16 visiteur(s) et 0 membre(s) en ligne.
  Créer un compte Utilisateur

  Utilisateurs

Bonjour, Anonyme
Pseudo :
Mot de Passe:
PerduInscription

Membre(s):
Aujourd'hui : 0
Hier : 0
Total : 2098

Actuellement :
Visiteur(s) : 16
Membre(s) : 0
Total :16

Administration


  Derniers Visiteurs

Philippe : 01h22:13
cengiz-han : 15h05:43
murat_erpuyan : 18h04:14
Georges : 2 jours
duygu : 2 jours


  Nétiquette du forum

Les commentaires sont sous la responsabilité de ceux qui les ont postés dans le forum. Tout propos diffamatoires et injurieux ne sera toléré dans ces forums.


Forums d'A TA TURQUIE :: Voir le sujet - Bugünlere nasil geldik?
Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum Forums d'A TA TURQUIE
Pour un échange interculturel
 
 FAQFAQ   RechercherRechercher   Liste des MembresListe des Membres   Groupes d'utilisateursGroupes d'utilisateurs    

Bugünlere nasil geldik?
Aller à la page Précédente  1, 2, 3
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque
Voir le sujet précédent :: Voir le sujet suivant  
Auteur Message
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7313
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 03 Aoû 2016 0:49    Sujet du message: Répondre en citant

Adam sormus Menderes ne yapti ki diye!!!

Citation:

Demokrasi.. Ne güzel sahip çıkıyoruz değil mi? Ellerimizde bayraklar, genci yaşlısı çoluk çocuğu, yediden yetmişe tüm kuşaklar.. Herkes demokrasi şöleninde.. Öyle ki nöbetini bile tutuyoruz..
Sahi nasıl olmuştu da bizim memlekete demokrasi gelmişti? Ülkemizde demokrasinin babası kimdi? Kim ilan etmişti? Hatırlayan var mı acaba?
Sanırım iki ayaştan biriydi.. Hani şu ultra lüks yatıyla yola çıkıp bir duble de Samsun'da içmek için gittiği geziden elinde Anadolu'yla dönen akşamcı.. Vurulmuş filan üstelik.. Gazi olmuş.. Bilmem kaç tane devleti cephede alt üst etmiş.. Birazını da gavur İzmir'de denize dökmüş diyorlar..
Meclisin kıymetini anlamak için bombalanması mı gerekiyordu bilmiyorum ama meclisi kuran da aynı adam zannedersem.. Sanki ülkeyi meclis kurtaracak! Devam etsene sen saltanata kardeşim! Kim ne diyecek ki sana? Yok ille de meclis diye tutturmuş. Bir de yazı yazdırmış meclisin göbeğine: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir! diye..
Hatta bir gece o kadar içmiş ki avrupaya bile yok artık dedirtecek bir işe kalkışıp kadınlara bile seçme ve seçilme hakkı vermiş.. Sayesinde şimdi 81 ilde tüm meydanlarda kızlı erkekli demokrasi nöbetleri tutuluyor.. Kimsenin de aklı kimseye kaymıyor üstelik..
Hepsi tamam da.. kimdi ya bu adam? Kimdi bu eski mezar taşlarını okuyamayalım diye alfabeyi değiştiren? Baş komutan kısmı tamam da aynı zaman da baş öğretmen olan? Geometri kitabı bile yazmış olan.. Hay Allah..
Sen kalk sıfırdan bir memleket kur.. Sen kalk canını dişine tak, at üstünde hayatın boyunca tek bir derdin olsun.. Sen kalk cephede mevziide savaşta yedi düveli dize getir.. Meclis kur.. Saltanatı halka teslim et.. Demokrasiyi getir.. Geç milletin başına okumayı yazmayı ögret.. Kadınla erkeğe eşit haklar tanı.. Çoluk çocuğa bayram hediye et.. Sen gittikten sonra bir tek rakı masan konuşulsun; anılacağın resepsiyonlar hep sağlık sorunlarına denk gelsin..
Amma ve lakin.. Bu memleketin çimentosu sensin.. Ne kadar sarsılırsa sarsılsın, bu temel senin temelin.. Her yaşanılan olayda, hangi düşüncede olursa olsun, isteseler de istemeseler de, aslında herkes senin açtığın yolda..
Senin naçiz vücudun toprak oldu.. Fakat Türkiye Cumhuriyeti (TC) ilelebet payidar kalacaktır..
Mekanın cennet olsun..
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün yüce hatırasına..
En derin sevgi ve saygılarımla..
Dr. Kinyas Kartal,

ÖNEMLİ NOT: DEDESİ KİNYAS KARTAL VAN'DA AŞİRET REİSİ OLUP 200'DEN FAZLA KÖYÜ OLAN BİR AĞA İDİ.

