32 visiteur(s) et 0 membre(s) en ligne.
  Créer un compte Utilisateur

  Utilisateurs

Bonjour, Anonyme
Pseudo :
Mot de Passe:
PerduInscription

Membre(s):
Aujourd'hui : 0
Hier : 0
Total : 2147

Actuellement :
Visiteur(s) : 32
Membre(s) : 0
Total :32

Administration


  Derniers Visiteurs

Philippe : 13h21:32
cengiz-han : 18h36:56
murat_erpuyan : 19h28:29
Georges : 23h13:13
opak : 23h17:23


  Nétiquette du forum

Les commentaires sont sous la responsabilité de ceux qui les ont postés dans le forum. Tout propos diffamatoires et injurieux ne sera toléré dans ces forums.


Forums d'A TA TURQUIE :: Voir le sujet - "AYKIRI" SPORCU METIN KURT
Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum Forums d'A TA TURQUIE
Pour un échange interculturel
 
 FAQFAQ   RechercherRechercher   Liste des MembresListe des Membres   Groupes d'utilisateursGroupes d'utilisateurs    

"AYKIRI" SPORCU METIN KURT

 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum Sport
Voir le sujet précédent :: Voir le sujet suivant  
Auteur Message
Raskolnikoff
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 09 Oct 2007
Messages: 3479
Localisation: Somewhere in the world

MessagePosté le: 03 Mai 2010 12:58    Sujet du message: "AYKIRI" SPORCU METIN KURT Répondre en citant



metin kurt: spor, arsada temiz ve güzel, borsada çirkin ve kirlidir.

2000 Yılı'nın Şubat ayıydı. Soğuk hava kararmış, sulu sepken yağan kar, tipiye dönmüştü.

Cihangir'de, ikinci romanım Cimri Kirpi üzerinde çalışıyordum. Telefon çaldı. Arayan Metin Kurt'tu. İtalya'da oynanacak, Roma-Galatasaray, Avrupa Şampiyon Kulüpler Şampiyonası tur maçını seyretmek için Şişli'de bir birahaneye davet ediyordu.

Maçın başlamasına az bir süre kala, Metin'in verdiği adrese, Özkosova Birahanesi'ne doğru yola çıktım. Tarife göre kolay bulduğum birahane, Şişli Cami'nin arkasında, merdivenlerle inilen basık bir mekândı. Şiddeti artan tipinin eşliğinde, merdivenlerden kaymamaya dikkat ederek indim.

Futbol karşılaşmalarının şifreli televizyon kanallarında yayınlanmasından sonra birahanelere gidenler o ortamı çok iyi bilirler. Birahaneler, minyatür bir stad, bir arena tribünüdür.

Özkosova Birahanesi de öyleydi. Zemin katın merdivenlerinden inip, loş ortamına ilk adımımı attığımda, kesif sigara dumanına karışmış kızartma yağı ve alkolün haşin kokusunun karışımından kaynaklanan iç bayıltıcı bir ağırlık üzerime çöktü.

Dirseklerini bara dayamıştı. Üzerinde yine eski günlerde olduğu gibi bir parka, mavi beyaz çizgili bir gömlek, dumanından sararmış parmakları arasındaki elinde yarıya kadar içilmiş bir sigara... Gözleri, üzerinde televizyon bulunan vitrinde boş yabancı içki şişelerine fon olmuş aynaya sabitliydi.

Küskün, ilgisiz, kimseye bakmaktan zûl, biraz da kendini zorlayarak başını hafifçe yana döndürdü, hep kısık olan gözleri beni gördüğünde, kenarları kırışarak, gülücüklere boğuldu.

Yeni karşılaşmanın verdiği karşılıklı konuşulan olağan kelimelerden sonra, başlamış maçı önüme bırakılan bir bardak birayı yudumlayarak izlemeye başlamıştım.

Bir süre sonra televizyon ekranı flulaştı ve çok gerilere, doğduğum ve ilk gençlik yıllarımın geçtiği Bursa yeşilinin titremleri arasına daldım.

70'li yılların başıydı. O zamanlar 'Yeşil Bursa' diye anılan ve uzmanların yetmişe yakın yeşil çeşidini keşfettiği bir kentti Bursa... Şimdiki gibi ovası talan edilmiş, beton yığınıyla doldurulmuş değildi. Meşhur lodosunun getirdiği yağmuru yağdığında, damlalar evlerin damlarına eşit düşerdi. Evimizden baktığımda neredeyse Mudanya'yı görebilecek kadar netlikteydi ufuk!..

Binaların ağaçların altında kaldığı Bursa'da gençlerin toplumun dar olan sosyal çevresinde yer edinmesinin yollarından biri de futboldan geçiyordu. Dolayısıyla gençler varolmanın, toplum içinde bir yer edinmenin biçimini yeşil zeminli arsalarda arıyorlardı. Arkadaşlarımın hepsi futbol oynuyordu.

On altı yaşımı doldurmamış, yeni amatör lisansa sahip bir topçu adayıydım! Ne zamsm bir araya gelsek futboldan konuşuyor, dolayısıyla futbolla yatıp futbolla kalkıyorduk. Bir anlamda dünyamız futboldu.

Kısaca, futbolcu olmak, gerçekleri daha yeni yeni görmekte olan ülkenin diğer gençleri için nasıl bir ayrıcalıksa, bizim için de öyleydi.

Futbolu kendi kendimize öğrenmeye çalıştığımız Acemler semti, ortaları kelleşmiş, irili ufaklı doğal çim arsalarla bezeliydi. O zamanlar tesislerden yoksun Türkiye'nin gençleri için sınırları birbirinden böğürtlen kümeleriyle ayrılmış irili ufaklı bu alanlar büyük bir nimetti.

