26 visiteur(s) et 0 membre(s) en ligne.
  Créer un compte Utilisateur

  Utilisateurs

Bonjour, Anonyme
Pseudo :
Mot de Passe:
PerduInscription

Membre(s):
Aujourd'hui : 0
Hier : 0
Total : 2126

Actuellement :
Visiteur(s) : 26
Membre(s) : 0
Total :26

Administration


  Derniers Visiteurs

duygu : 02h37:43
SelimIII : 03h44:45
laroserouge : 07h17:56
Philippe : 1 jour, 12h11:25
lalem : 1 jour, 13h33:47


  Nétiquette du forum

Les commentaires sont sous la responsabilité de ceux qui les ont postés dans le forum. Tout propos diffamatoires et injurieux ne sera toléré dans ces forums.


Forums d'A TA TURQUIE :: Voir le sujet - Mine KIRIKKANAT yine döktürdü....AMA OKUYAN KIM???
Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum Forums d'A TA TURQUIE
Pour un échange interculturel
 
 FAQFAQ   RechercherRechercher   Liste des MembresListe des Membres   Groupes d'utilisateursGroupes d'utilisateurs    

Mine KIRIKKANAT yine döktürdü....AMA OKUYAN KIM???
Aller à la page 1, 2  Suivante
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque
Voir le sujet précédent :: Voir le sujet suivant  
Auteur Message
Salih_Bozok
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 25 Nov 2006
Messages: 1444

MessagePosté le: 27 Nov 2006 19:16    Sujet du message: Mine KIRIKKANAT yine döktürdü....AMA OKUYAN KIM??? Répondre en citant

Satılık kahramanlıklar
Mine KIRIKKANAT VATAN 27.11.2006

AKP Gençlik Kolları’nın İzmir panelinde attığı nutukla balık tutup, AB insan hakları fonlarından ekmek yiyenlerin teknesine binmeye hak kazanan Atilla Yayla, önceki gün bu teknede yaptığı basın toplantısında: “Beni hedef haline getiren gazete, aynı zamanda fotoğrafımı bastı ve hain ilan etti. İzmir’de kabanımı ters çevirerek ve atkımı çantama koyarak dolaşabildim” demiş (Vatan, 22 Kasım 2006).

Zatın fotoğrafı zaten tüm gazetelerde. Hain ilan edip hedef haline getiren hangisidir, bilmiyorum. Ama muhteremin bu veciz lafından şöyle bir anlam çıkıyor: Demek ki Prof. Dr. Atilla Yayla’nın sureti, sırtındaki ceket ve boynundaki atkıdan ibaret. Ceketi ters yüz, atkıyı da yok etti mi oluyor sana başka bir adam, suratı siliniyor, tanınmıyor üstat!

***

Kimi sözler, insanın kişiliğini de ele verir. Ceket ters yüz edip atkı çıkarınca “görünmez” olabilmek de profesyonel illüzyonistlere yaraşır bir hokkabazlık hüneridir.

Bu satırların yazarı, Akit, Vakit, Yeni Şafak, Zaman ve şürekâsı gazetelerde defalarca ve bazen hafta, bazen aylarca hedef gösterilmiş bir “hain” olarak ne ceketini, ne de kafasını ters çevirmiş, dolayısıyla İHD, Mazlum-Der, Helsinki Yurttaşlar Derneği ve İnsan Hakları gibi kuruluşların koruma alanına girememiş, destek teknesine binememiştir. Çünkü bu derneklerin Kopenhag’dan alınan “insanlık” ihalesine koyduğu laik cumhuriyet düşmanlığı ve Kürtlük kriterlerini yerine getirememiştir, zaten de getirmemeye kararlıdır.

Bu satırların yazarı, daha geçen yıl, medyalarda “halk düşmanı” olarak linç edilmiş, ama ifade özgürlüğü, bugün Atilla Yayla’nın ifade özgürlüğünü savunanların HİÇ biri tarafından savunulmamıştır.

Çünkü Türkiye’nin AB’den kiralık insan hakları pazarında, ancak ceketini daha önce ters yüz edenler savunur, ceketini bugün ters yüz edenleri... Demokrasi ve özgürlük anlayışını AB’ye değil, kendi bilgi ve vicdanlarına borçlu olanlar ise, elbette kendileri gibi dik duranların arkasında dururlar, satılık kahramanların değil! Geçen yıl beni savunanlar da onlardır.

***

Ama konumuz madem hokkabazlık, sayın seyirciler, biraz eğlenelim. Sizlere bugün bu sütunda, ceketinin tersini giyince görünmez olan bir kahramana, kelamını tersine çevirerek bakmanızı öneriyorum:

Atilla Yayla’nın İzmir’de attığı nutuktaki Kemalizm ve Atatürk sözlerini çıkarın, yerlerine İslamizm, AKP ve Erdoğan’ı koyarak okuyun.

İfade özgürlükçüsü bu zat, AKP toplantısında, o kürsüde ve AKP’lilerin gözlerinin içine baka baka, Başbakan Tayyip Erdoğan’dan “bu adam” diye söz edebilir miydi? Erdoğan hakkında, “Neden her yerde bu adamın afişleri, fotoğrafları var?” diye sorabilir miydi?

