Warning: htmlspecialchars(): charset `ISO-8859-9' not supported, assuming utf-8 in /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/viewtopic.php on line 388
Association A TA TURQUIE
   
51 visiteur(s) et 0 membre(s) en ligne.
  Créer un compte Utilisateur

  Utilisateurs

Bonjour, Anonyme
Pseudo :
Mot de Passe:
PerduInscription

Membre(s):
Aujourd'hui : 0
Hier : 1
Total : 2155

Actuellement :
Visiteur(s) : 51
Membre(s) : 0
Total :51

Administration


  Derniers Visiteurs

laroserouge : 02h41:57
murat_erpuyan : 05h23:44
DELMIRA : 10h44:10
cengiz-han : 22h35:39
duygu : 1 jour, 38 min.25


  Nétiquette du forum

Les commentaires sont sous la responsabilité de ceux qui les ont postés dans le forum. Tout propos diffamatoires et injurieux ne sera toléré dans ces forums.


Forums d'A TA TURQUIE :: Voir le sujet - Turkiye Islam Cumhuriyeti'ne dogru
Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum Forums d'A TA TURQUIE
Pour un échange interculturel
 
 FAQFAQ   RechercherRechercher   Liste des MembresListe des Membres   Groupes d'utilisateursGroupes d'utilisateurs    

Turkiye Islam Cumhuriyeti'ne dogru
Aller à la page Précédente  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9  Suivante
 
Ce forum est verrouillé; vous ne pouvez pas poster, ni répondre, ni éditer les sujets.   Ce sujet est verrouillé; vous ne pouvez pas éditer les messages ou faire de réponses.    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque
Voir le sujet précédent :: Voir le sujet suivant  
Auteur Message
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 8145
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 12 Juin 2008 10:05    Sujet du message: Kara Cehalet Répondre en citant

Yılmaz ÖZDİL
yozdil@hurriyet.com.tr / 12 Haziran 2008

I love Humeyni!


"Humeyni’yi seviyorum.

Atatürk’ü sevmiyorum.

Maraş’ta Fransız askerleri Nene Hatun’un başörtüsüne uzandı. Sütçü İmam ilk ateşi açtı, böylelikle Kurtuluş Savaşı başladı. O dönemin sosyolojik yapısını incelerseniz, cephedeki insanlar hep Müslüman... Atatürk olmasaydı, İngilizler olsaydı, haklarım daha geniş olacaktı."

*

Böyle dedi.

*

"Türbanlı böyle dedi" demiyorum; çünkü bütün türbanlılar böyle düşünmediği gibi, böyle düşünen türbansızlar da var.

Demem şu...

*

Nene Hatun, Maraşlı değil.

Erzurumlu.

Savaştığı düşman, Fransız değil.

Rus.

Rus başörtüsüne saldırmadı.

Aziziye Tabyası’na saldırdı.

Milli mücadelenin mangal yürekli evladıdır ama, milli mücadelenin ilk kurşununu Sütçü İmam sıkmadı.

Hasan Tahsin sıktı.

Maraş’ta değil, İzmir’de.

Takvime bak.. Hasan Tahsin’in tetiğe basmasıyla, Sütçü İmam’ın tetiğe basması arasında 6 ay var...

Sütçü İmam, Fransız vurmadı.

Ermeni vurdu.

Maraş’ta düşmana ilk müdahaleyi yapan da, aslında Sütçü İmam değil.

Çakmakçı Sait.

Silahı yoktu.

Yumruğuyla saldırdı.

Şehit oldu.

Maraş’ı önce kim işgal etti?

Arkadaşın İngilteresi!

Kim sesini çıkarmadı?

Arkadaşın padişah efendisi!

Kim kurtardı?

Arkadaşa daha geniş haklar tanıyacak olan İngilizlerin gemisiyle kaçan padişah efendinin idam etmek için arattığı Atatürk!

*

O dönemin sosyolojik yapısını incelerseniz, cephedeki insanların hep Müslüman olmadığını da görürsünüz...

Bizzat Ordinaryüs Profesör Mazhar Osman’ın ağlayarak okuduğu "şehit listesi"ne göre, bu toprakları İngilizler işgal etmesin diye savaşan, can veren İstanbullu hekimler arasında, 140 Türk, 32 Ermeni, 25 Rum, 18 Yahudi var.

Ve, dikkatinizi çekerim, hepsine birden "şehit" demişler... Çünkü şehitlik kavramı, "o dönemin sosyolojik yapısı"na göre, dinle alakalı değil, yurtseverlikle alakalı.

*

Uzatmayayım.

Tehlike ne İran’dır, ne İngiltere...

Kara cehalettir.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 8145
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 13 Juin 2008 0:43    Sujet du message: Répondre en citant

Teke tek programinin videosu için :
http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=381401
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 11139
Localisation: Paris

MessagePosté le: 22 Juil 2008 0:12    Sujet du message: Répondre en citant

Cumhuriyet 21.07.2008
OSMANGAZİ SPOR KULÜBÜ

Su parkında bikini yasağı

BURSA (Cumhuriyet) - Bursa’nın AKP’li Osmangazi Belediyesi’nce yaptırılan kablolu su kayağı tesisi Sukaypark’ta, kadınların bikini ile gezmesi yasaklandı. Osmangazi Spor Kulübü’ne ait olan tesislerde 17-19 Ekim tarihleri arasında 2008 CableWakeboard Avrupa Şampiyonası’nın yapılması planlanıyor.

Bursa’nın en büyük merkez ilçesi olan Osmangazi Belediyesi, Soğanlı Mahallesi’nde yaklaşım 6 milyon YTL’lik yatırımla 100 bin metrekare alan üzerine kablolu su kayağı tesisi yaptırdı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılımıyla bir ay önce açılışı yapılan tesislere kadınların bikini ile girmesi yasaklandı. Osmangazi Spor Kulübü’nce alınan karar uyarınca 17-19 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilecek olan 2008 CableWakeboard Avrupa Şampiyonası’nın yapılacağı su kayağı tesislerine gelen kadın board’ıların bikiniyle gezmelerine izin verilmedi.

AKP’li başkan: Karara saygılıyım

AKP’li Belediye Başkanı Recep Altepe, “Spor kulübünün aldığı bir karar. Ben saygı duymak zorundayım” dedi. CHP Bursa Milletvekili Kemal Demirel, bikini yasağını TBMM gündemine taşıyacağını belirterek karara tepki gösterdi. AKP’li olan Osmangazi Belediye Başkanı Recep Altepe, daha önce de Bursa’daki içkili restoran ve gazinoları şehrin dışında belirlenen ve “kırmızı bölge” adı verilen yerleşim birimlerine taşımak istemiş ancak yoğun tepkiler üzerine plandan vazgeçilmişti.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 11139
Localisation: Paris

MessagePosté le: 25 Juil 2008 0:04    Sujet du message: Répondre en citant

Konunun basligini dogrular bir haber-yorum daha

Hurriyet / 23 Temmuz 2008

Doğan HIZLAN
dhizlan@hurriyet.com.tr

Haça benzetildiği için yıktırılacak

BENİ şaşırtan bir haberi önce okuyalım:

Trabzon’da yapılan Forum Trabzon Alışveriş ve Yaşam Merkezi’nin bazı bölümleri ’Haç’a benzediği iddiaları yüzünden yıkılacakmış.

Proje müdürü Yücel Çelik, AA muhabirine yaptığı açıklamada, denizin ve yeşilin daha güzel seyredilmesi için fener yaptıklarını, fenerin iki yanına da seyir yerleri eklediklerini açıklamış.

