaptırıldı. Öğrenciler bu kulübeye girip türbanlarını çıkardıktan sonra peruk takarak fakülteye girebiliyor.

İŞTE TÜRBAN KULÜBESİNDEN KARELER
Daha önce Diyarbakır Dicle Üniversitesi'ne bağlı olan ancak bu yıl bakanlar kurulu kararıyla açılan Siirt Üniversitesi’ne bağlanan kent merkezindeki Eğitim Fakültesi'nde okuyan türbanlı öğrenciler için idare okulun girişinde prefabrik özel bir kulube yaptırdı. Yaklaşık 2 bin öğrencisi bulunan Siirt Eğitim Fakültesi'nde okuyan türbanlı kız öğrenciler, artık okula gelirken girişteki bu külübeye giriyor, türbanlarını çıkarıp peruk taktıktan sonra okula gidiyor. Dönüşte de yine bu külübeye girip peruklarını çıkaran kız öğrenciler, bu kez türbanlarını takarak eve gidiyor.


Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7359
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 27 Déc 2007 15:05    Sujet du message: Répondre en citant

Bu "topic"e uygun bir yaziyi Hurriyet'de okuyinca buraya tasimayi uygun gordum, cunku
- Bugunku Cumhurbaskani da eskisi gibi kendine uygun olanlari rektor atiyor (halbuki eskisini bu konuda çok kritik etmisti AKP yanlilari). Yani isine gelince elestir sonra da sartlar degisince elestirdigini yap...
- Niye universite rektorunu Cumhurbaskani atar o da YOk denen 1980 sonrasi garabetin bir sonucu
- Universitede profesor sifatini tasiyan kisinin bilimle uyusmayan bakis açisi...

Allah dininin reformu olmaz 27 Aralık 2007

Esra KAYA/ANKARA
YÖK’ün listesinde ikinci sırada olmasına rağmen Köşk tarafından Bilecik Üniversitesi Rektörlüğü’ne atanan Prof. Dr. Azmi Özcan, Brüksel’deki AB müzakerelerinde Abdullah Gül ile çalışmış. İlahiyat mezunu olan Prof. Özcan’ın İslam’da reform olamayacağına dair yazıları var.

CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül’ün, YÖK’ün Köşk’e gönderdiği listede ikinci sırada yer almasına karşın atadığı Bilecik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Azmi Özcan’ın, İslam’a ilişkin makaleler yazdığı ve AB müzakerelerinde Abdullah Gül ile Brüksel’de çalışmalar yaptığı öğrenildi. İlahiyat Fakültesi mezunu olan Özcan, Sakarya Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptığı dönemde, 30 Ocak 2006’da yazdığı, "İslam’da Protestanlaşma olmaz, çünkü..." başlıklı yazısında, çarpıcı yorumlarda bulunuyor. Özcan, Yahudilik ve Hıristiyanlık’ta reformun tarihi bir mecburiyet olduğunu, ancak İslam’da Protestanlaşmanın da, reformun da imkan dahilinde olmadığı ve tarihi açıdan da bunun mümkün olamayacağını savundu. İslam’ın reforma ihtiyacı olduğunu söylemenin, sadece cehaletin ötesinde bir keyfiyet ve kesbiyetin icabı olabileceğini iddia eden Özcan, yazısında özetle şunları söylüyor:

İMANA STANDART

"Reform kaba tabiriyle ’formu’ bozulan bir şeyi tekrar asli formuna döndürmek demek olduğuna göre formu bozulmayan ve bozulması da Allah’ın taahhüdüyle mümkün olmayacak bir dinin reforma ihtiyacı olamaz...İnanmamakta hürsünüz; ancak inanıyorsanız size intikal ettiği şekilde uygulamakla mükellefsiniz. ’Hem inanıp hem de istediğim şekilde ibadet ederim diyorsanız’ o İslam’a ait bir farz olmaktan ziyade size has bir tarz olarak nitelendirilebilir. Fakat dinin farzı böyledir şeklinde bir dayatmada bulunursanız bu apaçık Allah ve Peygamberinin hukukunu çiğnemektir. Birileri bir sebeple milletin şekline ve şemailine bir standart belirlediği gibi milletin dinine ve imanına da bir standart belirleme girişiminde hep olagelmişlerdir. Camilere kiliselerde olduğu gibi sıraların konulması, dini aryaların okunması teklifleri hafızalardadır."


Bir noktada Profesor ile ortak bir dusunceyi paylasiyorum. Islam'da reform çok zor. Cunku Vatikan gibi bir kurulus yok. Allah ile kul arasinda araci yok. O zaman kimin dedigi dogru, dogruyu bulmak, zamana adaptasyon yapmak bir otoritenin isi degil.

Ancak,"Reform kaba tabiriyle ’formu’ bozulan bir şeyi tekrar asli formuna döndürmek demek olduğuna göre formu bozulmayan ve bozulması da Allah’ın taahhüdüyle mümkün olmayacak bir dinin reforma ihtiyacı olamaz" cumlesi herseyi ile yanlis ki duzeltmek olanaksiz, vivik vicik populist bir soylem.

Ayrica "Fakat dinin farzı böyledir şeklinde bir dayatmada bulunursanız bu apaçık Allah ve Peygamberinin hukukunu çiğnemektir" cumlesi de gerçekle bagadasmiyor, Islam'da da farkili gorus ve yorumlar var, kaldiki dinin farzi boyledir diyen kim? Hangi otorite? Diyanet'i mi kastedidiyor? Yoo o kurulus yillardir politikacilarin eline geçirip oynamak istedigi bir sey... Kimi kastedidiyor Cumhuriyeti kuranlari, hatta kisaca Ataturk'u. Ama burada da kasit var, çarpitma var çunku laik cumhuriyet dinin farzlarini dayatmiyor, inanisi kisiye birakiyor...

Zaten varilmak istenen nokta, yani Ataturk'un kurdugu Cumhuriyet'e saldiri açikça ifade ediliyor : Camilere kiliselerde olduğu gibi sıraların konulması, dini aryaların okunması teklifleri hafızalardadır.

Profesor, bilimsel dusunmesi gereken bir kisidir boyle makaleler yazdiginda. Ancak bilimin ozunde suphe yatar! Bu adamin açmazi da burada bilimsel kusku ile inanisisi arasinda denge kuramamis. Belki de kurmustur ama boyle goruslerde bulunmak isine geliyordur.

Onu da Allah bilir !
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2247
Localisation: Paris

MessagePosté le: 08 Fév 2008 17:03    Sujet du message: Répondre en citant

Cumhuriyet 03.02.2008
PAZAR

ORHAN BURSALI

Tarihsel Çıkışma

Celal Şengör , kendisini YÖK üyeliğine aday gösteren Üniversitelerarası Kurul üyelerine hitaben tarihsel önemde bir mektup yayımladı.

Bu mektup bilimsel tutum, bilimsel düşünce, bilimsel düşüncenin olaylara nesnel yaklaşımı konusunda bir belgedir. Şu türban tartışmalarında yazılıp çizilenlerin pek çoğunu sel götürecek, ama bu mektup kalacak!