Kemalizm yerine, “İslamizm ilerlemeden çok gerilemeye tekabül eder,” diyebilir miydi, İzmir AKP Gençlik Kolları’nın karşısına geçip?

Kemalizm yerine, “İslamizmle ilgili tezime karşı bir kez bekliyorum. Ancak umutlu değilim. Önemli olan bu tartışılsın, ama kavga ortamı doğmasın. İslamizm medeniyeti çözücü bir süreçtir,” ifadelerini kullanabilir miydi, ifade özgürlüğü sayılmaz mıydı?

Hayır, kullanamazdı. Daha lafını bitirmeden karga tulumba alınırdı aşağıya. Linç edilmezse bir güzel sopa yer, ne bugün car car konuştuğu çenesi kalırdı açacak, ne de düğün dernek bulurdu “ifade özgürlüğü”nü savunacak.

***

İfade özgürlüğünde kahramanlık, asıl yasak olanı tartışmak, asıl söylenemeyeni konuşmaktır. Bugün Türkiye’de Atatürk’e dil uzatanlar, ucuz bile değil, satılık kahramandırlar. Bizler rencide olur, ama adam dövmeyiz, öldürmeyiz. Gerçek yüreklilik, ifade özgürlüğünü, döven ve öldürenlere karşı savunmaktır.

Ve benim bildiğim Galileo, tehlikenin olmadığı yerde ötüp, kuyruğun titrediği yerde susan “özgürlükçü”ye, şeyimin kenarı, der.

Çünkü bilir: ortası sıkmaz.
_________________
http://www.kemalistler.net/
« Le faux courage attend les grandes occasions... Le courage véritable consiste chaque jour à vaincre les petits ennemis. »
[ Paul Nizan ]
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7715
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 28 Nov 2006 0:40    Sujet du message: Mine ! Répondre en citant

Okumamistim, ogrendim.
Sevgiyle saygiyla çoskuyla optum Mine'yi bu yazi yuzunden...
Bazen oyle guzel dokunduruyor ki...
Bu sene bakalorya için bir yazisini seçtim zaten...
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Salih_Bozok
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 25 Nov 2006
Messages: 1444

MessagePosté le: 28 Nov 2006 16:36    Sujet du message: Répondre en citant

Yazikki kendisini "Canli" (live) göremedim bugüne degin ama...resimleri itibariyle de çok hosuma gidiyor...
N Dame de Sion'lu "kardeslerimizden" hem de....
Bizim dönemde Tevfik Fikret'te kapilan kutlamalara gelirlerdi, bir içim su, pliseli diz üstü ekose etekleriyle...vay vaay..ne nostalji be!!!
_________________
http://www.kemalistler.net/
« Le faux courage attend les grandes occasions... Le courage véritable consiste chaque jour à vaincre les petits ennemis. »
[ Paul Nizan ]
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Orcun
Expert
Expert


Inscrit le: 04 Déc 2006
Messages: 225

MessagePosté le: 05 Déc 2006 13:42    Sujet du message: Répondre en citant

Salih_Bozok a écrit:
Yazikki kendisini "Canli" (live) göremedim bugüne degin


"live live" olmasada M.G.K. Kanal Türk/ Euro-Türk'te her persembe aksamlari yayinlanan "GERCEKLER" programina katiliyor.

Asagidaki comment'leri okunacak olursa, MGK Hanim bagzen ileri gidiyo !!
http://www.kanalturk.com.tr/program.php?programlar_id=23

Euro-Türk gibi bir kanalin Freebox'a gelmesi sanirim iyi olur... (bu konuda olumlu ilerlemeler var)
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Salih_Bozok
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 25 Nov 2006
Messages: 1444

MessagePosté le: 06 Déc 2006 1:01    Sujet du message: Répondre en citant

Orcun a écrit:
Salih_Bozok a écrit:
Yazikki kendisini "Canli" (live) göremedim bugüne degin




Asagidaki comment'leri (yorumlar demek istedin herhalde...SB)okunacak olursa, MGK Hanim bagzen ileri gidiyo !!
http://www.kanalturk.com.tr/program.php?programlar_id=23

Euro-Türk gibi bir kanalin Freebox'a gelmesi sanirim iyi olur... (bu konuda olumlu ilerlemeler var)


Geri gitmektense ileri gitmek daha olumlu degil mi????
_________________
http://www.kemalistler.net/
« Le faux courage attend les grandes occasions... Le courage véritable consiste chaque jour à vaincre les petits ennemis. »
[ Paul Nizan ]
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Orcun
Expert
Expert


Inscrit le: 04 Déc 2006
Messages: 225

MessagePosté le: 12 Déc 2006 15:58    Sujet du message: Répondre en citant

Salih_Bozok a écrit:

Geri gitmektense ileri gitmek daha olumlu degil mi????

oho oho ! Sayin Bozoh walla size doyum olmuyoo ! Very Happy
Diger güncel mesajlarinizi okuyorum ve anlasilan o ki kelimelerle çok oynuyorsunuz Laughing ! çok ama çok !
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Salih_Bozok
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 25 Nov 2006
Messages: 1444

MessagePosté le: 19 Déc 2006 22:52    Sujet du message: Répondre en citant

Suç ve günah

Sizin de tuhafınıza gidiyor mu bilmem, ama en azından farkındasınızdır: Türkiye’de laiklik gerileyip, dincilik ilerledikçe ve kendilerini önce Müslüman, sonra Türk olarak tanımlayan nüfus oranı arttıkça, bizzat dinin “günah” saydığı eylemlerde patlama yaşanıyor.