Topa vurmayı, ikiye bir yaparak verkaçla adam geçmeyi, tekme atmayı ve yemeyi, kafaya çıkmayı, düşmeyi, kademeye girmeyi, kambura yatmayı, maçların sonunda sopa yemeyi, atmayı, velhasıl o zamanın futboluyla ilgili öğrenebileceğimiz temel olan her şeyi o yeşil boş arsalarda öğrendik.

Aramızdan çok ünlü futbolcular çıktı. Milli formayı giyenler oldu. Futbolculuğu bir meslek olarak görmeyip sadece spor olarak yapanlar bile amatör kulüplerde çok başarılı futbol oynadılar. Çok yetenekli arkadaşlarım vardı içlerinde. Gerek Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik şartların spora yansıyan olumsuzluklarından, gerek şanssızlıklarından ve bazılarının beyin güçlerinin adale güçlerine galip gelememesinden daha yolun başında silinip gittiler. Profesyonel olup Birinci Türkiye Ligi'nde top koşturan arkadaşlarımdan kimi, futbolu bıraktıktan sonra kentin ileri gelen sanayicilerinin himayesinde iş kurdu ve iş adamlığına küçük adımlar attı. Kimi, yüksek tahsili tercih etti. Kimi, kahve açtı, kimi, birahane, meyhane... Kimi paranın, kimiyse içkinin esiri oldu.

Bazılarını, Bursa'nın yerel televizyonunda ara ara kentin gözbebeği futbol takımının şimdilerde ligde düştüğü aczin acısını paylaşmak için spor programlarına çıktıklarını görüyorum. Senelerce ter döktükleri, büyük kulüplerin ağarlıklarınca para sunmalarına karşın, doğup büyüdükleri kentten ayrılmadıklarını söyleyip, eski takımının maçlarını izlemek için stadyuma gittiklerinde bilet ücretini ödemeden içeri alınmadıklarını, bir serbest giriş kartlarına bile sahip olmadıklarını, ancak kendi paralarıyla maçları izlediklerini ve her şeye karşın bir kez bile olsun tecrübelerine danışılmadığından esef duyup şikâyet ediyorlardı.

Zamanında, çarşıda ve ana caddede önü kesilerek el sıkışmaktan zor yürüyen, sağdan soldan çekiştirilerek; bir çay, bir kahve içmesi, yemek yemesi için baş köşeye oturtulmak istenen, birçok insanın stadyumlarda hançerelerini yırtarcasına bağırarak alkışladıkları dünyayı sadece bir meşin yuvarlağın yüzeyi kadar küçük sanan sakat kalmış ya da başka bir nedenden futbolu bırakmış bazılarımızın, yaşamın yükü altında nasıl ezildiğini eski arkadaşlarımdan öğreniyor ve üzülüyorum.

O yıllarda, Çekirge Meydanı'ndan yukarıya çıkan yokuşun ortasında -şimdi genişletilen yol yüzünden yıkılan eski kervansarayla birlikte- Park Otel, çeşitli federasyonlara ait milli takımların kamp yaptıkları, halka açık çay bahçesiyle bütünleşmiş bir tesisti. A Milli Futbol Takımı, 1974 Dünya Kupası elemeleri için İtalya'yla İtalya'nın Napoli kentinde yapacakları karşılaşma için bu otelde, Teknik Direktör Coşkun Özarı nezaretinde kampa alınmıştı. Milli Takım daha önceki maçında Batı Almanya'yla Almanya'da 1-1 berabere kalmış, bütün gözler bu maça çevrilmişti.

Milli Takım'ın as futbolcusu Metin Kurt'u ders çalışmak için gittiğim Park Otel'in çay bahçesinde tanımıştım. Yanımızdaki masada tek başınaydı. Dikkatimi çeken, onun diğer futbolculardan farklılığıydı. Çünkü kitap okuyordu. Diğer futbolcular, kendilerine hayran ve onlardan daha hızlı koşacağını iddia eden saf bir gence eşofman giydirmiş eğleniyor, tutacakları kronometreyle iddiaya girerek, Çekirge Meydanı'nda tur attırmaya iknaya çalışıp, kendilerince eğleniyorlardı.

Tanışmamız, bir ara Metin Kurt'un başını kitaptan kaldırarak bana, "Bu çocuk saf gözüküyor ama eşofmanı alıp kaçarsa ne olacak?" sözüyle başladı.

Gülüştük ve konuşmaya başladık. Konular birbirini kovaladı. Kitaplara olan düşkünlüğümüzün aracılığı, işte o günden bu yana, otuz üç yıldır dostluğumuzu sürdürmekte.

İtalya maçı gelip çatmıştı.

O zamanlar kitle iletişim araçları zamanımızdaki kadar yaygın değildi. Çekirge Meydanı'nda, yukarı Çekirge'ye çıkan yolun hemen yanı başında, sonradan inşa edilen Kervansaray Oteli'nin hemen üzerinde, ahşap altıgen geniş tek kahvehanede tavana yakın bir köşeye asılmış siyah-beyaz televizyondan maçı seyretmek için toplanmıştık. İlk kez bir futbol maçı naklen veriliyordu.

Ağzına kadar maçı izlemeye gelenlerle dolu kahvehanede önlerde kendime yer bulamamış, kapının yanında ahşap bir sandalyenin üzerine çıkarak, yarım saat sonra başlayacak maçı beklemeye başlamıştım. Uyuşan bacaklarımı dinlendirmek için sandalyeden aşağıya bile inemiyordum. Oraya sıkışıp kalakalmıştım.