Celal özetle diyor ki: "Bunu.. uygarlığa karşı yöneltilmiş saldırıların fütursuzca geliştiği bir ortamda cesaret ve haysiyetle yaptınız. Bu saldırıların en son örneği Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi'nin ortaklaşa başlattıkları üniversitelerde türban serbestisi atağıdır... Bizim açımızdan, üniversitelere dinî bir sembolün girmesinin hukuk cephesinin, kamuoyunda öne çıkartıldığı kadar belirleyici olduğunu sanmıyorum, çünkü hukuk nihayet aksiyomatik bir sistemdir. Baştan kabul edilen aksiyomlara bağlıdır. Bu açıdan hukukun rölativist bir temeli vardır ve bu temel onu bazı durumlarda pek tehlikeli bir tahakküm aracı yapabilir. Bunun en meşhur misalleri... pek çok insanın en fecî şartlarda katledilmesine, toplumların sefâlet ve felâketine neden olmuştur."

Devamla: " ... üniversitede dinin 'şakırdatılması' , bizzat üniversite kavramıyla çelişir... Din, belirli dogmalar çevresinde kurulmuştur ve yanılmaz olduğu iddia edilen bir veya birkaç tanrının vahiyleri olan dogmalarından vazgeçemez. Bilim ise sürekli olarak gerçeği arayan ve gerçekle bağdaşmayan hiçbir şeyi kabul etmeyen bir düşünce sistemidir. Bilim, bitmeyen bir deneme-yanılma süreci içerisinde daima yanlışları eleyerek hakikate asimtotik olarak yaklaşır. Ancak hepinizin bildiği gibi, tek bir ters veri, en ihtişamlı teoriyi çöpe atmaya yeterlidir... Bugün artık ne dünyanın yedi günde yaratıldığına.. ne de Havva ile Âdem masalına inanmak mümkündür. 'Üniversitede yasak olmaz' diyenlerin, üniversitede yanlışlığı isbat edilmiş fikirlerin artık kullanılamayacağını ve öğretilmeye devam edilmelerine izin verilemeyeceğini anlamış olması gerekir. Bu nedenle coğrafya derslerinde düz bir dünya veya fizik derslerinde Aristo fiziği öğretmeye kalkan hocalara izin verilemez..."

"...üniversite tüm dogmatik inanç sistemlerini işlevine temel yapmayı reddeder. Onları bilimsel olarak inceler, ancak temsilcilerini üyeleri olarak kabul etmez... büyük felsefeci Lord Bertrand Russell' ın dediği gibi, insanlığın gerçekten bildiği, fakat bilimin bulmuş olmadığı hiçbir şey yoktur. Bir başka deyişle, bilim dışında insanlığın hiçbir bilgi kaynağı yoktur... Türban yasağının kaldırılmasını temelde yalnızca bu nedenle kabul etmemiz mümkün değildir. Bu konuda ne karşımıza çıkarılacak hukuk sistemleri ne de dünyadan gösterilecek örnekler bizi ikna edebilir... Aklı ve eleştiriyi kabul etmeyen hiçbir sistemi üniversite kapısından içeri alamayız."

"İcab ederse, ülke yöneticileri akıllarını başlarına alana kadar o kapıları kapatırız. Bu bizim tarihsel geleneklerimizden gelen hakkımız ve hem insanlığa hem de öğrencilerimize karşı görevimizdir ..." (Tam metin cumaya CBT'de)

****

Celal Şengör, bu mektubun ilk örneğini üç hafta önce, adaylığı henüz ilk ortaya atıldığında yazmıştı. O sırada adaylık önerisine sıcak bakmıyordu. Üniversitesi İTÜ de! Şimdi YÖK adayı ve İTÜ tam destek arkasında! Adaylığı, Cumhurbaşkanlığı makamının önünde, onay bekliyor!?

Aslında Celal bu mektupla, YÖK üyeliğine önerdikleri adayın, güncel durum konusundaki tutumunu açıklıyor ve onlara "İşte böyle düşüncedeki bir insanı seçtiniz" diyordu! Şüphesiz, kurul üyeleri kimi ve neden seçtiklerini biliyorlardı!

Celal Şengör'ün mektubu ilk Radikal gazetesi yöneticisinin köşesinde kamuoyuna açıklandı! Tabii ki "kötülenerek" ! En çok da Celal'in "gerekirse...kapıları kapatırız" sözleri battı! Bir üniversitenin ülkedeki çok önemli bir gelişmeyi protesto amacıyla kapılarını kapatabileceği, şüphesiz herkesin kafasının basabileceği bir durum değildir! İtalya'da Papa'ya açılış konuşması yaptırtmayan ve onu üniversiteye sokmayan geçen ayki büyük isyanı anımsayan var mı!

Siyaset, iktidarlar, çıkardıkları yasalar falan filan, hepsi gelip geçicidir!

Uygarlığımızın üzerinde yükseldiği, dayandığı tek bir nesnel temel var: Bilimsel düşünce ve ürettiği bilimsel bilgi! (Sanat ve insan bilimleri, diğer fil ayakları)

Üniversite, ezelden geleceğe, insanlığın taşıyıcısıdır. Gücünü de buradan alır! Kendisini "başkalaştırma" çabalarına da isyan eder, temsilcilerine kapılarını da kapatır... Bilim düşmanlarının başarıları hep geçici nitelikte olmaya mahkûmdur... Sonuçta eleştirel akıl, üniversitenin burçlarında bayrağını sallandırır.

****

AKP yalakası bir başka gazete yazarı da, Celal'in mektubundaki düşüncelere edecek tek lafı olamayacağı için, kendisinin siyasi görüşlerine ve askere bakışına ilişkin görüşlerini kalemine dolamaya ve Celal'in ne berbat bir insan olduğunu göstermeye çalışıyor!

Celal'in siyasi düşüncelerini paylaşmayabilirsiniz, ama mektubunda savunduğu bilime ilişkin görüşlerinin yanlışlığını, siyasi görüşlerini sergileyerek göstermeye çalışırsanız (üçkâğıtçı cinsinden) zavallı duruma düşersiniz!

Eserler ve siyasi görüşler farklı olabilir! Celal'in, ayrıca, siyasi görüşlerine dayanarak elde ettiği tek bir bilim (edebiyat!) madalyası da yoktur!

Celal'i dünya bilimine sorunuz! Alacağınız toplu yanıt karşısında kızaracak yüzünüz bile olduğunu düşünmüyorum!

Türkiye ne yazık ki aydın namusunu yitireli bu duruma düştü!
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10098
Localisation: Paris

MessagePosté le: 06 Aoû 2008 23:59    Sujet du message: Répondre en citant

Yök atamalari...

Bilhassa Teziç doneminde YOK'e veryasin eden AKP'liler, simdi YOK'e simsiki sarildilar. Eh insan tukurdugunu kolay yalamaga alismissa yapacak bir sey yok.

Once, koskoca universite camiasindan bir adam buldular YOK'un basina getirdiler ve bu adam buyurdu ki "oyle bir kural olabilir ama siz onu onemli gormeyebilirsiniz" diyebilecek tiynette bir YOk baskani bir emir kulu çikti. Bence bu Cumhurbaska'ninin butun Turkiye'nin degil sadece ve sadece AKP'nin Cumhurbaskani oldugunun ispati oldu.