Bu iddialar üzerine, "Merkezi yapan Multi Türkmal Yönetim Kurulu da bu nedenle fenerdeki seyir yerlerini kaldırma kararı almış."

Hollanda-Türk ortaklığı olan şirketin yaptığı bu merkez, 20 Haziran’da törenle açılmış.

Peki sonradan niye bu iddialar yapılmış, üstelik bu garip iddialar neden kaale alınmış?

Bana kalırsa, iddia sahipleri burada misyonerlik(!) faaliyetinin bu binayla başlayacağı kanaatine varmışlar.

Ya da bu binadan sonra, din değiştirme talepleri mi olmuş?

Yoksa bu yabancı şirket, Hıristiyanlık propagandası yapmak için, sembol olarak bu binayı mı seçmiş?

Akıldışı bu gerekçeler anladığıma göre akıl içi sayılmış ki, bina yıkılacakmış.

Proje müdürü de, açıklamasında "Tamamen iyi niyetle" sözünü kullanıyor, bunu belirtmeye gerek yok da, karşı iddialarda bulunanların iyi niyetlerini tartışmak gerekiyor.

* * *

BU tür iddiaları en hafifinden işgüzarlıkla, çağdışılıkla yorumlayabiliriz.

Eskiden de bu tür olaylar yaşanmıştı.

Şimdi onları gülerek anımsıyoruz. Ama zamanında sanatçının çektiği ıstırabı da unutmuyoruz.

Gençliğimdeki bir sergi komedisini anımsadım.

Türk resminin Toplumsal Gerçekçilik çerçevesinde figüratif resimleri ve portre çalışmalarıyla tanınan Haşmet Akal (1918-1960) bir resim sergisi açmıştı.

Belleğim yanıltmıyorsa, resimlerine attığı imzayı bir işgüzar orak çekice benzetmiş ve ihbarda bulunmuştu.

O dönem düşman komünizmdi ve onu çağrıştıran her türlü şekil ihbar konusuydu.

Şimdi aynı sanat müfettişleri(!) orak çekiç yerine Nü’lerin ayıp yerlerini arıyorlarmış. Merak bu.

Yanılmıyorsam galiba Aziz Nesin de o zaman bir yazı yazmıştı.

Mizahın büyük ustası, Haşmet Akal’ın resminde nasıl orak-çekiç bulduğunu yazarken, amuda kalktığını, çeşitli vücut hareketlerinden sonra orak- çekiç’i keşfettiğini yazmıştı.

* * *

GİDİYORUZ gidiyoruz, yol aldık diyoruz, arkamıza bir dönüp bakıyoruz ki, masallardaki gibi bir arpa boyu bile yol almamışız.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2443
Localisation: Paris

MessagePosté le: 04 Aoû 2008 16:43    Sujet du message: Répondre en citant

Süleymancilarin islettigi yurtta 18 çocuk canindan oldu. Kimisine gore sehit oldular, anneleri babalari hiç aglamasin dahasi sevinsin onun içinde sorumlu aramaya da gerek yok, kader deyip geçmek yerinde olur...

Hani AKP islamci parti degildi. Ise baslar baslamaz kaçak Kuran kurslarinin sorumlulularinin cezalarini azaltan kanunu geçirdiler. Bakin kendi içlerinden "bir hain" bunu nasil açikliyor :


Uyardım dinlemediler 4 Ağustos 2008


Şehriban OĞHAN/ ANKARA



AKP eski milletvekili Tayyar Altıkulaç, TCK değişikliği yapılırken kaçak Kuran kursu açanlara verilen cezanın azaltılmasına itiraz ettiğini söyledi. Altıkulaç "Böylece izinsiz faaliyetlerin yaygınlaşacağını biliyordum. Uyardım ama dinlemediler" dedi.


KONYA’da 17’si çocuk 18 kişinin ölümüne neden olan yurt binasıyla yeniden tartışılmaya başlanan, kaçak Kuran kurslarına cezayı hafifleten TCK değişikliğinin, dönemin TBMM Milli Eğitim Komisyonu Başkanı ve Diyanet İşleri eski Başkanı AKP’li Tayyar Altıkulaç’ı bile çileden çıkardığı anlaşıldı.

Hürriyet’e, bu değişikliğin yapılmaması için hiçbir konuda ısrar etmediği kadar ısrarcı olduğunu anlatan Altıkulaç, "Konya’daki olayı duyunca yüreğim cız etti. O dönem izinsiz faaliyetlerin olduğunu zaten biliyordum. Bu değişiklikle bu faaliyetlerin daha da yaygınlaşacağı ve önüne geçilmez hale geleceği endişemi paylaşarak arkadaşlarımı uyardım, dinlemediler" dedi. Yeni yasama döneminde bu konunun tekrar gündeme alınmasını isteyen Altıkulaç, "Konya bir olaydır. 18 can gitmiştir. Çok canlar gidiyor vatan millet için ama olay 18 canı katlayacak boyutta sakıncalı ve yanlış. Elinizi vicdanınıza koyarak gerekeni yapın" çağrısı yaptı.

Israrcıyım dedim

Altıkulaç, Konya olayının ardından tartışılmaya başlanan, yasaya aykırı eğitim kurumu açanlara verilmesi öngörülen 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezasını, 3 aydan 1 yıla indiren TCK değişikliğinin perde arkasını Hürriyet ile paylaştı. Altıkulaç, şunları söyledi:

"Yeni TCK yürürlüğe girmeden bazı maddelerinde değişiklik yapılması hasıl oldu. Bu maddeler üzerinde değişiklik yaparken yasadışı eğitim kurumları maddesi de değiştirilmek istendi. İlla bir önergeyle bu cezayı hafifleştirmek istiyorsanız, yıllardan bu yana devam eden hükmüne döndürün, ’eski haline getirdik dersiniz’ dedim. Komisyonda geri çekilen önergenin Genel Kurul’da yeniden gündeme getirilmesini de siyaseten yakışıksız ve yanlış bulduğumu da söyledim. ’Ben bu konuda hiçbir konuda ısrarcı olmadığım kadar ısrarcıyım bunu bilin’ dedim, ’Bakalım, edelim’ dediler. Baktılar eylediler. Ağırlaştırılmış cezayı kaldırdılar.

Bu gizlilik niye

Türkiye’de Kuran kursu açmak ve öğretmek yasak bir eylem değil, devletin güvencesi altında Diyanet ve Milli Eğitimin denetimi altında bütün genişliğiyle yapılabilen bir faaliyettir. Bir kısım faaliyetler bu şemsiye dışında yapılmak isteniyorsa bunun başka nedenleri vardır. Bu nedenler üzerinde her vatandaş gibi devletin de tüm yetkililerin de durması gerekir. Bir kurs, bir pansiyon niçin izinsiz açılır? Mülki idare buna niçin göz yumar; siyasetçiler niçin bu insanlara göz kırparlar? Mezhep ve meşrebimiz, sempati duyduğumuz cemaat ya da tarikat ne olursa olsun, maksat masum bir çerçevede insanımıza din eğitimi vermekse bu örtülülüğün anlamı ne? Eğer illa örtüden yana isek cemai ve meşrebi örtülü bir amacınız var anlamına gelir.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 11139
Localisation: Paris

MessagePosté le: 05 Aoû 2008 0:26    Sujet du message: Répondre en citant

Selim tam ustune basmissin, kabahat tupçudeymiz, çocuklar sehid ya anne babalar sorumlu aramayin diyorlarmis. Bilmiyorum bunu yazarken asagidaki iki kose yazarini okudun mu ?