Nihayet maç başladı ve başlar başlamaz da onurlu mağlubiyetlerle övünmeye alışık Milli Takımımız yine bildik oyun tarzına bürünüp, "Cümle cemaat ileri, cümle cemaat geri..." parolasıyla, olimpiyat ölçülerine göre yapılmış futbol arenasında sadece kendi sahasını kullanıyordu. Cümle cemaat gerideydi ve nedendir bilinmez bir türlü ileri çıkamıyordu. On bir futbolcumuz kendi ceza sahası içinde adeta Kanije savunması yaparak geri çekilmişti. İlk yarı meşin yuvarlak bir türlü orta çizgiyi geçip, İtalyanların ceza sahasına düşmeden çekilen derin 'oh'larla bitmiş, hava almak için dışarı çıkanlardan fırsat bulan ben de uyuşan bacaklarımı dinlendirmek ve maçın heyecanından karnıma giren ağrıyla sandalyeden inme fırsatını bulmuştum.

İkinci yarı da birincisi gibi dalga dalga gelen kâbuslarla başladı. İtalyanlar kalemizi meşin yuvarlakla ablukaya almış, dövüp dövüp duruyorlar, kalecimiz Sabri Dino, kale çizgisinden dışarıya bir adım bile atmadan her geçen dakikayla devleştikçe devleşiyor, geçen her dakikada yedi metre, otuz iki santim genişliğindeki üç direğin içini daha da kaplıyordu.

Direklerin ve Sabri Dino'nun elleri, kalemizdeki gole izin vermediği anların birinde maçın başından itibaren gözümüzün alışamadığı bir şey gördük. Bu, siyah-beyaz ekranın içinden forma rengi beyaz üzerine kırmızı bandı koyu görünen bir futbolcunun top sürerek kendi sahamızdan çıkma cesareti göstermesiydi.

Ceza sahamızın sağından şimşek gibi çıkan Metin Kurt, taç çizgisine kadar indi ve iki ayağı arasında mekik dokuyarak sürdürdüğü meşin yuvarlakla önüne çıkanı geçerek, orta sahaya on metre kala taç çizgisinden içeri girdi ve müthiş bir şut çıkardı. Meşin yuvarlak, zamanın en büyük kalecilerinden Dino Zoff'un bakışları arasında üst direği yaladı. Sadece A Milli Takımımızın, sahasına odaklanmış İtalyan televizyon kameraları bu enstantaneyi son anda yakalayabilmişlerdi. O an çığlıklar arasında sandalyeden düşmüş, kendimi ezilmekten zor kurtarmıştım. Bu pozisyon; o gün maçı izleyen bir İtalyan seyirci tarafından unutulmuş olabilir, ama biz pozisyon fukaraları için asla...

Maç, golsüz bitti. İtalyanlar şaşkın, Milli Takımımızın oyuncuları sarmaş dolaş sahadan ayrıldı.

O zamanın basını, maçın kahramanı olarak kuşkusuz kalecimiz Sabri Dino'yu ilan etti. Ekibimizin rakip sahada yakaladığı tek pozisyonda Metin Kurt ki bir kaç metre geriden ya da hırs ve karın adale gücünü biraz daha yavaşa ayarlayıp o şutu atmış olsaydı, Milli Takımımızın bir sayı kazanması kaçınılmazdı. Çünkü o ana kadar kalesine bir kez olsun top gelmeyen Dino Zoff un gözleri, adaleleri, dolayısıyla tüm benliği böyle bir hareketi beklemiyordu. Kısacası, konsantrasyonunu kaybetmiş, müsabakanın dışındaydı. Futbol oynayanlar ve en azından biraz anlayanlar, doksan dakikanın içinde bir anın değerini çok iyi bilirler. Şut anında topa vurma... Bu, belki bir andı ve her şey o belirsiz, o ne olduğu çözümlenememiş en küçük noktanın, bugüne kadar keşfedilmiş en küçük madde olan atom çekirdeğinin içinde oluşmuştu. İstemsizdi, bir 'tik'ti seğiren... İstemdışı bir hareket, beynin komutasının dışında, antrenmanlarda yüzlerce eşgüdümlüsünün sadece bir tanesinin topa dokunuşuydu o an. Bir anda oluyordu futbolda her şey ve o anı yakalamak için yapılan çalışmalar, sürekli tekrarlar müsabakaya egemen oluyordu; tıpkı bire bir, kıyasıya ölümüne mücadele eden Antikkçağ gladyatörleri gibi.

Metin'in yarım dakikayı bile doldurmayan ve sonu o anla biten aksiyonu -bir futbol maçı için-öylesine ani olmuştu ki... Bu, belki de o maçın kahramanını değiştirebilecek bir andı.

Birahanede geçmişe gitmişken, manidar "gol!.." nidalarıyla kendime geldim. Roma takımı Galatasaray'a bir gol atmıştı. Seyircilerden çıkan yer yer küfürler, 'çık çık' çekmeler ve el kol hareketleri birahane tribününde kaçınılmazdı, kural değişmedi ve bütün bu aksiyonlar, olağan gürültünün dışında, birahanenin kokusuyla bardakların içine doldu ve bardaklar hüzünlü alkolü yanık midelere bir kez daha akıttı. Silkindim ve barın fonundaki aynaya, önündeki cam raflara dizilmiş kimisi boş kimine boyalı su doldurulmuş yabancı içki şişelerine baktım. Flu gözüküyorlardı. Uyumuş muydum? Gözlerimi ovuşturdum ve önümdeki biradan bir yudum daha alırken bu mayhoş esrikliğimi, gittiğim hatıralara ve ortama bağladım.

Metin Kurt'un yüzüne baktım.

"Gol yedik!" dedi. Bunu, belki de yüzümdeki ifadenin mahmurluğundan söylemişti. Sözlerine devam etti: "Olacağı belliydi zaten. Az adamla yakalandık. Topun nerede olduğu önemli değil, kaç adamla yakalandığın önemli..."