Kur’an’a göre paraya tamah günah. Ama bakıyorsunuz, AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi, bir gecede değiştirdiği iman... pardon imar planıyla 26 milyon dolara alınmış bir arazinin değerini 365 milyon dolara çıkartıyor (Bkz. 16 Aralık tarihli Vatan’ın manşet haberi).

Kur’an, alın teriyle kazanılmamış paradan “haram” diye söz eder. Ama söz konusu arazinin alıcısına böyle bir “emsalsiz kıyak”tan da çekenin payına kuşkusuz “emsalsiz kaymak” düşer...

İslamiyette, hırsızlık da günahtır, cinayet de.

Oysa başta YİMPAŞ, bildiğiniz gibi en yaygın soygunlar din adına yapılıyor. “Bismillah”sız oturup kalkmayan ve zaten başını seccadeden kaldırmayan Müslüman dolandırıcılar, kendilerine salt namazında niyazında insanlar diye güvenen Müslümanları dolandırıyor.

Cinayet günahına gelince; giren girene: Müslüman AKP hükümetindeki Türkiye’de hacı, hoca ve tarikattan geçilmiyor. Ama günde ortalama beş cinayet işleniyor, başka bir deyişle millet birbirini boğazlıyor, tarikat camiinde adam öldürülüyor, zaten katil de caminin ortasında linç ediliyor...

Eh, caminin ortasında bile hem de seri cinayet işlenince, laik Danıştay’a yapılan saldırı ve İslamcı bir avukatın bir yargıcı öldürüp dördünü yaralaması gibi olaylar “şeriat hakkı” sayılıyor. Fakat elbette ki Kur’an’ın kimler tarafından okunup ne kadar anlaşıldığı ve neyin günah, neyin sevap olduğunu gerçekte kaç kişinin bildiği sorusunu da akla getiriyor.

***

İslamiyet’in kutsal kitabı, “namus”un ne olduğunu, haram para, hırsızlık, yetim hakkı yemek, yalancılık, riyakârlık, tamahkârlık gibi tüm günahları sıralayarak ve Allah’ın indinde cezasının büyük olduğunu bildirerek, hiçbir tereddüde yer bırakmayacak biçimde, çok güzel açıklıyor.

Ama AKP hükümetinin deyişiyle yüzde 99’u Müslüman Türkiye’de, bu günahlara girilme oranı, adeta nüfusun dindarlaşma ivmesine paralel olarak artıyor. Daha da kötüsü, bu tür namus günahları Müslüman Türk toplumunda kanıksanıp “normal” kabul edilmelerinin yanısıra, “kâfir” sayılan ülkelerden çok daha yaygın işleniyor!

Başka bir deyişle, laik ve seküler Batı toplumlarında “günah” değil, “suç” sayılan hırsızlık, soygunculuk, dolandırıcılık, yalancılık, başkasının hakkını yemek ve hatta haksız kazanç söz konusu olduğunda tamahkârlık, Müslüman Türkiye’de olduğu kadar ne devlet, ne belediye gibi kamu yönetimlerinde böylesine yaygın, ne de halk arasında “köşe dönmecilik” olarak kabul görüyor...

***


İslamiyet’te ayrıntılarıyla tarif edilen namus, ilaç için hiçbiri dinsiz imansızım demeyen, tam tersine her biri her fırsatta salavat getiren ve zaten yakayı ele verdiklerinde bile Allah’ı şahit göstererek yemin billah “günahsız” olduklarını iddia edenler tarafından ayaklar altına alınıyor. Oysa epeyce kalabalık bu günahkâr topluluk, toplumun günahsız ya da henüz günah işleyecek ortam ve olanağı bulamamış kesitiyle birlikte, Kur’an’ın kul yaşamının her işlevine yaydığı namus kavramından yalnızca “kadına” değgin namus anlayışını paylaşıyor ve uyguluyor.

İslamiyet’in insana saygı, bağışlama ve hoşgörme büyüklüğü ile “Allah’ın verdiği canı Allah alır” kuralı da böylece kadına indirgenen “namus cinayetleri”yle çiğneniyor.