Takdiri ilahi değil düpedüz cinayet


4 Ağustos 2008

Tufan TÜRENÇ
tturenc@hurriyet.com.tr
KONYA’daki kaçak Kuran kursu faciasında ölen yavrularımızın cenazeleri ile ilgili haberleri okurken kanımın donduğunu hissettim.

Defalarca okudum.

Acılı ana-babaların yavrularının kurban edildiği cinayeti "takdiri ilahi" diye inanılmaz bir duyarsızlık içinde kabullenmeleri insanı isyan ettiriyor.

Yaşamlarının baharını bile görmeden yok olup giden bu körpecik yavruların babaları "Onlar şehit" diyor ve gazetecileri uyarıyor:

"Şikáyetçi değiliz. Sakın kurs için kötü bir şey yazmayın."

Hepsi tarikat uğruna çocuklarını feda edecek kadar akıldan, mantıktan yoksunlar.

Bu insanlara acımaktan başka ne yapılabilir, bilmiyorum. Bu anlayış, bu körü körüne itaat, bu biat niçin?

Ne adına bu insanlar yavrularının bile hesabını soramayacak kadar tarikatların kulu kölesi olmuşlar?

Allah adına mı?

Oysa hepimiz biliyoruz ki, bu cinayete neden olanları Allah bile bağışlamaz.

Allah bu cinayete sessizlik içinde boyun eğen ana-babaları da bağışlamaz.

Bunun hesabını mutlaka sorar.

* * *

Bu kurs gibi her an faciaya uğrayacak binlerce kaçak yurt var tarikatların yönettiği.

Olaydan sonra Diyanet’ten sorumlu bakan "Kursun bizimle bir ilgisi yok" diyor.

Milli Eğitim Bakanlığı sus pus...

Yurtları denetlemekle, kaçak olanları kapatmakla ve sorumlularını yargıya vermekle yükümlü Milli Eğitim Bakanı ortalarda yok.

Ama yürekleri yakan 17 küçücük masum canın cenazeleri var ortada.

Kim verecek bunların hesabını?

Hiç oralı olmayan sorumlu bakanlar mı?

"Kuran kursunun kaçağı maçağı olmaz. Kuran öğrenilir, Kuran öğrenmeye kimse suç ifadesi kullanamaz" diyen Başbakan mı?

İnanın hiçbirinin gücü yetmez buna.

Hiçbiri tarikatlardan hesap soramaz.

Devlet bu konuda devletliğini yapamaz.

İnsanlar da bu çocukların babaları anaları gibi tarikatların kulu kölesi olur.

* * *

Oysa bu tarikatların denetimindeki kaçak Kuran kurslarında bilgi çağından kopuk, yeniliklere, dünya değerlerine, uygarlığa kapalı nesiller yetiştiriliyor.

Buralarda yoksul aile çocuklarına Cumhuriyet düşmanlığı aşılanıyor.

Atatürk’ü değil Humeyni’yi seven, bilime, akla değil, hurafelere inanan nesiller yaratılıyor bu kurslarda.

İslamiyet’in güzellikleri, yüceliği, kutsiyeti değil, hurafelere dayalı fanatik öğretiler kazınıyor beyinlerine.

Bütün bunlar ne yazık ki hep dinimiz adına yapılıyor.

AKP tarikatları istediği kadar korumaya çalışsın, sorunu görmezden gelsin.

İktidar ne yaparsa yapsın, bu düpedüz bir cinayettir.

Ve yukarıdan aşağıya kadar sorumlu konumdaki herkes suçludur.

Bilgi çağını yaşayan bugünkü uygar dünyada tarikatların yönettiği bu ilkel kurumların yeri yoktur.

Bu kafalara izin veren, göz yuman Türkiye bilgi çağını asla yakalayamaz.

Bu işe ulema mulema da karışamaz.

Uygar ülkelerde buna yargı, akıl, mantık ve vicdanlar karar verir.



Dinle beni bre gafil Müslüman
4 Ağustos 2008

Ahmet HAKAN
ahmethakan@hurriyet.com.tr

SEN beni "Kafir oldun", "Deccal oldun", "Salman Rüşti oldun" falan diye terörize ederek susturacağını mı sanıyorsun?

Senin idraksiz, şuursuz ve saplantılı dindarlığının ürettiği bu şapşal ithamlardan tırsıp, o "17 günahsız küçük kız"ın hesabını soramayacağımı mı zannediyorsun?

"Aman bunların çarpık dindarlığına ses etmeyeyim... Aman tekere çomak sokmayayım... Yoksa bana Salman Rüşti derler" diyerek köşeme çekileceğimi mi sanıyorsun?

Nasıl ki...

Bazı aşırı laiklerin, içinde "Kuran kursu" geçen her olayda, meseleyi bir "insanlık meselesi" olmaktan çıkarıp, "Bu çağda Kuran mı öğrenilirmiş?" noktasına taşımasına şiddetle karşı çıkıyorsam...

Senin sorumsuzluğuna, vurdumduymazlığına, ahlaksızlığına, çarpık kader anlayışına da şiddetle karşı çıkacağım elbet...

* * *

Galiba sen beni 17 küçük kızın ölümünün sorumluluğunu, "Bütün suç tüpçüde!" şeklindeki manşetiyle tüpçüye yükleyen, ahlaksızlığı kendisine şiar edinmiş "Vakit" tayfasındakilerle karıştırıyorsun...

Sakın karıştırma!

Unutma ki:

Onların işlerine ya "sütçü" karışır, ya "tüpçü"...

"Vakit" tayfasındakilerin "Hüseyin Üzmez vakası"nda neler yazıp çizdiklerini şöyle biraz kafanı çalıştırarak hatırlasana...

"İslam davası" adına küçük bir kız çocuğunun taciz edilmesine sahip çıkan zihniyet, "İslam davası" adına 17 küçük kızın enkaz altında can vermesini tabii ki "tüpçü"ye ya da "sütçü"ye yükler...

Onlardan başka ne beklenir ki?

* * *

Birileri çaresizlik ve yoksulluk içinde çırpınan köylülerin kızlarını, "Kuran öğreteceğiz" diye evlerinden alıp götürecek...

Ancak...

O kızların can güvenliğini sağlayamayacak... Barınma koşullarını yerine getirmeyecek... Doğru dürüst hiçbir önlem almayacak...

Sonra bir gün, sabah namazı vakti, kızların barındırıldığı bina korkunç bir gürültüyle çökecek...

17 kız o binanın enkazı altında can verecek...

Ve ben de, bu durum karşısında...

"Bu kızlar orada Kuran öğreniyordu... Namaza kalkmışlardı... Bu yüzden onlar şehit olmuştur... Ne mutlu onların anne ve babalarına" diye yazacağım, başka da bir şey yazmayacağım, öyle mi?

O kızlar şehit olmuş olabilir... Bu Allah’ın takdiridir... Ben bir şey diyemem...

Ben onlara "şahadet şerbeti içirmek" yerine...

Neden önlem alınmadığını, neden denetimsiz kurs açıldığını, neden izinsiz iş yapıldığını, neden koruma altında tutulan küçük kızların can güvenliklerinin sağlanmadığını sorarım...

Bunu yaparken de...

Ne "Bütün suç tüpçüde" diye İslami fırlamalıklara yüz veririm...

Ne de "Şehit oldular" tarzında metafizik rahatlamalara...

Ben hesap sorarım...

