21 visiteur(s) et 0 membre(s) en ligne.
  Créer un compte Utilisateur

  Utilisateurs

Bonjour, Anonyme
Pseudo :
Mot de Passe:
PerduInscription

Membre(s):
Aujourd'hui : 0
Hier : 0
Total : 2093

Actuellement :
Visiteur(s) : 21
Membre(s) : 0
Total :21

Administration


  Derniers Visiteurs

murat_erpuyan : 04h54:52
SelimIII : 14h17:52
Philippe : 16h32:38
minorSinan : 1 jour, 16h45:35
lalem : 1 jour, 20h46:57


  Nétiquette du forum

Les commentaires sont sous la responsabilité de ceux qui les ont postés dans le forum. Tout propos diffamatoires et injurieux ne sera toléré dans ces forums.


Forums d'A TA TURQUIE :: Voir le sujet - Türkiye'de Adalet
Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum Forums d'A TA TURQUIE
Pour un échange interculturel
 
 FAQFAQ   RechercherRechercher   Liste des MembresListe des Membres   Groupes d'utilisateursGroupes d'utilisateurs    

Türkiye'de Adalet
Aller à la page Précédente  1, 2, 3, 4, 5
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque
Voir le sujet précédent :: Voir le sujet suivant  
Auteur Message
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2211
Localisation: Paris

MessagePosté le: 07 Sep 2015 18:10    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Bağımsız yargıya bak

04.09.2015 Cuma

SÜMEYYE Erdoğan'a suikast yapılacağı ile ilgili olarak üretilen sahte tweet'leri yayınlayan gazetelere dava açan savcıların görev yerleri değiştirildi.

Hatırlarsınız, geçtiğimiz ağustos ayının ortalarında HSYK, savcılar için "dosya" açmış, bunu da Basın Bürosu aracılığıyla açıklamıştı.
Sümeyye Erdoğan'a suikast haberlerinin temeli CHP milletvekili Umut Oran ile Taraf yazarı Emre Uslu ve Fuat Avni arasında geçtiği iddia edilen Twitter mesajlarıydı.

Umut Oran, daha bu haberler yayınlandığında savcılığa suç duyurusunda bulunmuş, bu iftira ve hakaretleri yayınlayan gazetecilerin cezalandırılmasını istemişti.

Haberlere konu olan mesajların palavra olduğu daha ilk günden belliydi ama daha sonra bilirkişi raporuyla da mesajların sahteliği ortaya çıktı.
Savcılar da bunun üzerine suikast haberlerini yayınlayan gazeteler için dava açtılar.

Savcılar dava açınca da doğal olarak hemen "kripto" ve "paralel" ilan edildiler.

HSYK, masa başında üretilmiş bu haberleri "ihbar" kabul edip savcılar hakkında "dosya" açtı ve bugün geldiğimiz noktada da savcıların görev yerleri değiştirildi.

Şimdi biz bu HSYK'ya nasıl güveneceğiz?

Ortada yalan olduğu açıkça belli, siyasi amaçlarla uydurulmuş bir yalan var ve HSYK, bu yalana dava açan savcılar ile uğraşıyor.

Bunun amacı belli: Savcılara ve hâkimlere bir kez daha gözdağı veriliyor.
"Bizim istemediğimiz kararları alırsanız, soruşturmaları açarsanız başınıza gelecek olan en hafifinden görevden alınmaktır" denilmek isteniyor.

Hangi savcı hoşlarına gitmeyen bir soruşturma başlatırsa, hangi yargıç işlerine gelmeyen bir karar verirse hedefe konuluyor.

Ve bu ülkede yargının bağımsız olduğuna inanmamızı bekliyorlar.




http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/mehmet-y-yilmaz_148/bagimsiz-yargiya-bak_29984462?utm_source=newsletter&utm_medium=mailling&utm_campaign=gunluk-bulten
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 9968
Localisation: Paris

MessagePosté le: 02 Mar 2016 1:16    Sujet du message: Répondre en citant

AKP iktidari biçok konuda oldugu gibi Adalet kavramini da karartti. Anaysaya uyacagina serefi ve namusu uzerine yemin eden Cuhurbaskani artik anayasa mahkmesinin kararlarini tanimayayacagin uymayacagini soyleyebiliyor ve alt mahkemeye direnmedigi için kizip duruyor....

Citation:



Emre Kongar

AYM ve meşruiyet

01 Mart 2016 Salı

Demokrasilerde bir iktidarın meşruiyetinin iki kaynağı vardır:
Anayasa ve seçimler.

Bir iktidar, demokratik rejimlerde, ülkeyi yönetmek için mutlaka seçilmiş olmalıdır.

