61 visiteur(s) et 0 membre(s) en ligne.
  Créer un compte Utilisateur

  Utilisateurs

Bonjour, Anonyme
Pseudo :
Mot de Passe:
PerduInscription

Membre(s):
Aujourd'hui : 1
Hier : 0
Total : 2154

Actuellement :
Visiteur(s) : 61
Membre(s) : 0
Total :61

Administration


  Derniers Visiteurs

Frankyv23 : 08h03:23
murat_erpuyan : 10h14:46
laroserouge : 21h32:44
administrateu. : 1 jour, 12h32:47
cengiz-han : 2 jours


  Nétiquette du forum

Les commentaires sont sous la responsabilité de ceux qui les ont postés dans le forum. Tout propos diffamatoires et injurieux ne sera toléré dans ces forums.


Forums d'A TA TURQUIE :: Voir le sujet - Yilmaz Özdil'den güzel bir yazi
Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum Forums d'A TA TURQUIE
Pour un échange interculturel
 
 FAQFAQ   RechercherRechercher   Liste des MembresListe des Membres   Groupes d'utilisateursGroupes d'utilisateurs    

Yilmaz Özdil'den güzel bir yazi
Aller à la page Précédente  1, 2, 3, 4, 5, 6  Suivante
 
Ce forum est verrouillé; vous ne pouvez pas poster, ni répondre, ni éditer les sujets.   Ce sujet est verrouillé; vous ne pouvez pas éditer les messages ou faire de réponses.    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque
Voir le sujet précédent :: Voir le sujet suivant  
Auteur Message
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 11130
Localisation: Paris

MessagePosté le: 02 Avr 2014 23:21    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:



Yılmaz ÖZDİL - 2 Nisan 2014

Bağzı sonuçlar

AKP’nin yanlış politikaları sonucu Hatay Reyhanlı’da tarihimizin en büyük terör saldırısı oldu, 53 kişi hayatını kaybetti. Reyhanlı’da AKP kazandı.

*

Ali İsmail Korkmaz, Abdullah Cömert, Ahmet Atakan, hayatlarının baharında katledildiler, Antakya’da toprağa verildiler. Antakyalı komşuları AKP’yi seçti.

*

Öğretmen Metin Lokumcu, Hopa’nın dereleri peşkeş çekilmesin, ağaçlarına zarar gelmesin diye hayatını hiçe saydı, biber gazıyla öldürüldü. Hopa’da AKP kazandı.

*

İstanbul Zeytinburnu Davutpaşa’da ruhsatsız maytap fabrikası patladı, AKP’li belediyenin sorumsuzluğuyla 21 insanımız öldü. Zeytinburnu’nda AKP kazandı.

*

İstanbul’da alışveriş merkezleri ve çarpık yapılaşmayla sıkıştırılan Ayamama Deresi taştı, Küçükçekmece’ye bağlı İkitelli’de Halkalı’da 31 vatandaşımız boğularak can verdi. Küçükçekmece’de AKP kazandı.

*

Elazığ Kovancılar’da alt tarafı 6 şiddetinde deprem oldu, 21’inci yüzyılda hâlâ kerpiçte oturuluyordu, 51 insanımız enkazda öldü. Kovancılar’da AKP kazandı.

*

Çin’den sarmısak ithal ediyoruz, Kastamonu Taşköprü’de AKP kazandı. GDO’lu ithal pirinçleri millete yedirdiler, Kastamonu Tosya’da AKP kazandı.

*

Bi yandan van münüts ayağına yatıp, beri yandan İsrail’i korumak için Malatya Akçadağ Kürecik’e radar kondurdular. Akçadağ’da AKP kazandı.

*

Rahmetli Bülent Ecevit, köykent projesi başlattı, Ordu Mesudiye’yi pilot bölge seçti, yol yaptı, içme suyu şebekesi yaptı, kanalizasyon yaptı, telefon getirdi, jeneratör getirdi, okul yaptırdı, sağlık ocağı açtı, ambulans verdi, itfaiye aracı verdi, parklar yaptı, futbol sahası yaptı, kapalı spor salonu yaptı, kültür-sanat evi kurdu, kütüphane kurdu, camileri onardı, tarım kooperatifi kurdu, sulama tesisi kurdu, orman ürünleri fabrikası kurdu, meyve fidanları dağıttı, seralar açtı, yaylalara elektrik hattı çekti, faizsiz kredi verdi, seçim oldu, 1.400 seçmen vardı, rahmetli Ecevit sadece 4 oy aldı! Şimdi... Mesudiye’de AKP kazandı.

*

AKP’li bakan, Erzurum Pasinler’e gitti, vatandaşın biri, geldiğinize çok sevindim dedi, AKP’li bakan, yok yav, nerden bileyim sevindiğini, takla at da göreyim, çal davulcu dedi, davulcu çaldı, vatandaş göbek attı. Pasinler’de AKP kazandı.

*

Ölüm madencinin kaderi dediler, güzel öldüler dediler, taşeron cinayetlerinin sembollerinden biri, Zonguldak Kozlu... Kozlu’da AKP kazandı. Balıkesir Dursunbey’de grizu patladı, 17 işçi daha güzel öldü! Dursunbey’de AKP kazandı.

*

Samsun Canik’te sel oldu, insanlarımız dere yatağına kurulan TOKİ binalarında boğuldu, 13 kişi hayatını kaybetti. Canik’te AKP kazandı.

*

Konya Taşkent’e bağlı Balcılar beldesindeki, ruhsatı olmayan, deprem raporu, itfaiye raporu olmayan, eğitim izni, yurt izni olmayan, kaçak Kuran kursu binası çöktü, 17’si kız çocuğu 18 insanımız hayatını kaybetti. Taşkent’te AKP kazandı.

*

Angelina Jolie, Suriyelilerin kaldığı çadırkenti gezerken, Kütahya Simav’da 35 bin insanımız çadırdaydı. Çünkü beş küsurluk deprem oturulacak bina bırakmamıştı. Üstelik, Suriyelilere verdikleri için, Simavlılara çadır da kalmamıştı, herkes başının çaresine bakmıştı; aylarca süründüler. Simav’da AKP kazandı.

*

Kocaeli Dilovası’nda sanayi atıkları ve hava kirliliği nedeniyle kanser patladı. AKP’li belediye başkanı, kanser gerçeğini bilimsel olarak ortaya koyan profesöre şarlatan dedi. Profesörü hapse tıkmaya çalıştılar. CHP hadiseyi Meclis’e taşıdı, sağlık bakanlığı kanser manser yok dedi. Dilovası’nda AKP kazandı.

*

Zonguldak Çaycuma’da Filyos köprüsü bakımsızlıktan, denetimsizlikten çöktü, AKP’li belediye başkanının babası dahil 15 insanımız boğularak can verdi. Çaycuma’da AKP kazandı.

*

Buna mukabil...

*

Tayyip Erdoğan “hesabı sandıkta veririz, kararı millet verecek” demişti. Kararı millet verdi... İzmir’e talip olan Binali Yıldırım’ın bacanak davası vardı, kazanamadı, hesabı sandıkta veremedi, aklanamadı. Zafer Çağlayan, Mersin milletvekili, AKP Mersin’de kazanamadı, aklanamadı. Muammer Güler, Mardin milletvekili, AKP Mardin’de kazanamadı, aklanamadı. Egemen Bağış, İstanbul Kadıköy bölgesi milletvekili, AKP Kadıköy’de kazanamadı, aklanamadı. Bekir Bozdağ hakkında İzmir ve Adana’da fezleke hazırlandı, İzmir’de kazanamadı, Adana’da kazanamadı, aklanamadı. Ben ne yaptıysam, Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla yaptım dediği için, Erdoğan Bayraktar’ı saymıyorum. Tayyip Erdoğan’ın Urla’da villa davası vardı, AKP Urla’da hezimete uğradı, aklanamadı.

*

Şöyle kazandık böyle kazandık filan demelerine rağmen, suratlarının asık olması, tel gibi gergin olmaları, ondan.

*

Biliyorlar çünkü...
Güçlü olan haklı değildir.
Haklı olan güçlüdür.



On n'écrit pas "bagzi" mais "bazi"; n'est-ce pas Murat?!
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2443
Localisation: Paris

MessagePosté le: 30 Avr 2014 10:16    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:



Yılmaz ÖZDİL
hurriyet.com.tr

30 Nisan 2014

Zavallı Almanya

2010.

Almanya Cumhurbaşkanı, resmi ziyaret için Türkiye’ye geldi. Dindar bi ailenin çocuğuydu. Adını bile, Hıristiyan koymuşlardı. Evlendi. Kızı oldu. Örnek eş, örnek babaydı. Aşağı Saksonya Başbakanı’yken kendisinden 15 yaş küçük Bettina’yla tanıştı, Bettina hamile kaldı, zart diye eşini boşadı, Bettina’yla evlendi, Bettina zilli bi kızdı, bi tane de gayrimeşru oğlu vardı. Aşağı Saksonya başbakanı olan kocası cumhurbaşkanı seçilince, Almanya’nın ilk dövmeli first leydisi oldu. Vay efendim, cumhurbaşkanı eşini aldatmış, first leydinin evlilik dışı ilişkisi olmuş filan, Alman vatandaşlarını alakadar etmedi, özel hayatıydı, kimseyi ırgalamazdı. Bi süre sonra... Cumhurbaşkanının henüz başbakanken bir tatil sırasında, alt tarafı 700 Euro’luk otel masrafını, bir film yapımcısına ödettiği ortaya çıktı. Almanya ayağa kalktı kardeşim! Avanta’nın yolsuzluk’un küçüğü büyüğü olmazdı. Asla kabul edilemezdi. Cumhurbaşkanı ebelek gübelek yapmadı, şerefsiz medya, karanlık odaklar, bu savcılar çete, paralel falan demedi, Alman halkının cumhurbaşkanına duyduğu güven sarsıldı dedi, şak diye istifa etti.

*

2014.
Almanya Cumhurbaşkanı, resmi ziyaret için Türkiye’ye geldi. Sevgilisiyle geldi. Cumhurbaşkanı, aslında, bildiğin papaz. Alman siyasetinde ahlak sembolü olarak tanımlanıyor. Evli. Ama, ayrı yaşıyorlar. Boşanmıyor. Sevgilisi var, Daniela... Cumhurbaşkanı 74 yaşında, sevgilisi 54 yaşında... Sevgilisi, oğluyla yaşıt! Daniela, gazeteci. Daha doğrusu, gazeteciydi. Nürnberger Zeitung’da politika editörüydü. Beraber yaşadığı adam cumhurbaşkanı seçilince, gazeteden istifa etti. Evli biriyle sevgili olmasında sakınca yoktu ama, cumhurbaşkanıyla beraberken gazetecilik yapması, basın ahlakına uygun değildi. Cumhurbaşkanı’nın Daniela’dan önce bir başka sevgilisi vardı, Helga... O da gazeteciydi. Sekiz sene onunla takıldı. Helga biraz yaşlandı, şu anda 64 yaşında, Helga’yı bıraktı, Daniela’yla takılmaya başladı. Ama, Helga’dan hepten vazgeçmedi. Kadının kalemi kuvvetli... Sözleşmeli danışman olarak işe alındı, cumhurbaşkanının konuşma metinlerini yazıyor. Sevgilisiyken işe alınsaydı, dünyayı başına yıkarlardı. Ayrıldıkları cümle âlem tarafından bilindiği için, siyasi ahlak açısından herhangi bir sakınca görülmüyor.

*

Türkiye’de cumhurbaşkanı kim olmalı, acaba nasıl biri olmalı tartışmaları sürerken... İyi ki geldi Almanya cumhurbaşkanı.