Türk toplumunda yükselen dindarlık ivmesinde, niçin sevap sevincinden çok günah korkusunun yaygınlaştığını ve bu gelişmeye doğru orantıda artan suç/günah eğilimini sorgulamaya yarın devam edeceğim.
Mine G. Kırıkkanat (19.12.2006)
_________________
http://www.kemalistler.net/
« Le faux courage attend les grandes occasions... Le courage véritable consiste chaque jour à vaincre les petits ennemis. »
[ Paul Nizan ]
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7715
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 20 Déc 2006 0:40    Sujet du message: Bu Mine de azitti beee! Répondre en citant

Oylesine dokunduruyor ki "cible" olanlarin altinda ezilmemesi olanaksiz...
Eline ve diline saglik Mine...
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
KOPUZ
Advanced Expert
Advanced Expert


Inscrit le: 29 Oct 2006
Messages: 314
Localisation: strasbourg france

MessagePosté le: 20 Déc 2006 0:57    Sujet du message: Répondre en citant

guzel , cok Guzel !

Nerden bulup getiyorsun ya bunlari Salih ?
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Salih_Bozok
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 25 Nov 2006
Messages: 1444

MessagePosté le: 20 Déc 2006 10:12    Sujet du message: Répondre en citant

Mine Kirikkanat eskiden Radikal'de yazardi...meshur ve mahkemelik olan, ama beraat eden bir yazisindan sonra Radikal'den ayrildi, 2005 yazinda, ve Vatan'a geçti..
Vatan'in internet sitesindeki sayfasindan, yazilarinin tamami da bulunabilir....
_________________
http://www.kemalistler.net/
« Le faux courage attend les grandes occasions... Le courage véritable consiste chaque jour à vaincre les petits ennemis. »
[ Paul Nizan ]
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Salih_Bozok
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 25 Nov 2006
Messages: 1444

MessagePosté le: 14 Fév 2007 16:57    Sujet du message: Répondre en citant

Milliyetçiliğe dair

Dünkü Vatan’da haberi vardı. Pierre Péan’in yazdığı ve 17 Şubat’ta piyasaya sürülecek “Elysée’deki Yabancı” kitabında, Jacques Chirac’ın ağzından şu satırlar yer alıyor:

“1987 Ağustos ayında eşimle birlikte Cannes’daki Cap otelinde tatil yapıyorduk. Denize, yüzmeye inmiştim. Dönüşte, kumsalı otele bağlayan patikayı tırmanırken, bir adam: Günaydın Bay Chirac! diyerek üzerime geldi. Tam elimi uzatırken, başımı kaldırınca karşımda Le Pen’i gördüm, elini sıkmadan geri çekildim ve sırtımı döndüm. Ama çok geçti: Jean Marie Le Pen’in kurduğu tuzağa düşmüş ve kendisiyle buluşmuş gibi göründüğüm bir fotoğraf karesinde yer almıştım.

Olayın üzerinden kısa bir süre geçmişti ki, Sipa Ajans’ın sahibi Gökşin Sipahioğlu telefon edip görüşmek istediğini söyledi. Kabul ettim. Sipahioğlu, bana Cannes’da Le Pen’le çekilen fotoğrafımı gösterdi ve: ‘Bana getirdiler,’ dedi. ‘Şoke oldum, çünkü böyle yöntemlere karşıyım. Fotoğrafı kimsenin eline geçmemesi için satın aldım...’

Sipahioğlu’na, fotoğrafı bana satmasını teklif ettim. ‘Söz konusu olamaz!’ dedi. ‘Ben satın aldım, çünkü görevimdi ama size satmayı reddederim. Buyrun, negatifiyle birlikte hediye ediyorum!’

***

Sevgili okurlar, aşırı sağcı Ulusal Cephe lideri Le Pen’in fotoğraf tuzağına düştüğü 1987 yılında, Jacques Chirac başbakandı. Çok kritik bir dönemden geçiyordu ve aşırı sağla herhangi bir yakınlığı Fransa’nın siyasal tarihini değiştirecek, çünkü gerek kendisine, gerek merkez sağ iktidar partisine bakışını değiştirecekti.

Olağanüstü kültür çapı (Uzak Doğu uzmanıdır) politikacılık yeteneklerini kat kat aşan böyle bir adamın, Gökşin Sipahioğlu’nun jesti karşısında neler düşündüğünü, neler hissettiğini hayal etmeye çalışın. Yıllar geçiyor, Chirac 1995’ten öteye Cumhurbaşkanı oluyor, üstelik Gökşin, kendisine hediye ettiği kritik fotoğrafın öyküsünü bile kimseye, ama kimseye anlatmıyordu. Yani jest soyluluğunu zamanla kanıtlıyordu.

***

Kimdir Gökşin Sipahioğlu? Sipa Press fotoğraf ajansını Fransa’da kurmasına ve dünya çapında bir numaralı Fransız markasına dönüştürmesine karşın asla Fransız yurttaşlığı istememiş, hatta çifte vatandaşlık için bile başvurmamış, yarım yüzyıldır yedi kıtayı hâlâ Türk pasaportu ve vizeleriyle dolaşan bir Türk milliyetçisi...

Sipa’nın kurucu patronu olarak, Sosyalist Parti Genel Sekreteri Michel Rocard’a karşı kullanılabilecek, Arafat’la çekilen fotoğrafını da satın alıp yayınlatmamıştır, Mitterrand’ın cumhurbaşkanlığının ilk yıllarında metresi Anne Pingeot ile çekilen fotoğrafını da...