Bu seçim, anayasaya göre, belli aralıklarla tekrarlanan, şeffaf ve adil ilkelere göre, bütün adayların eşit koşullarda propaganda yapabildiği bir ortamda uygulanan bir yarışma olmak zorundadır.

Ama bir iktidarın seçilmiş olması onun yaptığı her işi meşru kılmaz:
Hitler’in, demokrasiyi yozlaştırarak diktatör olduğu ve sonra da başlattığı İkinci Dünya Savaşı trajedisinden beri, seçilmiş iktidarların meşruiyetinin ikinci bir ölçüte göre de değerlendirilmesi önem kazanmıştır:
Anayasalara uygunluk.

Seçilmiş olsalar bile, iktidarların eylem ve söylemleri anayasaya uygun değilse, meşru kabul edilemez!

***

Elbette anayasaya uygunluk, hukuksal açıdan denetlenmesi gereken bir niteliktir; anayasa mahkemeleri bunun için kurulmuşlardır.

ABD’de “Supreme Court” (Yüksek Mahkeme) adıyla var olan bu kurum, özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Anayasa Mahkemesi olarak bütün Kıta Avrupası’nda da yaygınlaşmıştır.

Türkiye’de çok geç bir tarihte, Demokrat Parti iktidarının anayasayı askıya alma deneyiminden sonra, antidemokratik uygulamaları önlemek için, 1961 Anayasası ile kurulmuştur.

Ama ne yazık ki, AKP döneminde, bütün yargı organlarıyla birlikte AYM’nin de yapısıyla ve görevleriyle oynanarak hem anayasanın ruhuna uygun tam bir denetim yapılması engellenmiş hem de mahkeme siyasal iktidarın etkisine son derece açık hale getirilmiştir.

***

Mevcut Anayasa Mahkemesi, AKP’nin bütün yozlaştırma girişimlerine karşın, yine de saygınlığını sürdürmeye çabalamaktadır.

Türkiye’nin ikinci bir felaketi olan 12 Eylül 2010 referandumuyla iyice güçsüzleştirilmiş ve iktidarın etkisine açılmış olmasına rağmen, evrensel hukuk kurallarına ve adalet anlayışına uygun kararlar almaya çalışmaktadır.

Son Can Dündar, Erdem Gül kararı da böyle bir karardır.
Bu mahkemeyi ya da kararlarını tanımayan bir siyasal iktidar, kendi meşruiyetini reddediyor demektir!

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 9968
Localisation: Paris

MessagePosté le: 02 Mar 2016 1:20    Sujet du message: Répondre en citant

Muhafazakar yazar, son referendumla anayasa degisikligini onaylayan Taha Akyol da Anayasa mahkemesinin kararina Cumhurbaskaninin verdigi reaksiyonu islemis :

Citation:

Anayasa Mahkemesi

01.03.2016 Salı
HUKUK tarihine geçecek bir olayı yaşıyoruz.
Bu, Anayasa Mahkemesi’nin Can Dündar ve Erdem Gül hakkında verdiği “ihlal” kararından ziyade, bu karara ve mahkemeye gösterilen tepkilerdir.

Bir hukuk devletinde suçlar da işlenebilir, hak ihlalleri de olabilir. Fakat devlet hukuk devletiyse bağımsız yargı organları hem suçun üstünü örtmez hem hak ihlallerini ortadan kaldırır. Rutin bir işlemdir bu.

Fakat bizde bu yüzden koca bir siyasi kavga çıkıyor, mahkemeye ve başkanına hakaretler yağdırılıyor. Bunlar henüz olgunlaşmış bir hukuk devleti kalitesine ulaşamadığımızın belgesidir. İşte hukuk tarihine geçecek olan budur!


EVRENSEL HUKUK


Bu olayda Anayasa Mahkemesi, 2010’daki “yetmez ama evet” referandumuyla kendisine verilen “bireysel başvuru” yetkisini kullandı; bu bir.

İkincisi, AYM, 2004 yılında Anayasa’nın 90. maddesinde yapılan değişikliği uyguladı. Buna göre evrensel hukuk iç hukuktan üstündür. AYM’nin yaptığı da haber ve ifade özgürlüğü konusunda AİHM içtihatlarına göre karar vermektir.

Üçüncüsü, 2010 referandumundan sonra AİHM, bizim Anayasa Mahkememizi “meşru iç hukuk yolu” olarak kabul etti.

Türkiye’ye onur kazandıran bu karar için zamanın Adalet Bakanı Sadullah Ergin’le Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ı hukuk tarihi saygıyla anacaktır.

İşte bu temel hukuki gerekçelerle Anayasa Mahkememizin bireysel başvurular konusundaki kararları evrensel hukuka dayalıdır.

