Warning: htmlspecialchars(): charset `ISO-8859-9' not supported, assuming utf-8 in /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/viewtopic.php on line 388
Association A TA TURQUIE
   
24 visiteur(s) et 0 membre(s) en ligne.
  Créer un compte Utilisateur

  Utilisateurs

Bonjour, Anonyme
Pseudo :
Mot de Passe:
PerduInscription

Membre(s):
Aujourd'hui : 0
Hier : 0
Total : 2147

Actuellement :
Visiteur(s) : 24
Membre(s) : 0
Total :24

Administration


  Derniers Visiteurs

Philippe : 13h18:02
cengiz-han : 18h33:26
murat_erpuyan : 19h24:59
Georges : 23h09:43
opak : 23h13:53


  Nétiquette du forum

Les commentaires sont sous la responsabilité de ceux qui les ont postés dans le forum. Tout propos diffamatoires et injurieux ne sera toléré dans ces forums.


Forums d'A TA TURQUIE :: Voir le sujet - R.T. Erdogan'in son 12 yilda soyledikleri
Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum Forums d'A TA TURQUIE
Pour un échange interculturel
 
 FAQFAQ   RechercherRechercher   Liste des MembresListe des Membres   Groupes d'utilisateursGroupes d'utilisateurs    

R.T. Erdogan'in son 12 yilda soyledikleri
Aller à la page Précédente  1, 2, 3, 4 ... 11, 12, 13  Suivante
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque
Voir le sujet précédent :: Voir le sujet suivant  
Auteur Message
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2400
Localisation: Paris

MessagePosté le: 02 Oct 2013 10:40    Sujet du message: Répondre en citant

Cok sert bir yazi olmus !


Citation:

Kalbine bak orada çölü göreceksin

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, çevrecilere “Gidin ormanda yaşayın” deyince ben de “Git çölde yaşa” diyerekten bir yazı yazmıştım.
Geçen hafta FIPP ve BI toplantıları için yurtdışındaydım. Baktım Başbakan bu yazıyla ilgili olarak alegorik bir yanıt vermiş.

Şöyle diyor: “Bir gazetenin yazarı, Çamlıca Camisi için bize ‘Git çölde yaşa’ diyor. Çöl vicdanı olmayan bir ruhtur, çöl terazisi şaşmış zihindir. Bize çölü gösterenler kendi kalplerine baksınlar. Çölü orada göreceklerdir. Biz hiçbir yere gitmiyoruz”.

Başbakan’ın gazeteleri, kitapları kendisinin okumadığını biliyoruz. Birileri okuyup, ona özetini anlatıyor.

Söylemeliyim ki Başbakan adına bu işi yapanların bir sorunu var: Ya okuduklarını anlamıyorlar, ya da okuduklarını düzgün cümleler ile karşılarındakine aktarabilecek durumda değiller.
Söz konusu yazı için de böyle olmuş belli ki.

O yazıyı sadece Çamlıca’ya yapılacak beton ucube için değil, genel olarak Türkiye’nin çölleştirilmesiyle ilgili yazmıştım.

Ayrıca birilerine “Git bilmem nerede yaşa” talimatı vermekteki faşizan eğilime dikkat çekmiştim.

Yazıda bunu söylerken, başkasına “Git bilmem nerede yaşa” demek tutarsızlığına düşmem!

Öte yandan Başbakan ile hemfikirim!

Kalbine bak, orada çölü göreceksin!

Ölüp giden gencecik insanlar için en ufak bir üzüntü belirtisi bile göstermeyen, onlardan “Bir tanesi, iki tanesi, üç tanesi, dört tanesi polise şiddet uygularken öldü” diye söz eden birisinin, kimseye bir şey söyleyebilecek durumda olmadığını düşünüyorum.

Oysa birkaç damla gözyaşı, içindeki çöle hayat verebilirdi!

Mehmet M. Yilmaz, Hurriyet 30/09/13
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/24816351.asp?yazarid=148
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10973
Localisation: Paris

MessagePosté le: 03 Oct 2013 22:19    Sujet du message: Répondre en citant

Pinokyo Basbakan !!!

Citation:



H. - 03 Ekim 2013
Dedi’kodu
Yilmaz ÖZDIL

“Terör örgütüyle hiçbir zaman masaya oturmadık, hiçbir zaman da oturmayacağız, biz buyuz.

Bunlarla görüştüğümüzü söyleyenler, bu alçakça iftirada bulunanlar şerefsizdir” dedi mi? Dedi. Sonrası malum.

*

TBMM tutanaklarında yazıyor, “benim milletimin dili tektir, o resmi dil Türkçedir” dedi mi? Dedi. Sonra ne dedi? “Ben ne tek dil dedim, ne tek din dedim, hiçbir yerde böyle bir ifadem yok, bunlar yalan makinesi” dedi.

*

“NATO’nun ne işi var Libya’da? Böyle saçmalık olabilir mi yahu? Türkiye olarak biz bunun karşısındayız, böyle bir şey konuşulamaz, böyle bir şey düşünülemez” dedi mi? Dedi. Sonra ne dedi? AKP’nin resmi internet sitesinde yazıyor, “NATO, Libya’nın Libyalılara ait olduğunu tespit ve tescil için oraya gitmelidir” dedi.

*

“NATO’dan Patriot talebimiz olmadı, iddialar tamamen asılsız, savunma icra konseyinin başkanı benim, karar verici biziz, benim bundan haberimin olması lazım, benim böyle bir şeyden haberim yok, herhalde sağır duymaz uydurur cinsinden bir haber” dedi mi? Dedi. Sonra ne dedi? “Türkiye NATO toprağıdır. Patriotlar Adana, Gaziantep, Kahramanmaraş’a yerleştirilecek” dedi.