Çünkü bu benim hem insanlık, hem de kulluk vazifemdir...

* * *

Bir şey daha var ey gafil Müslüman...

Sen zannediyor musun ki...

Konya’nın o kuş uçmaz kervan geçmez bölgesinde "yurt" adı altında kaçak Kuran kursu açan o adamlar, salt "Kuran öğretmek" gibi kutlu bir işe soyunmuşlardır...

Sen zannediyor musun ki...

Adamların tek amacı, Allah rızasını kazanmaktır...

Eğer öyle olsaydı...

"Kuran öğreticiliği" gibi dokunulmaz bir gücü ellerine alıp, türlü çeşitli politik oyunlar çevirmezlerdi...

Sen "Süleymancı" denilen grubun kaç liderinin, kaç partiden milletvekilliği kaptığını biliyor musun?

Düne kadar Demirel’in, Mesut Yılmaz’ın, Erbakan’ın listelerinin en tepesine oturan bu adamların, şimdi AKP listelerinde yer bulabildiğinden haberdar mısın?

Küçük köylü kızlarının cesetlerinin üzerinden yürütülen bu kirli güç mücadelesine neden destek verecekmişim ki?

* * *

Bak, benim gafil mütedeyyin arkadaşım...

Bunları yazıp çiziyorum diye...

Sen benim için...

"Salman Rüşdi oldu", "Kafir oldu", "Deccal oldu" mu diyeceksin?

De birader, de...

Hiç gocunmam...

"Bütün suç tüpçüde" diye yazıp "İslam mücahidi" olacağıma...

Alınmayan önlemlerden zerre kadar söz etmeyip, sadece "Melekler cennete uçtu" ya da "Şehit oldular" diye etliye sütlüye dokunmayan başlıklar atıp, "Bu Ahmet Hakan ne kadar takva sahibi bir adamdır" diye takdir kazanacağıma...

Hesap sorarak...

"Deccal" olmayı yeğlerim...

Tamam mı? Anlaştık mı?
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2443
Localisation: Paris

MessagePosté le: 08 Aoû 2008 15:47    Sujet du message: Répondre en citant

Amaç uzum yemek degil bagciyi dovmek, ahlak mahlak diyerek dini okullara sokmak, ogrencileri sunni alevi, musevi, hristiyan ve belki de budist diye ayirmak. Tabii digerleri azinlik olacagindan ilkokuldan universiteye okullara mescid açtirmak.
Takkiyé, takkiye...

Cumhuriyet 08.08.2008
Okullara ibadethane

AKP’li Sözen, Alman Yasası’ndan bire bir hazırladığı taslağa okullarda ibadethane açılması ve gençlerin fişlenmesini ekledi


Düzenleme yasalaşırsa, anaokulundan üniversiteye kadar her okula cami ve mescit yapılması zorunluluğu getirilmiş olacak. Yasa önerisi 16 yaşını doldurmamış çocuk ve gençlerin saat 22.00’den sonra lokanta ve restoranlara girişini de yasaklıyor. Ayrıca 18 yaşından küçük gençlerin de kamuya açık disko, müzikhol ve tavernalara giremeyeceği öngörülüyor.


ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - AKP Genel Başkan Yardımcısı Edibe Sözen’in hazırladığı “Gençleri Koruma Yasası” taslağında “pornografik yayın” satın alanların fişlenmesi yolu açılırken, okullarda “her dine mensup öğrenciler için ibadethane kurulması” önerildi. Ancak Sözen’in, Alman Gençleri Koruma Yasası’ndan neredeyse “bire bir” kopyaladığı taslağa, Almanya’daki yasada olmamasına karşın, pornografik yayın satın alanların fişlenmesi ve “her seviyedeki okulda, her dine mensup öğrenciler için ibadethane açılması” zorunluluğu getirmesi dikkat çekti.

Edibe Sözen’in, Almanya’daki “Gençleri Koruma Yasası”ndan esinlenerek hazırladığını ifade ettiği yasa taslağı, pornografik yayınların ancak TC kimlik numarası bilgileri ve imza karşılığında satışını öngörürken, gençlerin sağlıklı ve dengeli yetişebilmesi için de “her seviyedeki okulda, her dine mensup öğrenciler için ibadethane kurulması” yükümlülüğü getiriyor.

Bu düzenleme yasalaşırsa, anaokulundan, üniversiteye kadar her okula, cami ve mescit yapılması zorunluluğu getirilmiş olacak. Yasa önerisi 16 yaşını doldurmamış çocuk ve gençlerin saat 22.00’den sonra lokanta ve restoranlara girişini de yasaklıyor. Ayrıca 18 yaşından küçük gençlerin de kamuya açık disko, müzikhol, tavernalara giremeyeceği öngörülüyor.

Almanya’da yasada yok!

Almanya’daki düzenleme, Türkiye’de çeşitli yasalarda da bulunan izinsiz ses ve görüntü CD’si kopyalamaya ilişkin hükümlerin yanı sıra 18 yaşından küçük gençlerin giremeyecekleri mekânlara ilişkin düzenlemeleri kapsıyor. Alman yasasında öngörülen birçok hüküm, Küçükleri Muzır Neşriyat’tan Koruma Yasası, alkollü içki satışı ve tütün ve tütün ürünlerinin satışını düzenleyen yasalarla Türkiye’de de uygulanıyor. Ancak Sözen, neredeyse satır satır aldığı Alman Gençleri Koruma Yasası’na iki önemli düzenlemeyi ekliyor. Bunlardan birincisi “her seviyedeki okula, her dine mensup öğrenciler için ibadethane kurulması” zorunluluğu getirilmesi. Buna göre anaokulundan üniversiteye kadar, her seviyeden okula, cami, mescit, cemevi, kilise, havra kurulması gerekecek. Taslağın bir başka önemli düzenlemesi ise pornografik yayın yapan dergilerin satışıyla ilgili. Taslakta, mevcut uygulamada da “poşette” satılan pornografik yayınları alanlar teker teker fişlenecek. Çünkü bu yayınlar ancak TC kimlik bildirimi ve imza karşılığı satılabilecek.

Sözen’den savunma

Edibe Sözen ise yaptığı açıklamada, AB sürecine hazırlık yapılması amacıyla bu düzenlemeyi gündeme getirdiğini ileri sürdü. Sözen, “Bunun daha çok azınlıkları ilgilendirdiğini, bir zorunluluk değil de okulların mütevelli heyetinin bir sorumluluk alanı olarak değerlendirilmesi gerektiği” görüşünü savundu. Sözen, birçok Avrupa ülkesinde ibadethane özgürlüğünün uygulandığını ileri sürdü.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 8145
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 16 Aoû 2008 1:24    Sujet du message: Répondre en citant

Yoruma gerek var mi ?