Bu evrensel hukuka açılma sürecini şimdi tersine çevirmeye kalkmak, Türkiye’yi ‘Ortadoğu devleti’ durumuna düşürür ki, felaket olur.


ANAYASA HERKESİ BAĞLAR


Anayasa’nın şu maddesi fevkalade önemlidir:

“Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.” (mad. 153/6)
Anayasalarda böyle bir hüküm bulunmadan hukuk devletinden bahsedilemez.

Dündar’la Gül’ü tutuklayan 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin AYM kararından sonra verdiği tahliye kararı da bu maddeye dayanıyor.

Nitekim Ağır Ceza Mahkemesi AYM’nin “ihlal” kararı üzerine şu gerekçeyle tutuklamayı kaldırdı:

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın bağlayıcı nitelikteki 153/6 hükmü gözetilerek sanıklarla ilgili ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılmasının sağlanması bakımından... tahliyelerine...”

Savcının da tahliye yönünde mütalaa verdiğini belirtmeliyim.

Tahliye kararı vermekle 14. Ağır Ceza Mahkemesi hukukun gereğini yaptı. Tutuklamada direnmesi düşünülemezdi.

Hiçbir mahkeme, makam ve merci Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı direnmeye kalkmamalı.

Bu suç olur. Böyle bir olası suç hakkında Türkiye’de soruşturma açılmazsa, evrensel hukuktaki “etkin soruşturma” ilkesinin ihlali gerekçesiyle AİHM’ye kadar gider suç dosyası.


MAHKEME BAŞKANI


Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Prof. Zühtü Arslan on bir yıl önce yayınladığı “Anayasa Teorisi” adlı kitabında “Anayasa mahkemelerinin varlık nedeni, kanun koyucunun muhtemel tehditleri karşısında bireylerin hak ve özgürlüklerini korumaktır” diye yazıyor, birçok emsal içtihat zikrediyor. (s. 242)

Prof. Zühtü Arslan buna “hak eksenli paradigma” diyor. Sandıktan çıkan çoğunluğun iktidar olduğunu hatırlatarak şöyle yazıyor:

“İfade özgürlüğünün korunması büyük ölçüde çoğunluğun iradesinin sınırlandırılmasına bağlıdır. Bu iradeyi sınırlandıracak temel ilkelerden biri, bireyin hak ve özgürlükleridir.” (s.171)

Bu yüksek felsefi fikirler karşısında, Sayın Arslan’ın şahsını karalama çabalarının seviyesini siz takdir edin.

Çok şükür ki, yargının hayli örselendiği ülkemizde bağımsız ve evrensel hukuka bağlı bir Anayasa Mahkememiz var.


Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2211
Localisation: Paris

MessagePosté le: 29 Mar 2016 17:05    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:

Terazinin yamuk olmasının nedeni
29.03.2016 Salı

İSTANBUL\'da görülen IŞİD davasında, örgütün Türkiye\'deki üst düzey yöneticileri olduğu ileri sürülen \"Ebu Hanzala\" kod isimli şahıs ve birlikte yargılandığı 6 kişi mahkeme tarafından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Mahkeme bu kararını verirken “savunmalarının alınmış olması ve mevcut delil durumu gözetilerek, sanıkların mağduriyetlerine sebebiyet verilmemesini” gerekçe gösterdi.

Tutuksuz yargılamanın esas olduğunu, delilleri karartma ve kaçma olasılığı bulunmayan insanların tutuklu yargılanmalarının yanlış olduğunu hep yazıp çiziyoruz.

Mahkeme de belli ki bu kanaatte ve delil durumunu da yeterince inandırıcı görmediğinden olsa gerek, tutuksuz yargılama kararı vermiş.
Yalnız dikkatinizi çekmek istediğim husus şu: Bu kişiler, IŞİD Türkiye’nin üst düzey yöneticileri olma suçlamasıyla yargılanıyorlar.
Öte yandan, aynı adalet sistemi, akademisyenler bildirisine imza attıkları için üç akademisyeni tutuklamış bulunuyor.

Akademisyenlere atılı suç “terör örgütünün propagandasını yapmak”.
Bu, terör örgütü üyesi ve yöneticisi olmaya göre daha hafif bir suç.
Terör örgütünün propagandasının yapıldığına ilişkin delil olan bildiri savcının dosyasında var. Sanıkların bununla ilgili ifadeleri de alınmış. Kaçma ihtimalleri yok, öyle bir olasılık olsaydı zaten tutuklanana kadar kaçacak çok zamanları vardı.