"Evet!" dedim, sanki maçı izliyormuşçasına. Metin Kurt, biraz daha yorum yaptı. Az öncesine nazaran biraz daha sükûta ermiş mekânda, biraz da yüksek çıkan sesi, barda yanımda oturanların dikkatini çekmişti. Kimi aynadan, kimiyse ileri ve geriye kaykılarak bakmaya başladılar. Bizden gençtiler ve Metin Kurt'un futbol oynadığı zamanı yakalayamamış kuşaktılar. Yüzlerinde, 'ne kadar da çok biliyor'un, belki de daha fazlası bir ifade vardı. Metin Kurt da bunun farkındaydı ve eleştirilerine devam etti. Ona ait bildiğim en önemli özelliklerinden biri de, futbolu bilmesiydi, tıpkı oynadığı zamanlar gibi...

Yanımdakilerden biri laf attı. Diğeri, atılan sözü destekledi. Barın arkasında duran birahanenin sahibi önce Metin Kurt'u, ardından laf atanları süzdü. Çentik attığı adisyonu, yarım keserek bıraktı ve onlara doğru eğilerek bir şeyler söyledi. Sustular. Bu kez bakışlar merakla birlikte farklılaştı.

Metin Kurt'a baktım. Kısık gözleri yine her zamanki gibi gülümsüyordu. Hüzünlendim.

Başımı televizyona kaldırdım. Roma Futbol Takımı Teknik Direktörü ve zamanında dünyanın en büyük kalecilerinden Dino Zoff, iki elini yumruk yapmış, keyfi yüzündeki gülücüklere karışmış, çıktığı kulübesine zafer nidalarıyla geri dönüyordu.

Romalı Gladyatör çıktığı arenada bir zafer daha kazanmıştı. Bir zamanlar, biri İtalya'da, diğeriyse Türkiye'de yeşil sahalarda çarpışmış iki gladyatörü izliyordum. Milyonların seyrettiği televizyon ekranında muzaffer Dino Zoff, olayı kuralına göre oynayarak Dünya'nın en büyük futbol takımlarından birinin başında ve oyunu kuralına göre oynamayarak, geleceğini dolayısıyla yaşamını futbolcu kardeşlerinin sendikal hakları uğruna verdiği mücadelesiyle sosyalizm adına yitirmiş, Metin Kurt'sa Öz Kosova birahanesinde yanımdaydı.

Ona son bir kez daha baktım. Her zamanki gibi kirli sakallı başı hafifçe öne eğikti. Kısık gözlerinin kırışık kenarlarına son görüşmemizden bu yana bir kaç çizik daha eklenmişti. Sararmış parmakları arasında hiç sönmeyen sigarasına bir yenisini uç uca ekleyerek yakmaya çalışıyordu. Başlayan her şey gibi bu maç da bitmişti.

Metin Kurt'u yalnız bırakıp birahaneden çıktım. Yavaş yavaş erimekte buzullaşmış katılığın yer yer menevişlendiği kaldırımda yürürken, kar yeniden atıştırmaya başladı. Bir ara durup derin nefes alarak kendimi dinledim. Yaşamın karmaşıklığını düşünerek, sadece güldüm kendi kendime...

Vecdi CIRACIOGLU
sportmence dergisi'nin 1. sayısından aktarma

http://www.tribundergi.com/forum/viewtopic.php?f=18&t=44041
_________________
Родион Романович Раскольников


Dernière édition par Raskolnikoff le 03 Mai 2010 13:07; édité 1 fois
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé Visiter le site web de l'utilisateur
Raskolnikoff
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 09 Oct 2007
Messages: 3479
Localisation: Somewhere in the world

MessagePosté le: 03 Mai 2010 13:04    Sujet du message: Répondre en citant



“Gol, top nerede olursa olsun, rakibi az adamla yakaladığın zaman, işte o zaman gelir…”
Metin Kurt, kimi sporseverlere göre aykırı, kimi sporseverlere göre anarşist, kimi sporseverlere göre de sosyalist bir futbolcudur.
1970-73 yıllarında üst üste üç kez şampiyon olan Galatasaray Futbol Takımı kadrosunun en iyi sporcularından biriydi. Milli futbol karşılaşmalarının günümüzdeki sıklığından uzak 70′li yıllarda, altı yıl aralıksız 26’sı A, 9′u Ümit ve 2’si de A Genç Milli Takım olmak üzere 37 kez milli formayı giymiştir.
Futbol oynadığı dönemde, futbolcuların haklarını almak ve korumak için söylediği, sendika sözcüğü ve sosyalist söylemler tehlikeli bulundu. Futbolcu arkadaşlarını greve götürdüğü gerekçesiyle, hakları gasp edilerek Galatasaray Futbol Takımı’ndan uzaklaştırıldı. Anadolu’ya, Kayserispor’a adeta sürüldü. Ardından tüm futbol dünyası tarafından aforoz edildi. Bütün suçu, Avrupalı futbolcuların bugün kullandığı hakları bundan 30 yıl önce dile getirmesiydi.
Gladyatör; günümüz sporunun popüler dalı olan futbolun antik gladyatör oyunlarıyla özdeşlikleriyle, gerçekleri Milli futbolcu Metin Kurt’un sekiz yıllık spor yaşamından (1968-76) kesitler vererek anlatan bir kitaptır.
Tanıtım Yazısı

(*) Türkiye futbolunda sol ve sosyalizm denince akla ilk gelen isim kesinlikle Metin Kurt’tur. Lakabı ‘Çizgi metin’ dir.Zamanında 30 mayıs 2003′te yayınlanan bir röportajında bunu şöyle açıklamış: “halka en yakın yer neresi? çizgi. Ben de çizgide beklerdim.Antrenör ve idarecilerin olduğu tarafta oynamayı sevmiyorum.Kapalının önünde oynamamak için bir devre sağ açık, bir devre de sol açık oynardım.” Çizgi Metin 70-73 te Galatasaray’da 3 şampiyonluk yaşamış. Süratle kullandığı her iki kanattan yaptığı driplingleri ve güzel ortaları ile hem Galatasaray’a hem de Milli Takım’daki golcülere sayısız gol fırsatı hazırlamıştı.
Galatasaray’da 150 lig maçı oynayan Metin 34 gol attı.Milli Takım’ında değişmez oyuncularından olan Metin,26 A, 9 B, 2 de Genç Milli olarak, A mili takımda da 2 si PTT, 2 si de Galatasaray’da olmak üzere 4 gol attı.
futbolcular sendikası girişiminde bulunmuş ve basında bu şekilde yer bulmuştur en son.