Simdi Cumhurbaskani kalkmis eskiden tukaka dedigi YOK'e zevkle atamalar yapiyor. Tabii yine AKPnin Cumhurbaskani olarak, cunku tek kriteri Turban ve AKP'ye biat.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7359
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 01 Nov 2008 23:42    Sujet du message: Répondre en citant

Gül hem yapıyor hem rahatsız oluyor
Tufan TÜRENÇ - Hürriyet - 1 Kasım 2008


ELİMDE Ulvi Cemal Erkin’in tüm solo piyano eserlerinin toplandığı bir CD var.

CD’nin yorumcusu, başarılı piyanistimiz Hande Dalkılıç.

Ulvi Cemal Erkin’in birçoğu Anadolu ezgilerinden esinlenerek bestelediği bu piyano parçalarını Hande Dalkılıç büyük bir başarıyla seslendirmiş.

Bestecisiyle, yorumcusuyla ve yapımcısıyla bizim insanımızın yarattığı bir CD.

Bu CD’nin çok önemli bir özelliği de kaydının Malatya İnönü Üniversitesi’ndeki kayıt stüdyosunda yapılmış olması.

İnönü Üniversitesi... Çok değil 8-9 yıl önce tarikatların elinde olan ve akademik öğretim yılı açılışlarının ilahilerle yapıldığı bir üniversiteydi.

Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, bu sancılı kurumu rektör olduktan sonra çağdaş bir cumhuriyet üniversitesi haline getirdi.

Atatürk’ün çok önem verdiği evrensel çoksesli müziğin ülkemizin doğusunda da filizlenmesini sağlamak, yetenekli gençleri bulup çıkarmak amacıyla konservatuvar kuruldu.

İleride senfoni orkestrasına dönüşecek olan İnönü Üniversitesi Anadolu Oda Orkestrası oluşturuldu.

Ünlü sanatçıların Malatya’da konser vermelerini sağlamak için Steinway&Sons tam kuyruklu piyano alındı.

Doğu illerimizdeki ilk modern kayıt stüdyosu kuruldu.

* * *

Üniversitenin yerleşkesi Batı standartlarına kavuşturuldu, akademik çalışmalar, bilimsel yayınlar açısından ciddi bir tırmanış yaşandı.

Tıp fakültesi hastanesinde kalp damar cerrahisinde, organ nakli ameliyatlarında uluslararası bir başarı sağlandı.

Bir zamanlar akademik öğretim yılına ilahiler okunarak başlayan üniversite, çağdaş bir cumhuriyet üniversitesine dönüştü.

Doğal olarak bu süreç bazı gerici çevreleri rahatsız etti.

Üniversitenin kentten koptuğunu, halkla bütünleşemediğini yaymaya başladılar.

Sonunda AKP’li Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçilip malum YÖK Başkanı’nı atayınca, bu kesimler de İnönü Üniversitesi’ni ele geçirmek için kolları sıvadılar.

Abdullah Gül ile hükümetin İnönü Üniversitesi için buldukları, üniversitenin eşiğinden içeri adımını atmamış Prof. Dr. Cemil Çelik rektör seçtirildi.

Gül, doğal olarak Çelik’i İnönü Üniversitesi rektörlüğüne atadı.

* * *

Yeni rektörle birlikte üniversitede çarklar tersine döndürülmeye başlandı.

Üniversite ile halkı barıştıracağım diye işe başlayan rektörün ilk hedefi, binbir emekle kurulan ve yörenin yetenekli gençlerinin evrensel çoksesli müzik eğitimi almaya başladığı konservatuvar oldu.

Uluslararası sanatçıları ağırlayan, çeşitli sanat etkinlikleriyle bölgedeki bütün üniversitelerin örnek aldığı bir konuma gelen İnönü Üniversitesi konservatuvarının yaşatılacağına dair bir umut yok.

Büyük olasılıkla konservatuvar kapatılacak, çoksesli müziğin yerini yeniden ilahiler alacak.

Cumhurbaşkanı Gül’ün yetkilerini devretmeye hazır olduğunu söyleyecek kadar rahatsızlık duyduğu rektör seçimleri konusunda İnönü Üniversitesi ibret alınacak bir örnek.

Anlayamadığım, Cumhurbaşkanı rektör atama yetkisini devretmeye razı olacak kadar rahatsızlık duyduğu bir konuda neden tercihini doğru kullanmaz?

Neden, cumhuriyet aydınlanmasından, bilimsel özgürlükten, akıldan, bilimden, çağdaş eğitimden yana olan insanları rektör atamaz.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10098
Localisation: Paris

MessagePosté le: 14 Jan 2009 18:57    Sujet du message: Répondre en citant

Gel de peronist diktatorluk sozunu hafife al !

YÖK üyelerinden sert açıklama 14 Ocak 2009


ANKA



Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan’ın başkanlığında bir yılını dolduran YÖK’de sular durulmazken, 5 YÖK üyesi YÖK’ün son bir yılını değerlendirirken sert eleştirilerde bulundu.


YÖK Genel Kurulu’na Aralık 2007’den başlayarak siyasal iktidarın görüşlerini paylaşanlar kişilerin atandığını belirten YÖK üyeleri, “YÖK’e bugün egemen olan kadroların demokrasi anlayışının, yine siyaset tarafından yönlendirilmiş ‘türbana özgürlük’ ve benzeri amaçlarla sınırlı olduğunu göstermektedir” açıklamasında bulundular.

YÖK üyeleri Prof. Dr. Engin Ataç, Prof. Dr. Mustafa İlhan, Prof. Dr. Tunçalp Özgen, Bülent Serim ve Prof. Dr. Fikret Şenses imzası ile yarın yapılacak YÖK Genel Kurulu öncesinde yapılan yazılı açıklamada; YÖK’ün 2008 yılı değerlendirildi.

Muhalif olarak gösterilen 5 YÖK üyesi YÖK’e sert eleştirilerde bulundu. YÖK üyeleri, YÖK’deki son bir yıldaki gelişmelerin bazı hususların açıklanmasını gerekli kıldığını belirterek, “Anayasa’da, YÖK üyelerinin Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu ve Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) olmak üzere üç farklı kontenjandan seçilmesi öngörülerek, konulara yaklaşımda bir denge kurulması amaçlanmıştır. Oysa, Aralık 2007’den başlayarak YÖK Başkanlığı ve üyeliklerine yapılan atamalar, YÖK Genel Kurulu’nda çoğunluğun, siyasal iktidarla aynı görüşü paylaşan kişilerden oluşmasına neden olmuştur” denildi.

Son dönemde çok sayıda devlet ve vakıf üniversitelerinin kurulmasının yakın gelecekte, ÜAK kontenjanından seçilecek üye bileşiminde de aynı doğrultuda değişikliğe yol açacağına işaret eden YÖK üyeleri, “Bu doğrultudaki değişim Genel Kurul bileşimiyle sınırlı kalmamış; yapılaşma, YÖK’ün idari ve denetim kademelerine başka kurumlardan atamalar yapılarak pekiştirilmiştir. YÖK Başkanı’nın TBMM Başkanı ve Maliye Bakanı’yla görüşmeleri sırasında daha ilk günlerde yaşananların medyaya da yansıyan görünümü, bu yeni dönemde YÖK-Hükümet ilişkilerini tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir” dediler.

“YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI AÇISINDA KALGI VERİCİ GELİŞMELER”

YÖK Başkanı’nın, Genel Kurul’a danışma ve konunun hukuksal ve bilimsel boyutunu dikkate alma gereksinimi duymadan, üniversitelere bir tatil günü, “alelacele”, “türban serbestisi” genelgesi gönderdiğine işaret eden YÖK üyeleri, “Sağlık ve Milli Eğitim Bakanları’nın YÖK Genel Kurulu yetkisindeki konularda, YÖK kararından önce kamuoyuna demeçler vermesi bu ilişkinin ulaştığı boyutu göstermektedir. Bunun gibi, YÖK Başkanı da Genel Kurul yetkisinde olan konularda, kamuoyuna karar alınmışçasına önceden demeçler verebilmektedir.

Son bir yılda atanan YÖK üyelerinin ve üniversite rektörlerinin çoğunlukla, son genel seçimlerde iktidar partisi milletvekili adayları, iktidar partisi yanlılıkları çeşitli ilişkileriyle kamuoyunca bilinen kişiler ya da ‘türbana özgürlük bildirisi’ne imza koyan akademikler arasından seçilmesi ve alınan kararların tümünün, hiçbir sapma göstermeden YÖK Genel Kurulu’na bu dönemde egemen olan görüş doğrultusundaki ‘blok oylar’ sonucunda alınmış olması, yalnızca yükseköğretim üst kuruluşu olan YÖK açısından değil, tüm yükseköğretim kurumları açısından kaygı verici bir durumdur” dediler.

Böyle bir ortamın kaçınılmaz olarak, öğrencisinden öğretim üyesine yükseköğretim kuruluşlarının tüm mensupları arasında kendilerini doğrudan ilgilendiren konularda bile yılgınlığa ve suskunluğa yol açtığına işaret eden YÖK üyeleri, yükseköğretim kuruluşlarının demokrasinin en yaygın biçimde işlerlik kazanması konusunda da toplumda öncü ve örnek olması gereken kuruluşlar olması gerektiğinin altını çizdiler.

“YÖK KARARLARI YEREL SEÇİMLERLE BAĞLANTILI”

YÖK üyeleri, YÖK Genel Kurul’unun değişen yapısı içinde son bir yılda aldığı kararların, Hükümet’le YÖK arasındaki etkileşim ve yaklaşan yerel seçimler bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini savunarak, “Son dönemde, öğretim elemanı başta olmak üzere yeterli kaynak ve alt yapı oluşturulmadan, hiçbir ülkede benzeri görülmemiş bir hızda çok sayıda yeni üniversite açılması, aynı özensiz tutumla üniversite kontenjanlarının önemli ölçüde artırılmış olması, çok sayıda vakıf üniversitesinin kurulmasına izin verilmesi ve buna ilişkin kararların gerekli danışma mekanizmaları işletilmeden alelacele alınması da, YÖK’teki siyasal iktidar yanlısı tutumun ulaştığı boyutu vurgulamaktadır” denildi.

“PROF. DR. ŞENGÖR ATANMAYARAK KARŞITLAR SİNDİRİLMEYE ÇALIŞILDI”

ÜAK tarafından seçilmesine karşın 10 aya yakın süredir YÖK üyeliğine ataması yapılmayan Prof. Dr. Celal Şengör’e de dikkat çeken YÖK üyeleri, “ÜAK tarafından YÖK üyeliğine seçilen ve uluslar arası üne sahip bir saygın öğretim üyesinin, aradan geçen uzun süreye karşın, önceleri sonucu hiçbir biçimde etkilemeyen oy sayım hatası, sonra da hakkında açılan ve sürüncemede bırakılan soruşturma gibi bahanelerle önünün kesilmesini, YÖK Genel Kurulu’nda ÜAK’ın temsilini eksik bırakmanın ötesinde, en hafifinden yakışıksız bir ‘karşıtları sindirme’ politikası olarak değerlendirmek gerekir” açıklamasında bulundular.

“YÜKSEKÖĞRETİM STRATEJİ RAPORU RAFA KALDIRILDI”

Bu yaklaşımın kimi üniversitelerdeki bu dönemde atanan rektörlerin, kendilerinden farklı düşünen akademik yöneticileri ve öğretim elemanlarını sindirme çabalarında da kendini gösterdiğine işaret eden YÖK üyeleri, şu açıklamada bulundular:

“Bir önceki dönemde hazırlanan ve 2007 yılında YÖK Genel Kurulu’nda kabul edilen Yükseköğretim Strateji Raporu, kamu görevinde süreklilik ilkesi hiçe sayılarak tümüyle rafa kaldırılmıştır. Bu raporla birlikte, raporda önemli bir yer tutan ve üniversite kavramının evrenselliğine işaret eden, fırsat eşitliğine vurgu yapan, akademik özgürlükleri egemen kılmayı ve akademik atama ve yükseltmelerin liyakat esasına dayanarak yapılmasını amaçlayan temel ilkeler de rafa kaldırılmıştır.

Son bir yıl, kuruluşundan bu yana değişik toplum kesimlerinden, birçoğu haklı eleştiriler alan YÖK’e, özeleştirel bir yaklaşımla evrensel ve demokratik açılımlar sağlamayı amaçlayan bu raporun temel ilkelerinin tam tersi yönde yol izlendiği bir dönem olmuştur. Strateji Raporu’nda öngörüldüğü üzere yetkilerin üniversitelerimize devredilmesi yerine, üniversitelerimizin kendi akademik kadrolarını oluşturmalarına, çıkarılan yönetmeliklerle engel olunmuş, üniversite öğretim üyelerinin kendi akademik yöneticilerini seçme özgürlükleri, köklü demokrasi gelenekleri olan büyük üniversitelerdeki rektörlük seçim sonuçları bile dikkate alınmayarak kısıtlanmıştır.

“YÖK’E EGEMEN OLAN KADRONUN DEMOKRASİ ANLAYIŞI ‘TÜRBANA ÖZGÜRLÜK’ İLE SINIRLI”

Üniversiteleri doğrudan ilgilendiren konularda bile üniversitelere danışma gereksinimi duymayan, bu danışma sürecini ısrarlı isteklerimiz sonucunda ancak kimi konularda, o da kısmen işleten bir anlayışla karşı karşıyayız. Bu anlayış, geçtiğimiz ay içinde yapılan mesleki ve teknik yükseköğretimin yeniden düzenlenmesi sürecinde Üniversitelerarası Kurul ve kimi diğer ilgili kuruluşların görüşlerine başvurmamakta direnen, ardından akademiklerin kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütlerinin yönetim ve denetim görevlerinde izin almadan çalışamayacakları konusunda, hukuksal doğruluğu tartışmalı genelge yayımlayan bir anlayıştır.

Bu durum, YÖK’e bugün egemen olan kadroların demokrasi anlayışının, yine siyaset tarafından yönlendirilmiş ‘türbana özgürlük’ ve benzeri amaçlarla sınırlı olduğunu göstermektedir. Önümüzdeki günlerde YÖK Genel Kurulu gündemine geleceği basından öğrenilen üniversiteye giriş sistemiyle ilgili düzenlemenin de, ülkenin geleceği için böyle bir sistem değişikliğine gerek olup olmadığının tartışılarak ortak akılla bulunması yerine, yine siyaset tarafından yönlendirilen öğeler içereceği kaygısını taşımaktayız. Bu tutum, YÖK’ü anayasal bir kurum olma çizgisinden hızla uzaklaştırmakta ve kabul edilemez sonuçlar doğurmaktadır. Hangi doğrultuda olursa olsun siyasetle bu denli iç içe bir yükseköğretim üst kuruluşu üniversite özerkliğinin güvencesi olmak bir yana onun en büyük engeli olacaktır.”