*

Türkiye, asrın devletiyken... Almanya’nın neden hırsızlar tarafından yönetilen, zavallı, fakir bir devlet olduğunu hatırlamamıza vesile oldu.

*

Çünkü, bu Alman halkının hiç kafası çalışmıyor... Kimin kimi becerdiğiyle ilgileneceğine, Alman halkını becermeye kalkan var mı, onunla ilgileniyor.

*

Halbuki, bizi örnek almaları lazım.
Memleketi soymuş mesela, soğana çevirmiş, hiç önemli değil, önemli olan, iyi bir aile babası olması... Ne demiş büyüklerimiz? Allah memlekete hırsızın hayırlısını versin demiş... Oğlunun evine Euro istiflemiş, ayakkabı kutusuna dolar doldurmuş, yatak odasını kasa dairesine çevirmiş, koluna 700 bin liralık avanta saat taktırmış, sana ne birader... Umreye ailece gidiyor mu, sen ona bak!


[/url]
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 8145
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 21 Aoû 2014 2:06    Sujet du message: Répondre en citant

Adam kapiya kondu ya bendeki arsive yerlestirilmis eski bir yazi ile hadi hayirlisi diyeyim...

Citation:



AB'ye paralel

Yılmaz ÖZDİL - Hürriyet - 25 Ocak 2014


Brüksel’e giden Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği’ne “paralel devleti” anlatmış, Avrupa Birliği de dinleyip, ikna olmuş.

*

Ne anlatmıştır acaba derseniz?

*

“Almanya’da mesela” demiştir...
Hani, alt tarafı 700 euroluk tatil masrafını arkadaşına ödettiği ortaya çıkan Almanya Cumhurbaşkanı utanıp istifa etti ya... Biz öyle yapmadık, ayakkabı kutuları ortaya çıktı, para sayma makineleri ortaya çıktı, dört bakanım hakkında rüşvetten fezleke var, beşinci bakanımın bacanağını yakaladılar, bu satırlar kaleme alınırken adalet bakanım hakkında da fezleke ortaya çıktı, hiç istifimi bozmadım, üstüme bile alınmadım, koçlar gibi oturuyorum koltuğumda demiştir.

*

“Fransa’da mesela” demiştir...
Hani, İsviçre’de banka hesabı olduğu ortaya çıkan Bütçe Bakanı, yemin billah inkâr etmek varken, anında itiraf edip, içinde bulunduğum ahlaki çöküntü nedeniyle özür diliyorum deyip, milletvekilliğinden bile istifa etti ya... Biz öyle yapmadık, fezlekelere göre 63 milyon dolar avanta almakla suçlanan bakanlarım bile hâlâ Meclis’te oturuyor, Allah sizi inandırsın, oğulları tutuklanan bakanlarım bile hâlâ milletvekili demiştir.

*

“İtalya’da mesela” demiştir...
Hani, benim canım arkadaşım Silvio’nun hırsızlıkları ayyuka çıkmıştı, buna rağmen istifa etmiyordu da, milyonlarca İtalyan sokaklara dökülüp, benim canım arkadaşımı istifa ettirene kadar protesto eylemi yaptılar ya... Biz öyle yapmadık, çünkü benim milletim, soyuyorsa beni soyuyor, sana ne diye bizi savunuyor, hırsız varrr diye protesto gösterisi yapanlarla kavga ediyor demiştir.

*

“Yunanistan’da mesela” demiştir...
Hani, Atina’da bir öğrenci polis kurşunuyla öldürüldü de, ülke ayağa kalktı, önce içişleri bakanı, sonra hükümet istifa etti ya... Biz öyle yapmadık, kurşunla öldürdük, sopalarla döve döve öldürdük, gözlerini çıkardık, içişleri bakanımız destan yazan polislerimize ikramiye verdi, bizde böyle, biz işimize gelen polise ikramiye veririz, işimize gelmeyen polisin kellesini alırız demiştir.

*

“İngiltere’de mesela” demiştir...
Hani, özel otomobilini kullanırken hız yaptığı için radara yakalanan Enerji Bakanı, ehliyetine el konmasın diye, direksiyonda ben yoktum, eşim kullanıyordu dedi de, bu yalan beyanı ortaya çıkınca bakanlıktan istifa etti ya... Biz öyle yapmayız, çünkü bu örneği benim milletime izah edebilmem bile mümkün değil, nasıl yani falan derler, istifaya akıl erdiremezler, benim memleketimde benim bakanlarım kırmızı ışıkta geçip adam bile ezse, ehliyetine el konmaz, aksine, ezilen ayıplanır, böyle incir çekirdeğini doldurmayacak şeyler yüzünden istifa edilir mi birader, salak mısınız siz demiştir.

*

“Lüksemburg’ta mesela” demiştir...
Hani, telekulak skandalı ortaya çıkıp, siyasilerin telefonlarının dinlendiği anlaşılınca, Lüksemburg Başbakanı ahaliden özür diledi ve bostan korkuluğu olmadığıma göre, bu hukuksuzluğun bir numaralı sorumlusu benim diyerek istifa etti ya... Biz öyle yapmadık, benim telefonum bile dinleniyor, odama böcek yerleştirmişler dedim, çıktım işin içinden, bırak sorumlusu olmayı, mağdur bile oldum demiştir.

*

“İspanya’da mesela” demiştir...
Hani, İspanya Kralı’nın damadını yolsuzluktan sanık yapıp, malvarlığına el koydular, kralın kızını, Prenses’i ifadeye çağırdılar, tıpış tıpış gidip ifade verecek ya... Yok öyle! Bizde monarşi yok, ileri demokrasi var. O yüzden, oğlumu ifadeye çağıranların alayını görevden aldım, savcıları vatana ihanetle suçladım, ne savcı bıraktım ne polis, darmadağın ettim, muhalefet milletvekili oğlumun mevzusunu Meclis’te dile getirmeye kalktı, benimkiler saldırdı, bana dil uzatanın ağzını yüzünü patlattılar, kızımın telefon konuşmaları internete düştü, gazetede-televizyonda yayınlayan medya patronunu oyarım, burda krallık yok, milli irade var, HSYK’yı değiştirdim, gene değiştiriyorum, yarın canım isterse gene değiştiririm, ister asarım ister keserim demiştir.

*

E bu kadar izahattan sonra... Avrupa Birliği anlamıştır mutlaka “paralel devlet”in ne olduğunu, ikna olmuşlardır!


Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 11130
Localisation: Paris

MessagePosté le: 22 Aoû 2014 1:40    Sujet du message: Répondre en citant

Aa be Murat aga eski bir yazi yerine Hurriyet'ten kavulmaya yolaçan yaziyi yayimlasaydin ya...

Citation:


"Başbakan kim olsun"
15.08.2014

Valla benim içimden geçen isim, Bilal…

Birincisi, devlette devamlılık esastır, devlet dediğin babadan oğula’dır.

İkincisi, hiç unutmam, 2005 senesinde Brüksel’deki NATO zirvesinde, ABD Başkanı Bush, İngiltere Başbakanı Blair ve bunun babası bir araya gelmişti, Bush parmağıyla bunu gösterip “çalışıyor mu bu” diye sormuştu, babası “çalışıyor” demişti, Bush da daha bi saniye önce çalışıp çalışmadığını bile bilmediği halde “çok akıllı bi çocuk” demişti, Blair de gülerek “tıpkı babası gibi” demişti.

Üçüncüsü, Bush’la Blair haklıydı, hakikaten çok zeki bi çocuk… Küçükken okuyacak parası bile yoktu, Remzi’nin bursuyla okudu. Şimdi, çalışarak kazandığı paralarını 48 saat sıfırlıyor, hâlâ 30 milyon avrosu kalıyor, zekâsını düşün yani.

Dördüncüsü, milletvekili olmasına filan gerek yoktur, doğuştan milli egemendir, “23 Nisan” doğumludur. Seçim meçim yapılmasın, çocuk bayramı’nda makama oturtulsun, bi daha kalkmasın, ister assın ister kessin.

Beşincisi, vakıfçı olduğu için memlekete dair her mevzuya vâkıftır… Babası ne zaman sıkışsa onu arar, telefon eder, Fenerbahçe’yi şöyle yap der, telefon eder, şu işadamını kucağa oturt der, telefon eder, çiftlik ne oldu diye sorar. Gerçi biraz yavaş anlar, ha bire anlamadım babacım der ama, olsun, o kadar kusur kadı kızında da olur, imam oğlunda da olur. Bilal’den şahane başbakan olur.

*

Bilal olmazsa…
Hayırsever Rıza cuk oturur.

*

O da maaşallah Bilal gibi zekâ küpü, henüz 26 yaşındayken 86 milyar dolarlık altın ihracatı yaptı.
Ayrıca… Bakanların yarısı zaten emrinde.
Hayırsever olduğu için, seviyor bakanlarımızı. Kimine kol saati alıyor, kimine takım elbise alıyor, kimine çikolata kutusu gönderiyor. Bakanlarımız da onu seviyor. Mesela, içişleri bakanımız gerekirse önüne yatıyor.
Başbakanımız “yuh çekersen, tokadı yersin” diyor, vatandaşları yumrukluyor, yerlerde tekmeletiyor, Rıza da “hırsız var” diyeni, korumalarına yakalattırıyor, ağzını burnunu kırdırtıyor.
Tam halef-selef olsun.
Böyle başa böyle tarak olsun.

*
Yok eğer, Rıza da uymazsa…
Müteahhit Cengiz olsun.

*

Malum “tecavüz kaçınılmazsa, zevk almaya bak” derler, nasıl olsa milletin orasına koyacak, bari başbakan olarak koysun. Ahaliyi donuna kadar soymalarına rağmen, ahali itiraz edeceğine “soyuyorsa beni soyuyor, sana ne” diye kavga ediyorsa… “Gör bak, milletin orasına koyacağız” diyen müteahhit Cengiz’e törenle plaket veriliyorsa… Allah yardımcımız olsun, müteahhit Nihat da bu Cengiz’in başbakan yardımcısı olsun.
Çünkü n’aapsın bu şartlarda Nihat, koymazsa kabahat.

*

Müteahhit Cengiz de olmazsa…
Sayın Apo olsun.

*

Hatırlarsınız, tapesi sızmıştı, “Tayyip’in beni üçüncü kişi olarak konumlandırması tesadüf değil” demişti. Nedir devlet protokolü? Birinci kişi cumhurbaşkanı, ikinci kişi meclis başkanı, üçüncü kişi başbakan… E madem öyle, tesadüf olarak kalmasın, resmiyet kazansın, “Yeni Türkiye” protokolüne geçilsin. Apo tek başına başbakan olmasa bile, hiç olmazsa eşbaşbakan olsun.

*

Yasin el Kadı, dışişleri bakanı olsun. Recep İvedik, kültür bakanı olsun. Orhan Gencebay, Bülent Ersoy, Hande Yener, Mustafa Sandal, Alişan, Cengiz Kurtoğlu, Berdan Mardini, Ece Erken, Şafak Sezer kabineye girsin, Burhan Kuzu gene bi şey yapılmasın, düz milletvekili kalsın, delirsin. Acun, hükümet sözcüsü olsun.