*

Malatya Kürecik’teki füze kalkanının komutası için ne dedi? “Komuta kesinlikle bize verilmeli, aksi takdirde böyle bir şeyin kabulü mümkün değil” dedi. Sonra ne dedi? “Buranın komuta sisteminin tamamıyla NATO’da olması gerektiğini söyledik” dedi.

*

“Biz, geniş Ortadoğu projesinin eşbaşkanlarından bir tanesiyiz” dedi mi? Dedi. “Şu anda Amerika’nın da düşündüğü Büyük Ortadoğu Projesi var ya, genişletilmiş Ortadoğu projesi, yani bu proje içerisinde Diyarbakır yıldız olabilir” dedi mi? Dedi. Sonra ne dedi? “Ellerine bir kâğıt almışlar dolaşıyorlar, Amerika’nın projesidir diyorlar, bunu ispat edemezlerse alçaktırlar, namussuzdurlar” dedi.

*

“Kardeşim Esad” dedi mi? Dedi. Sonra “Diktatör Esed” dedi mi? Onu da dedi.
Miting kürsüsünden “içerde sanal tehditler, dışarda düşman ürettiler, milleti korkuttular, Türkiye’nin üç tarafı denizle, dört tarafı düşmanla çevrili dediler, biz ne yaptık, bu anlayışı yıktık, Esad kardeşimle oturduk, iki dost, iki kardeş olduk” dedi mi? Dedi. Sonra, Suriye’ye asker göndermek için tezkere çıkardı mı? Çıkardı. Ne dedi o tezkerenin gerekçesinde? “Suriye giderek artan bir tehdit oluşturmaktadır, ülkemiz bu tehdidi her geçen gün biraz daha fazla ve yakından hissetmektedir” dedi.

*

BDP milletvekilleri hakkında ne dedi? “Silahlanmaya, ayaklanmaya çağırmak, TBMM çatısı altında olanlara yakışmaz, dokunulmazlık zırhına bürünen bu zevatla ilgili kararımızı, dokunulmazlıklarını kaldırmak suretiyle vereceğiz, ondan sonrası yargıya aittir” dedi. Sonra ne dedi? “BDP milletvekilleri niyetleri ne olursa olsun, bu ülkenin seçilmiş milletvekilleridir, saygı duymak zorundasın” dedi.

*

Bedelli askerlik için “parası olan var, olmayan var, parası olan bastıracak parayı, askerlikten kurtulacak, parası olmayan askerlik yapacak, ben şahsen Tayyip Erdoğan olarak böyle bir sorumluluğun altına girmem, referandum yaparım, çünkü biz yola çıkarken kimsesizlerin kimi olarak çıktık, sessiz yığınların sesi olarak çıktık” dedi mi? Dedi. Sonra ne dedi? “Bedeli 30 bin lira” dedi.

*

Gazetecilerle sohbet ederken, “seçim barajının düşürülmesi ekonomiyi tehdit eder, arkadaşlar biz ülkemizin ekonomik yapısını tehdit altına sokmak istemiyoruz” dedi mi? Dedi. Akil adamları Dolmabahçe’de toplayıp, kesin bir dille reddederek “seçim barajı düşmeyecek, böyle bir çalışma söz konusu değil” dedi mi? Dedi. Şimdi ne dedi? “Üç farklı alternatifi tartışmaya açıyoruz, yüzde 10 barajla devam edebiliriz, barajı yüzde 5’e çekebiliriz, barajı tamamen kaldırabiliriz” dedi.

*

Daha geçen ay, bizim gazetenin Ankara temsilcisi “demokratikleşme paketinde anadilde eğitimin önü açılıyor mu?” diye sorunca, “hayır, yok, özel okullarda da yok, neyi getirir götürür kimse düşünmüyor, biz ülkemizi bölecek konular üzerinde adım atamayız, güzelim ülkemize yazık edersiniz, anadilde eğitimin önünü açarsanız, resmi dili zedelersiniz” dedi mi? Dedi. Şimdi ne dedi? “Özel okullarda farklı dil ve lehçelerde eğitimin önünü açıyoruz, özel kurs imkânı getirmiştik, seçmeli ders olarak öğretilmesinin önünü açmıştık, şimdi de özel okullarda mümkün hale getiriyoruz” dedi.

*

Sıradaki?

*

“Apo’ya af çıkacak mı” diye sorulunca, “asla böyle bir şey söz konusu değil, asla genel af yok, olmayacak” dedi.

*

E yalanladığına göre...
Dedi’kodu demek ki!


Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10973
Localisation: Paris

MessagePosté le: 12 Nov 2013 1:43    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


'BU ÜLKEYİ CHP DEĞİL MİLLET KURDU'

Bu ülkeyi, bu cumhuriyeti, Cumhuriyet Halk Partisi değil, millet kurmuştur millet, bunu iyi bilmemiz lazım. Bu ülkeye demokrasiyi Cumhuriyet Halk Partisi getirmemiş. CHP'nin direnişine rağmen, CHP'ye rağmen millet demokrasiyi getirmiştir, bunu da iyi bilmemiz lazım.


demis Erdogan. Tamam kendisi okumayi sevmez ama "dünya lideri" olunca da bazi seylere vâkif olmak gerek raconu çizdirmemek için.

Bir cümle onca yanlis.

Bir kere soralim hangi millet diye? Siz millet kelimesinin onune bir sifat gelmeden kullanildigini gordunuz mu? Erdogan Turk milleti diyemiyor hem de hiç bir zaman. Turk demek batiyor.

Cumhuriyet'i halk kim oldugu belli olmayan bir millet kurduysa ornegin Marmaray ile niye ovunuyorsun. Projet 2002 den once gelismis, kredisi için anlasma Japonlarla Ecevit hukumeti zamaninda yapilmis...

Amma, en onemli sasilik çok partili demokrasi de CHP'nin daha dogrusu "iki ayyas"tan biri olan Inönü'nün sayesindedir. Bunu kabul etmemek nankorluktur. Gunun sartlari altinda Inonu istese 5 sene, 10 sene, belki de 20 sene çok partili yasama geçmeyi engelleyebilirdi. Türkiye çok partili yasama hiç bir sanci çekmeden geçmistir.