Futbolcular Sendikası
Metin Kurt bu girişimi şöyle anlatıyor:”Amatör Sporcular Derneği diye bir dernek kurmuştuk.Başkanımız şimdi spor bakanı olan Fikret Ünlü’ydü.12 Eylül 1980′de kuruluşumuzu ilan edecektik.Fakat,darbe oldu.Dernek kapandı.”Böylece Türkiye’nin ilk sporcu sendikası girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

Galatasaray’dan Sürgün
Metin Kurt’un anlattığına göre”Ankaragücü’nü kupadan elemiştik.Fakat prim alamıyorduk.O zamanki sorumluya itiraz ettik.Fakat,”bişey oynamadınız.Ne diye prim istiyorsunuz”dedi.Antrenmana çıkmadık.Bunun üzerine sorumlu beni tehdit etti.”Sonrasında diğer futbolcular eylemlerinden vazgeçip yönetimden özür dilediler.Fakat,Metin Kurt yönetimle inatlaşınca 1976′da Kayserispor’a gönderildi.
(*) Kaynak: http://www.forzalivorno.org

TÜRK FUTBOLUNUN UNUTULMAZ SOL’AÇIĞI: METİN KURT
Türkiye’nin en iyi futbolcusu kimdir derseniz insanın aklına birçok isim gelir. Belki bir çırpıda onlarca aday sayıveririz. Fakat Türkiye’nin gelmiş geçmiş en özel futbolcularından biri kimdir diye sorarsanız, benim aklıma ilk olarak hep Metin Kurt gelir. Peki Galatasaray’da bir dönemin unutulmaz oyuncularından biri olan Metin Kurt’u bu denli özel kılan nedir? Pasları, frikikleri mi, kondisyonu mu, golleri mi, evet belki onlar da var, ama onu esas özel kılan yeşil sahalardaki örgütlülük, hak arama ve devrimci mücadelesidir.

Metin Kurt, Türkiye’de Futbolcular Sendikasını kurmaya çalışan, yeşil sahalarda hakkını arama mücadelesini vermiş ilk isim. Geçmişten bugüne sağın egemen olduğu bir arena oldu Türkiye’de futbol. Futbolcular, kulüpler, yönetimler politikacılarla, mafyayla içiçe oldu hep. Milliyetçilik, ırkçılık yeşil sahalarda tekrar tekrar üretildi, belki de en azgın haliyle ortaya çıktı. Tribünler ırkçı, sağcı hezayanların adresi oldu. Dinci tarikatlarla yakın olan futbolcular el üstünde tutuldu, bu ülke futbolu Milli Takım kampında takımla birlikte namaza gitmedi diye dışlanan futbolcuları bile gördü. Kısacası solun çok da esamesinin okunmadığı bir alan oldu Türkiye’de futbol.

Galatasaray Spor Kulübü’nün efsane futbolcularından Metin Kurt, futbolcuların sendikalaşmasının gereğine inanan ve de bu amaç için mücadele etmiş ilk oyuncuydu Türkiye’de. 1948 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Kurt, Alibeyköy’de başladığı futbol macerasına Adalet Spor, Altay ve PTT kulüplerinde oynayarak devam etti. Çizgide oynayan Metin Kurt bu mevkideki başarılı futboluyla kısa sürede adını duyurdu ve Galatasaray Spor Kulübü’ne transfer oldu. İngiliz Hoca Brian Birch’in takımın başına geçmesiyle Galatasaray o yıllarda çok başarılı bir dönem geçiriyordu. Metin Kurt da bu dönem kadronun vazgeçilmezlerinden biri olmuştu. Diğer yandan Kurt farklıydı, farkını gösteriyordu futbol dünyasında. Okuyordu, sorguluyordu, tartışıyordu. Meslektaşları gazinolardan çıkmazken o daha çok entellektüel çevrelerin içine girmiş, orada düşünceleri şekillenmeye başlamıştı. Türkiye’de sporcu kimliğini, sporun emek boyutunu da sorguluyordu. Edindiği birikimler ve dönemin ağır şartlarının onda yarattığı bu hoşnutsuzluk Metin Kurt’ un kafasında bir fikir doğuruyordu. Bu “Futbolcular Sendikası” fikri idi. Bir fikir olarak ilk defa ortaya attığında, hem futbolcu arkadaşlarından hem de tribünlerden destek görmüştü. Ama ne zaman bunu hayata geçirmek için adım attı, işte her şey o zaman başlıyordu esas.

Sendikal mücadeleye başlayınca spor hayatı başka bir yöne doğru evrilmişti ya da evriltirmişti. İlk zamanlar ona destek verenler adımları atmaya başlayınca mücaledesinde onu yalnız bırakıyordu. Basın ona çok destek vermeyecekti. Basın patronları o dönem de şimdi olduğu gibi kulüp yöneticileriyle sıkı fıkıydılar. Metin Kurt’a yer vermek sayfalarında, Galatasaray yönetimiyle ters düşmek demek olacaktı. Kurt, bu duruma tepki göstermek amacıyla 1974’te oynanan İtalya-Türkiye milli maçı öncesi basını kınadığı bir bildiri hazırlıyor ve bu bildiriyi tüm takım arkadaşlarına imzalatıyordu. Aslında bu bildiri Metin için kariyerinin sonunun başlangıcı olacaktı. Artık iyice dışlanmıştı Galatasaray yönetimince ve spor dünyası içinde. Galatasaray’dan Kayserispor’a gönderildi. Fakat Kurt için bu olayın asıl üzüntü verici yanı sadece kendisinin kovulması değil, sendika girişimine katılmadıkları halde sırf kendisiyle arkadaşlık ettikleri için aynı akıbeti paylaşan beş arkadaşı olmuştu. O yıllarda yavaş yavaş oluşmaya başlayan endüstriyel futbolun yediği ilk isim Kurt oluyordu.