Jacques Chirac’ın AB yolundaki Türkiye’ye, AKP iktidarına kadar ve hatta iktidarının başında bile verdiği destekte Gökşin Sipahioğlu’nun da bir payı, kafasında yarattığı “soylu Türk” imgesinin karınca kararınca bir etkisi olamaz mı sizce?

Chirac, AKP iktidarına önce “hal ve tavır”dan sıfır verdi, Kopenhag zirvesinde “halı tüccarları” diye küçümsedi, ardından Türkiye’de güttüğü İslamcı politika nedeniyle resmen muhalefete başladı.

Diyebilirsiniz ki, “Chirac kim oluyor, Fransa’yı tükürüğümüzle boğarız! Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur, kimselere hoş görünmek zorunda değiliz, beğenmeyen defolup gitsin, biz bize yeteriz!”

***

Zaten hasımlarım da bana, “Sen git Fransa’da yaşa, Türkiye konusunda ahkâm kesme!” diyorlar. Fransa sadece bir örnek. Almanya’ya, İtalya’ya, Yunanistan’a da kovabilirler, onları da tükürükleriyle boğabilirler.

Oysa kendi göbek çukurunu arzın merkezi saymak, cahillikten öte, gülünçtür. Kıyas ölçüsü olmadan ne büyüklük saptanır, ne de küçüklük. Saygınlık, başkalarının gözünde kazanılır. Üstünlük de öyle. Bir dinin yüceliği, bir milletin kimliği dünyaya korku salarak değil, insan uygarlığına değer katarak kazanılır. Ve milliyetçilik budur. Yurtseverlik budur. Cahil ve şirret kalabalıkların, beş para etmez ciğerlerin attığı cani naralarla ancak yokluğa varılır. Ölçüsü olmayan vahşi ve kanlı bir yalnızlığa. Sona.

14.02.2007 Vatan gazetesi
_________________
http://www.kemalistler.net/
« Le faux courage attend les grandes occasions... Le courage véritable consiste chaque jour à vaincre les petits ennemis. »
[ Paul Nizan ]
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10538
Localisation: Paris

MessagePosté le: 09 Oct 2008 23:28    Sujet du message: Répondre en citant

Simdi farkina vardim, Mine için bir konu açilmis ve sonra da unutulmus. Yahu Mine cesur kadindir, ben severim onu. Ben surdureyim bari bu postu...
Iste ilk katkim :

Mine G. Kırıkkanat

Ahtapotun kollarında
Vatan / 26/09/08

Türkiye’yi saran ahtapotun niceliğini, niteliğini, emme basma gücünü ölçmek kolay değil, sevgili okurlar. Hele ahtapot, bütün Türkiye’yi yutacak kadar büyükse, emilme sürecinde emenin kollarındaki vakum kapasitesini anlamak, hiç değil.

Dün, araştırmacı gazeteci Ahmet Erhan Çelik’in odatv.com’da yayınlanan “Başbakan Vakıfbank’ı, Vakıfbank Deniz Feneri’ni neden seviyor?” başlıklı yazısını okurken, böyle bir ahtapot canlandı gözümün önünde. Devasa bir ahtapot tarafından sarılmışız, ama bütün olarak göremiyoruz, henüz sadece “bir” koluyla boğuşuyoruz. O kolu izlediğiniz zaman yukarıda kafaya ulaşacağımızı biliyoruz, ancak o kafadan kaç kolun daha çıktığını değil öngörmek, hayal bile etmek mümkün değil henüz.

AKP iktidarının, basını niçin hedef aldığı, niçin bağımsız basından hazzetmediği, hele hele muhalif basına hangi nedenle resmen savaş açtığı, artık çok açık.

Ahmet Erhan Çelik’in Odatv.com’da yayınladığı yazının özetini, takdirinize sunuyorum. Bakalım, okuduktan sonra sizin gözünüzün önünde de devasa bir ahtapot canlanacak mı:


***


Gazeteci Saygı Öztürk ve Sezai Şengün, 2003 Temmuz ayında Star Gazetesi’nde önemli bir habere imza atarlar. Eski İstanbul valisi Erol Çakır, T. C. Başbakanlık makamına 9 Nisan 1999 tarihli ve ‘çok gizli’ damgasıyla bir bilgilendirme yazısı göndermiş, bu resmi yazıda dönemin İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’ne ait paraların nasıl kullanıldığına dair şu ifadeler yer almıştır:

“(...) Her ay yaklaşık 3-4 trilyona yakın paranın Fazilet Partisi’ne yakın firmalar tarafından havuz hesaplarını aktarıldığı, bu hesaplardan da adı geçen partinin kuryeleri vasıtasıyla partiye ve Recep Tayyip Erdoğan’a gittiği(...)”

“(...) Paraların Vakıfbank’ta açılan bir hesapta toplandığı, buradan da denetimi imkânsız kılmak için birçok hesapta dolaştırıldıktan sonra Fazilet Partisi’ne yakın firma ve şahıslara aktarıldığı, Akit (şimdiki Vakit), Yeni Şafak ve Kanal 7’ye devamlı kaynak aktarıldığı (...) büyük miktarlarda naylon fatura keserek karşılıksız trilyonlarca lirayı parti ve Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın mutemet (güvenilir) şahıslara verdiği duyumları alınmıştır(...)”