Inonu'ye Türkiye hiç olmazsa iki konuda sukran borçludur :
- "Kansiz", darbesiz, itismeden dogusmeden çok partili doneme geçis, VE
- Türkiye'yi 2. Dünya savasi gibi bir cehenneme sokmamak.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10973
Localisation: Paris

MessagePosté le: 18 Déc 2013 2:09    Sujet du message: Répondre en citant

Basbakan son gunlerde Gülencilerle girdigi savasta da soyledikleriyle kendini yalanliyor...

Mevlana için yapilan torenlerde hosgoruden bahsederken kendisinde en ufak bir hosgoru gormek olasi mi?

Dünkû cici çocuk Hakan Sukur'e Amerika'dan gelen ilhamla AKP'den ayriliyor... Basbakan kizgin :

Citation:


''Böyle bir şeyi beklediğimi söylemem yanlış olur. Beklemem. Çünkü böyle bir şeyi kendisine de yakıştıramadım. Bilirsiniz her söz sahibinindir, her söz sahibini bağlar. Bu süreç içerisinde parti genel başkanının takındığı genel tavır ortadadır. Ama böyle bir tavrı takınmış bir genel başkana, partiye karşı bu tür açıklamaları kendisinden veya bir başkasından bilemem yapmış olmasını yadırgadım doğru bulmuyorum. Niye üzüleyim. Gönül şunu arzu ederdi: Bir insan bir partinin bayrağı altında seçime giriyorsa ondan sonra o parti ile birlikte hareket eder. Ayrılıyorsa da sadece partiden ayrılmaz. Eğer dürüstse o zaman parlamentodan ayrılır, milletvekilliğinden ayrılır. Çünkü bağımsız olarak bu parlamentoya gelmiş birisi değilsin. Olması gereken bunu gerektirir. Ama tabi bu herkese nasip olan bir şey değil.''


Basin hemen baliklama daliyor, orenk olarak CHP'den ayrilip AKP'ye geçen milletvekilene RTE'nin bizzat rozet taktigi fotografalari yayinliyor...

Basbakan battikca batiyor...
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10973
Localisation: Paris

MessagePosté le: 19 Fév 2014 3:09    Sujet du message: Répondre en citant

Basbakan ipin ucunu kaçirdi, artik her soylediginden suphe etmemek kabil degil...

Citation:


Mehmet Y. YILMAZ
hurriyet 14 Şubat 2014

Alo Fatih Google Earth’ü kapat!

“AH eski günler, ne güzeldi, öyle yapardık, böyle yapardık” türü nostaljik takılmalarım yoktur!

Nostaljiyi severim, bana güzel bakışlı bir kızı hatırlatıyorsa, hepsi o kadar!
Özellikle de mesleki konularda hiç sevmem!

Bazen rüyamda kendimi, Bodrum’da çizgili pijamalarım içinde gazetelere bakıp “O haber de böyle mi verilir” derken görür, kan ter içinde uyanırım!
Biz gazeteciler için eski günler çok daha zordu.

Diyelim ki bir haber yaptınız: “Başbakan’ın Urla’da sit alanı içinde villa inşaatı var”!

Şaka değil, eskiden böyle haberler gazetelerde yer bulabiliyordu.
Mesela Tansu Çiller’in Kuşadası’ndaki çiftliği, Amerika’daki otelleri filan gazetelerde yayınlanabilmişti.

Neyse, konuyu dağıtmayayım, böyle bir haber yaptığınızda şöyle bir açıklama geldiği zaman eliniz kolunuz bağlanır, sevgilisi tarafından evden kovulmuş erkek suratıyla yazıişleri müdürünün karşısında kalakalırdınız: “Hayır, o villalar yeni değil, otuz yıldır var!”

Ama şimdi böyle bir “açıklama” ile karşılaşırsanız Google var!

Nitekim öyle de oldu.

Başbakan’ın ve kızının, senede üç kere gittikleri bir villada tadilat yaptırmak istedikleri ortaya çıkınca, hem Başbakan, hem de evin sahibi olduğunu iddia eden kişi “Hayır, o evler 30 yıldır var” diye açıklama yaptılar.

Ertesi gün Google Earth görüntüleri gösterdi ki, 30 yıldır orada olduğu söylenen villalar, daha geçen yıl bile yokmuş!
Yani şimdi bir açıklamanın palavra mı olduğunu, bizleri uyutmak için mi söylendiğini anlamak, gazeteciler için çok daha kolay.

Tabii gazeteye “Alo Fatih hattı” bağlı değilse!


Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10973
Localisation: Paris

MessagePosté le: 19 Fév 2014 3:13    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Mehmet Y. YILMAZ

Hurriyet 18 Şubat 2014

Yalanlar üzerinden siyaset yapmak

BU iddia gündeme geldiğinde, Kabataş’ta cinsel ve fiziksel saldırıya uğradığını söyleyen kadının bir halüsinasyon görmüş olabileceğini düşünmüştüm.

Bu köşede de bunu yazmıştım, dikkatli okuyucular hatırlayacaklardır. (20 Haziran 2013, Kabataş’a bir geçit.)

Edward Morgan Forster, “Hindistan’a bir geçit” romanında, farklı kültürlere ait insanları birbirinden ayıran kültürel önyargıları anlatır.
O romanda sıcağın, yol yorgunluğunun ve önyargılarının etkisiyle saldırıya uğradığına ilişkin halüsinasyon gören bir İngiliz kadın kahraman var.

Ama şimdi görüyorum ki bu bir halüsinasyon olmanın çok ötesinde bir durum!