Konya Balcılar rezaleti ve çocuk hakları
Özdemir İNCE - Hürriyet - 12.08.2008

"KONYA Balcılar’daki yurt binasının patlama sonucu çökmesi sonucu yaralanan ve Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi’nde tedavisi devam eden Şerife Atayer’in (12) babası Ahmet Atayer, yurt hocaları, yöneticiler ve binayı yapan müteahhitte ihmal bulunmadığını, ihmalin gaz kaçağı durumunda önceden haber veren uyarı cihazı yerleştirmeyenlerde olduğunu ileri sürdü.
Hastane önünde açıklama yapan Atayer, maliyeti çok düşük cihazın bulundurulmamasının, yaşanan acı olayda çok sayıda öğrencinin ölmesine ve yaralanmasına neden olduğunu kaydederek ’18 çocuğa değer miydi? Gaz kaçağını bildiren bir cihazın maliyeti ne kadar? Bu sorgulanmalı. Bizim çocuklarımız baleye, diskoya, bara gitmiyor, köpük banyosunda ölmüyor. Bazı medya grupları neden abartıyor, aklım almıyor.[.....] Yaralı babası olarak şikáyetim yok’ diyor." (Milliyet, 04/08/2008 )
ŞEREF KÜRSÜSÜ
Mahkeme divanını kurmadan önce Işıl Özgentürk’ün aynı konuda yazdığı nefis yazıyı (Cumhuriyet, 05/08/2008 ) şeref kürsüsüne çıkarmadan olmaz:
"18 küçük kızdan Leyla Semerci’nin fotoğrafı gözlerimin önünden gitmiyor. O 13 yaşında okuyup öğretmen olmak isteyen bir küçücük kız çocuğuydu. Fayans döşeme ustası olan babası sürekli işsizdi. Ve küçük kız, ev kirasını ödemekte zorlanan ailenin sürekli ev değiştirmesi nedeniyle bir yıl içinde üç ayrı okula gitti. Sınıfını takdir belgesi alarak bitirdi ve anneannesi onu üç öğün yemek çıkarıldığı için Balcılar’daki Kuran kursuna yazdırdı. Ve bir gece patlama oldu ve küçük kız çocuğu gerçekten bir melek gibi dönüşsüz bir uykuya daldı."
İNSAN KILIKLI BABA
Leyla Semerci’nin trajik ölümünü, öteki ölümleri ve kendi kızının yaralanmasını bale, disko ve bar densizliği ile geçiştirmeye kalkışan insan kılıklı babaya hiçbir sözüm yok. Ahmet Atayer ya korkudan ya da tarikat disiplininden dolayı suçu Vakit Gazetesi’nin gösterdiği hedefe yüklüyor.
Ben bunlarla uğraşacak değilim. Benim Ankara Adalet Sarayı’nda (2. kat) Çocuk Hakları Merkezi’nden sağladığım bilgileri, Konya savcıları da aynı bölgenin avukatları da edinebilirler. Şimdi, patlamada ölen ve yaralanan çocukların ailelerini, velilerini mahkeme önüne götürecek yasa maddelerini yazıyorum:
TÜRK CEZA KANUNU (TCK):
Aile Hukukundan Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali (Madde 133, 1-2-3).
Suçu Bildirmeme (Madde 278, 1-2-3)
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ÇOCUK HAKLARI SÖZLEŞMESİ:
Çocuğun Yüksek Yararı (Madde 3, 1-2-3)
Yaşam ve Gelişme (Madde 5)
Ana-babanın Sorumlulukları (Madde 18, 1-2-3)
Suiistimal ve İhmalden Koruma (Madde 19, 1-2)
SAVCILAR VAR! MI?
Kurbanların aileleri, velileri Türk Ceza Kanunu’na ve Türkiye’nin taraf olup imzaladığı uluslararası sözleşmelere göre suçludur.
Ancak bunu ben buradan kanıtlayamam! Savcılar var! Mı? Göreceğiz!
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2443
Localisation: Paris

MessagePosté le: 23 Aoû 2008 15:37    Sujet du message: Répondre en citant

Bakin bu listede sadece bu forumda, Turkiye'den uzakta olanlarin çogunlugu olusturdu, hizla uzuyor. Hergun adim adim bagnaz bir dinci rejime (buna Islamiyet demek kabil degil) gidiyoruz.

Batman'da Avrupa'dan gelen kiz ogrenciler 40 derecede sortlu olduklari için Natasa oluyor ve TPAO'nun tesislerine sokulmuyor.

Asagida da "din dusmani hain" vatan gazetesinden bir ornek:

22.08.2008

Suudi Arabistan, İran ve Başbakan’ın mahallesi!


Dünkü VATAN’da çok dikkat çekici bir haber vardı: Şeriatla yönetilen Suudi Arabistan’da, zengin vatandaşlar için “laik kentler” kuruluyormuş. 70 milyar dolar yatırımla kurulacak “ultra lüks 4 kent”te, kadınlar ilk kez çarşafsız gezebilecek, araba kullanabilecekmiş...

Ve en radikal karar:

Bu kentlerde “din polisi” görev yapmayacakmış!


***

Benzer haberler İran’dan da geliyor...

Meğer şeriat kurallarının en katı şekilde uygulandığı İran’da bile bir “laik cennet” varmış...

Tahran yönetimi, Basra Körfezi kıyısındaki Bender Abbas şehrinin hemen yakınındaki Kiş Adası’nı “serbest ticaret bölgesi” ilan etmiş...

Ama serbestlik sadece “ticaret”le sınırlı kalmamış...

Kadınlar diğer kentlerde başı açık dolaşamazken, burada bisiklete bile (!) binebiliyor, denize girebiliyorlarmış!

Harem-selamlık uygulaması, bu adada söz konusu bile değilmiş...


***

Gelelim laik, sosyal, demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nde olup bitenlere:

“Dini kurallar”la yönetilmek isteyen tarikatlar ve cemaatlar, İran’daki ve Suudi Arabistan’dakinin aksine, “şeriatın egemen olduğu kurtarılmış bölgeler” kurmaya çalışıyor bizde...

Dünkü Cumhuriyet’te yayınlanan haber, “Laik Türkiye”nin bazı semtlerinin ne hale geldiğini göstermeye yetiyor da artıyor...

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın da ikamet ettiği Ankara’nın Keçiören Belediyesi, görünen o ki şeriatı ilan etmiş bile!

Bu belediyenin sınırları içinde küçük bir dükkânı bulunan Metin Şahin isimli bir esnaf, sırf içki sattığı için “Allah” yazılı yüzükler takan belediye zabıtaları tarafından “çivili sopa”yla dövülmüş...

Metin Şahin de duygularını, “Benim ruhsatımda ‘Gece 01.00’e kadar içki satabilir’ yazıyor. Ben hukuk ne diyorsa onu yapıyorum. Ama zabıta görevlileri tarafından dövülüyorum. Bu adil düzen mi? Tam anlamıyla şeriat düzeni” diyerek dile getirmiş...


***

Şeriatla yönetilen ülkeler bile yabancılar ya da “zengin vatandaşları” için “laik bölgeler” kurmaya çalışırken...

Biz 85 yıllık laikliği yok etmeye, Başbakan’ın oturduğu ilçede bile zabıta marifetiyle “kurtarılmış şeriat bölgeleri” oluşturmaya çalışıyoruz.

Bu ayıp da bize yeter!
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 11139
Localisation: Paris

MessagePosté le: 30 Aoû 2008 1:48    Sujet du message: Répondre en citant

Bana bugun geldi, ama olay yeni degil :



http://video.haberturk.com/Video.aspx?v_ID=35848&k_A=haberturk


Ulkemin aydinlarinin buyuk bir cogunlugu, onlarca yil elit olduklarini dusunerek halkimizi adeta kaderi ile basbasa biraktilar, daha da otesi onlari gelir kapisi ya da oy potansiyeli gibi gorenlerimiz dahi oldu.
Bunun sonucunda, halkimizi milletimizi (biz elitler! haric) caresiz biraktik. Onlar da careyi "denize dusen" misali kendilerine en yakin gorduklerine sarilmakta buldular. Cunku; su uyur, cehalet ve bagnazliktan medet umanlar uyumaz.