AŞAĞIDA DA KENDİ İTİRAFLARI ...
YORUM SİZİN...

1- “KÖY ENSTİTÜLERİNİ BEN KAPATTIRDIM.. KİNYAS KARTAL”YORUMSUZ..
Köy Enstitüleri neden kapatıldı? CEVAP, kapattıranlardan biri, (KİNYAS KARTAL)’DAN GELİYOR..
“Ben kapattırdım köy enstitülerini. Ben toprak ağasıyım. 200’e yakın köyüm var.
Bu köylerdeki halk bana tapar. Ne işi varsa bana sorar.” Kinyas Kartal
Bir gazete yazarının dönemin Van milletvekili Kinyas KARTAL ile yaptığı bir röportaj :
***
– Köy enstitüleri KOMÜNİST YETİŞTİRDİĞİ için mi kapatıldı?

– HAYIR. Beni babam MOSKOVA ÜNİVERSİTESİ’NDE OKUTTU komünizmin ne olduğunu ben gayet iyi biliyorum. Köy enstitülerinde komünizmi bilen kimse yoktu.
– Peki, KARMA EĞİTİMDEN dolayı mı kapatıldı?
– HAYIR. Bu da değil bütün dünyada okullar karma eğitim kız erkek beraber okuyor.
– Peki ya neden?
– Ben kapattırdım köy enstitülerini. Ben toprak ağasıyım. 200’e yakın köyüm var.
Bu köylerdeki halk bana tapar. Ne işi varsa bana sorar. Evlenecek, boşanacak, askere gidecek, mahkemesi nesi varsa gelir bana danışırdı. Ama köy enstitüleri açıldıktan sonra 5 köyüme KÖY ENSTİTÜSÜ MEZUNU GELDİ ve bu köylerden artık KİMSE BANA GELİP DANIŞMAMAYA BAŞLADI. Ben düşündüm 200 köyümün hepsine köy enstitüsü mezunu gelirseBENİM AĞALIĞIM NE OLUR, SIFIRA DÜŞER!
Böyleyse benim harekete geçmem gerekir dedim ve DOĞUDAKİ BÜTÜN AĞALARA telefon ettim onları topladım. Bir de batıdan buldum ESKİŞEHİR’DEN EMİN SAZAK. Sonra MENDERES’LE PAZARLIĞA GİTTİK. (Yıl 1950 seçimlerin olacağı zaman) Dedik ki;
“Köy Enstitülerini KAPATIRSAN şu gördüğün doğudaki tüm toprak ağaları ve batıdan Emin Sazak’ın oyları sana. KAPATMAZSAN OY YOK” ve Menderes’te 1950’de iktidara gelir gelmez köy enstitülerinin temelini sarsmaya başladı.
*****
Demokrat Parti iktidara geldikten sonra 27 OCAK 1954’te çıkarılan kanunla KÖY ENSTİTÜLERİ KAPATILARAK günümüze ve geleceğe ışık saçacak güneşimiz resmen batırıldı.
KÖY ENSTİTÜLERİ KAPATILMASAYDI;
– Fırsat ve olanak eşitliği sağlanırdı.
– Ezberleyen öğrenci değil de okuyan, üreten, düşünen öğrenciler başarılı olurdu.
– Öğrenciler okullarına cep harçlıklarıyla değil emekleriyle “katkı” yaparlardı.
– Demokrasi sadece kitaplardaki tanımlarda değil yaşamın ta içinde olurdu.
– Daha nitelikli öğretmenler yetişirdi.
– Öğrenciler verilenle yetinmez, araştırır, bulur ve tartışırlardı.
– Boş zamanlarını MÜZİK DİNLEYEREK DEĞİL ENSTRÜMAN ÇALARAK;
takım fanatikliği ile değil spor yaparak değerlendirirlerdi.
Biz şu an sadece matematik problemlerini hızlı çözen çocuklar yetiştiriyoruz.
Hepsi bu. Ötesi yok…


Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2232
Localisation: Paris

MessagePosté le: 07 Nov 2016 16:28    Sujet du message: Répondre en citant

Emin Cölasan Sözcü'de bir kez daha hatirlatmis. Iyi de etmis...

Idam cezasi isteyen adam benim 15 Temmuz sehidim ne olacak diye sormus... Eee ne ekersen onu biçersin, ne istediler de vermedik dedigine gore o sehitlerin sorumlulugu da sende.