*

Google’dan ayet sallayan, bakara makaracı Egemen Bağış’ı da Ekmeleddin’den boşalan İslam İşbirliği Teşkilatı’nın başına getirdin miydi, tadından yenmez gari.”
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 11130
Localisation: Paris

MessagePosté le: 16 Déc 2014 23:04    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Hani hep derler ya zaman’lama manidar

Yılmaz Özdil - Sözcü, 16 Aralık 2014


Zaman gazetesi genel yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı’nın evinde yapılan aramada, ayakkabı kutularına istiflenmiş halde milyonlarca euro bulundu.
Samanyolu televizyonu medya grup başkanı Hidayet Karaca’nın yatak odasında yedi tane büyük boy kasa ve para sayma makinesi yakalandı.
Fuat Avni’nin Ekrem Dumanlı’ya İsviçre’den kol saati aldığı, Hidayet Karaca’ya da çikolata kutusu içinde dolar balyaları gönderdiği ortaya çıktı.
Pensilvanya’nın kriptolu telefonla Hakan Şükür’ü aradığı ve kısık sesle konuşarak “evdeki paraları sıfırla” dediği, Hakan Şükür’ün “anlamadım hocacığım” dediği, Pensilvanya’nın “çabuk abini, amcanı, enişteni çağır” dediği, Hakan Şükür’ün “sıfırlıyorum sıfırlıyorum hala 30 milyon euro var, hava karardıktan sonra gideyim iki villa daha alayım bari” dediği anlaşıldı.
Sungurlar dizisinde google’dan ayet sallandığı, senaristlerin bu diziyi Urla’daki villalarda yazıp, Çatalca’daki çiftliklerde çektiği tespit edildi.
Fuat Avni’nin oğlunun vakfına, cemaatçi işadamı tarafından anca 10 milyon dolar bağış yapıldığı, Fuat Avni’nin de sinirlenip “kucağa oturturum” dediği belirlendi.

Zaman gazetesiyle Samanyolu televizyonunu satın almak için rüşvet havuzu oluşturulduğu, üçüncü havalimanından sonra, henüz ihalesi yapılmamış olan dördüncü ve beşinci havalimanını da kazanan cemaatçi müteahhidin, gevrek gevrek gülerek, “milletin orasına koyacağız” dediği öne sürüldü.

Gemicikler alan Ekrem Dumanlı’nın şimdi de adacıklar almak istediği, Hidayet Karaca’nın da kendisine haber vermeden kupon arazileri dağıtan TOKİ başkanını fırçaladığı iddia edildi.
Tek Türkiye dizisindeki figüranların maaşlarının ay sonunda verildiği, ancak, orospuyla memurun bahşişinin henüz dizi çekilmeden ödendiği açıklandı.

*
Fuat Avni itiraf etti, ne yaptılarsa “para”lel yapının talimatıyla yaptıklarını, eğer bir hırsızlık varsa, “para”lel yapının da istifa etmesi gerektiğini söyledi.


Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 11130
Localisation: Paris

MessagePosté le: 16 Déc 2014 23:20    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:



Can Dündar

Erdoğan’ın Önlenebilir Tırmanışı

Cumhuriyet 16 Aralık 2014 Salı

Diyorduk ki:
Devlet içinde, yargıda, poliste Cemaat’e bağlı bir yapılanma, muhaliflere kumpas hazırlıyor.

Hükümet tınmıyordu. Çünkü ortaklardı.

Diyorduk ki:
Bu hükümet, askeri vesayetin yerine polis vesayetini kuruyor. İş, bir sivil diktaya gidiyor.

Cemaat tınmıyordu. Çünkü ortaklardı.

Ne zaman ki ortaklık bozuldu, içerden darbe yiyen Hükümet “Kumpas”çıları ilan etti.

Medyası kuşatılan Cemaat, “Diktaya gidiyoruz” diye feveran etti.
Haklı çıkmanın haklı gururu içinde ikisine de dönüp “Günaydın. Tanıdınız mı şimdi birbirinizi” demek geçiyor içimizden…

Ya da Türk filmlerinden bir replikle, “Durun, siz kardeşsiniz” diye bağırmak…

Ama gün o gün değil.

Gün, “Erdoğan’ın önlenebilir tırmanışı”na karşı mazlumun yanında durma, birlik olma zamanı…

***

Ne çok aynı duruma düştük bu ara…

Askerin yasaklılar listesindeydik; uyduruk suçlamalarla içeri atıldıklarında mahkemelere gidip lehlerine ifade verdik.

Odatv’nin hedefindeydik. Yalan yanlış ithamlarla büroları basıldığında ağzımızda bantlarla protesto ettik.

O zaman kim çıkmıştı karşımıza?

Ekrem Dumanlı…

“Ağzına bant vurup basın özgürlüğü nutku çeken meslektaşlarımız o bandı söküp atsın” diye yazmıştı bizim için…

“Zaman” değişti.

Şimdi o nutukları Ekrem Dumanlı için çekiyoruz; ağzımızda bantlarla…

***

14 Aralık, hiç şüphesiz 17 Aralık’ın intikam operasyonudur.

“Makul şüphe”yle gözaltına cevaz veren yasal kılıfı Cuma’dan hazırlanmış, ilkin burada kullanılmıştır.

Dosya, Zarrap’ı salıveren, “Uzun Adam”a övgü düzdükten sonra terfi ettirilen hakimlere ısmarlanmıştır.

Uygulamada “kumpasçılar”ın yıllar yılı kullandığı taktikler, “Bakın nasıl oluyormuş” dercesine kendilerine uygulanmıştır:

Dizi senaryolarından suç damıtmalar, alacakaranlıkta ev basmalar, delilsiz, belgesiz gözaltılar, “devleti yıkma”ya varan suçlamalar…
İnsan düşünmeden edemiyor:

Kavgayı Cemaat kazansa, “kumpasçılar”ı hedef alan “Reaksiyon” dizisinin senaristlerini evlerinden toplatır mıydı diye…

Neyse; gün o gün değil.

Gün, polis devletine karşı safları sıklaştırma günü...

***

Bundan sonra ne olacağını, 14 Aralık mağdurları herkesten iyi biliyor:
Olmadık belgeler çıkacak bürolarından; “Yok artık” dedirten suçlamalarla yüzleşecekler; hâkimlerin, savcıların talimatla hareket ettiğinden, bu haksızlıkla medyanın ilgilenmediğinden yakınacaklar.

Ve tıpkı bir dönemin mağrur komutanları gibi, onlar da

-belki esaslı bir özeleştiri yapıp- adalet arayışı, hukuk savaşı için aileleriyle sokağa çıkıp baskıya direnecekler.

“Adalet cephesi” genişledikçe, zulüm cephesi gerileyecek.

Zalim, hırsızlığını örtbas edemeden devrilecek.

Yargılanırken “Adalet” diye yalvarma sırası ona gelecek.

Biz mi?

Adil yargılanmazsa, yine adaletin safında olacağız.
…ağzımızda bantlanmamış özgürlük nutuklarıyla…



Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 11130
Localisation: Paris

MessagePosté le: 24 Déc 2014 3:36    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:



Yılmaz ÖZDİL - 23 Aralık 2014

Müstehak öyle mi?


8 ay önce…
Soma’da tarihin en ağır maden faciası yaşandı, 301 işçimiz hayatını kaybetti.
*
Tayyip Erdoğan “bunlar olağan şeylerdir, literatürde vardır, fıtratında var” dedi.
*
150 sene öncesinden, alakasız ülkelerden örnekler verdi. “Bakın İngiltere’de 1862’de göçük olmuş, 204 kişi ölmüş, Fransa’ya geliyorum, 1906’da en ölümlü ikinci kaza olmuş değerli arkadaşlar, Hindistan’da 1975’te metan gazı alev aldı, bakın Amerika’ya, teknolojisiyle herşeyiyle, 1907’de 361 ölü var” dedi.
*
Bunun üzerine… Halk TV’den telefonla beni aradılar. Tayyip Erdoğan’ın “fıtrat” lafı hakkında gazetecilerin görüşlerini soruyorlardı. Aynen şunları söyledim.
*
“Başbakan gayet normal diyor, fıtratında var diyor, 1862’den İngiltere’den örnek veriyor. Bana göre bu işin sorumlusu Kraliçe Victoria’dır, çünkü o tarihte tahtta o vardı. Sayın başbakanımızın herhangi bir sorumluluğu olamaz, Kraliçe’nin istifa etmesi lazım. Ayrıca ABD’den 1907’den örnek verdi. Theodore Roosevelt iktidardaydı. Sayın başbakanımızın ve sakallı enerji bakanımızın suçu günahı yoktur, ihmali yoktur, Roosevelt’in istifa etmesi gerekir. Ekstra hazin tarafı… O yörenin çocuğu olduğum için yakından gözlemliyorum. Bu ölen çocuklar, maalesef, Tayyip Erdoğan’ın mitingine otobüslerle taşınan işçiler… Bu öldürülen çocukları, AKP mitinglerine götürüp, en büyük Tayyip Erdoğan başka büyük yok diye alkışlatmışlardı. Şimdi Tayyip Erdoğan çıkıp, bunların ölmesi normal falan diyor. Dolayısıyla, ben başbakana katılıyorum, yani bu olan biten gayet normaldir, hatta müstehaktır bile denilebilir, hepimizi çok daha büyük facialar beklemektedir, Kraliçe Victoria’nın istifa etmesi gerekir.”
*
Kayıtları internette bulmanız mümkün, birebir bunları söyledim. Türkçe bilen herkes, madencileri değil Tayyip Erdoğan’ı eleştirdiğimi gayet net anlıyor… Sorumluluktan sıyrılmak için alay eder gibi alakasız örnekler verdiğini, “fıtrattır, normaldir” diyerek, neredeyse “müstehak” demeye getirdiğini anlatmıştım.
*
Ki zaten, yarım saat sonra… Tayyip Erdoğan Soma’ya geldi ve bir vatandaşa yumruk attı. Taziyeye gidip, cenaze sahiplerini yumruklayan tarihteki ilk insandı!
*
Günlerden Perşembe’ydi. Perşembe geçti, cuma geçti, cumartesi geçti, hiç ses yok, dördüncü gün, pazar günü… Tek merkezden servis edildiği açıkça belli olan, fotokopi gibi aynı cümlelerle, yandaş gazetelere manşet oldum. “Yılmaz Özdil şehitlere müstehak dedi” başlığını atmışlardı. Belli ki, koro halinde saldırmak için dört gün hazırlık yapılmıştı. Eşzamanlı manşetlerle linç kampanyası başlatılmıştı.
*
Fıtrat’ı yumruk’u tekme’yi unutturmak için, gündem saptırmaya çalışıyorlardı.
*
Tayyip Erdoğan miting meydanından Aydın Doğan’a çağrı yaptı, “kov bu adamı” dedi. “Bunu gazetende nasıl barındıyorsun, sen patron olarak bunu kapıya koymuyorsan sen de aynı zihniyetin mensubusun” dedi.
*
Tayyip Erdoğan işten attırmaya çalışırken, enerji bakanı vatandaşlıktan attı. “76 milyonun yaralı olduğunu söylemiştim ama, bir kişiyi bu sayıdan çıkarın” dedi!
*
Sağlık bakanı bana tıbbi teşhis koydu, “bu adam milletini seven biri olamaz” dedi.
H
Yandaş medya tetikçileri 15 gün küfür etti. Beni doğurduğu için rahmetli anama küfür eden bile oldu. Muş Alparslan Üniversitesi rektörü mesela, “insan olmayan bu yaratığın familyası nedir, üniversitede çalışıp türünü tespit etmek lazım” dedi.
*
Tehdit lafta kalmadı. Burada anlatmak istemediğim fiziki tehditleri göğüsledik.
*
Tekrar Halk TV’ye çıktım. “Korkalım, sinelim, yazmayalım istiyorlar, biat kültürüyle yetişmedik, itaat etmeyiz, İzmirliyiz, sadece zeybek oynarken diz çökeriz” dedim. Tayyip Erdoğan derhal cevap verdi, “diz çökmezmiş, insan müsvettesi, sürüngen” dedi. Tekrar Halk TV’ye çıktım. “Taliban’ın dizinin dibinde mi diz çökseydim? Üstelik, sürüngenler omurgalı hayvanlardır, Allah insanı omurgasız olmaktan korusun” dedim. Sustu. Bu “sürüngen” mevzusu yüzünden İzmir Bademler Köyü’nde “kertenkele sevenler derneği” kuruldu.
*
Neticede…
Hakkımda suç duyurusunda bulunuldu.
*
Hayatını kaybeden madencilere “müstehak” dediğimi iddia ederek, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” suçundan yargılanıp, hapse atılmamı istediler.
*
Bunlar olup biterken, gazetem Hürriyet tek kelime yazmadı. Sustu. Hürriyet yazarlarından hiçbiri tek kelime yazmadı. Kendi gazetemde savunmasız kaldım. Patronuma ait CNNTürk televizyonunda “iğrenç biri” olduğum bile söylendi.
*
Buna mukabil, Sözcü, Cumhuriyet, Aydınlık, Yurt gazeteleriyle, Ulusal Kanal ve Halk TV kapı gibi arkamda durdu, iftirayı afişe ettiler.
*
Aradan 8 ay geçti.
Bekledim.
Yargıya intikal ettiği için, tek kelime yazmadım, bekledim.
*
Ve, dün karar çıktı.
*
Dosyayı inceleyen savcı, “Yılmaz Özdil’in sözlerinde isnat edilen suç yok, suç unsuru yok, hakaret yok, hakaret kastı da yok” dedi. Takipsizlik kararı verip, dava bile açılmasına gerek görmedi.
*
Elbette savcı’nın adresi olmaz, hukuk her yerde hukuktur ama… “Suç unsuru yok” kararını veren savcı, acının tam merkezindeki savcı… Soma Cumhuriyet Savcısı.
*
Evet… Bana yönelik iftiraları, linç kampanyasını elinin tersiyle iten savcı, hükümetin ihmalleri yüzünden 301 insanımızı göz göre göre kaybettiğimiz Soma’daki maden faciasını soruşturan Soma Cumhuriyet Savcısı.
*
Kendisine hem gazeteci, hem yurttaş olarak yürekten teşekkür ederim. İki sayfalık gerekçeli kararı, hayatımın en önemli ödülü olarak saklayacağım.
*
En başta Tayyip Erdoğan, iktidar gücüyle linç kampanyası yürütenlere gelince… Şu anda savcıları, hakimleri sıkıntıya sokmak istemiyorum. Bekliyorum. Bu devran illa ki dönecek. İktidar değiştiği gün, alayını mahkemeye vereceğim. Bunlardan kazanacağım tazminatı da Atatürkçü Düşünce Derneği’ne bağışlayacağım.