***


Ahmet Erhan Çelik’in verdiği bilgiye göre, Recep Tayyip Erdoğan’dan Kadir Topbaş dönemine, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve belediyeye bağlı İSKİ, Kiptaş, İETT, Hamidiye Kaynak Suları, BİMTAŞ, Hazır Beton başta olmak üzere 30 küsur şirketin mevduat ve kredi hesapları Vakıfbank Valide Sultan Şubesi’nde tutuluyor.

Bu şubenin eski müdürü Maksut Serim, Tayyip Erdoğan başbakan olduğunda örtülü ödeneğin başına getiriliyor.

Örtülü ödenek nerede tutuluyor? Vakıfbank’ta.

Bu şubenin Maksut Serim’den sonraki eski müdürü Bilal Karaman, 2005 yılında Vakıfbank Genel Müdürü atanıyor.

Almanya’daki dava iddianamesine göre, Deniz Feneri’ne “gemi alması” için “dolaylı” kredi veren banka hangisi?

Frankfurt’taki Vakıfbank.


***


Tabloya şöyle uzaktan bir bakın:

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve bağlı kuruluşların paraları, Vakıfbank’ta. Eski belediye başkanı Başbakan makamında. Başbakanlık örtülü ödeneği, Vakıfbank’ta. Vakıfbank’ın eski yöneticileri, Başbakan’ın yanı başında. Vakıfbank kaynakları, Deniz Feneri’nin arkasında. Deniz Feneri de Yeni Şafak ve Kanal 7’yi fonluyor. Bu düzenlemede, Akit’in yerine Vakit’e ne düşüyor, henüz bilinmiyor. Ama Vakit, cansıpârâne bir sadakatle Deniz Feneri’ni savunuyor.

Gazeteci Çelik, soruyor: Daha biz ne söyleyelim?

Söze belki gerek yok, ama ahtapotun kolları çok ve saymak zaman alacak diye düşünüyorum. Örneğin listeyi şöyle uzatabiliriz:

Çalık Grubu, Sabah ve ATV’yi alabilmek için hangi kamu bankalarından kredi kullandı?

Vakıfbank ve Halkbank.

Çalık Grubu’nun üst yöneticisi kim?

Başbakan’ın damadı. Vb. vb. vb...
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7715
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 01 Nov 2008 12:34    Sujet du message: Répondre en citant

Raskolnikoff a écrit:
Mine Kirikkanat

Yazara ulaşmak için : mine.gokce@wanadoo. fr
Cumhuriyetin kaçta kaçını kutlayalım?
Frankfurt Kitap Fuarı’nda güya Türkiye yılı, duvara bölünmüş Türkiye haritası asılıyor.

Turizmden kültüre bakmaya vakit bulamayan Bakan Ertuğrul Günay, bölücü Roj TV’ye konuştuğunu fark etmeden, ‘önemli değil, büyütmeyelim’ mealinde demeç veriyor.

Derken bölünmüş bir Türkiye haritası da, ABD Kongresi’nde ortaya çıkıyor.

Bizim Türkiye, olmayan parayla şişirilen sanal borsaya döndü: Daha bölünmeden bölünmüşlük kaydı düşülüyor, haritası çiziliyor, yani senet düzenleniyor.

Bu senetin Türkiye’ye bir bedeli var. Ödeme zamanı var. Ödemeye zorlayacak tehdit hazır, ucu Brüksel’den gösteriliyor:

17 Kasım’da Avrupa Parlamentosu’ nda ‘Dersim Soykırımının 70’inci yıldönümü’ konulu konferans düzenleniyor. Düzenleyenin adresi Almanya’da: www.dersim-wiederau fbau.de. Bana basın çağrısı gönderenin adı, Ahmet Dere. Katılımcılar birbirinden kararlı: Ayşe Hür (Taraf Gazetesi) Prof. Dr. Ronald Münch (Bremen Üniversitesi) , Hilda Çobayan (Adalet ve Demokrasi için Ermeni Federasyonu Başkanı), Haydar Işık (Dersim Yapılandırma Derneği Başkanı ve yazar), Hans Branscheidt (AB Türkiye Yurttaşlık Komisyonu) Şerafettin Halis, (DTP Dersim Milletvekili) Aysel Tuğluk (DTP Diyarbakır Milletvekili) , Songül Erol Abdül (Dersim Belediye Başkanı)...

Dış odaklı Ermeni lobilerinin lanse ettiği ‘soykırım’ modasına imrenip, bir de biz çakalım, demişler, o kadarı belli de, bir noktayı aydınlatamadım: Ermeniler, ‘soykırım’a uğradıkları alanı geniş tutmuşlardı. Acaba niçin Kürtler, soykırım konferansını

Dersim’le sınırladılar, diye düşündüm.