O zaman sormak gerekiyor: Bu akademisyenler neden tutuklu?
Adaletin terazisinde belli ki bir ayar bozukluğu var.
Ayar bozukluğunun nedenini de biliyoruz.

Çünkü akademisyenlerin tutuklanmasını isteyen kişi hem savcı, hem yargıç!

AB konsolosları, böyle bir ülkede davaları izlemesinler de neyi izlesinler?


Oradaydılar, çünkü güvenmiyorlar


İSTANBUL’daki AB konsoloslarının Can Dündar ve Erdem Gül duruşmasını izlemek için adliyeye gitmeleri devlet büyüklerimizi kızdırdı.
“Orada ne işiniz vardı” diye sordular, demeçler verildi, tweet’ler atıldı.
Konsoloslar neden oraya gittiklerini diplomatik nezaket gereği açıklayamazlar ama ben söyleyeyim:
Türkiye’de adaletin düzgün işleyeceğine güvenmedikleri için oraya gittiler.
AB üyesi olmak isteyen, bunun için sırf görüşmeler başlasın diye ağır bir mülteci kabul anlaşması imzalamak zorunda kalan bir ülkenin, demokrasi ve hukuk standartlarının ne olduğunu yerinde görmek, üyesi olmak istediğiniz topluluğun en doğal hakkıdır.

Zaten Kopenhag Kriterleri diye bir şey de var biliyorsunuz.
Bu topluluğa girmek istiyorsanız, bu ilkeleri de peşinen kabul ettiğiniz kabul edilir ve gereklerini yerine getirmeniz beklenir.

Gazetecilerin, yayınladıkları haber nedeniyle “casuslukla suçlanmasına” üyesi olduğunuz toplulukta her zaman rastlanmıyor, adamların bu
davanın neye benzediğini görmek haklarıdır.
Sadece onların değil, bizim de görmemiz, izlememiz gerekir ama dava “gizli” görülecek.

Açık bir toplumda böyle bir davanın gizli görülmesi kararının verilmesi, duruşma savcısının son anda değiştirilmesi gibi gariplikler ortada dururken, bunu tartışmak bile boş.
Konsoloslar, adliyeye gittiler, çünkü Türkiye’de adaletin bağımsız ve tarafsız olmadığının onlar da farkında!



http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/mehmet-y-yilmaz_148/terazinin-yamuk-olmasinin-nedeni_40077146
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2211
Localisation: Paris

MessagePosté le: 22 Juin 2016 14:54    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:

Tabuta son çivi


Eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, yüksek yargı ile ilgili son yasa tasarısının yargı mesleğini yıkıp hukukun varlık nedenini tartışılır hale getirdiğini söyledi.
Bunlarla da ilgilenebilirsiniz

Yargıtay Onursal Başkanı: Ancak darbe döneminde görülebilir, yapanlar pişman olacak




cumhuriyet 22 Haziran 2016 Çarşamba

Eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, yüksek yargı ile ilgili kabul edilen son yasa tasarısının kendisini çok üzdüğünü, tasarının yargı mesleğini yıkıp hukukun varlık nedenini tartışılır kıldığını söyledi. Selçuk şöyle dedi: “Bir öğrenci bana gelip, bu ortamda yargıç olmak için sınava girmemi önerir misiniz?” diye sormuştu. Ben de yaşananlar geçici, kesinlikle gir” demiştim. Acaba şimdi bu öğrencim ne düşünüyor? Bir yere atanır yargıçlık yaparsa, acaba bana rahmet okur mu? Hiç sanmam.”



‘Sistemi çökertirsiniz’

Derin kaygılar içinde olduğunu da söyleyen Selçuk, Cumhuriyet için şu yazıyı kaleme aldı:

“Bir iki küçük karşı çıkış arasında ülkemizde çok önemli bir olay yaşandı. Yargıtay ve Danıştay ile ilgili tasarı komisyondan geçti. Yargıtay’ın Sayın Başkanı da taş atıldıktan, Basra yerle bir olduktan sonra dostlar alışverişte görsünler diye konuştu. Keşke hiç konuşmasaydı. Anglosakson sistemiyle ve yüksek mahkeme kavramıyla Yargıtay kavramlarını birbirine karıştırdı. Bir bakıma tasarıyı destekledi. Anglosakson sistemindeki yüksek mahkeme ve diğer mahkemeler ile Kara Avrupası’ndaki Yargıtay Danıştay Anayasa Mahkemesi ve öbür mahkemeler arasında çok büyük başkalıklar vardır. Bunları karıştırırsanız sistemi çökertirsiniz.