Kopek birisini isirsa sahibinden hesap sorulur mesela...


Citation:


Durup dururken gelmedik bu günlere…

6 Kasım 2016


Sevgili okuyucularım, Türkiye tam bir faşist düzen altında yaşamaya zorlanıyor. Medya kuruluşları basılıyor, gazeteciler tutuklanıyor.
Bazı milletvekilleri teröre ve terör örgütüne destek verdikleri için aynı kaderi yaşıyor ve tutuklanıyor.

Hükümete bu da yetmiyor, şimdi bütün devlet yetkilerini bir tek şahsın eline ve yetkisine vermek için çaba harcıyor. Bunun adına da başkanlık sistemi deniliyor!

* * *

Şimdi biraz geriye, geçmiş yıllara dönelim.

Türkiye bu ortama nasıl sürüklendi?.. PKK terörüne kimler çanak tuttu, kimler sürekli ödün verip görmezden geldi?..

Bu günlere gelmemizin birinci sorumlusu başımızdaki iktidardır.
Birkaç kısa örnek vereyim, belleğiniz tazelensin.

* * *

Bu iktidar PKK isimli terör örgütüyle görüşme ve pazarlık masalarına defalarca oturdu. Örneğin tarafsız ülke Norveç'in başkenti Oslo'da yapılan görüşmelerde masanın bir yanında AKP hükümeti, öbür yanında örgüt vardı.

Türkiye'yi o günlerin MİT Müsteşar Yardımcısı Bayan A.G. ile birlikte yine o sırada Başbakan Recep Tayyip'in Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı olan (sonra MİT Müsteşarı yapılan) Hakan Fidan temsil ediyordu.
Toplantının resmi tutanakları günün birinde örgüt tarafından sızdırılınca bizim hükümet şapa oturdu, söyleyecek söz bulamadı. Bayan A.G. örgüte hitap ediyordu:

“Bütün Güneydoğu'yu silah deposu yaptığınızı biliyoruz.”
Biliyorlardı ama hoşgörüyle karşılıyorlardı…

Ya da ellerinden bir şey gelmiyordu.

* * *

Recep Tayyip hükümetinin açılım saçılım süreci (!) resmen başlamak üzere idi. İmralı'daki Apo krallar gibi yaşatılıyor, cezaevi mutfağına getirilen değerli aşçılar ona istediği yemekleri ve özellikle de kebapları hazırlıyordu.

Üstelik Apo yalnızlıktan yakınıyordu ve buna derhal çare bulmak gerekirdi! İstediği beş PKK hükümlüsü, başka cezaevlerinden İmralı'ya getirilip yanına verildi. İsimleri Apo belirlemişti.

* * *

Ancak açılımın (!) bu kadarı yeterli değildi. Başka adımlar atmak gerekirdi. Hükümetle örgüt pazarlık masasına oturdu ve Kuzey Irak'ta üslenmiş olan teröristlerden yüzlercesi Habur sınır kapısından topluca giriş yaptı. Üzerlerinde dağ üniformaları vardı.

Bu aşamada Cumhuriyet tarihinde bir rezalet, bir ilk gerçekleşti. Silopi'de bir seyyar mahkeme, çadır mahkemesi kuruldu. Bu herifler orada birkaç saat boyunca güya yargılandı ve hepsi salıverildi. Sonra ilk hedef Diyarbakır! Otobüsler geçerken yollarda yüz binlerce kişi toplanmıştı… Büyük tezahürat yapıldı ve terörist güruhu muzaffer komutanlar edasıyla halkı selamladı.

Hem örgüt, hem de hükümet bu açılım başarısını (!) kutluyordu.

* * *

Ancak iş bu kadarla da bitmedi. Şimdi içeri tıktıkları HDP milletvekilleri ile hükümet arasında bu kez Dolmabahçe Sarayı'nda bir pazarlık toplantısı gerçekleşti. Hükümeti Başbakan Yardımcısı ile İçişleri Bakanı temsil ediyordu.

Açılım saçılım başarıyla (!) sürüyordu, devam etmesi kararı alındı.
Bu toplantı ortaya çıkınca Recep Tayyip açıklama yapmak zorunda kaldı:
“Bu olaydan benim haberim yoktu!”

* * *

HDP'nin Diyarbakır mitinginde yüz binlerce kişi vardı. Kürsüde Apo'nun İmralı'dan yazdığı ve devletin denetiminden geçen mektubu okundu. Okunmasını hükümet istemişti.

Yer gök inliyordu…

Kendi kıçını kurtarma peşinde olan Apo barış istiyordu.