Sonra anladım: Türkiye’de 90 bin küsur Ermeni kaldığına bakan biri, Almanya’daki soykırım sonrası Yahudi nüfusuna kıyaslayarak vatan sathında soylarının tüketildiğine inanabilir. Oysa Kürtler, ‘soykırım’ savını lanse etmeden önce 15-20 milyonluk bir nüfus varlığı öne sürüyorlardı. Soykırıma uğradıklarına inandırmaları zor. Kendi ileri sürdükleri nüfus bolluğuyla ters düşmemek için ‘soykırım’ savlarını Dersim’le sınırlamak tabii ki daha akılcı!

***


Benim babam, Dersim isyanı sırasında gencecik bir irtibat subayıydı. Kürtleri çok sevmesinin temelinde de zaten bu isyanda, isyancılara karşı savaşan Kürt askerlerin kahramanlığı vardı.

Merak ediyorum, acaba Brüksel’deki Avrupa Parlamentosu’ nda düzenlenen ‘Dersim Soykırımı’ konferansına katılan ‘genocide’ uzmanları, 1937-1938’de Kürtleri ağa kulluğundan kurtarıp yurttaş kılmak, kadınları erkeklerle eşit haklara kavuşturmak ve toprak reformu yapmak isteyen Türkiye Cumhuriyeti’ne ‘aşiret düzeni kalsın’ diye isyan eden Kürtlere karşı savaşan Kürtleri, soykırımın neresine koyacaklar?

Çünkü soykırım tanımını bizzat oluşturan ve kökeninde yer alan Yahudi soykırımında, soykıranların yanında yer alan Yahudi’ye pek rastlanmadı. Oysa Dersim’de yalnız Kürt askerler değil, ağalık sistemi karşıtı ve yurttaş olmak isteyen Kürtler de, aşiret sisteminin yanında yer alan Kürtlerle savaştı, büyük ihtimalle de öldürdüler..

Tıpkı bugün tüm Kürtlerin PKK’lı olmadığı, kiminin bölücü terör örgütüne karşı savaştığı ve Brüksel’deki gibi bir konferansı düzenleyen temsilcilerine muhalif olduğu gibi yani.

Ama artık bütün bunları tartışmak, tartışanları mantığa, insafa, hatta dürüst düşünmeye çağırmak gereksiz.

Hüküm verilmiş. Harita çizilmiş. ABD hazırlamış. AB onaylamış. Kılıf biçilmiş.

Kefen dikilmiş. Sonuç belli: İçerden dışardan borazancılara, çığırtkanlara, tetikçilere bol bahşiş, sübvansiyon ya da komisyon da diyebilirsiniz, bölecekler Türkiye’yi. Gömecekler Cumhuriyet’i.

Brüksel’de düzmece ‘Dersim Soykırımı’ üzerine konferans düzenlenirken Türkiye’de neler oluyor? Abdullah Öcalan’a düzmece bir ‘işkence edildi’ lafıyla isyan provaları yaptırılıyor.

Şaşırmamam gerek aslında, ben bu olanların ve olacakların romanlarını yazdım: Bir Gün Gece ve Destina (*). Ancak düşündüğümden de hızlı gelişiyor tarih.

Bugün Cumhuriyet Bayramı. Nesi kutlu olsun sizce?

Hepsi mi, yarısı mı, satanı mı, satılanı mı?

Gidene mi yanalım, yoksa kalana mı?

(*) Literatür Yayıncılık, 2008
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Raskolnikoff
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 09 Oct 2007
Messages: 3479
Localisation: Somewhere in the world

MessagePosté le: 14 Mai 2010 12:12    Sujet du message: Répondre en citant

Müslümanız!!!
İman tamam, ya ahlak?

Mine G. Kırıkkanat

Oğlunun kıtır kıtır kestiği Münevver’in çöp konteynerinde biten yaşamını, “Takdiri ilahi”ye! bağlayan katil babası Nida.

Konya’da tesettürlü metresi Hacer’den doğan çocuğunu boğup, onunla birlikte ormana gömen 4 çocuk babası Zekeriya.

Adıyaman’da -9 çocuklu!- aile meclisi kararıyla, kümese gömülerek infaz edilen 16 yaşındaki Medine.

Diyarbakır’da üvey kardeşi tarafından tecavüze uğradığı için, öz babası tarafından elektrik kablosuyla boğulan 18 yaşındaki Gülseren. Babası boğarken, “kıpraşmasın” diye boğulan kız kardeşinin ayaklarını tutan ağabey. Baba ve ağabey ablasını öldürürken seyreden küçük kardeş.

Töre cinayetlerine “indirim yok” diyen hukuk. Gülseren’in tecavüze uğramakla kendi katlini “haksız tahrik” ettiğine ve katil babasının da “iyi hali”ne hükmedip, cezasını müebbedden 20 yıla indiren hâkim.

Hâkim haklı, valla... Bunca çocuk yapan babaların her çocuk öldüreni müebbede mahkûm olsa hapishane yetişmez bir, henüz öldürülmeyen çocuklar öksüz kalır iki, başka çocuk yapamazlar, ülkemiz cani nüfus artışında hedefi tutturamaz, üç.

***



Her gün 5 kişinin yöre, töre ya da gözünün üstünde kaşın var diye öldürüldüğü ülkede, bu cinayetleri laikler, ateistler, komünistler, teröristler, kısaca “Allahsız” lar ve hatta Balyozcular ya da Ergenekoncular işlemiyor, sayın seyirciler.. .