“GÖREVİMİZİ SÜRDÜRMEYE ÇALIŞIYORUZ”

YÖK üyeleri yaptıkları açıklamada Anayasal kuruluşların yıpratıcı iç çekişmelerden arınmış olmasının kendilerinin de benimsediği temel bir yaklaşım olduğuna dikkat çekerken anlattıkları güçlüklere karşın Anayasa’da ve diğer yasalarda tanımlanan görevlerini sürdürme gayreti içinde olduklarının altını çizdiler. YÖK çalışmalarının en önemli öğesi olan uyumun ancak, insanlığın önemli bir mirası olan üniversite kavramının evrensel değerleri ve başta Anayasa olmak üzere yasalar çerçevesinde sağlanabileceğine inandıklarını kaydeden YÖK üyeleri, “Yükseköğretimin geleceği yönünden sorumluluk üstlenmiş YÖK üyeleri olarak yukarıda özetlemeye çalıştığımız gelişmelerden büyük kaygı duyduğumuzu, bu gelişmeler çerçevesindeki uygulamalara katılmadığımızı, bu uygulamalara dayanak olan kararlara toplantı aşamasında tepki gösterdiğimizi ve tutumumuzu karşı oy yazılarıyla belgelediğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız” açıklamasında bulundular.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7359
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 10 Mar 2009 0:27    Sujet du message: Répondre en citant

Cumhuriyet 05.03.2009

ALİ SİRMEN
Islıkçı Profesörün Anatomisi - 1

Haberi okuyunca önce gözlerime inanamadım. Dünkü Vatan gazetesinin 5. sayfasındaki haberde Akdeniz Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Karaüzüm hakkında, “koridorda elinde çay bardağıyla yürürken ıslıkla ‘Halimem alçaklara karlar yağıyor üşümedin mi?/Sen bu işin sonunu hiç düşünmedin mi?’ türküsünü çaldığı için yeni Rektör İsrafil Kurtcephe tarafından soruşturma açıldığı” bildiriliyordu.
Islıkla koridorda, türkü çığıran profesör olayının içyüzünü çok merak ettim. Üstelik haberde bildirildiğine göre, Orhan Kuruüzüm hakkında açılan dördüncü soruşturmaymış bu. Soruşturmalardan ikisi, iki kez fakültelerin üye seçim toplantılarına katılmadığı, bir kez de yeni Rektör İsrafil Kurtcephe’nin, turizm otelcilik yüksekokulunun başından getirip İktisadi idari bilimler fakültesi dekanlığına atadığı Dr. Şafak Aksoy hakkında, “Paraşütle inmiş dekan” deyimini kullandığı için soruşturma açılmış.
Orhan Kuruüzüm’ün, İsrafil Kurtcephe’nin doçent olan eşinden fakültenin otoparkında kendisine ait olan yere arabasını park etmemesi ricasıysa küçük bir uyarıyla geçiştirilmiş.
***
Yüzü gülmeyen rejimin sultası altında yaşayan insanların ülkesinde ıslık çalınmasının biraz yadırganması şaşılacak bir haber değil, ama bir profesörün bu yüzden soruşturmaya uğratılması oldukça şaşılacak bir olay ve bir gazeteci için mutlaka ardındaki gerçeğin araştırılması zorunlu.
Aslında kader ağlarını örmeye, 22 Temmuz 2007 seçimlerinde başladı.
Tayyip Bey o seçimlerden istediği oy oranıyla çıkması halinde, ki istediğinin de üstünde bir oranla çıktı, üniversitelerin denetimini YÖK ile eline geçirmeyi planlıyordu.
Tabii birinci aşama bütün bu mekanizmaların anahtarının bulunduğu Çankaya’yı ele geçirmekti, onu Bahçeli’nin de desteğiyle kolaylıkla gerçekleştirdi.
Ardından YÖK’e mutemet adamını oturttu ve rektörlükleri teker teker ele geçirme operasyonu başladı.
Başarılı Akdeniz Ünversitesi’nin rektörü Mustafa Akaydın, AKP’nin tahammül edemedikleri listesinin baş sıralarında yer almaktaydı.
***
Mustafa Akaydın, Akdeniz Üniversitesi Rektörlük seçimlerinde birinci sırayı aldı. YÖK de, belki de Sayın Akaydın’ın daha birkaç gün öncesine kadar Üniversitelerarası Kurul Başkanı olduğunu da göz önünde bulundurarak, onu Çankaya’ya gönderdiği listede birinci sıradaki yerinde tuttu.
Ama Cumhurbaşkanı Gül, Akaydın’ın yerine İsrafil Kurtcephe’yi koydu.
İsrafil Kurtcephe, askeri öğrenci olarak, Ankara Dil Tarih’te okumuştu ve askeri öğretmen olarak ders verirken 28 Şubat’ın birkaç gün öncesinde, binbaşı rütbesiyle ordudan istifa etmiş, sonra da Profesör rütbesiyle Akdeniz Üniversitesi’ne alınmıştı.
Kamuoyu Prof. Dr. Kurtcephe İsrafil’i, Akdeniz Üniversitesi Rektörlüğü’ne gelir gelmez, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Alper Demirbaş’ın istifası olayıyla tanıdı.
Alper Demirbaş’ın başında bulunduğu merkez, Ortadoğu ve ABD dahil olmak üzere, birçok ülke arasında geçen takvim yılında en çok organ nakli yapan yer olarak dünyaca büyük bir üne kavuşmuştu.
İsrafil Kurtcephe rektör olduktan sonra, Alper Demirbaş’ı makamına çağırıp, hemen istifa mektubu yazmasını ister ve aralarında şöyle bir konuşma geçer:
- Ben istifa mektubu nasıl yazılır bilmem ki?
- Ben size yazdırırım, söylediklerimi yazarsınız olur biter.
- İyi de kalemim yok.
- Benim kalemimi alıp yazın!
Ve istifa mektubu orada yazılır, üniversitenin iftihar ettiği elemanı da, oradan ayrılıp bir özel sektör hastanesine gider.
Bu İsrafil Bey’in, daha önce gazetelerde yer almış kamuoyu tarafından bilinen olayı.
Islıkçı Profesör Dr. Orhan Kuruüzüm ile ıskartacı Rektör Doçent İsrafil Kurtcephe hakkındaki 32 kısım tekmili birden öykümüze yarın devam edeceğim.