* * *

Bu da yetmezdi… Hükümet bu kez yeni bir açılım saçılım yöntemi icat etti. Toplumda çok sevilen (!) ve saygınlığı olan (!) belli yandaşlarını bir araya getirip akil (akıllı) insanlar topluluğu kurdu.

Biz aptalların karşısına çıkarılan ekipte Rıfat Hisarcıklıoğlu, Lale Mansur, Murat Belge, Yılmaz Erdoğan, Etyen Mahçupyan, Doğu Ergil, Mustafa Kumlu, Orhan Gencebay, Kadir İnanır ve Hülya Koçyiğit gibi birileri vardı.
Toplam 63 kişiden oluşan bu seyyar tiyatro kumpanyası dokuz gruba ayrıldı ve bütün Türkiye'yi gezdi.

Bütün harcamaları devletten…

Gittikleri her yerde açılım saçılım sürecine destek veren nutuklar atıyorlardı.

Ancak halk bunları sık sık kovaladı, konuşma izni vermedi…Ve kaçmak zorunda kaldılar.

* * *

Günün birinde Ankara'dan Doğu ve Güneydoğu valiliklerine en üst düzeyden bir emirname gitti. Çok önemlidir:

“Örgütün kentlerde ve kırsalda kazdığı hendeklere ve siperlere, kurduğu barınaklara, inşa edilmiş olan şehitliklerine asla dokunulmayacak. Bir saldırı gelmediği sürece asker kışlasından, polis karakolundan dışarıya çıkmayacak…”

Valiler de yandaştı ve biri bile “Böyle rezalet olmaz” diyemedi.
Asker ve polis çekilince saha boş kaldı. Terör örgütü artık istediğini yapıyordu. Dokunan yoktu. Açılımın son aşamasına gelmiştik.
Sonrasını biliyorsunuz. PKK azdıkça azdı, kırsalda ve özellikle kentlerde kanlı savaş başladı. Her gün her yerde silahlar çekiliyor, baskınlar yapılıyor, bombalar patlıyordu.

Nice askerimiz ve polisimiz şehit düştü.

İl merkezleri ve ilçeler yıkıldı, merkezler harabeye döndü. On binlerce aile evini barkını bırakıp kaçtı, mahvoldu.

* * *

Sevgili okuyucularım, bu günlere işte böyle geldik.

Oslo, Habur, Dolmabahçe, Apo'nun mektupları, akiller kumpanyası, göz yumulan hendekler ve siperler, örgütün kurduğu şehitlikler…

Bu rezaletlerin üstü hiçbir zaman örtülmedi. Örtülmeyecek ve unutulmayacak.

FETÖ olayında da benzer durumları yaşamıştık. Cemaati devlete bu iktidar yerleştirdi, şimdi üzerine gidiyor.

PKK olayına bakınca da arada fark yok. Onlara yüz verip şımartan, açılım adı altında tepemize çıkaran da aynı iktidardır.

Gerçekleri lütfen bilelim, unutmayalım ve unutturmayalım.




Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10048
Localisation: Paris

MessagePosté le: 22 Déc 2016 3:55    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:



Sene 1978, Erdoğan henüz 24 yaşında!


MSP (Milli Selamet Partisi) Gençlik Kolları Üyesi gençler, “Akıncılar” adı verilen dernekler kurmaya başladılar. Artık Türkiye’de militan İslamcı örgütlenme bu dernek kanalıyla yapılıyordu.

Bu arada İslamcı gençlerden İran’a gidip orada eğitim alıp tekrar Türkiye’ye dönenlerin sayısı sürekli artıyordu. Bir müddet sonra bu derneklerin yönetimi Humeyni hayranı İKO (İslam Kurtuluş Ordusu) mensuplarının eline geçiyordu!

Akıncılar Derneği Genel Kurulu 8 Nisan 1978 günü yapıldı.

İlk konuşmayı Erbakan “Allahuekber” ve “Mücahid Erbakan” nidaları arasında yaptı ve ağır sanayi hamlesini anlattı.

Erbakan’dan sonra kürsüye Yılmaz Yalçıner çıktı.

Bu kişi “Humeyni Ruhullah’ın Türkiye İmamı” Ali Ekber Mehdipur’un yardımcısı idi! Erbakan’ın yüzüne karşı aynen şunları söyledi;
“Bugün Türkiye’de Müslümanlar esarettedir. Vazifemiz bu esaret zincirini kırmaktır. Biz sanayicilikle değil, cihad ile görevliyiz.”