Doğrudan doğruya, dini duygularını tahrik edip, halk arasında kin ve düşmanlık yaratmayı hedefleyen bir yalan ile karşı karşıyayız.
Ve bu yalanın en büyük yeniden üreticisi ise ne yazık ki ülkenin Başbakanlık koltuğunda oturuyor!

Başbakan gerçekten insani hassasiyetlere sahip birisi gibi davranabilseydi, Gezi protestoları sırasında öldürülen gencecik insanları da kendisine dert edinir, “4 tanesi, 5 tanesi polise saldırırken öldü” diye konuşmazdı.

Polis tekmeleriyle bebeğini düşüren genç kadının çektiği acıyı da paylaşırdı.

Hedef gözetilerek ateşlenen biber gazı fişeklerinin bitkisel hayata soktuğu küçücük çocukları, gözlerini kaybeden insanları yok saymazdı.
İnsani hassasiyetleri olan bir kişi, saldırıya uğrayan türbanlı mı, türbansız mı sorusuyla ilgilenmezdi.

Bunlar çıplak gerçekler olarak önümüzde dururken, “Türbanlı bacımıza saldırdılar, camide içki içtiler” yalanlarını tekrarlamazdı.
Peki Başbakan bu yalanlardan nasıl bir medet umuyor?
Üzerinde durmamız gereken bir konu bu.

Yandaşlarının yazdıklarına, söylediklerine bakarsanız kendisi sadece Türkiye’nin başbakanı değil, aynı zamanda bir dünya lideri de!
O kadar güçlü, o kadar güçlü ki, kimsenin aklına gelmeyecek çılgın projeler yapıyor, bunu kıskanan diğer ülkeler de o yüzden onu baltalamak istiyorlar. (Gerçi, o suçladığı ülkelerin liderlerinin karşısına çıktığında, bu konulara hiç giremiyor ama olsun.)

Böylesine güçlü bir liderin, iki tane yalana sarılıp kalmasını açıklayacak bir psikolojik kuram var mı, bilemiyorum.

Ama böyle bir siyasal tutum olduğunu gayet iyi biliyorum ki, bu da otokratik bir yönetim kurma hevesine zemin teşkil ediyor.
Dünyanın geçmiş diktatörleri, bu tür yalanlarla nasıl oynadılarsa, o da öyle oynuyor.

Kendi yönettiği bir ülkede, halk arasında, işin içine dini duyguları da sokarak düşmanlıklar yaratmaya çalışmasının, toplumu ikiye bölme isteğinin bir tek nedeni olabilir: Bu düşmanlıklardan kendi otoriter yönetim hevesine ulaşmasını sağlayacak çatışmalar çıkarabilme olasılığı!

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10973
Localisation: Paris

MessagePosté le: 19 Fév 2014 3:21    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:



Mehmet Y. YILMAZ
myy@hurriyet.com.tr


17 Şubat 2014

Kabataş’ta Grinin Elli Tonu

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, Kabataş’ta saldırıya uğradığını iddia eden kadının başından, hiç de anlattığı gibi şeylerin geçmediği haberleri üzerine şöyle konuştu: “Sizler Adli Tıp raporlarını nerenize koyacaksınız?”

Adının önünde Başbakan sıfatı var ve sözlerindeki, kurduğu cümledeki seviyeye bak!

Böyle sorulara yanıt vermek kolaydır aslında, sonuç olarak ben de yatılı erkek mektebinde okudum, “Ona öyle demezler” diye girişebilirim ama yapamam.

Çünkü Başbakan gibi konuşur, yazarsam annem kızar, en azından “terbiyesiz” der, ailem utanır.

Kabataş’ta saldrıya uğradığını iddia eden kadın meselesine de artık girmeyecektim ama bir yalanın ısrarla sürdürülmeye çalışılması, bunun üstelik bir de terbiyesiz ifadelerle yapılmak istenmesi, fikrimin değişmesine neden oldu.

Bu kadın, Star gazetesinde Elif Çakır’a başından geçenleri anlatmıştı, olayın hemen ertesinde.
Kısaca özetleyelim:

* Üstleri çıplak, başlarına siyah bantlar takmış, elleri eldivenli 60-70 kişilik bir grup bu kadına saldırmış, darp etmiş, taciz etmiş ve hatta üzerine işemişlerdi.

Olay sırasında kadının yanında, bebek arabasında yatmakta olan çocuğu da vardı ve bebek arabası havalara fırlatılmıştı.
Kadına yardım etmek isteyen yaşlı bir erkek ve torunu da saldırganlardan dayak yemişti, yaşlı erkek öldüresiye dövülmüştü.

Önce olay yerinde MOBESE kameralarının bulunduğu, görüntülerin ifial yaratacak kadar iğrenç olduğu iddia edildi.

Sonra “Hayır, MOBESE görüntüsü yok, kameralar bozukmuş” dendi.
Bu arada öğrendik ki kameralar bozuk filan değilmiş, İstanbul polisi kamera görüntülerini inceleyip, onlarca kişinin ifadesine başvurabildi, bu sayede.

En son olarak ortaya çıkan ve Kabataş’ta iddia edildiği gibi bir olayın yaşanmadığını kanıtlayan görüntüler, kadının esasen bir fantezi kurduğunu gösterdi.

Şimdi de kadın çıkmış “İlahi kamera çekse bile inanmayacaklar” diyor.
Başbakan da “Adli Tıp raporundan” söz ediyor, kadının bacaklarında bazı morarmaların varlığını belirten rapor!

Şimdi bazı sorular soracağım, bunların bir yere sokulması gerekmiyor, yanıt verilse yeter:

Üstleri çıplak erkekler nerede? Neden bugüne kadar böyle garip giysili insanları gördüğünü söyleyen biri çıkmadı?
Öldüresiye dayak yiyen yaşlı adam ve torunu nerde? Onlara tıbbi yardım nerede verildi, neden kayıt yok?

“Görüntüleri gördüm, iğrençti” diyenler nerede? Neden onların görebildiğini polis ve savcılar göremiyor?