Cumhuriyet 06.03.2009

ALİ SİRMEN

Islıkçı Profesörün Anatomisi - 2

Akdeniz Üniversitesi’nde koridorda yürürken keyifli bir anında ıslık çaldığı için hakkında soruşturma açılan Prof. Orhan Kuruüzüm’ün olayına duyduğum ilgi Akdeniz Üniversitesi’nde son dönemde olanları öğrenmeme yol açtı.
Kuruüzüm’ün öyküsü, AKP’nin 22 Temmuz 2007 seçimlerinden sonra yürürlüğe koyduğu üniversiteleri ele geçirme operasyonunun Akdeniz Üniversitesi ile ilgili bölümünün bir parçası.
Eski Akdeniz Üniversitesi Rektörü ve Üniversitelerarası Kurul’un eski başkanı Mustafa Akaydın’ın birinci çıktığı rektörlük seçimleri sonrasında, Gül önüne gelen listede yine birinci sırada bulunan Akaydın’ın adını silip, yerine 28 Şubat’tan birkaç gün önce TSK bünyesinde fiili öğretmenlik işlevine son verildiği için istifa eden İsrafil Kurtçebe’yi rektör olarak atamıştı.
Ordudaki eğitmenlik görevinden doçent olarak ayrılan, Akdeniz Üniversitesi’nde profesörlük unvanını alan İsrafil Kurtçebe, Antalya’ya gelişinde F tipi örgütlerden Resanet Vakfı, Birlik Vakfı ve Aydınlar Ocağı tarafından karşılanmıştı.
Dün de belirttiğimiz gibi, yeni rektörün ilk işlerinden biri, artık başarısı uluslararası alana taşmış olan, Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkezi Başkanı, “sihirbaz” namıyla maruf Prof. Dr. Alper Demirbaş’ı istifa ettirerek üniversiteden uzaklaştırmak olmuştu.
***
Rektör Bey’in ilkesi belliydi; o “ancak kendi ekibiyle çalışabilirdi”. Bu zihniyet anayasanın liyakat ve eşitlik ilkelerine aykırı ise, o zaman bu ilkeler Akdeniz Üniversitesi sınırları dışına atılırdı.
Ama, üniversite dışına çıkarılanlar bununla sınırlı değildi.
İşkur’un maddi desteğini de almış olan “zihin özürlü çocukları topluma kazandırma” projesi de rafa kaldırıldı.
Bu proje çerçevesinde, bu çocuklar, kahve garsonu olarak eğitilmekte ve bu yolla topluma kazandırılmalarına çalışılmaktaydı.
İsrafil Bey bu çocukları kapıya koyarken gerekçe olarak, bu projede kullanılan topu topu 34 metrekarelik alanın yönetime lazım olduğu gerekçesini kullanmıştı. Oysa üniversitenin yerleşke alanı 4 bin dönümdür.
Şimdiye dek, üniversiteyi ele geçirme misyonuyla rektörlük makamlarına gelenler daha ziyade akademik bölümde tasfiye yolunu tutarlardı. Ama İsrafil Bey, hem akademik hem de idari kadrodan kısa süre içinde tasfiyeler başlattı.
Rektör Bey’in kendi kadrosuyla çalışma ilkesi de son derecede ilginç. Örneğin konservatuvarın başına Tıp Fakültesi’nden biri getirilirken, Spor Akademisi yönetimi de Ziraat Fakültesi’nden birine emanet edilmiştir.
Dünkü yazımızda, İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nin başına da Turizm ve Otelcilik Yüksekokulu Müdürü’nün getirildiğini belirtmiştik.
***
İsrafil Bey’in üniversitede sivrilmiş kişiler veya yakınlarına duyduğu tepkiden, orada tarih bölümünü kurmuş olup, şu anda emekli olan yazar Çetin Yetkin’in oğlu Barış Yetkin de nasibini almış ve daha önce basında da çalışmış olan bu genç akademisyen, matbaacılık bölümünden alınarak Finike’ye sürülmüştür. Karısı da Antalya’da çalışan Barış Yetkin’e ayrıca hakkı olan harcırah da ödenek olmadığı gerekçesiyle ödenmemektedir.
İsrafil Bey kısa sürede büyük başarılara ulaşmış üniversiteyi tırpanlarken birinci derecenin dördüncü kademesine gelmiş kişileri, birbiri üzerine soruşturmalar açtırarak, devlet memuriyeti yapamaz hale getirmek tehdidi altında tutarak istifaya zorlamaktadır. Orhan Kuruüzüm olayını da bu çerçeve içinde görmek gerek.
İşte ıslıkçı profesörün ve ıskartacı rektörün anatomilerini incelerken ortaya çıkan gerçekler bunlar.
AKP artık ne YÖK ile çatışıyor ne de rektörlerle, kendi adamlarından oluşturduğu YÖK, istediği kararları çıkarıyor, üniversitelere istediği rektörleri atatıyor, onlar da başlarında bulunduğu üniversiteyi ve öğretim üyelerini AKP sultasına sokmak için kendi kurumlarıyla çatışıp onları allak bullak ediyorlar.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7359
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 17 Juil 2009 1:01    Sujet du message: Répondre en citant

Konuya devam !

"YÖK'e belli bir zihniyet hakim oldu"
Eski Cumhurbaşkanı Ahmet Nejdet Sezer tarafından göreve getirilen Yükseköğretim Kurulu (YÖK) üyesi Bülent Serim, görevinden istifa etti.

Cumhuriyet Haber Portalı - 16 Temmuz 2009

İstanbul- YÖK Üyesi Bülent Serim, görevinden istifa etti.

Serim, istifa gerekçesini, "İmam hatip lisesi mezunlarının üniversitelere girişini kolaylaştırıcı bir uygulamaya gidiliyor. YÖK Başkanı, dün bu konuda bir açıklama yaptı. Ayrıca YÖK Başkan Vekili'nin Kuran kurslarının cemaat ve tarikatların yönetimine bırakılması şeklindeki sözleri de laik bir ülke için kabul edilebilir değildir" dedi.

YÖK'ün üye yapısının son yıllarda değiştiğini, bu durumun, YÖK'te belli bir zihniyetin hakimiyetini getirdiğini ifade eden Serim, bu zihniyete karşı durmanın mümkün olmadığını gördüğünü vurguladı.

Serim, istifa gerekçelerini ayrıntılı bir mektupla YÖK Başkanı Prof. Dr.Yusuf Ziya Özcan'a da bildirdi.

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) üyeliğinden istifa eden Bülent Serim, dilekçesinde ''YÖK Başkanvekili'nin 'Kuran kursları cemaat ve tarikatlara bırakılmalıdır' yolundaki ifadesi ve YÖK Başkanı'nın basına yaptığı 'yeni sınav sisteminde farklı katsayı uygulaması kaldırılacak' açıklaması son noktayı koymuştur'' ifadesini kullandı.

Serim, Cumhurbaşkanlığı makamına sunulmak üzere Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına sunduğu istifa dilekçesinde, ''Kurulun artık konulara yalnızca siyasal iktidar gibi bakmakla kalmadığını, anayasal konumunu bir yana bırakarak, iktidardaki partinin programını ve ideolojisini gerçekleştirmeye çalışan bir kurul durumuna getirildiğini'' öne sürdü.

Bülent Serim, ''Türbanın üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin YÖK Başkanlık genelgesinin, kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütlerinin denetim ve yönetimlerinde görev almayı izne bağlayan genelgenin, imam hatip okullarını bitirenlere uygulanan farklı katsayıyı kaldırabilmek için, sınav sistemiyle oynamayı bile göze alan çabaların, ilahiyat fakültelerinde YÖK kararlarıyla yaşanan gelişmelerin, ilahiyat ön lisans mezunlarının Diyanet İşleri Başkanlığı dışındaki kamu kurum ve kuruluşlarında da çalışabilmesine olanak sağlayan değişikliklerin belirttiği durumun kanıtı olduğunu'' iddia etti.