‘Her şey altüst olur’

Anglosakson sisteminde yüksek mahkeme yargıçlarının nasıl seçildiği bellidir. Öbür mahkemelerin yargıçlarını ise halk seçer. Süresi biten tekrar seçilebilir. Seçilemezse yargıçlıktan ayrılır. Kara Avrupası sisteminde ise yargıçlar seçimle gelmez, bürokrasinin içinde başarı derecelerine göre yükselerek belli yerlere gelirler. Bu ikisini karıştırırsanız her şey altüst olur. Tasarıda bu iki sistem birbirine karıştırılmıştır. Getirilen sistem ikisi de değildir. Sistem artık ne Anglosakson sistemi, ne de Kara Avrupa sistemi. Kendine özgü ve saçma. Sakıncalı. Dolayısıyla her şey alt üst olacak. Yapanlar da zamanla yanlışı görecekler, ama iş işten geçmiş olacak.



‘Kimse cüret edemez’

Yetersiz bilgiyle ve kopyalarla sistem değiştirilemez. Buna benzer değişiklikler ancak ihtilal dönemlerinde görülebilir; sağlıksız sonuçlar yaşandığında da herkes kendine gelir, ama artık çok geçtir. Her şey yitirilmiştir. Olağan hukuk düzeninde bunlara hiç kimse cüret edemez, düşünmez bile. Bizde oldu. Yargının güvencesi çoğunluk iktidarınca örselendi. Bu alışkanlık sürerse korkarım hiçbirimiz sığınacak liman bulamayacağız.


Elli yıldan bu yana yargıya bu denli el atıldığı bir dönemi yaşamadık. Çok yazık ve çok acı. Bugünler eski bir yargıç olarak benim için yas ve utanç günleridir. Ülkem, ülkemdeki hukuk fakülteleri, hukukçular, özellikle de TBMM’deki hukukçular ve öğrencilerim adına bu denli utandığımı hiç mi hiç anımsamıyorum. İmdat çığlıklarını duyup değerlendirenler de ortalıkta yok. Komisyonun kabulüyle çoğunluk iktidarı, esasen güven bunalımı ve hastalığı çeken yargının ve onun bağımsızlığının tabutunu hazırlamış bulunuyor. İş TBMM’ye kaldı.


Muhalefetin direnişini göreceğiz. Ama umutsuzum. Yasama organı dilerim hastalığa çare bulur, tabuta son çiviyi çakmaz.”

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 9968
Localisation: Paris

MessagePosté le: 01 Nov 2016 23:54    Sujet du message: Répondre en citant

AKP iktidarindan yarginin ne hale geldiginin bir gostergesi daha

1) Sort giydi diye otobuste kiza tekme atan mahkemeden pismis kelle gibi siritarak çikiyor ve serbest birakiliyor...

https://66.media.tumblr.com/bb2c64e7f83bf30026e1fdc1dbd4640b/tumblr_ofzgrjGIbr1s56i1ho1_540.jpg

2) CHP liderine RTE'nin oglu hakaret davasi açiyor ve mahkeme Kiliçdaroglunu savunmaya çagiriyor, zaten milletvekili dokunulmazligi olmasa hemen tutuklarlardi...
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 9968
Localisation: Paris

MessagePosté le: 06 Avr 2017 1:45    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Mehmet Y. Yılmaz
hurriyet.com.tr



YAŞASIN TÜRK ADALETİ!

BENİM çocukluğumun siyah-beyaz Türk filmi günlerinde, mahkeme sahneleri, tonton hâkimin kötü adamı ağır bir cezaya mahkûm etmesinden sonra mağdurun ya da yakınlarının “Yaşasın Türk adaleti” diye bağırmalarıyla biterdi.

O günler “Eski Türkiye’de” kaldı, Yeni Türkiye’de artık mağdurların değil, mağrurların adaleti borusunu öttürüyor.

Geçenlerde aralarında Atila Taş’ın da olduğu bazı sanıklar ile ilgili davada, mahkeme heyeti, 21 sanığın tahliyesine karar vermişti.

Sonra savcılık bir başka neden buldu, başka bir suçtan yine tutuklanıp hapishanede kaldılar ama medya davasından haklarında adli kontrol ile tahliye kararı vardı.

Ve HSYK, bu kararı veren mahkeme heyeti ile duruşma savcısını görevinden uzaklaştırdı.

Gerekçe “tahliyelerin maksatlı olma olasılığı”!

Tutuklu yargılamanın en son başvurulması gereken bir yöntem olduğunu bilmeyen kalmamış olmalı.

Deliller toplandıysa, sanıkların kaçmasını önleyecek önlemleri de adli kontrol ile alabiliyorsanız, niye tutuklu yargılıyorsunuz?

Ve şimdi HSYK’nın bu kararından sonra, hangi davada mahkeme heyetinin “tutuksuz yargılama” kararı vermesini bekliyorsunuz?