Havaya fırlatılan bebek arabasındaki minicik bebeğin böyle bir olaydan “sıyrıksız” kurtulabilmesini sağlayan mucizeyi kim gerçekleştirdi? Bu mucizeyi gerçekleştiren kişinin türbesi nerede?

O gün orada, bu kadıncağızın saldırıya uğramadığı belli. Bu yalanda ısrar ne anlama geliyor?

Evet hepimiz biliyoruz ki “yalan”, Siyasal İslam’ın en önemli silahlarından biri, o yalanlara kanmaya hazır milyonlarca saf Müslüman var. Ama bu kadarı da artık ayıp!

Memlekette bir tane savcı olsa, “dini duyguları kullanarak halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmekten” bunların topuna dava açardı ama nerede bağımsız yargı?

Ve kadının ailesine bir önerim var: Anlattığı öykü, Grinin Elli Tonu tadında. Hanımefendiyi, içine girdiği bu bunalımdan kurtarmak için acaba nefesi kuvvetli bir hocaya mı götürseniz diyorum. Belli ki içindeki “sıkıntıyı” atmasına yardım edecek bir rahatlamaya ihtiyacı var.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10973
Localisation: Paris

MessagePosté le: 21 Fév 2014 2:31    Sujet du message: "Sizin insanlığınız öldü mü be?" Répondre en citant

RTE "Sizin insanlığınız öldü mü be?" diye seslenmis yine. Niçin?

Citation:

Mehmet Y. YILMAZ
hurriyet.com.tr - 20 Şubat 2014

Sizin insanlığınız öldü mü be?

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, “Kabataş’ta sayıları 60-70’i bulan, üstleri çıplak, başları bandanalı, elleri eldivenli erkeklerin” cinsel ve fiziksel tacizine uğradığını iddia eden kadının yalanını sürdürmeye devam ediyor.

Şunu merak ediyorum: Dünya lideri olduğunuz bile söylenen bir Başbakanımız var. MİT elinde, polis elinde, savcıları istediği gibi tayin edebiliyor, peki neden bu sapıkları yakalayıp, ibretiâlem için teşhir etmiyor?

Edemiyor, çünkü bunun büyük bir yalan olduğunun o da farkında ama bu yalanı sürdürmekte de ısrarlı.

Önceki gün yine türban üzerinden bir mağduriyet yaratmaya çalıştı, bu kez bu yalanın kullanılmasını eleştiren bizlere sallıyor.

“Sizin insanlığınız öldü mü be? Sizin vicdanınız bu kadar mı karardı? Çocuklarınızın, eşinizin yüzüne nasıl bakabiliyorsunuz be? Sizin çocuklarınızın başına gelseydi böyle mi davranırdınız?”

Sonra devam ediyor: “Vicdan, vicdan, vicdan. Bunu şuradan açık açık ifade edeceğim. Eğer o kadın başörtülü olmasaydı bu linç olur muydu? Başörtüsü düşmanlığını sürdürüyorlar. Bunu yapanların ilkeleri yok. Sınırları yok. Bunlar için helal yok haram yok.”

Şimdi gelelim vicdan meselesine.

Başbakan’ın üniversite rektörleri ile yapacağı toplantıyı protesto etmek isteyen gençlere polis sert bir müdahalede bulunmuştu, hatırlarsınız. Tarih 4 Aralık 2010 idi ve Başbakan ile “paralel yapı”, o günlerde canciğer kuzu sarması durumundaydılar.

Polis müdahalesi sırasında 19 yaşındaki E.Ö. isimli bir genç kadın polis tarafından dövüldü.

Polisin, “Hamileyim vurmayın” diye çığlık atan E.Ö.’nün özellikle karnını gözeterek vurduğu görgü tanıklarının ifadelerinde de yer alıyor.
E.Ö. bu olayın ardından bebeğini düşürdü.

Bebek katili o polislerden henüz iz yok. Vicdandan söz eden Başbakan’ın bu olaydan söz ettiğini, “Benim demokratik hakkını kullanıp, izinli gösteriye katılan kardeşimin bebeğini düşürdüler” diye sağa sola salladığını gördünüz, duydunuz mu?

31 Mayıs 2011 tarihinde, Ankara’da, Hopa olaylarını protesto etmek için düzenlenen gösteriye katılan bir kadın (D.A.) polisler tarafından, herkesin gözünün önünde yumruklarla, tekmelerle dövüldü. D.A.’nın kalçası kırıldı, bu nedenle bir bacağı kısa kaldı, olaya karışan 40 polisten sadece biri ifade verdi, ötekiler ortada yok, zaten dava filan da açılmadı.

Bugün vicdan sorgusu yapan Başbakan, o tarihte D.A.’dan söz ederken “Kadın mıdır, kız mıdır” diye soruyordu!

Vicdan. Vicdan. Vicdan! Ara ki bulasın!

Türbanlı kadınları gerçekten sevseydi

BAŞBAKAN, iki sözün birinde “benim başörtülü kardeşlerim” edebiyatına sarılıyor.

Dışarıdan bakarsanız, onları gerçekten sevdiğini düşünebilirsiniz.
Büyük bir yanılgı ama türbanlı kadınların önemli bölümü de bunun böyle olduğunu zannedebilir.

Peki, Başbakan’ın türbanlı kadınların sorunlarını kendisine dert ettiğini gördünüz, duydunuz mu?

Duymadınız, çünkü Başbakan için bu sevgi ilişkisi, başların örtülmesiyle başlıyor, sokaklarda öyle gezilmesiyle birlikte de bitiyor!
Mesela Başbakan, sırf türbanlı oldukları için çok düşük ücretlerle çalıştırılan kadınları hiç gündeme getirdi mi?