Serim,dilekçesinde şunları kaydetti:
''Ayrıca, bilimsel çalışma yapılmadan, yeterli alt yapı oluşturulmadan, gereksinimi karşılayacak öğretim elemanı sorunu çözülmeden, üniversitelerden, akademisyenlerden ve ilgili çevrelerden görüş alınmadan, daha da önemlisi hangi alanlarda işgücü gereksinmesi olduğunun saptanmasına ilişkin Anayasa buyruğu yerine getirilmeden, yine Anayasa'nın buyurucu kuralı gereği üniversitelerin yurt düzeyine dengeli yayılması gözetilmeden, hiçbir ülkede benzeri görülmeyecek hız ve sayıda üniversite açılmasına uygun görüş verilmesi, aşırı kontenjan artışı yapılması ve taban puanla tercih yapabilmek için gerekli barajın düşürülmesi YÖK'teki iktidar yanlısı tutumun ulaştığı boyutu göstermesi yönünden önemlidir. Bu tutum, ne yazık ki, yükseköğretime bir şey katmamakta, tam tersine yükseköğretimi 'okullaştırarak' düzeyini düşürmektedir.''

Anayasal kurumların uyum içinde çalışmasının istenen bir durum olduğunu ifade eden Serim, ''Ancak, uyum bahanesiyle sergilenen 'teslimiyetçilik', daha açık anlatımıyla, 'tebliğ-tebellüğ' kültüründen gelmediğimiz için 'talimatla çalışma' hiçbir biçimde kabul edilemez ve YÖK'ün anayasal konumuyla bağdaştırılamaz'' dedi.

Serim, bunun kısa süre önce yaşanan son göstergesinin de ''Sabancı, Okan ve Işık üniversitelerinin genel kurallara aykırı uygulamalarının, 'yaygınlaştırmak' bahanesiyle yasallaştırılması'' olduğunu savundu. Bülent Serim, dilekçesinde, ''Adı geçen üniversitelerde uygulanan genel dışı sisteme ilişkin 20 gün önce alınan tersi yöndeki Yükseköğretim Genel Kurulu kararının, bilimsel çalışma yapılmadan, yükseköğretim kurumlarının ve ilgili çevrelerin görüşü alınmadan, doğruluğu tartışılmadan değiştirilmesine katılmak, ilkesel bazda olanaklı değildir'' görüşüne yer verdi.


''Rektör seçimlerindeki tercihler düşündürücü"

YÖK Genel Kurul toplantısından önce görüşülecek konuların kararlaştırıldığını, kurallar gereği gündeme alınıp, ''blok oy'' yöntemiyle, esasen kabul edilmiş konulara hukuksallık kazandırıldığını iddia eden Serim, şunları kaydetti:
''Bu, o boyuta vardırılmıştır ki, Sayın Başkan Genel Kurul yetkisinde olan konularda önceden, sanki Kurul'ca kabul edilmiş gibi basına açıklama yapabilmektedir. Çalışma Yönetmeliği'ne, toplantı mantığına ve genel kabul görmüş toplantı geleneğine aykırı olarak, gündem eki raporların ve diğer metinlerin önceden üyelere dağıtmayarak, toplantı sırasında tartışmaya açılması da konuların Genel Kurul toplantısından önce kararlaştırıldığının bir başka örneğini oluşturmaktadır.''

Rektör seçimlerindeki tercihlerin ''ülkenin eğitim sistemi yönünden düşündürücü'' olduğunu savunan Serim, ''Bu seçimlerde, bilimsel yeterlilik, deneyim ve üniversitenin tercihi yerine, türbana özgürlük bildirisine imza koymak, siyasal yandaşlık ya da ilahiyatçı özellik gibi ölçütlerin ağırlık kazanması kaygı vericidir'' iddiasına yer verdiği dilekçesine şöyle devam etti:
''Amaç, üniversiteleri 'yandaş' kurumlar durumuna getirmek, 'hoşgörü' ve 'görmezden gelme' yöntemiyle üniversitelerde türban yasağını kaldırmak ve karşıt görüşleri sindirmektir. Anayasal kurallara, Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay ve AİHM kararlarına karşın, üniversitelerde türbana hoşgörü göstermek büyük hukuksal sorumluluğu da birlikte getirecektir. Karşıt görüşlerin sindirilmesi konusunda başarılı olunduğu ise, gözlerden kaçmamaktadır. Ne yazık ki, kendilerini doğrudan ilgilendiren konularda bile bilim insanlarının suskunluğu inanılır gibi değildir. Ayrıca, atanan rektörlerle oluşturulan yönetimlerin, laik Cumhuriyetçi öğretim üyelerinden 'öç' alma ve ideolojik yandaşlarını ödüllendirme gruplarına nasıl dönüştükleri ibretle izlenmektedir.


YÖK'ün özgürlük anlayışı, ne yazık ki, yalnızca 'türbana özgürlük' ve benzeri konularla sınırlı kalmakta, çalışmalar çoğunlukla, üniversiteleri doğrudan ilgilendiren konularda bile görüş almaya gerek duymayan 'merkeziyetçi' bir anlayışla yürütülmektedir. Dünyadaki uygulamalarda üniversitelere daha fazla özgürlük verilmesi gündemi işgal ederken, YÖK'ün üniversite özerkliğini, anayasal kurallara ve Anayasa Mahkemesi'nin konu ile ilgili kararına karşın yalnızca bir slogan olarak algılaması kabul edilebilir bir olgu değildir.''


''Öğrencileri 'müşteri' gibi gören yaklaşım..."

Kabul edilemeyecek bir başka konunun da ''yükseköğretimi kazanç kapısı ve öğrencileri 'müşteri' gibi gören yaklaşım'' olduğunu ifade eden Serim, ''Araplarda çok para var'' yaklaşımıyla, Türk üniversitelerine öğrenci çekebilmek için Arap ülkelerinin ziyaret edilmesinin, bakış açısını ortaya koyan son örnek olduğunu ileri sürdü. Serim, ''Korkarız ki bu yaklaşımın ardından Arap üniversitelerine denklik verilmesi gündeme gelecektir'' dedi.

Yükseköğretim Yasası'nın 53. maddesi ile Disiplin Yönetmeliği'nde değişiklikle ''yandaşların geçmiş cezalarını ortadan kaldırmaya yönelik çaba sergilendiğini'' iddia eden Serim, ''laiklik karşıtı eylemlere ilişkin soruşturmaları zaman aşımına uğratarak gündemden çıkarmanın, gerçek gidişin yönünü göstermesi açısından önemli olduğunu'' ifade etti.