HSYK’nın bu kararı, açık bir şekilde hâkim ve savcılara gözdağı vermektir.
Belli davalarda tahliye kararı verenlerin başının derde gireceğini herkesin gözüne sokmaktır.

Böyle adalet olmaz, böyle yargılama olmaz.

Bu, Türk adli tarihine geçecek utanç sayfalarından biri olarak anılacak bir karardır.

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 9968
Localisation: Paris

MessagePosté le: 15 Mai 2017 1:24    Sujet du message: Répondre en citant

Burhan Kuzu diye bir adam var, AKP milletvekili ama Anayasa Profesoru titri de de var, ama "Reis" e yaranmak için oyle seyler soyluyor ki kedisini ne kadar asagiladigini farkina varamyor.

Geçen dun Danistay Bakani, ki hanim, mesruiyeti lekeli referandumdan sonra Erdogan'in huzurunda Dansitay'daki toplantida
Citation:

16 Nisan 2017 tarihinde halkoylamasına sunulan ve kabul edilen değişiklikle Anayasamızda var olan kuvvetler ayrılığı ilkesi daha da belirgin hale getirilmiştir


deyince, derler ya, neredeyse kuçuk dilimi yutacaktim. Bu sozleri bir ust duzzey yargiçtan duymak ço aci bir Turkiye gerçegi orataya çikariyor.

Emre Kongar da Cumhuriyet yazmis zaten :

Citation:


Kadın ve yargıç bir Danıştay Başkanı!

12 Mayıs 2017 Cuma


Değerli okurlarım, ben kendimi “Feminist” olarak nitelerim.
Bu nitelemede ne denli haklı olduğumu bilmiyorum ama, bütün hayatım boyunca, bir Toplumbilim hocası olarak kadınlara pozitif ayrımcılık yapılmasından yana tavır koydum:
Çünkü henüz din/tarım toplumunun erkek egemen feodal değerlerinden kurtulamamış olan Türkiye’de bir kadının bir yere gelebilmesi için kendisiyle aynı niteliklere sahip erkeklerden çok daha fazla gayret sarf etmesi, çok daha fazla bedel ödemesi gerektiğini biliyorum.
Danıştay Başkanı Zerrin Güngör, bir kadındır.

Bir kadının böyle bir göreve gelmesi sadece Atatürk Türkiye’sinin başarısı açısından değil, kadın hakları bakımından da büyük bir sevinç uyandırmıştır.

***

Bütün akademik yaşamımı ve yazarlık kariyerimi “Demokratik, Laik ve Sosyal, Hukuk Devleti”nin gelişmesine adadım.

Bu açıdan, ailemden aldığım terbiyeyle de tam bir uyuşma halinde, hukukçulara, özellikle de yargıçlara büyük bir saygı besledim.
Onların daima benim gibi ortalama vatandaşlardan daha yüksek bir meslek ahlakına, dolayısıyla daha üstün bir hak, hukuk ve adalet duygusuna sahip olduklarına inandım ve bunu savundum.
Zerrin Güngör, bir hukukçu ve bir yargıçtır.

Sadece bu niteliği bile kendisine büyük bir saygı ve güven beslenmesinin nedenidir.

***

Danıştay, ülkeyi yönetenlerin bütün yaptıklarının hukuka uygunluğunu denetleyen, insanları iktidarlara karşı koruyan, ayrıca Anayasa’nın “Demokratik, Laik ve Sosyal bir Hukuk Devleti” ilkesini kollayan en üst idare mahkemesidir.

Öğretim üyesi olarak, Danıştay’daki kültür ve sanatla ilgili davalarda defalarca “Bilirkişi” görevi yaptım. Ne denli titiz ve hukuka uygun çalıştıklarına bizzat tanık oldum.

Müsteşarlık yaptığım dönemde, Bakanlıkta alınan bütün kararların hukuka uygun olmasına özen gösterdim; “Danıştay ne der” sorusunu hep aklımda tuttum.

Zerrin Güngör Danıştay Başkanı’dır.

Bu niteliği ile de benim toplumsal hiyerarşik değerler sistemimin en üst sıralarında yer almaktadır.


***

Cumhuriyet gazetesinin haberine göre Danıştay Başkanı Zerrin Güngör, Danıştay’ın 149. Kuruluş Yıl Dönümünde, (bence tarihe geçecek) bir konuşma yapmış:
Tüm yetkileri tek elde toplayan, Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 12’sini, Hâkimler Savcılar Kurulu’nun 13 üyesinden 6’sını atama hakkına sahip kılınan Cumhurbaşkanı’na, tüm adalet mekanizmasını belirleme, ülkeyi KHK’lerle ve seçilmemiş yöneticilerle idare etme olanağı veren...
Böylece kuvvetler ayrımını ortadan kaldıran Halkoylamasını hatırlatıp:
“16 Nisan 2017 tarihinde halkoylamasına sunulan ve kabul edilen değişiklikle Anayasamızda var olan kuvvetler ayrılığı ilkesi daha da belirgin hale getirilmiştir” diyebilmiş.