Böyle bir durum var. Türbanlı kadın üzerinden tanımlanabilecek bir tür ayrışmış işgücü piyasası oluştu ve bu piyasanın büyük işveren aktörleri de genel olarak “yeşil sermaye” dediğimiz kesim.

Bu kadınlar için “eşit işe eşit ücret” hâlâ çok uzak bir hayal. (Elbette başı açık kadın işgücü açısından da aynı sorun, aynı şiddette yaşanıyor.)
Bu hayal olduğu gibi, benzer işlerde çalışan başı açık kadınlara göre de daha düşük ücretlerle çalıştırılıyorlar.

Bir yandan aile baskısı, diğer yandan mahalle baskısı o kadınların serbestçe iş arama ve iş tercih etme olanaklarını sınırlıyor.
Bu kadınların işverenlerine, onların derneklerinde filan Başbakan sıkça konuşmalar yapar. Büyük bölümüne “bizdendir” diyerek ballı ihaleler verdirir.

Peki Başbakan’ın bu konuşmalarında, bir kere bile bu ayıba değindiğini duydunuz mu?

“Benim başörtülü kardeşlerimi sömürmeyin be” diye ayar verdiğini işittiniz mi?

Yapmadı, çünkü bunlar zenginleri, fakirlerden her zaman daha çok sevmişlerdir.

Fakirleri neden sevsinler ki? Bırakın iki tane villa hediye etmeyi, bir “fışkıyeli bide” bile alamaz onlar çünkü!

Sizin hiç vicdanınız yok mu be!

BİRAZDAN okuyacağınız olay bir üniversitede, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde yaşandı.

12 yıllık AKP iktidarının, YÖK ve Cumhurbaşkanı ile el ele vererek gerçekleştirdiği “üniversiteleri dönüştürerek yok etme” projesinin bir sonucudur.

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi dekanlığı, 8 araştırma görevlisine Gezi eylemlerine destek verdikleri gerekçesiyle 24 ay kademe durdurma cezası verdi.

Böylece sekiz araştırma görevlisi, iki yıl boyunca terfi ve kademe ilerlemesi alamayacak.

Devlet zaten araştırma görevlilerinin açlıktan ölmelerini engelleyecek kadar maaş veriyor, bir de üzerine bu ceza!

Ama bu meselenin en ilginç tarafı, hocalara “Geziye destek verdiler” diye verilen ceza ile, Ethem Sarısülük’ü tabancayla vurarak öldüren polise verilen cezanın eşit olması!

AKP düzeni, bir katil için uygun gördüğü cezayı, demokratik protesto hakkını kullanan öğretim üyeleri için de uygun buluyor!
Ne desek bilmiyorum, “Senin vicdanın yok mu be” diye bağırsak, kulaklarına ulaşır mı?

Gezi olayları sırasında ırkçı tweet’ler atarak, “halk arasında etnik ayrımcılık yaparak nefret ve düşmanlık duygularını körükleyen” Yıldız Teknik’in ırkçı profesörü ise hâlâ koltuğunda oturuyor!
Önümüzdeki seçim için Ermeni, Rum ve Yahudi İstanbullulardan oy isteyen Kadir Topbaş da bu adama hiç utanmadan “danışmanlık” maaşı vermeye devam ediyor!



Ya iste hamile kadini polis tekmeleyip çocugunu kaybedince Basbakanin aklina vicdan gelmiyor, hamile ne isi varmis orada diyor, kadin mi kiz mi diye asagiliyor. Gezide olenler hiç vicdanini sizlatmiyor...
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10973
Localisation: Paris

MessagePosté le: 06 Mar 2014 0:54    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:
Erdoğan Gülen operasyonu için tarih verdi!
Başbakan Erdoğan pazartesi günü Niğde ve Osmaniye'de gerçekleştirdiği mitinglerden sonra dönüş yolunda uçakta gazetecilerin sorularını cevapladı.
Başbakan Erdoğan ‘paralel yapı’ adını verdiği Gülen cemaati ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Paralel yapıya karşı adımların 30 Mart’tan sonra atılacağını söyleyen Erdoğan’ın Milliyet gazetesindeki açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“17 Aralık’tan sonra yaşananlar ciddi manada meydanları olumlu etkiledi. Bir birliktelik dayanışma sağladı. CHP’ ve MHP’nin Pensilvanya ile olan ilişkileri de insanları tetikledi. Hele hele mesela ben şimdi rahmetli Savaş’ın (Ay) onunla olan o söyleşisini görünce doğrusu itikadi noktada çok ciddi ikilemin içine düştüm, sarsıntı geçirdim.”
‘HARAÇ TOPLADILAR’
“Bu yapının makbuzsuz ‘himmet’ diyerek topladığı paralar ciddi sorun. Bir şey daha ortaya çıkıyor; haraçlar. Çünkü anlaşılıyor ki tüm dinlemelerini işadamlarına şantaj için kullandılar. Ülke gerçekten paralel yapı eliyle darbeyle karşı karşıya. Şimdi bu ortaya çıkmış oldu. Bundan sonrası seçimler, sonrası da, buraların dizayn edilerek temizlenmesi arındırılması.”
Bir ülkenin Cumhurbaşkanı ve Başbakanı’nı dinlemek Milli Güvenlik sorunudur. Bu zaten MGK açıklamasında vurgulandı. Mesele artık devlet politikası haline geldi. Çalışmalar da başladı. Bu adamlarla ben bu meseleyi birkaç yıldır görüşüyorum. Şu bölücülüğü yapmayın diyorum. Darbe yapmak istediler. Samimi olmayınca yakayı ele verdiler.”
‘KAİNAT İMAMI’
“Pensilvanya’daki örgüt şemasında Kainat İmamı diye geçiyor. Hesaplarını Türkiye’ye Humeyni gibi dönmek üzerine kurmuşlar. Mesih diyorlar, mehdi diyorlar. Bütün bunların hepsini söylüyorlar. Örgütün şeması elimizde. Kainat imamı diye başlıyor. Altta kıta imamları. Mesleki imamlar… Aklınızın, hayalinizin almayacağı şeyler. 30 Mart’tan sonraki etaplarda atacağımız, planımda olan birçok adımlar var. Bu adımları süratle atıp neticelerini almak olacak. Sonra biliyorsunuz Ağustos’ta Cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Amacımız bu seçimlere Türkiye’yi daha huzurlu sokmak.”
BÜTÜN YARGIYI ELE GEÇİRDİLER!
7 Şubat girişiminden bu yana değişen birşey yok. 7 Şubat işin görüntüde bir kırılmasıdır da, asıl olay son referandumla alakalıdır. 2010 referandumu, onların dikkat ederseniz onların çok çırpındığı bir referandum oldu. Sizlerden de bir adım önde gittiler. Meğerse bu iyi niyetli değilmiş. Şimdi onları düşünüyorum. Niye iyi niyetli değilmiş. Çünkü o referandumda bunların tek hedefleri vardı. İdari ve adli yargıyı ele geçirmek. Ve bunu başardılar. Az veya çok başardılar. Ve ondan sonra Şubat olayı gelir. Ondan sonra bu olaylar gelmeye başladı.
Çünkü dinlersin ama dinlemenin bir de adli boyutu yargıdaki boyutu var. Onun oradan tamamlanması lazım. Tamamlanmadığı zaman bir anlamı olmuyor. Onlar orayı hallettiler. Dolayısıyla yargıya bu iş gittiği zaman, orada da biz gereğini yapacağız dediler. Hem birincil mahkemede hem üst mahkemede çözmüş oldular. Üçayağını da tamamladılar. İşin istihbarat ayağı, emniyet ayağı, yargı ayağı