Kurt sonraki yıllarda aktif futboldan uzaklaştı fakat futbol dünyasının içinde alternatif bir tarafta yer almaya devam etti. Kafasındaki sendika fikrini uygulamak 12 Eylül rejimiyle birlikte iyice zorlaşsa da, düşündüklerini savunmaya devam etti. Evrensel Gazetesi’nde spor yazarlığı yaptı. Turgay Kurultay ve Veysel Atayman ile birlikte “Arenada Show: Modern Sporun Dünü ve Bugünü” isimli bir kitaba da imza attı. Endüstiryel futbola karşı olan forzalivorno gibi oluşumların panellerine katıldı. “Sportmence” isimli dergiyi çıkardı, sonra bu derginin yayınına yıllarca ara verildikten sonra Ekim 2008’de tekrar yayınlandı. İlk sayıda konulardan biri de Türkiye’nin en muhalif taraftar grubu Çarşı idi.

Metin Kurt, sporu bir emek batakhanesi olarak tanımlıyor. Şöyle diyor bir konuşmasında: “Bizler futbolu bir oyun olduğu için sever ve oynardık. Artık futbol para, son model arabalar ve güzel mankenler için oynanıyor. Futbolu oyun olarak severiz ancak bugün kullanılış şekliyle sevmemiz kendi kalemize gol atmak anlamındadır. Devrimciler hiçbir zaman spora karşı olmadı. Sporun içinde her zaman yer aldılar ama her zaman yanlış tarafta yer aldılar. Futbolda bizlerin boşalttığı alanları başkaları doldurdu. Futbolu bir uyuşturucu haline getiren sistem yerine futbolun kendisini mahkum ettik. Hayatın içinde kim çoksa tribünlerde de o çok olacaktır. Endüstriyel futbola karşıysak ona su taşıyan değirmende su damlası olmamalıyız.”

Kurt’un lakabı ‘Çizgi Metin’ di. Mayıs 2003’ te yayınlanan bir röportajında bunu şöyle açıklıyor Kurt: “Halka en yakın yer neresi? Çizgi. Ben de çizgide beklerdim. Antrenör ve idarecilerin olduğu tarafta oynamayı sevmiyorum. Kapalının önünde oynamamak için bir devre sağ açık, bir devre de sol açık oynardım.”

Bir diğer alıntı da Sportmence Dergisi için yazdığı bir yazıdan: “Sportmence onuncu köyü arıyor. Doğru sözü kıymet verip savunanlar; bu yüzden dokuz köyden kovulanlar, yılmadan onuncu köyü arayanlar; sportmence sizin sesiniz, sözünüzdür. selam sizlere, selam dostlara. Spor kılıflı bu bataklığı biz yaratmadık, ama biz kurutacağız. sivrisineklerden bir gün mutlaka kurtulacağız. Yazanlar, çizenler, eli kalem tutanlar; düşüncesini midesinin sansüründen geçirmeyenler, yüreğinde iyilik, doğruluk, güzellik meşalesi sönmeyenler… bulamadıysak eğer sizleri, siz bulun bizleri… yitirecek zamanımız yoktur, gün naz değil, görev günüdür. Sporda söylenemeyen ne varsa biz söyleyeceğiz. caymayız, caydıramazlar. sapmayız, saptıramazlar. yürüyoruz doğru bildiğimiz yolda, alnımız açık, başımız yukarda”

Fotoğraf: Oturanlardan soldan ikinci Fatih Terim, en sağdaki isim ise Metin Kurt.
Siyasi görüşlerine katılırsınız ve katılmazsınız ama Kurt’un futbolda örgütlülük için verdiği mücadelenin anlamı bugün de hala geçerli. O güne göre futbolcuların emeği daha çok sömürülüyor. Futbol günümüzde giderek daha acımasız bir ticaret alanına dönüşüyor. Sportmenlik ruhu ölüyor. Futbolcular bir köle gibi alınıp satılıyor. Bunun en son örneğini geçtiğimiz haftalarda yaşamadık mı. Beşiktaş, Yusuf Şimsek transfer için genç oyuncu Aydın Karabulut’u gözden çıkarıp, onu Bursaspor’a gönderme kararı verdi. Ama Aydın Karabulut’un bundan haberi bile yoktu. Fikri bile sorulmadı. Aydın sadece bir örnek. Bu örneklerden yüzlerce var Türkiye’de futbol dünyasında. Türkiye futbolunun bir “Metin Kurt” ruhuna ve hakkını arayan futbolculara ihtiyacı var. Futbolcuları bir köle, bir meta gibi görmeyen yöneticilere, onlar mücadele için harekete geçerse onların arkasında duracak tribünlere ve basında demokrat kalemlere ihtiyacı var.
http://solduyum.blogspot.com/2009/02/turk-futbolunun-unutulmaz-solacigi.html

Kitabın Künyesi
Gladyatör
Vecdi Çıracıoğlu
Everest Yayınları / Anı Dizisi
Baskı Tarihi: Eylül 2009
325 sayfa


_________________
Родион Романович Раскольников
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé Visiter le site web de l'utilisateur
murat_erpuyan
Admin
Admin


Inscrit le: 30 Jan 2006
Messages: 8055
Localisation: Nancy / France

MessagePosté le: 13 Fév 2011 0:15    Sujet du message: Répondre en citant

Je transfert la contribution concernant M. Kurt se trouvant dans le post "footbal en Turquie" ( http://bit.ly/foNXKi ) ici >

cengiz-han a écrit:
Un coup de coeur pour moi ce papier paru dans Cumhuriyet du 24.01.2011

DENİZ KAVUKÇUOĞLU
Metin Kurt’u Tanır mısınız?