Salondaki afişlerden biri şöyle idi;
Kahrolsun küfrün zilleti/Kurulsun İslam Devleti/Putları yıkalım/
Kör Kemal’in putunu yıkalım…
İran’daki “İslam Fedaileri” örgütünü örnek alan Akıncılar, Türkiye’nin birçok yerinde silah eğitimi aldıkları kamplar kurdular.

Bolu’ya 25 km uzaklıkta Demirciler Köyü yakınlarındaki ormanlık arazisinde kurulan kamp, Jandarma tarafından basıldı. Yakalananlardan biri Erdoğan’ın 40 yıllık arkadaşı, geçen hafta İzmir’deki Ege ve 9 Eylül Rektörlerini tehdit eden AKP Milletvekili Metin Külünk idi. Metin Külünk’ün üzerinden bir tabanca, çadırında 43 dinamit lokumu, ateşleme fitilleri, mermiler bulundu.

Daha sonra Metin Külünk Akıncı Liseliler Başkanı, Erdoğan ise
MSP İl Gençlik Kolu Başkanı oldu.

Mehmet Güney, Metin Yüksel, Mehmet Ali Tekin, Metin Külünk,
Edip Yüksel, Yakup Aslan’dan oluşan ekip, Humeyni’nin Türkiye İmamı Mehdipur’a en yakın çalışan ekipti.

Bu ekip, İstiklal Marşımız okunurken yere oturan ve Hilafet sancağının açıldığı Konya Mitingini de Erdoğan’ın organizasyonunda düzenlemiştir.

Erdoğan’ın, El Kaide liderlerinden Gülbettin Hikmetyar’ın dizinin dibine çöktüğü günler de taa o zamandandır!

Erdoğan’ın “Dindar ve Kindar Nesil” dediği neslin nasıl yetiştiğini şimdi anladınız mı?
Dindar ve kindar nesil isteyenlerin bir özelliği de utanma duygularını yitirmiş olmalarıdır!

-Büyük Ortadoğu Projesine Eşbaşkan olan da, Amerikan askerinin 1,5 milyon Müslüman’ın ölümüne sebep olan da, aynı Amerika’ya üst akıl deyip sözüm ona Amerika’ya kızan da aynı kişi olunca bunu ne ile açıklayacağız?

-Suriye Devlet Başkanına 6 ay arayla “Kardeş Esad” diyen de,
“Kalleş Esed” diyen de aynı ağız olunca bu tutumu neyle açıklayacağız?
-FETÖ ile 11 yıl koyun koyuna yaşayıp onu devletin en önemli makamlarına getiren ile, FET֒nü katil-darbeci- ajan ilan eden aynı kişi ise, bu davranışı ne ile izah edeceğiz?
-Türk Milleti fakirleşip borca batırılırken, avro ve dolarları ayakkabı kutularına istif edenler aynı kadro olursa bunu neyle izah edeceğiz?

Elbette ki tüm lisanlarda, tüm dinlerde, tüm ahlak anlayışlarında, tüm felsefi düşüncelerde bunların adı “Utanmazlıktır.”

15 yıllık bu yalan rüzgarına güç verenler, gerçeklerin saptırılmasına el verenler, hırsızlığa-yolsuzluğa-rüşvete yol verenler, korkularından ellerindeki basın organlarını demokrasi düşmanlarının ayaklarının altına serenler Türk Tarihine “Utanmazlığın-Yüzsüzlüğün-İhanetin”

21. Yüzyıldaki örneğini bırakmış oldular.
Bu ayıp, onların kendilerine ve 7 göbek soylarına yetecektir…

Not:
Bir kabın içinde ne varsa, dışarı o sızar. Aydınlık-barış-dostluk-kalkınma-zenginleşme-hakça paylaşma ve medeniyet varsa bunlar sızar. Hırs, ülkesine düşmanlık, fesat, kötülük, bölücülük varsa dışarı bunlar sızar! Başka ne bekliyordunuz ki…

Sağlık ve başarı dileklerimle 21 Aralık 2016

Rifat Serdaroğlu


Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10048
Localisation: Paris

MessagePosté le: 02 Jan 2017 1:48    Sujet du message: Répondre en citant

Kanada Başbakanı Justin Trudeau vs Binali Yıldırım (ALTYAZILI)

https://www.youtube.com/watch?v=GUkRbgEip6o
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7313
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 08 Jan 2017 0:27    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Bunu yaşadım
Soner Yalçin, Sozcu 5 Ocak 2017



Gerçekçi olmalıyız.

Samimi olmalıyız.

Yoksa bu terör belası bizi bölecek.