demis bay basbakan !!!

Allah kimseyi RTE'nin dustugu duruma dusurmesin... Ne adam be... Yukaridaki sozleri sanki yeni bir sey kesfetmis gibi soyluyor. Kendisi gibi kaba konusmak gerekirse adama : ulan Hanefi Avci, Soner Yalçin bunlari yazdigi zaman kulaklarin sagir gozlerin kormuydu? Hatta ta zamaninda MGK'da bu gorusulupte imzani attigin halde bir bok yapmayip o metin yok hukmundedir diyen sen degil miydin? Ne istedilerse verdik senin agzindan çikmadi mi?
Suçortagi ile arasi bozunlunca, menfaat çatismasina girince veryansin etmek seni suçortakligindan, birgun mahkeme onune çikmaktan kurtarmaz...

Ama bunu bildigi içinde Turkiye kan golune çevirmekten çekinmeyecektir... Gezi olaylarinda camide içki içtiler, bas ortulu kadina saldirdilar yalanlari ile kiskirticilik yapan birinden bu beklenir...

Kaldiki, dis guçler, Kibris konusunda oldugu gibi bir çok konuda da eli zayif RTE'yi kose sikistirip istediklerini ele alacaklardir, tipki PKK'lilar gibi...

RTE gumbur gumbur yargilanmaya dogru gidiyor ama olan Turkiye'ye oluyor.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2400
Localisation: Paris

MessagePosté le: 07 Mar 2014 17:35    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:



Necati Doğru
necatidogru@sozcum.com

7 Mart 2014

İslam ve para!


12 yıl önce:
Tayyip Erdoğan, “referansımız İslam’dır” diyordu.

* * *

12 yıl sonra:

Evinde ayakkabı kutusunda 4.5 milyon dolar bulunan ve hapse girip 70 gün tutuklu kaldıktan sonra “suç vasfı değişmiş olabilir” gerekçesiyle serbest kalan Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan, yeniden banka yönetimine alındı, altına makam aracı lüks otomobil ve özel şoförü verildi.

12 yıl önce:

Referansımız İslam’dır.

12 yıl sonra:

En yüce değerimiz dolardır.

* * *

Atatürk Orman Çiftliği SİT alanıydı. Toprağına bir çivi çakılması bile yasaktı. 10 bin ağaç söküldü. 70 bin metrekarelik (7 hektar) alana saray görünümlü Başbakanlık Binası yapıldı. Saray binası 3 bloktan oluşuyor. Hiçbir masraftan kaçınılmadı. Helikopter pistleri yapıldı. 8 şeritli yol döşendi. 650 milyon TL harcandı. Mahkeme SİT alanı içindeki Başbakanlık Sarayı için yıkım kararı verdi. Başbakan, “güçleri yetiyorsa yıksınlar. Açılışını da yapacağım, içine geçip oturacağım” dedi.

12 yıl önce:

Referansımız İslam’dır.

12 yıl sonra:

En yüce değerimiz Saray’dır.

* * *

Bakan ailesini özel uçağına bindirip umreye götürdü. Bakanlardan bir diğerine 700 Bin TL değerinde saat hediye etti. Bakanlardan öbürüne cepleri dolar ve avro dolu takım elbise hediye gönderdi. Rıza Sarraf adlı bu Azeri işadamı, rüşvet vermekten, altın kaçakçılığı yapmaktan, kara para aklamaktan yargılanmak üzere hapse konuldu. Sonra “suç vasfının değişeceği” gerekçesiyle serbest bırakıldı. Başbakan Tayyip Erdoğan, bu karara sevindi ve “hak yerini buldu” dedi.

12 yıl önce:

Referansımız İslam’dır.

12 yıl sonra:

En yüce değerimiz rüşvettir.

* * *

Bakan oğullarından biri işleri kötü gittiği için işyerini kapatmıştı. İşinde başarısız olmasına rağmen aylık kirası 20 bin dolar olan lüks bir rezidansta yaşıyordu. Savcı kararıyla polis bu bakan oğlunun rezidans dairesini bastı. Yatak odasında 6 çelik para kasası, kasaların içinde milyonlarca dolar, avro ve bir de para sayma makinesi bulundu. Bu bakan oğlu, “rüşvete aracılık yapmaktan yargılansın” diye hapse konuldu ancak; “suç vasfı değişebilir” gerekçesiyle hapisten salıverildi.