Metin Kurt Galatasaray’a İngiliz teknik direktör Brian Birch’ün göreve başladığı 1970/71 sezonunda PTT’den gelmiş, takımın şampiyon olduğu o sezon oynadığı 24 maçta 10 gol atmıştı. Başarılı bir sol açıktı. 1971/72 sezonunda 25 maçta 5 gol, 1972/73 sezonunda ise 29 maçta 9 gol atmıştı. Galatasaray bu iki sezonda da ligi şampiyon olarak tamamladı, teknik direktör yine Brian Birch’tü.

Başarılı futbolcu 1976/77 sezonunda Kayserispor’a “gönderildi”. Gönderilme nedeni futbolunun geri gitmesi değil, mesleki bilincinin yükselmesiydi. Metin Kurt, futbolun giderek endüstrileşerek kapitalizmin payandası durumuna geldiğini görüyor, profesyonel futbolcuları “spor emekçileri” olarak değerlendiriyordu. Artık yapılması gereken bu emekçileri bir çatı altında örgütleyerek bir avuç “as futbolcu” dışında sömürülen meslektaşlarına hak arama yollarını açmaktı. Bu amaçla yola çıktı ve her şey beklendiği gibi oldu. Başta Galatasaray yönetimi olmak üzere futbol sahalarındaki kapitalist sömürüden çıkar sağlayan sözde “spor basını”, dönemin federasyon yetkilileri el ele verip Metin Kurt’un üzerine gittiler. Çok geçmeden 26’sı A, 9’u B, 2’si de Genç olmak üzere 37 kez ulusal formayı giymiş, A Ulusal Takım’da 4 de golü bulunan “Çizgi” lakaplı futbolcu yeşil sahalardan dışlanarak unutturuldu.

***

Geçen cumartesi günü Taksim-Galatasaray arasında gerçekleşen her spor kulübünden binlerce yandaşın katıldığı ıslıklı protesto yürüyüşünün çağrıcısının Türkiye Devrimci Spor Emekçileri Sendikası olduğunu, Metin Kurt’un da genel başkan olarak bir konuşma yaptığını öğrenince çok mutlu oldum. Onun 40 yıllık emeğinin semeresini alıyor olduğunu görmek beni gelecek için umutlandırdı.

Metin Kurt, TT Arena’nın açılışındaki protestonun, “diktatörlük isteyen zihniyetin, padişahlık özentilerinin heveslerini kursağında bıraktığını” söylüyor. “Başbakan stadın açılışını siyasi bir şova çevirmeye çalışmış ancak 8 yıllık iktidarın yıkım politikalarından usanan halkımızın tepkisi, Galatasaray taraftarlarının aracılığıyla yüzüne vurulmuştur. Sendikamız bu tepkinin haklı olduğunu ve yaşanan protestonun emekçi halkımızın sesinin bir yansıması olduğunu düşünmektedir” diyor. “Koskoca bir camianın taraftarlarına ağza alınmayacak hakaret ve küfürler, AKP’li bakanların ağzından kamuoyuna yansımış, sporseverlere dönük bir cadı avı başlatılmıştır. Hayatta her şeyi para ile alıp satabileceğini düşünen zavallılar, halkın parası ile yapılan ve harcına işçi kardeşlerimizin sadece teri değil kanı da karışan Arena stadını bir şantaj konusu haline getirmeye çalışmışlardır” dedikten sonra, “Bundan böyle hiçbir top emekçilerin kalesine girmeyecek. Sinmeyeceğiz, susmayacağız, bu maçı alacağız” diye ekliyor.

Bu sözlerin altına imza koymamak olası mı? Hem Türkiye Devrimci Spor Emekçileri Sendikası’nı hem de Metin Kurt’u kutluyorum, yolları açık olsun diyorum.

***
Bugün 24 Ocak. Sevgili arkadaşımız Uğur Mumcu 24 Ocak 1993 günü Ankara’da, Karlı Sokak’taki evinin önünde bombalı bir suikasta kurban gitti.

O günlerde Başbakan olan Sayın Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı Sayın Erdal İnönü, İçişleri Bakanı Sayın İsmet Sezgin, Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu’ya yaptıkları taziye ziyaretinde, “katilleri bulmanın devletin namus borcu olduğunu” söylediler. Ne var ki katiller ve arkasındakiler bugüne kadar bulunamadı, “devletin namus borcu” hâlâ açık duruyor.

Uğur, birçok insani özelliğinin yanı sıra iyi bir sporsever, sıkı bir Galatasaraylı idi. Metin Kurt’u da tanırdı. Ona bugün mutlaka sevineceğini bildiğim bir haber iletmek istediğimden yukarıdaki yazıyı yazdım.
Yattığı yer ışıkla dolsun, üzerine yıldızlar yağsın.
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé
Raskolnikoff
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 09 Oct 2007
Messages: 3479
Localisation: Somewhere in the world

MessagePosté le: 23 Aoû 2013 16:01    Sujet du message: Répondre en citant

http://www.yurtgazetesi.com.tr/spor/metin-kurt-gibi-ceza-sahasindayiz-ancak-bu-sefer-cok-kalabaligiz-h40718.html

Metin Kurt gibi ceza sahasındayız ancak bu sefer çok kalabalığız

23 Ağustos 2013 Cuma 16:30 YURT GAZETESI

Devrimci spor emekçisi Metin Kurt, ölümünün birinci yılında kurucusu olduğu Devrimci Spor Emekçileri Sendikası'nın düzenlediği etkinliklerle anılacak.