Yüz bini aşkın kişinin işten atıldığı, binlerce yargı mensubunun, sivil ve asker bürokratın, medya mensubunun hapsedildiği, şirketlere, yayın organlarına el konduğu, Halkoylaması koşullarının baskı altında zehirlendiği...
OHAL dönemi ve OHAL’de çıkarılan KHK’ler konusunda da:
“Olağanüstü halin ilanı ve bu süreçte kabul edilen KHK’lerin amacı, devletin kurumlarını terör örgütü mensuplarından arındırmak ve demokrasiyi korumak olup kişilerin hak ve özgürlüklerine, amaç dışında herhangi bir sınırlama getirilmemiştir” biçiminde konuşabilmiş.

***

Danıştay Başkanı Sayın Zerrin Güngör bu konuşmasıyla, Anayasasında “Demokratik, Laik ve Sosyal, Hukuk Devleti” yazan Türkiye Cumhuriyeti’nde artık hiç kimsenin idare (iktidar) karşısında güvencesi kalmadığını ilan etmiş...

Ayrıca benim yaşamım boyunca inandığım ve savunduğum bütün toplumsal, siyasal ve akademik değerleri de sıfırlamış bulunmaktadır!
BEN BU DEĞERLERİM İÇİN DİRENMEYİ SÜRDÜRECEĞİM!

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 9968
Localisation: Paris

MessagePosté le: 11 Juil 2017 1:11    Sujet du message: Répondre en citant

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 9968
Localisation: Paris

MessagePosté le: 09 Sep 2017 23:30    Sujet du message: Répondre en citant

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/817582/Yargitay_Baskani_Cirit_yazdigini_okuyamadi.html

Citation:
Cirit’in okumadığı bölümde Osmanlı Padişahı Abdulaziz’in kurdurduğu Divan’ı Ahkam- Adliye’nin “adalet işlerinin, yürütmeden ayrılması” amacıyla oluşturulduğuna dikkat çekilerek, “Dolayısıyla Yargıtay’ın kurulmasında etken olan en önemli nedenlerden biri ‘kuvvetler ayrılığı’ ilkesidir. Günümüz terminolojisi ile ifade etmek gerekirse, temel hak ve özgürlüklerin korunması, yargının yürütmeden ve hükümetten ayrı ve bağımsız olmasına bağlıdır” denildi.



Citation:
Yargının yaklaşık üçte birinin (FETÖ) terörist faaliyetlerin odağında yer almasının halkın gözünde yargıya olan güveni sarstığını da dile getiren Cirit,
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 9968
Localisation: Paris

MessagePosté le: 09 Sep 2017 23:48    Sujet du message: Répondre en citant

Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, adli yıl açılışı nedeniyle yaptığı açıklamada, “Kim ne derse desin Türk yargısı, AB ülkeleri yargısından da ABD yargısından da hem daha fazla hukuka bağlı ve hem de daha fazla adildir


Exclamation
Exclamation
Exclamation

Adam komedyen ya da palyaço olsa bu kadar gulduremezdi!

Ancak gulus bitince insanin içini bir aci kapliyor...
Evil or Very Mad
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 9968
Localisation: Paris

MessagePosté le: 09 Oct 2017 23:25    Sujet du message: Répondre en citant

Aydın Engin'den
Citation:

Tarihe geçecek bir iddianame daha...


09 Ekim 2017 Pazartesi Cumhuriyet



Aşağıdaki isim listesine bir göz atın. Hatta gerek duyuyorsanız not edin.
Özlem Dalkıran, İdil Eser, İlknur Üstün, Peter Frank Steudtner, Ali Ghravi, Nalan Erkem, Taner Kılıç, Veli Acu, Günal Kurşun, Nejat Taştan, Şeyhmus Özbekli.

Bunlar Uluslararası Af Örgütü, Yurttaşlık Derneği, Mazlum-Der gibi uluslararası ölçekte tanınmış, itibarı çok yüksek insan hakları savunucusu örgütlerin temsilcileri, yöneticileri, üyeleri, aktivistleridir.
5 Temmuz 2017’de İstanbul Büyükada’da bir otel salonunda deney ve bilgi alışverişi yapmak, etkinliklerinde eşgüdüm sağlamak üzere bir “Atelye çalışması” düzenlediler. Yanılmıyorsam çevirmen olarak aralarına girmiş birinin ihbarı ile oteldeki toplantı salonu polis tarafından basıldı. Polisler salona “Eller yukarı” diye naralar atarak daldılar ve hepsini gözaltına aldılar.
Gözaltını alışıldığı üzere bu işlerle görevli bir sulh ceza mahkemesi yargıcının kararı ile tutuklama izledi.