Türkiye’de 79 bin 96 cami, 90 binden fazla din görevlisi, bütçesi dört bakanlık ve 22 üniversitenin bütçesine denk Diyanet İşleri Başkanlığı var.

Türkiye’de 536 imam hatip lisesinde 105 bin öğrenci okuyor ve bu liselerden çıkanlar, otobüsçü oluyorlar, havayolcu, müteahhit oluyorlar, kaldırımcı, asfatçı, sağlıkçı, itfaiyeci, doğal gazcı, sucu, elektrikçi, deniz fenerci, RTÜK’çü, gemici, otelci, limancı, yatçı, katçı, velhasılı ihaleci oluyorlar, hatta milletvekili ve iktidar oluyorlar.

Kaldırımlar dayanmıyor, asfaltı sık sık yenilemek gerekiyor. Elektrikler kesiliyor, sular kesiliyor, gemiler bazen yan yatıyor, bazen batıyor. Uçaklara doğru düzgün bakım yapılmıyor, itfaiyeciler yangın söndürmesini pek bilmiyor, doğal gaz ve su yolları da arada bir patlayıp, yargıcı savcısı birbirine giren devlet gibi çatlıyor tabii...

Ama Türkiye’nin 79 bin 96 minaresinden her gün beş kez ezan okunuyor, müminler Allah’a imana çağrılıyor. Din, her şeyden önce bir ahlak öğretisi. İmamlar her vaazda cemaate “güzel ahlak”ı anlatıyor. Tüm müminler, Allah’a imanın onun emrettiği “iyi insanlık”, sevap işlemek, günaha girmemek olduğunu biliyorlar.

Oysa bir ahlak erozyonu yaşıyor Türkiye, hiç olmadığı kadar. Günah rekorları kırılıyor.

İlla ki kasıtlı olması da gerekmiyor, bu günahların. İstanbul Üsküdar’da, hatalı ve yasak dönüş yaparken 16 yaşındaki Ömer’i öldüren minibüs şoförü bir cani değil midir?

Liste uzun. İyi imamdan illa ki iyi avukat, iyi öğretmenden usta doğramacı, taksi şoföründen vinç operatörü, inşaat işçisinden minibüs şoförü, tornacıdan kasap, çapacıdan asfaltçı olmayacağı için, kimsenin kendi işini yapamadığı Türkiye, işinin ehli olmayan sorumsuz kişilerin elinde binlerce insanın sağlığından, canından, malından olduğu, çocuklarını yitirdiği bir ülke.

***


Bu ülkede 1446 çocuk kayıp ve büyük olasılıkla, çoğu organ mafyasının kurbanı, diğerleri sübyancı çetelerin.

Kendi çocuklarını, karılarını satan, dilendiren, seks kölesi olarak kullandıranlar da cabası.

İnançlı ya da inançsız, laik ya da muhafazakâr; siz değilsiniz, ben değilim çocuklarımıza Medine adını koyup, kümese gömen. Münevver’i katleden cani oğlunun şeytani günahını “Takdiri İlahi!” diye Allah’ın sırtına yıkan da biz değiliz. Aramızdan gayrımeşru ilişkiden doğan çocuğunu boğup ormana gömen de çıkmaz, satan da, dilendiren de. Metres çıkar aramızdan, ama adı Hacer ve tesettürlü olmaz, zaten çocuk da yapmaz, olursa da öldürmez. Tam tersine, metresi olduğu adamı “çocuk var” diye sağar mı, sağar... Budur günahı.

Yoksulluk da gerekçe değildir, ahlaksızlığa. Aramızda yoksul ve ahlaklı, hâlâ, her şeye rağmen çok var.

Öyleyse?

Benim kişisel görüşüm: Din, ancak uygar insana ahlak aşılar. Cehalet dinden ya da din cehaletten beslendiğinde, ortaya yukardaki tablo çıkar.
_________________
Родион Романович Раскольников
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé Visiter le site web de l'utilisateur
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7715
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 05 Juin 2010 0:43    Sujet du message: Répondre en citant

Mine G. Kırıkkanat "Devlet rüştü" baslikli 01/06/2010 tarihindeki makalesinde yine AKP'yi hedeflemis Gazze'ye yardim operasyonu nedeniyle...

http://haber.gazetevatan.com/haber.vatan?detay=devlet-rustu&Newsid=308605&Categoryid=4&wid=122
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Montrer les messages depuis:   
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque Toutes les heures sont au format GMT + 2 Heures
Aller à la page 1, 2  Suivante
Page 1 sur 2

 
Sauter vers:  
Vous ne pouvez pas poster de nouveaux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas répondre aux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas éditer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas supprimer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas voter dans les sondages de ce forum


Powered by phpBB v2 © 2001, 2005 phpBB Group ¦ Theme: subSilver++
Traduction par : phpBB-fr.com
Adaptation pour NPDS par arnodu59 v 2.0r1

Tous les Logos et Marques sont déposés, les commentaires sont sous la responsabilités de ceux qui les ont postés dans le forum.