Bazi yakinlarimla gorustugumde; sozlerinden veya davranislarindan carsafli, turbanli yahut imam kilikli kaytan biyikli bir insanla bir arada bulunmaktan kacindiklarini, bundan rahatsiz olduklarini hatta onlari asagiladiklarini hissettim.

Soruyorum kendi kendime;
"Tum insanlarin ve insanligin iyiligine calismayi ilke edinmis olan bizler, bu sekilde elimizin tersiyle ittigimiz bu insanlara, halkimiza; yanlis yolda olduklarini, kandirildiklarini, laik demokratik Turkiye Cumhuriyetinin ve hatta gercek dinin ne oldugunu nasil anlatacagiz? Onlara kizip, "bizden uzak durun" diyerek mi?"

Sozlerim yanlis anlasilmasin; ne turbani, ne carsafi, ne de irticain herhangi bir simgesini hosgorelim demiyorum. Ama bunlara siginan insanlara da nefretle degil sevgiyle yaklasalim, sevgiyle yaklasalim ki ileride onlar da cehalet ve bagnazliktan kurtulup "cagdas medeniyetler seviyesine yukselmis" birer Turk vatandasi olabilsinler, Ataturk'ten korkmasinlar, Ataturk'e tapinan degil ama O'nu anlayabilen ve idrak edebilen birer insan olabilsinler, onlar da "bizim muslumanlar" soyleminin ne kadar yanlis oldugunu fark edebilsinler.

Kardeslerim, bizim mucadelemiz cehaletle ve bagnazlikla, cahillerle ve bagnazlarla degil. Eger o kisilerle mucadele edersek, onlarin dogru yolu bulmasina nasil yardimci olabiliriz ve demokratik sistem icinde bagnazligi savunan partilere oy vermemelerini nasil ve ne hakla bekleyebiliriz?

Simdi dusunuyorum ve diyorum ki; bizlere dusen, sevmek ve yeniden Ataturk gibi halk olmak.

Sevgi ve saygilarimla
H. Yener G.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 11139
Localisation: Paris

MessagePosté le: 02 Sep 2008 22:38    Sujet du message: Répondre en citant

Adim adim alistira alistira ilerleniyor.
Bir ornek daha.

Eylül 2008

Ertuğrul ÖZKÖK


İçkiye takan kimmiş bakalım


İSTANBUL Belediye Başkanı Kadir Topbaş göreve geldiğinde kendisine şu soruyu sormuştum.

Belediyenin elindeki köşklerde veya başka yerlerde içki yasağı uygulaması İstanbul gibi bir dünya şehrine yakışıyor mu?

Topbaş bu sorulara hep kaçamak cevap verdi.

Bunu Başbakan Tayyip Erdoğan’a sorduğumuzda ise her defasında şakayla karışık aynı cevabı aldık:

"Sen de içkiye taktın..."

Kadir Topbaş bir gün yine bu konuyu konuşurken şunu söyledi:

"Bu konuda formülü bulduk. Belediyenin elindeki bu yerlerin işletmesini özel şirketlere vereceğiz. Onların yaptığına da karışmayacağız."

Bence de iyi bir formüldü.

"Güzel formül bulmuşlar" deyip uygulamayı beklemeye başladım.

* * *

Topbaş’ın o sözlerinin üzerinden neredeyse 4 yıl geçti.

Bakın ne oldu.

Belediye bırakın elindeki tesisleri özel işletmecilere devretmeyi, tam aksine neredeyse Türkiye’nin en büyük restoran ve kahvehane zinciri haline gelmeye başladı.

Bunun son örneklerini Üsküdar’da ve Moda iskelesinde gördük.

Yani İstanbul Belediyesi elindeki yerlerde içki yasağını kaldırmayı bırakın, tam aksine kendisi içki satmayan restoranlar, kafeler açmaya başladı.

Sizce burada AKP açısından büyük bir ikiyüzlülük yok mu?

Bir yandan devletin elindeki bütün işletmeleri özelleştirmek için elinizden geleni yapacaksınız.

Yaptığınız da çok doğru.

Öte yandan ise elinizdeki belediyelerde kendi ideolojinize uygun işletmeler açmaya hız vereceksiniz.

Devlet düzeyinde özelleştirme.

Partinize ait belediyelerde kamulaştırma.

Sizce bu siyasi ikiyüzlülük değil de nedir.

* * *

Nazlı Ilıcak, görüşlerine saygı duyduğum, mücadeleciğini bazen gıptayla izlediğim bir yazar.

Dünkü yazısında o da benim "içki meselesine taktığımı" söylüyor.

Değerli okuyucularım, size şunu bütün samimiyetimle söylüyorum.

Benim içkiye taktığım falan yok.

Kimseye de içki içme tavsiyesinde bulunmuyorum.

Tam aksine içki içmeyen insanlara iyi yapıyorsun diyorum.

Benim taktığım, kişilerin, kurumların, siyasi partilerin kendi meşrebine ve ideolojisine uygun biçimde insanların hayat tarzlarına müdahale etmesi, ideolojik gettolar yaratması.

Onlara zorla bazı davranış biçimlerini empoze etmesi.

Moda gibi, Türkiye’nin en Batılı semtlerinden birinde, denizin kenarında güzel bir iskeleyi, elindeki gücü kullanarak "içkiden arındırılmış bölge" ilan etmek bu muhteşem şehre yakışıyor mu?

Ben yıllardır balıkçılara, restoranlara gidiyorum.

Hayatımda bir kere bile içki içen insanların yan masada içki içmeyene müdahalede bulunduğuna, rahatsız ettiğine tanık olmadım.

Nedir bu, "Topbaş ideolojisini" damga gibi şehrin her yerine vurma merakı.

İçkiye takan ben değilim, onlar...

* * *

Neyse, yine de umutsuz değilim.

Dün Nazlı Ilıcak da yazısında bu uygulamanın yanlışlığına değinmiş.

Hadi bizleri "kafasını içkiye takmış" insanlar olarak görüyorsunuz, buyurun size daha iyi gelecek bir referans.

Peki içki satmak istemeyen restoranlar veya marketler?

Onlara hiç, ama hiç itirazım yok.

Dükkán kendilerinin.

İstediğini satar, istemediğini satmaz.

Ama bazı şehirlerde olduğu gibi, kamusal yönetim elindeki gücü kullanıp insanlara satmaması yolunda baskı yapıyor, eli sopalı adamlarını bu insanların üzerine gönderiyorsa, ben orada karşılarındayım.

11 ay da karşılarındayım.

Ramazanda da karşılarındayım.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 8145
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 03 Sep 2008 22:51    Sujet du message: Répondre en citant

Tek seslilige dogru >




Cumhuriyet 02.09.2008

Prof. Dr. Mualla Selçuk, ‘Kadın başı açık namaz kılabilir’ diyerek dikkatleri üzerine çekmişti

Kadın üyeye dayanamadılar

© Özgürlükçü açıklamalarıyla tanınan Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mualla Selçuk daha önce tek kadın üyesi olduğu Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’na yeniden atanmadı. Kurulun tek kadın üyesi Prof. Dr. Mualla Selçuk, 15 üyenin “Hayır” dediği karara, “Evet kadınlar başı açık namaz kılabilir” diyerek şerh koymuştu.

FIRAT KOZOK

ANKARA - “Kadın başı açık namaz kılar” görüşüyle dikkatleri üzerinde toplayan Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi Prof. Dr. Mualla Selçuk kurula yeniden atanmadı. Kurul, üç üyesi dışında tamamıyla yenilendi.