Yaşadığım olayı anlatmalıyım:

Robert A. Peck adını hiç duydunuz mu?

Amerikalı diplomattı. Dışişlerine girmeden önce Amerikan Ordusu'nda görev yaptı.

Muhtemelen -eşi gibi- CIA görevlisiydi.

“Diplomat” kimliğiyle Moskova'da bulundu.
Kıbrıs'ta çalıştı.

Ankara'daki büyükelçilikte ikinci katip olarak görev yaparken, Çorum ve Amasya'ya geziler yapıp, -nedense- Aleviler'in politik gücü gibi konularda araştırma yaptı!

Bu “araştırmalarından” kısa süre sonra, Çorum'da -o güne kadar hiç rastlanılmayan- “Müslüman Namusuna Sahip Çık” başlıklı bildiri dağıtıldı. 19 Mayıs Bayramı'na katılan kız öğrencilerin kıyafetlerine karşıydılar!
Bildiri şu cümleyle bitiyordu:
“Ne mutlu canı ile, kanı ile, malı ile CİHAD edenlere…”
Çorum bu bildiriyle gerildi. Ardından…

MHP'li eski Bakan Gün Sazak, 27 Mayıs 1980'de öldürüldü.
Suikast Ankara'da oldu; ama ertesi gün Çorum karıştı.
Kentin en işlek caddesine çıkan çoğunluğu gençlerden oluşan grup, “Kanımız aksa da zafer İslamın” ve “Kana kan intikam” sloganlarıyla yürüyüşe geçip Alevi- solcu işyerlerine saldırdı.

Olaylar iki gün sürdü; sokağa çıkma yasağı ilan edildi; olaylar duruldu.
Fakat… Şehirdeki gergin atmosfer sona ermedi. Herkes tedirgindi; sürekli “karşı mahallenin” saldırıya geçeceğini konuşmaya başladı. Mahalleler silahlandı. 40 gün sonra…

Tarih: 4 Temmuz 1980.

Cuma namazı henüz bitmişti ki, “Aleviler Alaattin Camii'ne bomba attı” diye yalan bir laf çıkarıldı. Bu yalan kimi cami hoparlöründen duyuruldu. TRT bu yalanı ekrana taşıdı.

Çıkan olaylar sonucunda 57 kişi can verdi.

Bu oyunu sahneye kimler koydu?

Bir ipucu var:

Robert A. Peck, Ankara'dan hemen sonra Afganistan'da çalıştı. Görevi, cihatçıları örgütlemek oldu! Emekli olduğu 1989 yılına kadar El-Kaide ile ilişkileri yürüttü. (2010'da AIDS'ten öldü!)

Bugün…

Sadece bir şehri değil, tüm Türkiye'yi provoke etmek için gerginlik stratejisi ilmik ilmik örülüyor…

Bir örnek vereyim…

İKİ KAHVE, İKİ HUKUK

İki kahveden iki sahne:
Birinci kahvede; cübbeli sarıklı iki kişi kahvede oturanlara içkini-kumarın kötülüğünü anlatıyor; dinin bunları yasakladığını tebliğ ediyor.

İkinci kahvede; bir kadın diğeri erkek iki kişi kahvede oturanlara IŞİD tehlikesinden bahsediyor; laikliğin önemini anlatıyor.

İşte… Bugün Türkiye'de…

Birinci kahvede konuşma yapan iki kişiye hiç dokunulmazken; ikinci kahvede konuşma yapan iki kişi tutuklanıyor!

Bu fark niye?

Her iki kahvedeki konuşmaların altına imzasını atmayacak bir kişi var mı?
Evet, içki-kumarın kötülüğü üzerine konuşma yapmak iyidir.
Evet, IŞİD tehlikesine karşı uyanık olmalıyız; laikliğe canla sarılmalıyız demek de iyidir.

Fakat…

İki kahveden iki farklı hukuk nasıl çıkıyor?

Cevabı olan var mı? Sanmıyorum!

Adalet duygusunu yok eden bu iki farklı hukuk yorumu toplumsal uzlaşmayı yok etmekle kalmıyor; halkı gerginlik atmosferine sokuyor!
IŞİD, FETÖ, PKK saldırılarına karşı güç birliği yapılması gereken bu acılı süreçte toplumsal barış dinamitleniyor.

Çok geriye gitmeyeyim; benzerini yılbaşı öncesinde de görmedik mi?
Noel Baba'ya ucube saldırılar; pankart asmalar, bildiri dağıtmalar…
Aynı oyun Mısır'da da oynandı; Hıristiyan Kıptileri öldürdüler; kiliselerini yaktılar. Vs.