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 11130
Localisation: Paris

MessagePosté le: 23 Juin 2015 1:12    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:



Yılmaz ÖZDİL - 21 Haziran 2015

The film…


Sene 1942…
İkinci dünya savaşının göbeğiydi. ABD Başkanı Roosevelt, dört Oscarlı yönetmen John Ford’u Beyaz Saray’a çağırdı. Bu görüşme sonrasında, Pentagon’da Hollywood’un irtibat bürosu kuruldu.
*
O güne kadar, kızılderililer düşmandı. İyi kalpli John Wayne mıhlıyor, masum insanlara saldıran kötü kalpli apaçiler geberiyordu. O günden sonra, düşman rolü Almanlara ve Japonlara verildi.
*
(İlla uçaklı, tanklı-toplu filmler olarak düşünmeyin. Kazablanka mesela… Humphrey Bogart’la Ingrid Bergman’ın romantik aşk hikayesi ayaklarıyla, nazilerden kaçan direnişçilerin ABD’ye iltica etme mücadelesini anlatıyordu. Böylece… Atlantik’in öbür yakasında yaşananlara, Amerikan halkının dikkatini çekmeyi amaçlıyordu.)
*
70’li yıllarda, soğuk savaş vesilesiyle, düşman coğrafyası değişti. Aptal ve suratsız KGB ajanları daima yeniliyor, zeki ve yakışıklı CIA ajanları daima kazanıyor, üstelik, Polonyalı-Macar komünist kızları yatağa atıp, çatır çatır götürüyordu. Komünist kızlar bi tek komünistlere aşık olmuyordu, devamlı Amerikalılara aşık oluyordu.
*
80’lere gelindiğinde, Rocky ringe fırladı, Rus yarması Ivan Drago’nun ağzını burnunu kırdı. Bilahare… Boks eldivenlerini çıkardı, kafasına bandana bağlayıp, Rambo olarak Vietnam ormanlarına daldı, kötü kalpli çekik gözlülerin hepsini tek başına bıçakladı. Geldi 60 yaşına, kıçının kılları ağardı ama, kötülüklere duyarsız kalamıyor, insaniyet namına iyilik yapmaya devam ediyordu, atladı atına, Afganistan’a gitti, zavallı müslüman Afganları işgalci Rusların elinden kurtardı.
*
Müslüman alemi pek sevindi.
Artist Rambo’yu alkışladı.
*
Halbuki, 2000’lere gelinmişti.
Sıra bize gelmişti!
*
Kızılderililer, naziler, çekik gözlüler, komünistler filan demodeydi. Hollywood’un yeni modası, müslümanlardı.
*
Çünkü, kahraman (!) Amerikalıları senelerdir hayran hayran seyreden müslümanların haberi yoktu ama…
11 Eylül’den hemen sonra, Bush’un sağ kolu Karl Rove, sinema endüstrisinin devleriyle Beverly Hills’te biraraya gelmişti, “yeni senaryo”lar ele alınmıştı.
*
Ve, bir başka moda başlamıştı… Hollywood’un beyazperdedeki rolü kesmemiş, gerçek hayatta da rol üstlenmeleri istenmişti.
*
İyi niyet elçisi rolü.
*
İlk önce Brooke Shields, Birleşmiş Milletler iyi niyet elçisi oldu. İyi niyetini göstermek için, Basra’daki Amerikan uçak gemisine geldi, bahriyelere iyi niyetlerini sundu. Brooke gemiden ayrılır ayrılmaz, bu defa bahriyeliler iyi niyetini gösterdi, Saddam’ın kafasına füze fırlattı.
*
Peşinden, Julia Roberts, George Clooney, Andy Garcia, Brad Pitt ve Matt Damon, iyi niyetlerini göstermek için Adana İncirlik’e geldiler. İyi niyetlerini kanıtlamak için, pilot montları giydiler, F16 kokpitlerine oturup, hatıra fotoğrafı çektirdiler. Bu iyi niyetli ziyaretin tüm masrafları Ocean’s Eleven filminin yapımcısı Warner Bros şirketi tarafından karşılandı. İncirlik’teki pilotlar da, bu iyi niyetli ziyarete iyi niyetle karşılık verip, Saddam’ı bombaladılar.
*
Irak’ı yokettiler.
Terminator, Bağdat’a geldi!
*
Arnold Schwarzenegger, Irak’taki en büyük Amerikan üssü Victory’de iyi niyetli bi konuşma yaptı, “ben yokedici’yi sadece canlandırıyorum, sizler ise gerçek yokedicilersiniz, hepinizi kutlarım” dedi.
*
Antonio Banderas, Nicole Kidman, Orlando Bloom, Susan Sarandon, Edward Norton, Drew Barrymore, Liam Neeson, Forest Whitaker, Jackie Chan, Danny Glover, Whoopi Goldberg…
Hep iyi niyet elçileri.
*
Bir yere gidiyorlar.
ABD orayı vuruyor.
Veya, önce ABD vuruyor.
Sonra bunlar gidiyor.
*
En ünlüleri Angelina Jolie.
*
Afganistan’a gitti, Kosova’ya gitti,
Pakistan’a, Sudan’a, Libya’ya gitti.
Tunus’a, Irak’a, Mısır’a gitti…
Her gittiği yerin altı üstüne geldi!
*
Üç sene önce Türkiye’ye uğradı, Suriyeli mültecileri ziyaret etti, o günden beri Amerikan uçakları Suriye topraklarını bombalıyor.
*
Dün gene Türkiye’deydi.
*
Habire Türkiye’ye gelmeden önce, habire nereye gidiyordu biliyor musunuz… Suriye’ye!
*
Esma Esad’ın kankasıydı.
Zırt pırt Şam’a gidiyor, Suriye’ye sığınan Iraklı mültecilere iyi niyet gösteriyordu. Hatta, Suriye’ye üçüncü gidişinde, Brad Pitt’i de yanında götürmüştü. Beşar Esad makam otomobilinin direksiyonuna geçmiş, Brad’i gezdirmişti.
*
Kendini hâlâ başrolde zanneden Tayyip Erdoğan’ı, bastığı yerde ot bitmeyen Angelina’yla sohbet ederken görünce, yazayım dedim bari… Bu kafayla gidersek, bizi kurtarmaya Denzel Washington mı gelir, Sandra Bullock mu, orasını bilemem gari!

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 11130
Localisation: Paris

MessagePosté le: 06 Nov 2015 1:50    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:



Yılmaz ÖZDİL - Kasım 3, 2015

Senin halini düşünmekten yorulduk, gerisini sen düşün kardeş





Yenilgi, eğitimdir.
Ders almayı bilirsen eğer.

*

Biz mesela…
Tiyatroya gideceğiz.
Eskisi gibi.
Konsere gideceğiz.
Her zamanki gibi.
Bale seyredeceğiz.
Resim sergisi gezeceğiz.
Gazete okuyacağız.
Kitap okuyacağız.
Akıldan yana olacağız.
Bilime kulak vereceğiz.
Dünyayı takip edeceğiz.
Çalışacağız, üreteceğiz.
Eğleneceğiz aynı zamanda.
Yazları tatile gideceğiz.
Yüzeceğiz, güneşleneceğiz.
Kızlı-erkekli… Güleceğiz.
Saçmalıklarla gırgır geçeceğiz.
Çocuklarımızı fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür büyüteceğiz, kızlarımızı eşit birey şuuruyla yetiştireceğiz, özgürlük uçuşacak saçlarından, duygularına pranga vurmayacaklar, oğullarımızı badem yapmayacağız, babalarına bile biat etmeyecekler.
Önümüz yılbaşı…
Umutlarımızı tazeleyeceğiz.
Dans edeceğiz.
(Vals yapmaya niyetim var.)
Şarkılar söyleyeceğiz.
Birer kadeh illa ki parlatacağız.
“Noel baba düzgün adam olsaydı, evlere bacadan girmezdi” diyen arkadaşla aynı partiye oy vermediğimiz için, mutlu olacağız.

*

Daima nasılsak, aynen öyle yaşamaya devam edeceğiz.

*

Çünkü hayat, insanın başına hayatta bi kere gelir. Kıymetini bileceğiz.

*

O ise…
Yenilgiden ders almıyor.
Hayatından dört sene daha kaybetti, kazandığını sanıyor, seviniyor.
Kornaya basarak tur atıyor.

*

Ömrünü çarçur etme diyoruz.
Hayır, böyle şahane diyor.
Bari çocuklarına yazık etme diyoruz.
Sana ne diyor.

*

E, kendi bilir.
Teklif var, ısrar yok.
Kazanarak kaybettiğini öğrenecek.

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 11130
Localisation: Paris

MessagePosté le: 06 Nov 2015 1:53    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:



Yılmaz ÖZDİL - Kasım 4, 2015

Tek başına…



Tek başına iş başına dediler.
Artık, evde tek başınasın.