Özgürlükçü açıklamalarıyla bilinen Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mualla Selçuk’un yeniden üye yapılmadığı kurulda üniversitelerde türbanın serbest bırakılması gerektiğini savunan imza kampanyasına destek veren Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Hakkı Ünal ise görevini korudu. Prof. Dr. Mualla Selçuk’un yeniden atanmaması üzerine kurulda hiç kadın üye kalmadı. Prof. Selçuk çağdaş açıklamalarıyla, Din Öğretimi Genel Müdürü olduğu dönemden beri dikkat çeken isim olmuştu. Selçuk, Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’nun ilk kadın üyesi seçildikten sonra, 2006 yılının şubat ayında “kadınlar başı açık namaz kılabilir” şeklinde görüş açıklayarak da dikkat çekmişti. Üsküdar Subaşı Camisi’nde kadınların erkeklerle aynı safı paylaşıp, başları açık olarak namaz kılmaları nedeniyle Din İşleri Yüksek Kurulu konuyla ilgili görüşlerini açıklamıştı.

Kurulun tek kadın üyesi Prof. Dr. Mualla Selçuk, 15 üyenin “Hayır” dediği karara, “Evet kadınlar başı açık namaz kılabilir” diyerek şerh koymuştu. Bu karar dergide şerhli olarak basılmıştı. Karar ve şerh derginin 47 ve 48. sayfalarda yerini aldı. Ancak Başkanlık, son anda karar değişikliğine giderek sayfaları dergiden çıkarma yoluna gitmişti. Basımı tamamlanan derginin şerhli sayfasını dergilerin basıldığı matbaaya talimat vererek tek tek yırttırılmıştı. Din İşleri Yüksek Kurulu’nda 1 başkan, 15 üye ve çok sayıda uzman görev yapıyor. Kurulda görev yapmak için yeniden seçilen 16 isim için 70 aday başvurdu, 24’ü Aday Tespit Kurulu tarafından belirlendi. 24 adayı masaya yatıran Diyanet İşleri Başkanlığı, bunların arasından 12 isim ile ilahiyat fakültelerinden belirlenen 4 öğretim üyesinin isimlerini Bakanlar Kurulu’na sundu. Bakanlar Kurulu’nca kabul edilen isimler, Cumhurbaşkanı Gül tarafından onaylandı. 7 yıl görev süresi olan üyeler, görev süresi bitince yeniden aday olabiliyorlar.

Din İşleri’nin 16 yeni üyesi

Din İşleri Yüksek Kurulu’nun yeni üyeleri şöyle: Prof. Dr. Yavuz Ünal, Doç. Dr. İbrahim Hilmi Karslı, Doç. Dr. Halil Altuntaş, Doç. Dr. İlyas Üzüm, Doç. Dr. Soner Gündüzöz, Dr. Ekrem Keleş, Dr. Yaşar Yiğit, Dr. Muhlis Akar, Dr. Hüseyin Kayapınar, Mehmet Keskin, Zeki Sayar, Seyit Ali Topal, Prof. Dr. Hamza Aktan, Prof. Dr. İsmail Hakkı Ünal, Prof. Dr. Burhanettin Tatar, Prof. Dr. Bünyamin Erul.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 11139
Localisation: Paris

MessagePosté le: 04 Sep 2008 0:21    Sujet du message: Répondre en citant

Ozkok'ten sonra benim saygi duydugum Türenç de içki konusu isliyor :

3 Eylül 2008

Tufan TÜRENÇ
tturenc@hurriyet.com.tr

Tabağa, bardağa bakmıyor ama lokantalar kapanıyor


GEÇEN yıl seçimlerden 4-5 ay önce Oktay Ekşi ile Ordu’ya gitmiştik.

Ordulu olan Oktay Ekşi’nin bir arkadaşı yemek verdi. Yemekte vali, belediye başkanı ve kentin bazı ileri gelenleri de vardı.

Deniz kıyısında bir restoranda verilen yemekte politika konuşulmadı. Konu Ordu ve sorunlarıydı.

Yemekte doğal olarak içki servisi de yapıldı.

Ordu’nun genç, başarılı valisi Said Vakkas Gözlügöl de bizimle birlikte bir kadeh beyaz şarap içti.

Yemekten sonra Oktay Ekşi ile aramızda şöyle bir konuşma geçtiğini anımsıyorum.

"Vali şarap içti diye bir kazaya uğramasa bari. Uğrarsa valiye de, Ordu’ya da yazık olur."

Korktuğumuz başımıza geldi.

Said Vakkas Gözlügöl AKP’li bazı milletvekillerinin hışmına uğrayarak 5-6 ay önce Ankara’ya, merkeze alındı.

Benim kanım büyük olasılıkla valinin ipi o gün, o yemekte çekildi.

Oktay Ekşi de aynı görüşteydi.

* * *

Bu olay, Moda İskelesi’ne konan içki yasağına semt sakinlerinin gösterdiği tepki gazetelerde haber olunca aklıma geldi.

AKP Türkiye’deki laik yaşam biçimini, İslami yaşam biçimine dönüştürme statejisini adım adım yürütüyor.

2000 yılında onarılan Moda İskelesi’nde içki servisi yapılıyordu.

Ancak bundan iki ay önce Büyükşehir Belediyesi işletmecinin sözleşmesini uzatmadı ve iskelenin işletme hakkını kendi şirketi Beltur’a verdi.

Bu operasyonun amacı burada içkiyi yasaklamaktı.

Nitekim öyle de oldu.

Pek çok yerde olduğu gibi bu da bir dayatmaydı.

Moda sakinleri bu dayatmaya karşı tepki koydular ve her cuma günü akşamı içkilerini alıp iskelenin önünde oturma eylemi yapmaya başladılar.

Geçtiğimiz hafta lokantaya girmek istediler ama içeri sokulmadılar.

Beltur yetkilileri hemen polis çağırarak önlem aldırdı.

Biraz itiş kakış oldu, ama hiçbir şey değişmedi.

Moda’daki cihat kazanılmıştı ve kale geri verilmeyecekti.

* * *

AKP’nin Türkiye genelinde fethettiği kaleler hızla çoğalıyor.

Anadolu kentlerinde içki servisi yapılabilen lokanta sayısı parmakla sayılacak kadar azaldı.

Bazı kentlerde sadece meslek odalarının lokalleri kaldı.

Büyük kentlerde ise kalelerin fethi, Anadolu’daki kadar pervasızca yapılamıyor.

Daha ince bir strateji gerektiriyor.

İstanbul’da belediyeye bağlı köşk ve kasırlarda içki servisi tamamen sona erdi.

Bunun dışında park ve bahçelerin içinde bulunan işletmeler de içki satılmamak koşuluyla kiraya veriliyor.

Ama Başbakan Erdoğan’a sorarsanız kendileri kimsenin tabağına, bardağına bakmaz.

Yani kimsenin yediğiyle içtiğiyle ilgilenmez.

Böyle diyor Başbakan, ama içkili yerlerin tek tek kapatılması için yürütülen salam politikası sürüyor.

Hani AKP insanların yaşamlarına karışmazdı.

Hani iktidarlarında dayatma, baskı söz konusu değildi.

Anayasa Mahkemesi’nin kararından ders almayan AKP’ye Atatürk’ün şu sözünü de anımsatmak istiyorum:

"Yaşamda ileriye doğru değil, geriye bakmak cehalet ve gafletinde bulunanlar, medeniyetin akıp giden selleri altında boğulmaya mahkûmdurlar."
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2443
Localisation: Paris

MessagePosté le: 05 Sep 2008 11:24    Sujet du message: Répondre en citant

Yahu bu bolume hergun bir yeni sey eklemek mumkun. Bakin I. Melih Gökçek ne kararlar aliyor, hani bir zamanlar, ben boyle sanatin içine tukururum demesiyle ne mene bir adam oldugunu ortaya koyan.