Serim, dilekçesinde şunları kaydetti:
''Bu gelişmelerden yükseköğretim ve ülkemiz açısından büyük kaygı duyuyorum. Bugüne kadar, kimi üye arkadaşlarla gerek Genel Kurul toplantıları sırasında, gerek kamuoyu önünde yaptığımız uyarıların sonuç vermemesi, beni istifa noktasına getirmiştir. Bu kararımda, YÖK Başkanvekili'nin 'Kuran kursları cemaat ve tarikatlara bırakılmalıdır' yolundaki ifadesi ve YÖK Başkanı'nın basına yaptığı 'yeni sınav sisteminde farklı katsayı uygulaması kaldırılacak' açıklaması son noktayı koymuştur. Laik Cumhuriyet ile asla bağdaşmayan bu düşüncenin çoğunlukta olduğu Yükseköğretim Kurulu'nda görev yapmanın yükü, kaldırılamayacak boyuta ulaşmıştır. Sergilenen 'oyunun' parçası olmamak için, Yükseköğretim Kurulu üyeliğinden istifa ediyorum.''
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7359
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 17 Juil 2009 1:35    Sujet du message: Répondre en citant

devamin da devami

ALİ SİRMEN - Cumhuriyet 16/07/2009

Bay ‘Okumayın’ın(!) Ülkesinde Eğitim

Bu yıl 1 milyon 300 öğrencinin yarıştığı Üniversite Seçme Sınavı, hiç tartışma götürmez bir açıklıkla, eğitim sisteminin tam anlamıyla iflas ettiğini göstermiştir.

Düşününüz ki, 30 bin öğrenci sınavdan sıfır almıştır. Fen dalında sorulan sorulara verilen doğru yanıt oranı 4/30’dur.

Düzey öylesine düşüktür ki, bu aşamada başarılı sayılmak için, 100 üzerinden 20 almak bile yeterli olmuştur.

Bu sınav, liseyi bitirmiş olup üniversiteye aday olan öğrenciler için yapılmaktadır ve sonuçlar göstermiştir ki, sınava katılanların çoğunluğu liseyi hakkıyla bitirebilecek bir düzeyde bile değillerdir...

Ayrıca belirtmek gerekir ki, yukarıda belirtilen sonuçlar ülkenin genel düzeyini değil, eğitim sıralamasının en üstünde bulunanların durumunu yansıtmaktadır.

Yoksa nüfusun yarıdan çoğu feci durumu ortaya çıkaran o sınavlara kadar bile ulaşamamış, ilkokul veya daha altı eğitim düzeyinde kalmıştır.

Bilmiyorum, bu sonuçlara bakıp şaşıranlar olmuş mudur? Doğrusu bu sonuçlara değil de, onlar karşısında şaşıranlara şaşanlar arasında olduğumu belirtmek isterim.

İktidarın, cehalet üstüne saltanat kurduğu bir ülkede, bu sonuçlara şaşmamak gerek.

***

Cehaletin ülkesinde, bilgeliğin egemen olmasını beklemek abestir.

Cehaletin ülkesinde, kaçınılmaz olarak cehalet iktidar olur ve o iktidarın başı da, tabii ki, bilgiye, bilgeliğe, sorgulayıcılığa çağrı yapmaz.

Öyle bir ülkede iktidarın egemeni insanlara “okuyun, öğrenin, düşünün, sorgulayın!” çağrısı yapmaz, olsa olsa “okumayın” der.

Burada da, bir tavuk yumurta ikilemi çıkar ortaya. Acaba toplum cahil olduğu için mi, egemeni “okumayın!” çağrısı yapıyordur, yoksa egemeni “okumayın!”çağrısı yaptığı için mi, toplum cahil kalıyordur?

Ama şurası kesin ki, egemenin okumayın çağrısı, bir dil sürçmesi veya rastlantı değil, son derecede bilinçli bir tercihtir.

Çünkü egemen bilmektedir ki, cehalet ne denli koyu olursa, iktidarı da değişim rüzgârlarına karşı o derecede dirençli olacaktır.

İktidarın cehalet üzerine saltanat kurduğu bir ülkede, yukarıda anlatılan sonuçlar hiç kuşkunuz olmasın ki, iktidarın kendi açısından başarılı bir politika uygulamakta olduğunun göstergesidir ve emin olabilirsiniz ki, bu sonuçları gören Bay “Okumayın”, keyifle ellerini ovuşturmakta, kendisine eğitimi düzeltmesi yolunda öneride bulunanları, yol gösterenleri, yöntem öğütleyenleri gerçeği kavramaktan aciz zavallılar olarak görmektedir.

***

Gerçekten de, Bay “Okumayın”a öneride bulunanlar, aslında ondan bindiği dalı kesmesini istemekten başka bir şey yapmamaktadırlar.

Ancak temelinde sorgulayıcı birey, özünde toplumsal uzlaşı yatan, ekonomisinin itici gücü üretim olan toplumlarda, eğitimin düzeyini yükseltmek toplumsal bir zorunluluktur.. yoksa Bay “Okumayın”ın ülkesinde değil.

Burada yine yukarıdakine benzer bir tavuk yumurta ikilemi ile karşı karşıyayız.

Evet gerçekten, acaba sistem demokrasi olmadığı için mi toplumun eğitim düzeyi düşüktür, yoksa toplumun eğitim düzeyi düşük olduğu için mi sistem demokrasi değildir.

Buna vereceğiniz yanıt ne olursa olsun bir şey çok açıktır ki; o da Bay “Okumayın”dan eğitimi düzeltmesini beklemenin akıldışı olduğudur.

Zaten Bay “Okumayın”ın ülkesi de, “akillerin” eğitimin düzelmesinin nafile yere cehalet üzerine saltanat kurmuş olanlardan beklemelerinden bugünlere gelmiştir.

Türkiye’de eğitimin düzeyinin yükselmesini, gerçekten çağın gereklerine uygun hale gelmesini bekleyenler, umarı Bay “Okumayın” veya benzerlerinde aramamalı, düzelmenin ancak iktidardaki zihniyetin değişmesiyle mümkün olacağını görmelidirler.

ÜSS sonuçları, leş gibi ayak kokan popülist edebiyatın iflasını gösteriyor ama.. o takım yine de bu yazdıklarımıza bakarak, “halkı cehaletle suçladığımızı” öne sürüp, yine “demokrasi” adına bizleri kınayacaklardır.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7359
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 23 Nov 2010 2:36    Sujet du message: Répondre en citant

İlk 500 ve Türk Üniversiteleri/1
Üniversite sıralamalarının yapılmasının temel nedeni insanların sıralama yapmayı ve karşılaştırmalı düşünmeyi sevmeleridir. Sıralaması yapılabilecek her şeyin sıralamasını yaparız.

Prof. Dr. Erhan Erkut

devami :
http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&kid=24&hn=173916
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10098
Localisation: Paris

MessagePosté le: 31 Déc 2010 4:15    Sujet du message: Répondre en citant

CUMHURBAŞKANI Gül atadığı rektörlerin uygulamaları konusunda acaba ne düşünüyor?


Tufan TÜRENÇ - Hurriyet - 31 Aralık 2010

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/16653569.asp?yazarid=39
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Montrer les messages depuis:   
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque Toutes les heures sont au format GMT + 2 Heures
Aller à la page 1, 2  Suivante
Page 1 sur 2

 
Sauter vers:  
Vous ne pouvez pas poster de nouveaux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas répondre aux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas éditer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas supprimer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas voter dans les sondages de ce forum


Powered by phpBB v2 © 2001, 2005 phpBB Group ¦ Theme: subSilver++
Traduction par : phpBB-fr.com
Adaptation pour NPDS par arnodu59 v 2.0r1

Tous les Logos et Marques sont déposés, les commentaires sont sous la responsabilités de ceux qui les ont postés dans le forum.