*

Bi başınasın.

*

“Ne halin varsa gör” demiyorum, asla… Tam tersine, sana yardımcı olabilme gücümüzü elimizden aldığın için, bundan böyle istesek de senin için bir şey yapamayız demek istiyorum.

*

Yapayalnızsın.

*

Biz yüzde 25 mesela, birbirimize kenetleneceğiz. Biliyoruz ki, bize sadece bizden fayda var. Her zamankinden fazla sarılacağız, eskisinden fazla sahip çıkacağız birbirimize… 10 Kasım’da aç televizyonu bak, birimiz bile eksik olmadan, hepimiz orada olacağız. İstersen yüzde 490 al, dünyayı durduracağız dokuzu beş geçe.

*

Az olabiliriz.
Her şeyiz.

*

Ülkücülerin oyu artmış, oyu azalmış, hikayedir, ne badirelerden geçtiler, birbirlerini satmazlar. Hdp’liler hakeza… Peki, sen ne yapacaksın? Sana kim sahip çıkacak? Sizin pisi pisine ölmeniz fıtratınızda var diyen mi? Senin çocuğun da işsiz kalıversin diyen mi?

*

“Asgari ücretle geçinilmez diye bir şey yok, gayet güzel geçinilir, 800 lira büyük paradır” diyen çalışma bakanına yüzde 65 oy verdin… Sağlıklı beslenemediğini söyleyen emekliye “az ye” diyen sağlık bakanına yüzde 68 oy verdin… Saman ithal eden tarım bakanına yüzde 49 oy verdin… Sonra geldin, tüm sevmediklerini temsilen Bağdat Caddesi’ndeki balkonlara “geçirdik mi” diye bağırdın! Halbuki, her 29 Ekim’de senin için yürüyorlar o caddede, sen daha insanca yaşa diye yürüyorlar. Senin gelip tükürmene, kırılmadılar mı sanıyorsun?

*

Ömrü boyunca çalışmasa, torunlarına yetecek kadar parası olan, üç lisan bilen, dünya vatandaşı gençler, gezip tozmak varken, sorumluluk üstlendi, iş edindi, senin iraden çalınmasın diye sandık başlarında nöbet tuttu. Onların sana hiç ihtiyacı yok ama, senin onlara ne kadar ihtiyacın olduğunun farkında mısın?

*

Bilalvatore İtalya’ya uçtu…
Senin oğlanın durumu ne emmioğlu?

*

Sana gerçekleri söyleyen gazetecilere kızıyorsun. Sana yalan söyleyen gazetecileri alkışlıyorsun. Bak sana son defa gerçeği söyleyeyim… Bu yalakalar yavşağın önde gidenidir. Bir zamanlar elini eteğini öptükleri Feto’yu sattılar, günü gelince senin asrın liderini haydi haydi satarlar. İnsan satmakta üstlerine yoktur. Ama, gazete satamazlar. Yaptıkları gazeteyi kimse almaz, benzincilerde bedava veriyorlar, güneşten korunmak için külah yapıp kafana bile takmıyorsun, düşün gari.

*

Demem o ki…

*

Seçim kaybedilebilir.
Fikir kaybetmez.

*

Çoğunluk haklı olsaydı, dünyayı Çinliler yönetirdi. İnşallahla maaşallahla olsaydı, iPhone’u Suudiler icat ederdi. Haşemayla yüzülseydi, olimpiyatta kurbağalama madalyan olurdu. Güçlünün dediği olsaydı, Beyaz Saray’a Obama değil, Muhammed Ali otururdu. Çoğunluk güvenilirse, neden 80 milyonluk İran’a değil de, 8 milyonluk İsviçre’ye götürüyorlar balya balya dolarları?

*

Sen bi avuç sanıyorsun ama…
Dünyanın en büyük ailesiyiz.
Mustafa Kemal’in askeriyiz.
Buradayız.
Hayatın içindeyiz.
Hayatın lokomotifiyiz.
Hiç olmadığı kadar, el eleyiz.

*

Sana gelince kardeşim…
Olan sana oldu.

*

Belki bir kahve kuytusunda masada görürsün bu gazeteyi, ya da ne bileyim, belki bir gecekondunun kırık penceresinde rüzgar kessin diye örterler, denk gelir okursun… Haberin olsun.

*

Tek başına iş başına dediler.
Bundan böyle, bi başınasın.

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 11130
Localisation: Paris

MessagePosté le: 09 Jan 2016 0:42    Sujet du message: Répondre en citant

Özdil yine iyi yakalamis.

Citation:

Hasan Tahsin… Hasan Karakaya

Sozcu, Ocak 8, 2016

Yılmaz Özdil


15 Mayıs 1919.
Sabah saat 10.
Zırhlılar körfeze demirlemiş, Yunanca “vatan” anlamına gelen yolcu gemisi Patris, adeta turist getirircesine pasaport iskelesine yanaşmış, işgal ordusu “vatan toprağı”mıza ayak basmıştı.

*

İzmir metropoliti Hrisostomos etekleri uçuşa uçuşa geldi, diz çöktü, işgal komutanının çizmesini öptü, Yunan bayrağını öptü, haçını havaya kaldırdı, askerleri takdis ederek, o meşhur vaazını verdi.

*

“Evlatlarım, bugün İsa’nın en büyük mucizesini göstermiş oluyorsunuz, bu uğurda ne kadar Türk kanı içerseniz, o kadar sevaba girmiş olacaksınız, ben de bir bardak Türk kanı içmekle, onlara olan kin ve nefretimi teskin etmiş olacağım, azizler arkanızda” dedi.

*

O sırada… İnce, uzun, siyah takım elbiseli bir delikanlı fırladı ortaya… Elinde revolver tabir edilen toplu tabanca vardı. “Olamaz, böyle güle oynaya giremezler” diye bağırdı. Bastı tetiğe, peş peşe… Efsun alayının sancaktarı atının sırtından karpuz gibi düştü. Adeta zaman durmuştu. Önce sessizlik, sonra panik yaşandı. Baktılar ki, tek kişi, sarıverdiler çevresini, ilk süngüyü iman tahtasına sapladılar, sonra neresine gelirse, orasına… Şehit oldu Hasan Tahsin, henüz 30’unda.

*

Böyle başladı macera.

*

Kanımızı içecek kadar bizden nefret eden Hrisostomos’un asıl ismi Kalafatis’ti. Bursa Tirilye’de doğmuş, Atina’ya gidip din eğitimi almış, kademe kademe yükselerek, İzmir metropoliti olmuştu.

*

Konstantinopolis başpiskoposu Hrisostomos’un ismini kendisine lakap olarak almıştı. Onu yaşatıyordu. “Megalo idea” fanatiğiydi.

*

İşgalden önce Aya Fotini Kilisesi’ni istihbarat karargahına, kilisenin bodrumunu cephaneliğe çevirmişti. Silah ve mühimmat, insani yardım adı altında geliyor, Aya Fotini’de depolanıyordu. İşgal başlar başlamaz, İzmirli Rumlar aniden Yunan üniforması giymişti. İşte o üniformalar da gizli gizli Aya Fotini’de dikilmiş, stoklanmış, işgalden bir gece önce silahlarla birlikte dağıtılmıştı. İzmir’in işgal edileceği, işgalden iki gün önce, Yunan albay Mavrudis tarafından Aya Fotini Kilisesi’nde İzmirli Rumlara duyurulmuştu.

*

Üç sene böyle geçti.
Her gecenin sabahı var.
İzmir’in dağlarında çiçekler açtı.
9 Eylül’e ulaşıldı.

*

Hrisostomos, bu topraklara ve komşularına ihanetinin bedelini ağır ödedi. Linç edilerek öldürüldü. Konak’tan Mezarlıkbaşı’na kadar sürüklendi. Batarya kuruldu. Aya Fotini top ateşiyle yok edildi.

*

Sonra… Yunan kilisesi, Türk kanı içmeyi sevap kabul eden Hrisostomos’u 1993 senesinde “aziz” ilan etti.

*

Sonra… Atina’da Nea Smyrna diye, Yeni İzmir diye bi semt var. Bu semte, İzmir’de yok edilen Aya Fotini’nin birebir kopyası yapıldı.

*

Sonra… Nea Smyrna’daki Aya Fotini Kilisesi’nin bahçesine Hrisostomos’un heykeli dikildi. Altına “İzmir şehidi” yazıldı.

*

Sonra… Kıbrıs Rum Kesimi başpiskoposunun ismi, Dimitriou İrodotos’tu. Kendisine “2’nci Hrisostomos” lakabını aldı.

*

Sonra… İzmir’de aniden Hrisostomos kitapları yayınlanmaya başlandı. Bu kitaplarda, Hrisostomos’un aslında ne kadar iyi yürekli bir insan olduğu, kendisinin kasten yanlış tanıtıldığı anlatılıyordu. İşin ekstra hazin tarafı, bu kitaplar bizzat İzmirli işadamları tarafından yayınlanıyordu.

*

Sonra… Alsancak’ta Hollanda Kilisesi vardı. Türkiye Cumhuriyeti devleti armut gibi seyretti, bu Hollanda kilisesi, Yunan Konsolosluğu tarafından 99 yıllığına kiralandı. Sivri ve üçgen yapısıyla, adeta “ben protestan kilisesiyim” diye bağırır ama, ortodoks kilisesi haline getirildi. İsmi ne oldu biliyor musunuz? Aya Fotini Kilisesi oldu!

*

Başka isim yoktu çünkü.
İlla Hrisostomos olacaktı.
İlla Aya Fotini olacaktı.

*

Ve, önceki gün…

*

Tam 94 sene sonra, İzmir Kordon’da haç atma töreni yapıldı. Bu tören en son, 1922’de işgalin son senesinde yapılmıştı. Bizim sayın medyamızın haberi yoktu ama… Yunanistan milletvekillerinin de katıldığı tören, Yunan televizyon kanallarından canlı yayınlandı.

*

Bu tarihi ayini kim yönetti?
Evet.
Aya Fotini’nin başrahibi yönetti.

*

(Şunun altını önemle çizeyim… Üç beş tane Rum vatandaşımız kaldı. Bu memleketi en az benim kadar severler. Pekçok Türk ve Müslüman’dan daha hayırlı yurttaşlardır. Bu vatan ne kadar benim ise, onların da o kadardır. Amacım asla onları rencide etmek değil.)

*

(Aksine, hayranlığımı dile getirmek istiyorum… İster Karamanlis gibi sağcı başbakan yönetsin, ister Papandreu gibi solcu başbakan yönetsin, ister Çipras gibi komünist başbakan yönetsin, temel hedefleri asla değişmeyen Yunanistan’a takdirlerimi ifade ediyorum.)

*

(Yunan kilisesi, teee Konstantinopolis’i unutmazken, teee Hrisostomos’u yaşatmaya çalışırken, teee Aya Fotini’yi diriltirken… Bizim diyanetin, Atatürk’ün ismini bile hutbelerden çıkardığını hatırlatmak istiyorum.)

*

(Yunan dincileri megalo idea’yı hayata geçirmek için nesilden nesile çaba harcarken… Bizim dincilerin, kendi cumhuriyetlerini yıkmak için nasıl çırpındığına dikkat çekmek istiyorum.)

*

“Hasan Tahsin Cumhuriyeti”nin hangi aymazlıklar neticesinde “Hasan Karakaya Cumhuriyeti”ne dönüştüğünü görelim diye yazıyorum.

*

Yurtsever gazeteci Hasan’dan akitçi Hasan’a nasıl savrulduğumuzu idrak edelim diye yazıyorum.