Erdoğan, Mısır'daki büyük oyunu görüp, Mursi'ye “laiklikten korkmayın” derken, Türkiye'deki provokatörlere niye ses çıkarmıyor?

Kim şuursuz

Reina saldırısının/katliamının hayat tarzına yapılıp yapılmadığı hararetle tartışılıyor.

“Saldırı hayat biçimine karşı yapıldı” diyenlere, -örneğin- Murat Bardakçı bile sertçe karşı çıkıp; “ahkam kesip bilge görünmeye meraklı bir-iki şuursuzun keramet yumurtlamak maksadıyla sayıklamalarından ibarettir” diye yazdı.

Bir terör örgütünün eylem amacı, bizi niye yoğun tartışma içine çekiyor?
IŞİD'in Reina saldırısının amacı belli; Türkiye'de istikrarsızlık-kaos çıkarmak.

Ve fakat şu gerçeği de gözden kaçırmamak gerekir:

IŞİD, bir devlettir.

Bu devletin; istihbarat birimi “Muhaberat”; ve güvenlik birimi “Emniyyat” gibi kuruluşları var. Keza…

El-Emn ed-Dahili (iç güvenlik) ile El-Emn el Harici (dış güvenlik) birimleri var. Yani…

Rastgele terör eylemi yapmıyorlar. Reina saldırısını da rastgele seçmedi.
Evet, asıl amacı kaos çıkarmak; ama bir de, her daim yaptığı gibi sempatizan kazanmayı hedefliyor.

Çıkarılan “yılbaşı hissiyatından” yararlandı. Hani o sosyal medyada “oh olsun” diye yazanlar var ya, işte IŞİD onları safına katmak istiyor!
Irak'ta “Sünni duyarlılıktan faydalanmak” amacıyla -AVM bombalama gibi- benzer eylemleri yapıp militan kazandı. Yani, IŞİD yaşam tarzını hep hedef aldı; şimdi Türkiye'de de bunu hayata geçiriyor.

Gereksiz kaba tartışmaları bırakıp teröre, emperyalizmin büyük oyunu'na karşı birlik olmalıyız.

Çorum vb. olayları aklımızdan çıkarmamalıyız.



Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10048
Localisation: Paris

MessagePosté le: 21 Fév 2017 2:03    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:
İnekler yüzünden uçağımız yok…
9 Aralık 2016
Bekir Coskun

Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkler kendi uçaklarını yapmaya başladılar…
Vecihi Hürkuş gibi bir efsane havacı, Nuri Demirağ gibi havacılık için bütün servetini yatıran işadamları vardı…
Selahattin Reşit Alan ilk uçak mühendisimizdi… Cumhuriyet kurulmuş, ulusal bir sevinç ve gurur dalga dalga eserken, yurt dışına gönderilen ilk öğrencilerdendi…
Atatürk, yola çıktıklarında onlara şöyle demişti:
“Sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum, birer alev olarak dönmelisiniz…”
*
Uçak mühendisi Selahattin Reşit Alan Eskişehir Tayyare tamirhanesinde işe başladı… Tümü kendi çizimi Nu D-36 tipi uçağı yaptı… Bu arada Beşiktaş'ta uçak fabrikası kurulmuş, bugünkü Atatürk Hava Alanının olduğu yer Nuri Demirağ tarafından eğitim alanı olarak satın alınmıştı…
En önemli gereksinim; telsiz, telgraf, elektrik donanımı için Darüşşafaka gibi gözde okullarda bölümler açılmıştı…
İşler yolundaydı…
1938'de THK uçakları satın alacak, böylece yeni üretime olanak sağlanacaktı…
Kabul ve teslim için son bir test istendi, Selahattin Reşit Alan uçağı ile Eskişehir'e doğru havalanacaktı…
Ama oradaki pistte bir sorun vardı, inekler sık sık piste giriyordu…
Çare düşünüldü; pistin çevresine ineklerin giremeyeceği derinlikte bir hendek kazıldı…
Bu iyi bir yöntemdi ama çıkan toprağı hendeğin yanına yığmışlardı…
Pilot piste yaklaştığında toprağı fark edemedi, uçağın tekerlekleri toprağa takıldı ve düşerek parçalandı, Selahattin Reşit Alan yaşamını yitirdi…
*
1950'de uçak fabrikaları falan kapatıldı…
Bundan sonraki zamanda pistlerde hep inekler oldu…
Türkiye'nin kendi uçağını, otomobilini, otobüsünü, motorunu yapmasına izin verilmedi…
*
Geldik bu zamana…
Rasat uydumuzu Ruslar, Göktürk-2 uydumuzu Çinliler, birkaç gün önce Göktürk-1 uydumuzu Fransızlar
fırlattı…
Aynı gün o Darüşafaka'nın
143 yıllık binasını imam-hatip lisesi yaptılar…
*
Uçmak istiyorsan; artık mollanın üflemesi ile ne kadar gidersen…



http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/bekir-coskun/inekler-yuzunden-ucagimiz-yok-1554643/?utm_source=yazarlar&utm_campaign=diger_yazilar&utm_medium=diger
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10048
Localisation: Paris