Ardından AKP medyasında haber kılıfı altında utanç verici iddialar birbirini izledi. Casusluk da vardı, darbe hazırlığı da vardı, Türkiye’yi bölmek isteyen yabancı servislerin ajanlığı da vardı.

Üç ay geçti. Sonunda İstanbul Başsavcılığı’nın terör ve örgütlü suçlara bakan bölümünden bir savcı iddianamesini yazdı.

Böylece son dönemin tarihe geçecek ve hukuk fakültelerinde ders olarak okutulacak iddianamelerine bir yenisi daha eklendi.
Bu iddianame henüz pek yeni. Tamamı elimde yok. Elime geçince gülerek ve hukuk adına utanarak okuyacağım. Şimdilik medyada bazı bölümleri yayımlandı. Oradan aktarıyorum:

“Şüphelilerin ‘Adalet’ ismiyle isimlendirilen yürüyüşün Gezi Parkı olayları benzeri şiddet içeren ve toplumda kaos oluşturacak olaylara dönüştürülmesinin amaçlandığı açıkça anlaşılmıştır.”
Breh breh breh!..

Savcının “açıkça anlaşılmıştır” dediği iddianın neresinden tutalım?
Kılıçdaroğlu’nun başlattığı ve sürdürdüğü Adalet Yürüyüşü 15 Haziran’da başladı ve 8 Temmuz’da bitti. Ertesi gün de Maltepe mitingi yapıldı...
Yani bu acemi aktivistler çok geç kalmışlar. 5 Temmuz’da toplanmışlar, Adalet Yürüyüşü’nü ülkede kaos yaratacak bir eyleme dönüştereceklermiş. O sırada yürüyüşün son aşamasına gelinmişti. Yani bizimkiler toplanıp, plan yapıp, karar verip harekete geçtiklerinde ne çare ki yürüyüş bitmiş olacaktı.
Acemilik işte.

***

Yukarıdaki kara mizahı bir yana bırakalım. Kimilerinin adını duyduğum, kimileriyle tanışıklığım olan, içlerinden Özlem Dalkıran’la ise çok, ama çok yakın bir dostluğu olan bir gazeteciyim.

Yaşamı boyunca şiddeti, şiddet içeren mücadele yöntemlerini kesinlikle ve kararlılıkla reddeden, bunu bir yaşam biçimine dönüştüren bir kadından söz ediliyor. Biri bana “Özlem Dalkıran ülkeyi kaosa ve şiddet ortamına sürüklemek üzere planlama yapılan bir toplantı düzenlemiş ve katılmış” derse benden alacağı cevap buraya yazamayacağım kadar okkalı bir küfürdür.

Ağzımı bozmadan söyleyebileceğim ise şu:

Bu gözaltı, tutuklama ve iddianameyle yargılama aşamasına gelen süreç Türkiye’yi dünyaya bir kez daha rezil etmek üzere atılmış bir adımdır.
Bu adımı atanların ceza görmek bir yana sırtlarının sıvanacağını da çok iyi biliyorum.

Hem komik, hem trajik olana gelince...

Özlem Dalkıran da, arkadaşları da yatacakları kadar yatarlar; çıktıktan sonra yine kolları sıvarlar ve Türkiye’yi bu rezilliklerden kurtarmak, onu insan haklarına, hukuka ve adalete saygılı bir ülke haline getirmek üzere çalışmaya
kaldıkları yerden devam ederler.

Atacakları ilk adımları saptamak üzere Büyükada’da bir otel salonunda bir “atelye çalışması” düzenlerlerse şaşmayın.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Montrer les messages depuis:   
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque Toutes les heures sont au format GMT + 2 Heures
Aller à la page Précédente  1, 2, 3, 4, 5
Page 5 sur 5

 
Sauter vers:  
Vous ne pouvez pas poster de nouveaux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas répondre aux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas éditer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas supprimer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas voter dans les sondages de ce forum


Powered by phpBB v2 © 2001, 2005 phpBB Group ¦ Theme: subSilver++
Traduction par : phpBB-fr.com
Adaptation pour NPDS par arnodu59 v 2.0r1

Tous les Logos et Marques sont déposés, les commentaires sont sous la responsabilités de ceux qui les ont postés dans le forum.