*

Demem o ki…
“Zulüm 1938’de son buldu” diyen şeriatçı Akit gazetesine taziyede bulunan genelkurmay’ın, Aya Fotini’ye de tebrik mesajı göndermesinde fayda var gari!


Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Georges
Spammer
Spammer


Inscrit le: 22 Juil 2008
Messages: 467
Localisation: Paris

MessagePosté le: 16 Jan 2016 0:40    Sujet du message: Répondre en citant

Bugun aydinlarin dilekçeleri ile terore destek verdiklerini soyleyenler bakin dun ne demisler.

Citation:



Yılmaz ÖZDİL - 15 Ocak 2015

Barış bildirisi yayınlayan akademisyenleri açıklıyorum

Yılmaz Özdil



Asrın liderimiz “Mit müsteşarını Oslo’ya gönderen benim, İmralı’ya gönderen benim, sıkıntısı olan bana söylesin” dedi. Asrın liderimiz, fahri profesördür.

*

Ahmet Kiziroğlu “ulus devlet ayrıştırıcıdır, ulusçulukla hesaplaşma zamanı geldi, bana Serok Ahmet diyorlar” dedi. Serok Ahmet, profesördür.



Beşir Atalay “Öcalan’ın mesajları bizim de düşüncemizdir” dedi. Apo’nun düşüncelerine aynen imza atan Beşir Atalay, profesördür.

*

Yalçın Akdoğan “Öcalan kendisi için bir şey istemiyor, Öcalan’ın farklı bir bakış açısı var, olayları okuma kabiliyeti var, tecrübesi var, Öcalan’ın mesajları hassasiyeti yansıtıyor” dedi. Apo’yu bu derece takdir eden, öve öve bitiremeyen Yalçın Akdoğan, doçenttir.

*

Yasin Aktay “Türk yoktur” dedi, “Öcalan dünyanın geleceğini iyi okuyor” dedi. Akp milletvekili Yasin Aktay, profesördür.

*

Etyen Mahçupyan “Öcalan nadir insanlardan birisi, çok geniş prestij alanı var, karizmatik, gerçekten bir rehber ve lider” dedi. Akp’nin akil adamı Mahçupyan, Ankara üniversitesinde araştırma görevlisiydi.

*

Abdullah Öcalan “Anayasa’nın Kürt sorunuyla ilgili bölümlerini Numan Kurtulmuş ve Osman Can kaleme alsın” dedi. Başbakan yardımcısı Numan Kurtulmuş, profesördür. Osman Can, akp milletvekiliydi, profesördür.

*

Nabi Avcı “konuşmamı güzel Kürtçemizle yapmak isterdim ama, bizim zamanımızda Kürtçe seçmeli ders yoktu, biz bu imkandan mahrum büyüdük, yoksa ben de muhabbetlerimi ifşa edecek kadar Kürtçe konuşabilmeyi arzu ederdim” dedi. Muhabbetlerini maalesef Kürtçe ifşa edemeyen milli eğitim bakanı Nabi Avcı, profesördür.

*

İsmet Yılmaz “eskiden anneler babalar, evlatlarını askere gönderiyordu ama, tezkere alıp gelecek mi kafasında soru işareti oluyordu, şükürler olsun çözüm sürecini başlatarak ana babaların kafasındaki soru işaretlerini kaldırdık, Ak parti varsa barış var, çözüm süreciyle Türkiye’nin önü parlak” dedi. Tbmm başkanlığı da yapan milli savunma bakanı İsmet Yılmaz, doktora derecelidir.

*

Orman bakanı Veysel Eroğlu, 25 şehit morgta yatarken “Hindistan’da Pakistan’da olur böyle şeyler” dedi. Kendisi profesördür.

*

Ayşenur İslam “Ortadoğu’yu biz planlarız, sadece oyuncu değiliz, baş aktörüz, 2002 yılında satranç masasının başına oturduk, şah mat dedik, çözüm sürecini bu amaçla başlattık” dedi. Aileden sorumlu eski bakan Ayşenur İslam, doçenttir.

*

Yücel Sayman “en büyük hayalim Dicle ile Botan’ın birleştiği yere deniz feneri kurmaktır, ışık verir, yol gösterir, oraya deniz feneri yapmayı ben üstleniyorum” dedi. Akp’nin deniz fenerci akil adamı Yücel Sayman, profesördür.

*

Can Paker “bakın ben garanti veriyorum, ülke bölünmeyecek, bölünme olduğu zaman gelin benim yakama yapışın” dedi. Faturasız beyaz eşya satıyormuş gibi kendi dükkanı adına garanti belgesi veren Akp’nin akil adamı, sorosçu Can Paker’in doktora derecesi vardır.

*

Baskın Oran “ulus devlet bizim başımızda Allah’ın belasıdır, Türk üst kimliği bölücüdür, Öcalan’ın eli rahatlatılmalı, yoksa metro istasyonları patlar, alışveriş merkezleri patlar, ortalığa ceset parçaları dağılır, korkudan alışverişe gidemezsiniz, alışverişinizi internetten yaparsınız, yiğidin hakkı yiğide verilmeli, sayın Tayyip Erdoğan gibi cesur bir politikacı olmasaydı, biz hâlâ birbirimizi yemeye devam edecektik” dedi. Akp’nin akil adamı Baskın Oran, profesördür.

*

Doğu Ergil “1985’te doğu raporu hazırladım, annem telefon etti, senden utanıyorum dedi, akil insanlar heyetine katıldım, kayınvalidem beni vatana ihanetle suçladı, kayınvalidem Kadir İnanır’ı çok beğenirdi, Dolmabahçe toplantısından sonra Kadir İnanır’dan rica ettim, kayınvalideyle aram pek iyi değil, arayalım da konuşuver, iyi bir şey yapıyoruz yenge filan deyiver, ikna et dedim, sağolsun kabul etti, repliği de hazırdı, aradık ama, kayınvalidem telefona çıkmadı” dedi. Akp’nin akil adamı Doğu Ergil, profesördür.

*

Murat Belge “Tayyip Erdoğan’ın yaptığı barışmak değildi, Abdullah Öcalan’la pazarlık yapmaktı, Tayyip Erdoğan’ın kişiliğinde barışmak gibi bir fiilin yeri yoktur, bizim destekleğimiz adam uydurma Tayyip Erdoğanmış, adımız akildi ama akil falan değildik, aklımızı kullanmıyorduk, bize verilmiş bir şey yok, sadece defter kalem verildi, lüzumsuz adamlardık, akil insanlar konu mankeniydi” dedi. Akp’nin aklını kullanmayan akil adamı Murat Belge, doçenttir.

*

Netice itibariyle…

*

Barış bildirisi ayağına yatıp, Pkk’yla yeniden masaya oturmamızı isteyen 1128 akademisyene gelene kadar… Onlara beş basan akademisyenlerimiz vardır!

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 11130
Localisation: Paris

MessagePosté le: 02 Mar 2016 1:27    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Bordo
Sozcu, Mart 1, 2016



Yılmaz Özdil




Ihlara vadisinin kenarında, başı dumanlı Hasan dağının kıyısında, Aksaray’da dünyaya geldi, 1988 yılında, Güzelyurt kasabasında.

*

1924’teki mübadele sırasında bugünkü Makedonya topraklarından göçen Türkler yerleştirilmişti oralara… O nedenle sarışındır hep Güzelyurt’un insanı, tıpkı Mustafa Kemal gibi… Enes de öyleydi.

*

Kendini bildi bileli subay olmak istiyordu. Sınava girdi, kazandı, Işıklar Askeri Lisesi’nin yolunu tuttu. Ailesine çok düşkündü. Çocuk yaşta hasret zordu ama, hayalini gerçekleştirdiği için çok mutluydu. 2007’de diplomasını alırken, mezuniyet yıllığına şunları yazdı:

*

“Beni yetiştiren ve bu kutsal yuvaya yollayan biricik anneme ve babama, mülakat sınavından önceki gece yüzüm yara olmasın diye gece boyunca başımda sinek avlayan dedeme, her türlü desteğini benden esirgemeyen anneanneme, yengelerime, dayılarıma, kardeşime ve yeğenlerime sonsuz şükran ve minnet duygularımı belirtmek istiyorum. Sizler çölde bulduğum çiçeklersiniz, bu çiçeklerin yaşaması için gerekirse kanımla sularım.”

*

19 yaşındaki delikanlının yüreği buydu. Sevdikleri için canını ortaya koymaktan çekinmeyen bir karakterdi.

*

Harp Okulu’na devam etti, üst seviyede başarıyla mezun oldu.

*

Hayata gülümseyerek bakardı. Herhangi bir zaman, herhangi bir konuda dargın, kırgın, üzgün veya umutsuz olduğunu hatırlayan yok. Sadece gözleri değil, sesi bile gülümserdi, daima neşeliydi.

*

Rock müzik severdi. Metallica’nın Duman’ın hayranıydı. Ama, Neşet Ertaş’ın Zeki Müren’in ve Zülfü Livaneli’nin yeri ayrıydı, rakının dibine vururlarken, kadeh kaldırırlarken illa onları dinlerdi.

*

Triatloncuydu. Üç branşın birarada yapıldığı, 1.5 kilometre yüzülen, 40 kilometre bisiklete binilen, 10 kilometre koşulan, mukavemet sporu… Yorulmak bilmezdi. Komando kurslarının dayanılmaz eğitimlerinde soluk alma güçlüğü yaşanırken, karda-yağmurda herkesin burnundan kan gelirken, bizimki şarkı söylerdi.

*

Elit birliğe seçildi, bordo bereli oldu. Yurtdışına kursa gitti. Elbette nerelerde görev yaptığını yazamam ama, Kıbrıs’ta Kuzey Irak’ta bulundu.

*

Kıbrıs’tayken Eljanna’yla tanıştı. Hollandalıydı. İki kız arkadaş tatile gelmişlerdi. Hani ilk görüşte aşk derler ya… Bizimki öyle oldu, adeta çarpıldı. Arkadaşlarına heyecanla anlatırken “sarı saçları çölden, mavi gözleri denizlerden çalıntı” diye tarif ediyordu. Gel gör ki, Eljanna’nın pek niyeti yoktu. Malum, Türk erkeklerinin tatil çapkınlıkları pek meşhurdu, Enes’in ilgisini de öyle zannetti, yüz vermedi, ülkesine döndü. Bizimki peşini bırakmadı. Allem etti kallem etti, mektup yazdı, internetten yazdı, telefon etti, sevimli sevimli fotoğraflarından gönderdi, çiçek gönderdi, şiir miir, bağladı… Atladı Hollanda’ya gitti. Eljanna Türkiye’ye geldi. Üç yıl böyle sürdü. Aşkları iyice alevlendi, ayrı yaşamaları artık mümkün değildi, evlilik kararı aldılar. Eljanna memleketini bıraktı, Türkiye’ye, Enes’in en sevdiği şehire, İzmir’e yerleşti. Enes bu taşınma sırasında güneydoğuda görevdeydi, gelemedi. Ankara’da yaşayan anne-babası İzmir’e geldi, müstakbel gelinlerinin taşınmasına, evi temizlemesine, eşyalarını yerleştirmesine yardımcı oldular. Düğün için, bu yaza niyet vardı.

*

Ve… Açılım ihanetinin kaçınılmaz neticesi olarak, şehir savaşı başladı. Enes, Cizre’deydi. Teröristlerin sözde karargahına 20 metre mesafede bir binaya konuşlanmışlardı. Aniden, hedef binadan “bixi” tabir edilen makineli tüfek kusmaya başladı. Enes’in bulunduğu odanın duvarları delik deşik oldu, tesadüfen vurulmadı. Gereken cevap verilip, hedef yokedildikten sonra, çıktı geldi arkadaşlarının yanına, sigara yaktı, her zaman olduğu gibi gülümsüyordu. “Dokuz candan sekizi gitti, tek canla counter strike oynuyorum” dedi.