MessagePosté le: 12 Mar 2017 2:28    Sujet du message: Répondre en citant

Eh bu da bugunlere nasil geldigimizin bir açiklamasi sayilir :

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10048
Localisation: Paris

MessagePosté le: 02 Avr 2017 1:07    Sujet du message: Répondre en citant

Bugunlere nasil geldigimizin bir gostergesi daha, aradaki fark bu kadar basit ama o kadar da keskin...

Muhsin Ertugrul, tiyatroda Ataturk'u beklemeden piyesi baslatir...

https://www.youtube.com/watch?v=ihzIcAIBuE4
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 7313
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 06 Mai 2017 23:31    Sujet du message: Répondre en citant

Bugun ogrencilerimle bir film izledik : Devrim Arabalari

https://www.youtube.com/watch?v=l9zp_xRkiLA

Bir kaç yuzyil once Hazerefan Galata kulesinden Uskudar'a uçunca kafasini cellattan zor kurtarmisti...

Cumhuriyet'in ilk doneminde tren yapabildi, uçak yapabildi Türkiye ama sonrasi gelmedi.

1961 otomobil yapti ama bu da yurumedi.

Hatta Türkiye'nin kullandigi ABD'de patentli savas uçaklarinin amerkian yazilimlarini yerine Turk yazilimlarii yapan 2 genç muhendis birbiri arkasina arabalarinda olu bulundu, intihar dendi...

Butun bunlardan sonra filmden iki cumle insanin kafasina dank ediyor :

- Türkiye'de hiçbir basari cezasiz kalmaz

- Ustunde "devrim" yazan bir arabanin Turkiye sokaklarinda dolasmasina izin verilecegini mi sandiniz.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10048
Localisation: Paris

MessagePosté le: 23 Aoû 2017 1:57    Sujet du message: Répondre en citant

Emre Kongar Hoca 4 makale ile ders veriyor adeta

Hangi Cumhuriyet?

1
http://bit.ly/2g4cBUs

2
http://bit.ly/2vn4eoW

3
http://bit.ly/2v4oOPX

4
http://bit.ly/2wwrR3y


itirazi olan soylesin...
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 10048
Localisation: Paris

MessagePosté le: 09 Oct 2017 23:22    Sujet du message: Répondre en citant

Trump ile RTE gorusmesinden sonra yandas basin atip tutuyordu.



RTE ABD Elçiligi gorevlisini tutuklattirinca vize krizi basladi ve yandas bain o "komunist ve hain" Nazim Hikmete sarildi.



Öte yandan havuz medyası yazarlarından Nevzat Çiçek, ABD'nin vize kararının ardından attığı tweetlerde Nazım Hikmet'in şiirini paylaştı.

Çiçek ayrıca "Altıncı filoyu o gün hep beraber denize dökemedik acısını toplum olarak hep beraber çektik umarım ders almışızdır" diye yazdı.

ANCAK
Twitter takipçileri Çiçek'e o dönem bugünün Meclis Başkanı İsmail Kahraman'ın başkanlığını yaptığı ve AKP kadrolarının büyük bölümünün yetiştiği Milli Türk Talebe Birliği'nin (MTTB) Denizlere karşı ABD askerlerini savunduklarını hatırlatmakta gecikmedi.

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Montrer les messages depuis:   
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque Toutes les heures sont au format GMT + 2 Heures
Aller à la page Précédente  1, 2, 3
Page 3 sur 3

 
Sauter vers:  
Vous ne pouvez pas poster de nouveaux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas répondre aux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas éditer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas supprimer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas voter dans les sondages de ce forum


Powered by phpBB v2 © 2001, 2005 phpBB Group ¦ Theme: subSilver++
Traduction par : phpBB-fr.com
Adaptation pour NPDS par arnodu59 v 2.0r1

Tous les Logos et Marques sont déposés, les commentaires sont sous la responsabilités de ceux qui les ont postés dans le forum.