STANBUL - Devrimci spor emekçisi, Spor Emek-Sen Kurucu Genel Başkanı, ölümünün birinci yılında Ümraniye Hekimbaşı Mezarlığı'ndaki mezarı başında ve akşam da Kadıköy Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde anılacak.

Anmaya ilişkin Devrimci Spor Emekçileri Sendikası'nın yaptığı açıklama şöyle:

Sendikamızın Kurucu Başkan’ı, ağabeyimiz; Metin Kurt’un aramızdan ayrılışının üzerinden 1 sene geçti. Spor emekçilerinin örgütlenmesi konusunda elini taşın altına koymaktan çekinmeyen, Türkiye’de spor teorisinin gelişimine sunmuş olduğu katkılar ile ufkumuzu açan, artık bir bataklığa dönüşen spor alanını temizlemek için varını yoğunu ortaya koyan, eşitlik ve özgürlük mücadelesinde hep en ön saflarda bulunan Metin Ağabeyimizi tarifsiz bir özlem ile anmaktayız.

Bizlere bırakmış olduğu mirasa sahip çıkabilmenin onuru ile Metin Ağabeyimizi, sonsuzluğa uğurlayışımızın birinci yıl dönümünde, onun devrimci duruşuna yakışır bir şekilde, siz dostlarımızın da katılımı ile anacağız.

Metin Kurt’un o güzel hatırasına sahip çıkmak için, Devrimci Spor Emekçileri Sendikası olarak 24 Ağustos 2013 Cumartesi günü yapacağımız anmada sizleri de yanımızda görmek isteriz.

Metin Kurt gibi ceza sahasındayız, ancak bu sefer çok kalabalığız.

METİN KURT KİMDİR?

15 Mart 1948 doğumlu (64 yaşında) Metin Kurt, Galatasaray ve Milli Takımın eski futbolcusudur.

Galatasaray'da yıldızı parlamış ve döneminin en önemli sporcuları arasında yer almıştır. Futbol alanında ilk kez sendikal faaliyet başlattığı için spordan aforoz edilmiştir. Teknik direktörlük ve yayıncılığın ardından sendikacılık yapmıştır. Galatasaraylı eski futbolcu İsmail Kurt'un da kardeşidir.

Toplamda 37 kere Milli takıma çağrılmış olup 26 Kere A Milli, 9 kere 21 yaş altı, 2 kere de 18 yaş altı Milli Takım forması giydi. 1969 yılında RCD Kupası kazanan ekip içinde yer almıştır.

Futbolu bırakmasının ardından aralarında Eyüpspor ve Dikilitaş kulüplerinin de bulunduğu çeşitli takımları çalıştırmıştır.
_________________
Родион Романович Раскольников
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé Visiter le site web de l'utilisateur
Raskolnikoff
V.I.P
V.I.P


Inscrit le: 09 Oct 2007
Messages: 3479
Localisation: Somewhere in the world

MessagePosté le: 24 Aoû 2013 12:16    Sujet du message: Répondre en citant

Gladyatör kitabın yazarı Vecdi Çıracıoğlu, Metin Kurt’un vefatının ardından birkaç cümle ile şunları söyledi;

“Azmin ve mücadelenin adı kadar yalnızlığın ve burukluğun da adıydı Metin Kurt. Hayatı lise çağlarından buyana hep mücadeleyle geçti.
Egemenlere göre aykırı spor yaşantısıyla futbolu kitlelerin afyonu olmasına engel olmak için elinden gelen tüm çabayı gösterirken spor emekçilerinin haklarını da hiç unutmadı. Bütün bu çabaların paydasında eşitlik ilkesi ve Sosyalizm vardı. Politik görüşlerini yansıtırken başına gelmedik kalmadı, zorlu bir hayat yaşadı ama o, mücadelesine yılmadan devam etti.

Egemenlerin politikasında bir kahraman gibi (hero) savaştı. Yenildiği sanılsa da yenilmedi. Onun başarısı spor emekçilerine yönelik yaptığı çalışmalarla uyandırmağa çalıştığı milyonlardır.

Mücadelesinde en haysiyetli yolu seçti: Sosyalizm…
Değerli arkadaşım, dostum ve kardeşimi kaybettiğim için çok üzgünüm.
Güle güle gladyatör…”

“Yaşayış biçimi, jübilesini reddedişi, medyanın tuzağına düşmeden spor adamı olmayı yeğlemesi, yaşam derdini öne çıkarmayışı ki, böyle bir yaşamı kendisi seçmiştir, mevcudu reddediş içindedir. Bu onurlu bir reddediştir: Faturasında Katma Değer Vergi hanesinin sonradan doldurulmak üzre boş bırakıldığı ağır ödenmiş bir reddediş…”.(Gladyatör/s. 323)

Gladyatör - Futbol Arenalarında Bir İsyanın Hikâyesi Metin Kurt/Vecdi Çıracıoğlu
Everest Yayınları/ 2009/324 sayfa/15 TL
_________________
Родион Романович Раскольников
Revenir en haut de page
Voir le profil de l'utilisateur Envoyer un message privé Visiter le site web de l'utilisateur
Montrer les messages depuis:   
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet    Forums d'A TA TURQUIE Index du Forum » Forum Sport Toutes les heures sont au format GMT + 2 Heures
Page 1 sur 1

 
Sauter vers:  
Vous ne pouvez pas poster de nouveaux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas répondre aux sujets dans ce forum
Vous ne pouvez pas éditer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas supprimer vos messages dans ce forum
Vous ne pouvez pas voter dans les sondages de ce forum


Powered by phpBB v2 © 2001, 2005 phpBB Group ¦ Theme: subSilver++
Traduction par : phpBB-fr.com
Adaptation pour NPDS par arnodu59 v 2.0r1

Tous les Logos et Marques sont déposés, les commentaires sont sous la responsabilités de ceux qui les ont postés dans le forum.