*

Counter strike, teröristlerle mücadele edilen bilgisayar oyununun ismiydi. Henüz bir dakika önce ölümden dönmüştü ama, hâlâ espri yapıyor, can pazarını bilgisayar oyununa benzetiyordu. Korku denilen kavram, bu kahramanın yaradılışında yoktu.

*

Mermi yememişti ama, yüzüne, sol elmacık kemiğinin üzerine cam parçası saplanmıştı, gözü kılpayı kurtulmuştu. Bu çatışma nedeniyle “yara beratı, gazilik listesi” hazırlandı. Listede Enes de vardı. Duyar duymaz koştu komutanlarının yanına, ismini listeden sildirdi. “Asla kabul edemem, bu sıyrık için gazilerimizin suratına nasıl bakarım” dedi. Hakkı olan yaralanma iznini bile reddetti.

*

Cizre temizlendi.
Sur’a geçti.

*

Altı katlı bir binada keskin nişancı iki terörist vardı. Binanın konumu çok önemliydi. Dört sokağın kesiştiği köşe başındaydı, o bina alınmadan, o sokaklara girilemiyor, komşu binalara müdahale edilemiyordu. Tank atışı yapıldı. İki terörist öldürüldü. Bina ağır hasar almıştı. Ancak… O dört sokakta pozisyon alan teröristleri hareketsiz bırakabilmek için, o binaya mutlaka girmek, o binayı mutlaka elde tutmak gerekiyordu.

*

Enes’in başında bulunduğu tim, arka tarafına açılan delikten binaya girdi. 12 kişiydiler. Katlara dağılmaya başladılar.

*

O sırada… Çaprazdaki binadan roket fırlatıldı. Kolonlardan birine denk geldi. Tank atışıyla ayakta durmaya mecali kalmayan bina, kulakları sağır eden bir çatırtıyla çöktü. Mahalleyi toz bulutu kapladı.

*

Enes üsteğmen ve 11 bordo bereli astsubayımız, enkaz altında kaldı. Dokuzu kendi imkanlarıyla çıkmayı başardı. İki astsubayımız şehit olmuştu. Maalesef yazarken bile çaresizliği iliklerime kadar hissediyorum… Sol kolu beton blokların arasına sıkışan Enes kendinde değildi, ağır yaralıydı ama, nabzı atıyordu. Yaşıyordu.

*

Ne sağ kurtulan astsubaylarımız oradan çıkabildi, ne de Enes çıkarılabildi. Çünkü, binayı indiren roketin hemen peşinden, yoğun ateş açılmıştı. Binanın hakim olduğu dört sokaktan, mermi yağıyordu. Kafayı çıkarabilmek mümkün değildi. Zaten binaya yaklaşmak da yeterli değildi. Enes’i oradan alabilmek için, vinç gerekiyordu.

*

Tıbbi yardım bile mümkün değildi. AFAD ekipleri, canlarını hiçe sayıp öne atıldılar ama, nafile… Hareket eden her şeye saldırılıyordu. Hava karardı, defalarca denendi, olmadı, belli ki teröristlerin gece görüş dürbünleri vardı, zifiri karanlıkta bile ateş kesilmedi.

*

Üç gün sürdü!

*

Bana göre, filmi çekilmesi gereken üç gündür.

*

O daracık köşebaşında üç gün çatışıldı. Enes’i kurtarabilmek için, dört şehit daha verdik orada, iki özel harekat polisi, bir uzman çavuş, bir uzman onbaşı… Nihayet mahalle temizlendi.

*

Maalesef…
Enes için çok geçti.

*

Dedim ya, kolu sıkışmıştı. Her taraftan ateş edilen o labirent gibi sokaklardan vinç getirilmesi, hiç kolay olmadı. Mahallenin temizlenmesine rağmen, şehitlerimiz bir gece daha orada kaldı.

*

Bir bina, dört gün, yedi şehit… Yılışık televizyonlarımızın ruhsuz ana haber bültenlerinde, lütfedilip, 30 saniye filan yerverildi.

*

Enes’in naaşını Diyarbakır’da üç kişi yıkadı. İmam, dayısı ve bordo bereli devre arkadaşı üsteğmen.

*

Devre arkadaşı, Enes’in kulağına eğildi, “seninle beraber okuduk, beraber eğitim aldık, omuz omuza görev yaptık, ömrümün sonuna kadar hep yanımda olacaksın kardeşim” dedi, sonra da sırasıyla, alnından, ellerinden, ayaklarından öptü. Yıkadılar… Abdestini aldırdılar. Enes her zamanki gibi gülümsüyordu. Her zamanki gibi huzurlu, her zamanki gibi muzip muzip bakıyordu sanki… Kuruladılar bedenini… Yüzünü sildiler. Gözünden yaş geldi. Bir daha kuruladılar, gene yaş geldi, bir daha kuruladılar, gene… Devre arkadaşı darmadağın oldu, kendini daha fazla tutamadı, onun da gözyaşları boşaldı. İmam, hıçkırarak ağlayan üsteğmenin omzuna elini koydu, merak etme dedi, gözü arkada kaldı sanma sakın, cennetlik alametidir bu, için rahat olsun, bırak gözündeki yaş kalsın, arkadaşınız size cennetin kapısını araladı… Bitirdiler yıkamayı… Devre arkadaşı tekrar eğildi Enes’in kulağına, bekle bizi kardeşim dedi, tekrar sırasıyla alnından, ellerinden, ayaklarından öptü. Kucakladı. Tabuta yerleştirdi.

*

Enes’i son görev için Ankara’ya getirdiler.
Kocatepe Camisi’ne.

*

Her şehit cenazesinde yaşanan protokol kepazeliği, Enes’in cenazesinde de yaşandı.

*

Ahmet Kiziroğlu geldi, 500 tane korumayla… Çünkü malum, Enes gibilerini Cizre’ye Silopi’ye Sur’a gönderen Ahmet Kiziroğlu gibiler, 500 tane koruma olmadan camiye bile gidemiyordu. Asrın liderimiz zahmet edip gelmedi, gelseydi, 500 kesmez, 1500 korumayla gelirdi. Bakanlar, parti genel başkanları, milletvekilleri geldi, 500’er korumalarıyla, şoförleriyle, yalaka danışmanlarıyla… Hepsinin çocuğu ya asker kaçağı, ya bedelli… Kameralara poz verdiler, üzülüyormuş gibi yaptılar.

*

Enes’in halası avluya giremedi iyi mi… Hem yer kalmamıştı, hem de caminin etrafı binlerce polis tarafından sarılmıştı, kadıncağızı ittirip kaktırdılar, avluya sokmadılar. Neyse ki, Enes’in devre arkadaşlarının haberi oldu, boğuşa boğuşa halayı avluya getirebildiler.

*

Daha hazini… Kocatepe camisinde Enes’ten başka iki cenaze daha vardı. Biri, çöken binada şehit olan astsubaylarımızdan Doğukan Tazegül’dü. Diğeri ise, Ankaralı bir vatandaşımızdı. Ne oldu biliyor musunuz? O rahmetli vatandaşımızın ailesi, avluya giremedi! Babalarının tabutu başında cenaze namazını kılamadılar! Ağlaya ağlaya, dışarda, sokakta cenaze namazı kıldılar. Siyasiler gittikten sonra, avlu boşaldıktan sonra girip, babalarının tabutunu omuzlayabildiler. Gazeteciler de siyasilerle birlikte gittiği için, bu ailenin dramına sadece Enes’in devre arkadaşları şahit olabildi.

*

27 yıllık kısacık ömrüne, destansı kahramanlıklar ve ölümsüz bir aşk sığdırmayı başaran Enes… Cebeci mezarlığına getirildi.

*

Babacığı dik durmaya gayret ediyordu ama, yüreğinin yangını sesine yansıyordu, “sarı saçlı yiğidim, sarı sakallı yiğidim” diye haykırıyordu.

*

O yiğide toprak atılırken… Duyguları tıpkı o çöken binanın enkazı gibi yerlebir olmuş bir genç kız, Eljanna… Uğruna memleketini terkettiği adamın ardından gözyaşlarıyla mırıldanıyordu.

*

“Bu bir veda değil sevgilim, bu bir teşekkür… Hayatıma girdiğin için, beni mutlu ettiğin için, teşekkür… Beni sevdiğin için ve sevgimi kabul ettiğin için, teşekkür… Sonsuza dek saklayacağım hatıralarımız için, teşekkür… Şu an, çok iyi bir yerde olduğundan eminim. Tanrı seninle, biliyorum. Meleğim ol, daima yanımda kal ve beni koru… Ölüm kazanamayacak. Aşkımız kazanacak. Seni çok sevdim, seni çok seviyorum Enes… Bekle beni.”


Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
cengiz-han
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 12 Jan 2008
Messages: 11130
Localisation: Paris

MessagePosté le: 04 Mar 2016 2:56    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:

O mahkemeyi tanımam filan
Sozcu - Mart 3, 2016

Yılmaz Özdil


Mit tırlarının hukuki durumu tartışılırken, kaderin cilvesi olsa gerek… Tır şoförü bi arkadaş, asrın liderimize hakaret ediyor diye, sesini kaydedip, nikahlı eşini savcılığa ihbar etti.

*

İki saniye sonra anlaşıldı ki… Aslında kadıncağız “dayak yediği” gerekçesiyle boşanma davası açmıştı. Tır şoförü koca, mahkeme kararıyla evden uzaklaştırılmıştı. Ve bunun üzerine, “eşim televizyonda asrın liderimizi her gördüğünde küfür ediyor, bakın kanıtım var, sesini kaydetmiştim” diyerek savcılığa koşmuştu.

*

İzmir’de bu tuhaf boşanma davası yaşanırken, İstanbul’da… Mühendis koca, kendisi gibi mühendis eşinden boşanmak için dava açtı. Kadın ne yaptı biliyor musunuz? Tır şoförünün yaptığını yaptı. “Kocam asrın liderimize hakaret ediyor” diyerek, savcılığa ihbarda bulundu. “Bakın kanıtım var, cep telefonundan asrın liderimiz hakkında küfürlü mesajlar atmıştı, buyrun, söz konusu küfürlü mesajların çıktılarını getirdim” dedi. Koca hakkında hapis istemiyle dava açıldı.

*

İki saniye sonra anlaşıldı ki… Aslında adamcağız, asrın liderimiz hakkında değil küfürlü, herhangi bir mesaj bile atmamıştı. Tek suçu boşanmak istemesiydi! Kadının mahkemeye kanıt diye sunduğu belgeler, sahteydi. Photoshop yöntemiyle, sanki kocası paylaşmış gibi, uydurmasyon WhatsApp mesajları üretilmişti. Koca beraat etti.

*

1944, Almanya…
Dünya savaşı devam ederken askerde bulunan koca, eşini özler, kısa süre izin alır, evine gelir. Kadın ne yapar biliyor musunuz? “Kocam führer’e küfür etti” diyerek, ihbarda bulunur.

*

Koca, kendisini almaya gelen gestapo’ya yalvarır, küfür falan etmedim der ama, nafile… Şak diye tutuklayıp, haşırt diye idama mahkum ederler. Çünkü, 1938’de nazilerin çıkardığı bir yasa vardır; küfürden vazgeçtik, Hitler’i eleştirmek bile yasaktır.