12 yıl önce:

Referansımız İslam’dır.

12 yıl sonra:

En yüce değerimiz kasadır.

* * *

Başbakan’ın oğlu Bilal, burslu okuyup ülkeye döndükten kısa süre sonra TÜRGEV adlı vakfın yönetiminde aktif görev üstlendi. Vakıflar Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre Türkiye’de 46 bin 571 vakıf bulunmasına rağmen Başbakan’ın oğlunun vakfı diye anılan TÜRGEV’e dünyada görülmemiş bir arzu ve iştahla bağış yağmaya başladı. İktidardan korkan, iktidardan ihale alan, belediyeden imar izni isteyen yüzlerce işadamı, tüccar, müteahhit TÜRGEV bağışçısı oldu. Savcı, bu vakfın “iş takip etme, iş bitirme ve karşılığında rüşvet olarak bağış kabul etme” organizasyonu gibi kullanıldığından şüphelendi. Vakfı yönetenler teknik takibe alındı. Başbakan oğlunun telefonları dinlendi ve savcının düzenlediği TÜRGEV fezlekesine göre, 37 usulsüz şehir rantı yaratma karşılığı çok sayıda bina, arazi, arsa, nakit para bağışı yapıldı.

12 yıl önce:

Referansımız İslam’dır.

12 yıl sonra.

En yüce değerimiz avanta bağıştır.

* * *

Yüzlerce örnek var.

Oluşturulan para havuzları.

Çoğaltılan villa sayıları.

Gizli İsviçre hesapları.

12 yıl önce Tayyip Erdoğan’ın yakın kadrosu yoksul gecekondu semtlerinin cami avluları ile kahvelerinde halktan oy isterken şu örneği anlatıyorlardı:
“Hazreti Peygamber (s.a.v) bir gece sabaha kadar uyuyamadı. Eşi sebebini sorunca o Muazzam Paygamber, “Dün gece yerde bir hurma gördüm, aldım yedim. Sonra aklıma geldi ki, ya o hurma beytülmale (İslam devleti hazinesine) aitse?”

12 yıl önce örnek alınan:

Hazreti Peygamber’di.

12 yıl sonra kılavuz yapılan:

Yalan ve rüşvet oldu.

Son bir söz: Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde Türkiye’de İslam’ın şartlarına “yalan söylemek ve rüşvet almak” da eklendi. Böylece İslam’ın şartı 5’den 7’ye çıkartıldı. Türkiye’deki İslam önderi düşünce adamlarının bir açıklaması olmalı.

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
MRay57
Newbie
Newbie


Inscrit le: 22 Fév 2014
Messages: 38
Localisation: Nancy

MessagePosté le: 08 Mar 2014 0:34    Sujet du message: Répondre en citant

Bugün Cuma 7 mart 2014 Eskisehir mitinginde Basbakan Recep Tayyip Erdgaon aynen söyle dedi

"Ben evlatlarima helal lokma yedirmedim"

Allah söyletiyor demekki.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10973
Localisation: Paris

MessagePosté le: 15 Mar 2014 2:18    Sujet du message: Répondre en citant

Ve RTE artik iyiden yalan soylemeye alisti ve git gide kuçuluyor... Oluleri birbirine kirdiriyor. Cok yazik, bu kadar da mi dusecekti...

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10973
Localisation: Paris

MessagePosté le: 15 Mar 2014 2:20    Sujet du message: Répondre en citant



http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/50753/Berkin_in_ailesinden_Erdogan_a_yanit.html
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2400
Localisation: Paris

MessagePosté le: 15 Mar 2014 12:49    Sujet du message: Répondre en citant

Bu adam artik akli dengesini de kaybediyor !!!

Citation:

TEŞEKKÜR BEKLEYENE BAKIN!

Önceki akşam Tayyip Erdoğan Kanal 24’te şöyle bir söz etti:

-”Ergenekon’dan tahliye olanlardan bir tanesi bile bize teşekkür etmedi.”
Pardon size niye teşekkür edecekti Tayyip Bey?

Hani devri iktidarınızda yargı bağımsızdı?

Hem tahliye sürecini açan siz değilsiniz, kamu vicdanının kurulan alçak tezgahlara isyanıdır ki ona direnilemedi.

İlaveten siz değil miydiniz Ergenekon davasının savcısıyım diyen?

Siz değil miydiniz TBMM kürsüsünden peşinen suçlamalar yapan?

Ve o siz şimdi hiç sıkılmadan teşekkür talep ediyor?

En hafif tabirle ayıp!


http://www.aydinlikgazetesi.com/yazarlar/sabahattin-onkibar/35677-sabahattin-onkibar-tayyip-ile-ic-savas.html
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2400
Localisation: Paris

MessagePosté le: 15 Mar 2014 13:06    Sujet du message: Répondre en citant

Gaziantep'te yaptığı
Citation:


"Yüzünde poşu, elinde sapanla demir bilye atan çocuğu bakkala ekmek almaya gidiyordu diye kandırıyorlar"



Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Montrer les messages depuis:   
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque Toutes les heures sont au format GMT + 2 Heures
Aller à la page Précédente  1, 2, 3, 4 ... 11, 12, 13  Suivante
Page 3 sur 13

 
Sauter vers:  
Vous ne pouvez pas poster de nouveaux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas répondre aux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas éditer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas supprimer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas voter dans les sondages de ce forum


Powered by phpBB v2 © 2001, 2005 phpBB Group ¦ Theme: subSilver++
Traduction par : phpBB-fr.com
Adaptation pour NPDS par arnodu59 v 2.0r1

Tous les Logos et Marques sont déposés, les commentaires sont sous la responsabilités de ceux qui les ont postés dans le forum.