'Ankara'ya içki yasağı getirilecek' Hurriyet 5 Eylül 2008


A.A - ANKA



Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi, ''alkollü içki satan dükkan ve mekanların denetlenmesi için'' ÖZEL TİMLER kurulmasını kararlaştırdı. Çankaya Belediye Başkanı CHP'li Eryılmaz, ''Alınan bu karar Meclis'in CHP'li üyelerinden saklanarak alındı. Dava açacağız'' dedi.


Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz, Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin, “alkollü içki satan dükkan ve eğlence mekanlarını denetlemesi için gece denetim ekibi kurulması”na ilişkin kararını eleştirerek, kararın iptali için dava açtıklarını bildirdi.

Eryılmaz, yaptığı yazılı açıklamada, Belediye Meclisinin aldığı kararla tüm Ankara'daki yerleri denetleme yetkisini “kaşla göz arasında üstüne aldığını” öne sürerek, “İktidarın farklı toplum kesimlerinin farklı ihtiyaçlarına cevap vermeye son derece isteksiz tutumunun bir yansıması olarak Büyükşehir aslında bu kararla etap etap özellikle Çankaya'da ve Ankara'da içki yasağı getirmeyi amaçladığını ortaya koymuştur” iddiasında bulundu.


İş yerlerinde yangınla ilgili tertibat alma gibi yetkilerin bu kararın çıkartılmasında gerekçe gösterildiğini belirten Eryılmaz, “Sırf bu ve benzer yetkilerin gerekçe gösterilerek sadece eğlence yerlerine yönelik gece denetim ekibi kurulma kararının düşündürücü ve ürkütücü” olduğunu kaydetti.


İş yeri açma ve gece-gündüz denetleme yetkisinin yasa gereği sadece ilçe belediyelerine verildiğini savunan Eryılmaz, “yasa bu denli kesin bir görev ayrımı getirmişken Büyükşehir Belediyesinin aldığı kararın son derece talihsiz ve gelecekte istenmeyen pek çok hadiseye ve toplumsal korku üretmeye yol açacak bir karar” olduğunu ileri sürdü.


“Alenen ilçe belediyelerinin yetkisini gasp eden bu keyfi karara karşı her türlü hukuki yolu deneyeceğiz” diyen Eryılmaz, Büyükşehir Belediyesi kararının CHP'li meclis üyelerine gösterilmeden çıkartıldığını iddia etti. Eryılmaz, kararın iptali için 10. İdare Mahkemesine dava açtıklarını bildirdi.


Ankara Büyükşehir Belediyesi yetkililerinden alınan bilgiye göre, söz konusu karar, Belediye Meclisinde yaklaşık iki ay önce alındı.

'ÖNERGE CHP'Lİ MECLİS ÜYELERİNE GÖSTERİLMEDİ'

İlçe belediyelerinin yetkisini gasp eden karara karşı her türlü hukuki yolu deneyeceklerini vurgulayan Eryılmaz, 10. İdare Mahkemesi’ne kararın iptali için dava açtıklarını bildirdi. Eryılmaz, “CHP’li meclis üyelerine önerge tam gösterilmeden ve hemen hemen hiçbir bilgi verilmeden yangından mal kaçırırcasına bu kararın çıkarılması ayrı bir kepazeliktir. Gökçek’i ve AKP’yi demokrasi şampiyonu ilan edenlere Gökçek’in aldığı bu kararın yarattığı sonuçları ve CHP’li meclis üyelerine sunulmamasını ibretle kınıyoruz” dedi.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 11139
Localisation: Paris

MessagePosté le: 14 Sep 2008 1:10    Sujet du message: Répondre en citant

Cumhuriyet 13.09.2008
DİN KÜLTÜRÜ KİTABI

Öğrenciye ‘örtünme telkini’

ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Eğitim-Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç, yeni eğitim-öğretim yılında dağıtılan din kültürü ve ahlak bilgisi ders kitaplarının tek bir anlayışı dayattığını belirterek “12. sınıf ders kitabının 89. sayfasında ‘Müslüman toplumlarda örtünme, dini bir gereklilik olarak kabul edilmiştir’ ifadesine yer verilerek ve devamında çeşitli ayetlere gönderme yapılarak örtünme telkininde bulunulmaktadır” dedi.

Eğitim-Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç, yaptığı yazılı açıklamada, bu yıl okutulan din kültürü ve ahlak bilgisi ders kitaplarında yalnızca İslam dinine ilişkin bilgiler verildiğini ve İslamın da tekil olarak tek bir anlayışının farklı inançlara ve mezheplere mensup ailelerin çocuklarına yine zorunlu olarak dayatıldığını kaydetti.

‘Değişen bir şey yok’

Kılıç, “Geçtiğimiz yıl, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Danıştay 8. Dairesi tarafından ders kitaplarındaki ayrımcılıkla ilgili olarak alınan kararlar ortadayken, yeni eğitim-öğretim yılında da ders kitaplarındaki Sünni inancı esas alan içerik korunmuş ve ders müfredatında hiçbir değişiklik yapılmamıştır” dedi. 12. sınıf ders kitabında “Dünya Hayatı ve Ahiret”, “Dinlerde İbadetler” başlıklı ünitelerde yalnızca Sünni İslam inancının esas alındığını kaydeden Kılıç, “ ‘Dinlerde İbadet Yerleri’ başlığı altındaysa cami ve mescitlerden söz edilmiş ancak cemevlerinden söz edilmemiştir” görüşünü dile getirdi.

‘İnsanlar aşağılanıyor’

Kılıç, 12. sınıf ders kitabının 89. sayfasında “Müslüman toplumlarda örtünme, dini bir gereklilik olarak kabul edilmiştir” ifadesine yer verilerek ve devamında çeşitli ayetlere gönderme yapılarak örtünme telkininde bulunulduğunu kaydetti. Kılıç, 9. sınıf ders kitabında hiçbir inanca mensup olmayan insanların aşağılandığını belirterek şunları kaydetti: “Din kültürü ve ahlak bilgisi ders kitaplarında tek bir inanç biçimi, farklı noktalara göndermelerde bulunularak öğrencilerin tümüne benimsetilmeye çalışılmakta ve inançların özgürce yaşanması ve tercih edilmesi noktasında tamamen hiyerarşik bir modeli benimsemektedir. Bu noktada Eğitim-Sen olarak sorunun çözümü için öncelikle zorunlu din derslerinin kaldırılmasını talep ediyoruz.”
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Montrer les messages depuis:   
Ce forum est verrouillé; vous ne pouvez pas poster, ni répondre, ni éditer les sujets.   Ce sujet est verrouillé; vous ne pouvez pas éditer les messages ou faire de réponses.    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque Toutes les heures sont au format GMT + 2 Heures
Aller à la page Précédente  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9  Suivante
Page 2 sur 9

 
Sauter vers:  
Vous ne pouvez pas poster de nouveaux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas répondre aux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas éditer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas supprimer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas voter dans les sondages de ce forum


Powered by phpBB v2 © 2001, 2005 phpBB Group ¦ Theme: subSilver++
Traduction par : phpBB-fr.com
Adaptation pour NPDS par arnodu59 v 2.0r1

Tous les Logos et Marques sont déposés, les commentaires sont sous la responsabilités de ceux qui les ont postés dans le forum.