*

Askeri mahkemede ölüm cezasına çarptırılan koca, bir süre hapiste tutulur. Ancak, cephede kan gövdeyi götürürken, asker lazımken, bu herifi kurşuna dizmenin, heba etmenin manası yoktur. Bari gitsin cephede ölsün, işe yarasın derler, birliğine katılması için serbest bırakırlar. Ölümden kurtulmanın sevinciyle koşa koşa cepheye gider, bıraktığı yerden savaşmaya devam eder.

*

Neticede savaş biter, naziler yenilir, 50 milyon kişi ölür, kadının kocası ölmez iyi mi…

*

Eve geri döner. Anlaşılır ki… Aslında kadının sevgilisi vardır, kocasından kurtulmak için böyle bi iftira atmıştır.

*

Eee, devran dönmüştür. Keser dönmüş, sap dönmüş, hesap günü gelmiştir. Hitler dönemini yargılayan mahkemeler kurulmuştur.

*

Koca, Bamberg istinaf mahkemesine başvurur, kendisini gestapo’ya ispiyonlayan eşi hakkında dava açılmasını talep eder. Kadın, hakim önüne çıkarılır. Kadının avukatı kurnazdır, dönemin kanunlarına atıfta bulunarak savunma yapar. “O dönem yürürlükte bulunan kanunlara göre, Hitler’e hakaret etmek hukuka aykırıydı, dolayısıyla, kadının kocasını ihbar etmesi suç değildir, aksine, 1938 tarihli kanuna uygundur, hukuken meşrudur” der.

*

Mahkeme ne der?
“Yook öyle” der!

*

“Parlamentonun, yargının ve toplumun baskı altında bulunduğu dönemlerde çıkarılan kanunlar, hukuka uygun demek değildir, vicdan ve adalet duygusuna aykırı kanunlar, hukuk olarak kabul edilemez” der… Nazi döneminin kanunlarını yok sayar. Kocasını ihbar eden kadını, Nazi döneminin öncesinde yürürlükte bulunan 1871 tarihli Alman ceza kanunu’na göre yargılar. Ve… “Bir kimseyi kanuna aykırı şekilde özgürlüğünden mahrum bırakmak”tan suçlu bulur. Kadın hapse atılır.

*

Bu dava, hukuk literatürüne “kindar muhbir” olarak geçer.

*

Sakın yanlış anlaşılmasın, altını önemle çiziyorum… Yukarıdaki örneklerin, elbette, problemli karı-koca ilişkileri dışında herhangi bir benzerliği yoktur. İleri demokrat asrın liderimizle Hitler’i kıyaslamak gibi bir niyet veya ima asla söz konusu değildir. Haşa.

*

Ama…
İbrettir.

*

Parlamentonun, toplumun baskı altında olduğu dönemlerde, canımı sıkanı içeri atarım, kanunları istediğim gibi çıkarırım, işime gelmeyen kanuna saygı duymam, mahkemeyi tanımam, anayasa mahkemesini lağvederim, o hakimleri paralelci ilan ederim filan denilebilir ama…
Keser döner, sap döner, gün gelir illa ki devran döner.

Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
SelimIII
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 30 Aoû 2007
Messages: 2443
Localisation: Paris

MessagePosté le: 18 Mar 2016 10:34    Sujet du message: Répondre en citant

Citation:


Yılmaz Özdil
Terörle yaşamaya alışmalı mıyız?
Mart 17, 2016


Barutun kokusu düştü burnuma
dört bir yana istiyorum
dibinden patlatayım
adamlar gibi dağlara düşeyim
tutmak istiyorum Kürdistanımı
ya ölüm ya kurtuluş
uyanın uykudan çabuk
artık savaş zamanıdır

*

Bu tür hümanist (!) şarkılar söyleyen Şivan Perver’e “barış güvercini” muamelesi yapılırsa, Akp mitinginde asrın liderimizle el ele sahneye çıkarılırsa, en ön sırada oturan Bülent Arınç duygulanıp hüngür hüngür ağlarsa… Kendini “dibinden patlatan” canlı bombalarla yaşamaya alışmamız lazım tabii.

*

PKK tanık TSK sanık yapılırsa, genelkurmay başkanı “terörist” diye hapse tıkılırsa, Türk ordusu mermi sıkmadan esir alınırken “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” diye göbek atılırsa, Hilmi efendi “kasaptaki ete soğan doğramam” derse, garnizon komutanı 30 Ağustos Zafer Bayramı pastasını Akp marşıyla keserse, madalyalı kahramanlar canına kıyarken, kahrından kanser olurken, Necdet bey hükümete iftar vermekle meşgulse, asrın iftirasını bavulla taşıyan herif, gazeteciler cemiyeti tarafından “yılın gazetecisi” seçilirse… Terörle yaşamaya alışmamız lazım tabii.

*

Pkklılar örgüt üniformalarıyla Habur’dan girip, otobüs üstünde şeref turu atarken, asrın liderimiz “Habur’daki manzara karşısında umutlanmamak mümkün mü, çok sevindirici şeyler oluyor” derse, Pkk’yla resmen masaya oturulursa, Oslo’daki pazarlıkta Mit yöneticileri Pkk yöneticilerine “gözünüzü seveyim” derse, devletin valisi “Abdullah Öcalan’ı takdirle karşılıyorum” derse, TBMM başkanlığı bile yapmış olan zat (!) üzüntülü ifadelerle “Abdullah Öcalan oruç tutardı, camiye giderdi, namazında niyazında bir çocuktu, kurban edildi” derse, “ulus devlet ayrıştırıcıdır, ulusçulukla hesaplaşma zamanı geldi” diyen Ahmet Kiziroğlu “bana biji serok Ahmet diyen dillerinize kurban olayım” derse… Terörle yaşamaya alışmamız lazım tabii.

*

Asrın liderimiz “ABD’nin Genişletilmiş Ortadoğu Projesi kapsamında Diyarbakır yıldız olacak” derse, Apo’ya Diyarbakır meydanında “ulusa sesleniş” konuşması yaptırılırsa, Diyarbakır belediye başkanı “devlete mesajımız var, hastirin” derse, “Türkiye Kerkük’e karışırsa, ben de Diyarbakır’a karışırım” diyen Barzani, Akp kongresinde onur konuğu yapılırsa, Türkiye seninle gurur duyuyor diye alkışlanırsa… Terörle yaşamaya alışmamız lazım tabii.

*

Şehit ve gazi sıfatları yasalardan silinirken, gazilerimizin protezlerine haciz gelirken, asrın liderimizi eleştiren şehit babalarına hapis cezası verilirken, Gaziler Cemiyeti asrın liderimize teşekkür mahiyetinde kalpak hediye ederse… Terörle yaşamaya alışmamız lazım tabii.

*

“Ulus devlet Allah’ın belasıdır, Türk üst kimliği bölücüdür, Türk bayrağı demeyelim Türkiyeli bayrağı diyelim, devletten yana değil dağdakiyle birlikte yaşamak isterim” diyenler “akil adam”sa… Terörle yaşamaya alışmamız lazım tabii.

*

TC kaldırılırsa, Andımız yasaklanırsa, Apo posteri taşımak suç olmaktan çıkarılırken, otomobiline Atatürk posteri yapıştıranlara trafik cezası kesilirse, kalaşnikoflu heykel dikilirken, Atatürk anıtlarına çelenk koymak yasaklanırsa, 19 Mayıs yasaklanırsa, Sabiha Gökçen soykırımcı ilan edilirse, Kızılay bile sodasındaki Türk ibaresini silerse, Akp milletvekili “Türk yoktur” derse… Terörle yaşamaya alışmamız lazım tabii.

*

Yandaş-yalaka basınımız Kandil’deki basın toplantısına koştura koştura giderse, devletin Anadolu Ajansı bile tarihte ilk kez Kandil’e gönderilirse, kendilerini karşılayan kalaşnikoflu teröriste “sevimli delikanlı” diye hitap ederlerse, “güzel bir ceviz ağacının dibinde öğle yemeğindeyiz, etrafta incir ağaçları, pembe pembe açmış Kürdistan gülleri” diye romantik satırlar döktürürlerse, Murat Karayılan’ın yanına oturup, sırıta sırıta hatıra fotoğrafı çektirmek için kuyruğa girerlerse, Karayılan hakkında “sohbet boyunca gülümsüyor, kariyer hırsı yok, bir lokma bir hırka, saygılı, kültürlü, bilimsel konuşuyor” diye yazarlarsa, Pkk elebaşını “tonton, babacan, terörişko” şeklinde ambalajlayıp sunarlarsa… Terörle yaşamaya alışmamız lazım tabii.

*

ABD istedi diye, peşmergeye koridor açmak için TBMM’de tezkere çıkarılırsa, Kobani’ye giden peşmerge güçleri takvimde başka gün kalmamış gibi tam 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda topuyla tüfeğiyle topraklarımıza girerse, Kürdistan bayraklarıyla, alkışlarla karşılanırlarsa, havayi fişekler fırlatılır, halaylar çekilirse, Türk silahlı kuvvetleri ayak altında dolaşmamak için kışlasına saklanırsa, milli istihbarat teşkilatı eskortluk yaparsa, dinlenme molasında yedikleri lahmacunun parası bile valilik tarafından ödenirse, Ahmet Kiziroğlu “Kobani’ye selam ediyorum, Kobani’deki kardeşlerimin alnından öpüyorum” derse… Sur’da Cizre’de Silopi’de Nusaybin’de askerimizi polisimizi şehit edenlerin, alnından öpülen Kobani’de eğitildikleri ortaya çıkmışsa… Sınır namusken, sınırlarımız folofoş edilirse, kayıt kuyut tutmadan, kim olduklarına bile bakmadan, üç milyondan fazla Suriyeli hobaraaa diye buyur edilirse, pkklı ve ışidli canlı bombalar sahte kimlikle mültecilerin arasına karışıp, elini kolunu sallaya sallaya Suriye’den giriş yaparsa, bunların kaç kişi oldukları, şu anda hangi şehirde oldukları bile bilinmezse, memleket dingonun ahırına dönmüşse… Terörle yaşamaya alışmamız lazım tabii.

*

Pkk açılımı döneminde açılım’ın bir numaralı şakşakçısı olan, Apo’ya övgüler düzen, hatta, İmralı’dan çıkarılmasını öneren, “Öcalan sorumluluk bilinciyle hareket ediyor” diyen yandaş gazeteci, bugün hiç utanmadan “terörle yaşamaya alışmamız gerekiyor” diyorsa…

*

Ve, bunların hepsi gözümüzün önünde, gözümüzün içine baka baka yaşanıyorsa, armut gibi seyrediyorsak… E alışmamız lazım tabii.



http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/yilmaz-ozdil/terorle-yasamaya-alismali-miyiz-1140186/
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Montrer les messages depuis:   
Ce forum est verrouillé; vous ne pouvez pas poster, ni répondre, ni éditer les sujets.   Ce sujet est verrouillé; vous ne pouvez pas éditer les messages ou faire de réponses.    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum en langue turque Toutes les heures sont au format GMT + 2 Heures
Aller à la page Précédente  1, 2, 3, 4, 5, 6  Suivante
Page 5 sur 6

 
Sauter vers:  
Vous ne pouvez pas poster de nouveaux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas répondre aux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas éditer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas supprimer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas voter dans les sondages de ce forum


Powered by phpBB v2 © 2001, 2005 phpBB Group ¦ Theme: subSilver++
Traduction par : phpBB-fr.com
Adaptation pour NPDS par arnodu59 v 2.0r1

Tous les Logos et Marques sont déposés, les commentaires sont sous la responsabilités de ceux qui les ont postés dans le forum.