Warning: htmlspecialchars(): charset `ISO-8859-9' not supported, assuming utf-8 in /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/posting.php on line 53

Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/posting.php:53) in /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/includes/page_header_review.php on line 505

Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/posting.php:53) in /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/includes/page_header_review.php on line 507

Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/posting.php:53) in /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/includes/page_header_review.php on line 508
Forums d'A TA TURQUIE :: Revue du sujet - Sport en Turquie
Auteur Message
KralAuriverde
MessagePosté le: 03 Mai 2018 23:29    Sujet du message:

cengiz-han a écrit:



GS'ye çıkmayan kirmizi kartlar nerde diye sorarlar ?
cengiz-han
MessagePosté le: 16 Avr 2018 22:35    Sujet du message:

Citation:

Ebru Kılıçoğlu

‘Hesap lütfen’

16 Nisan 2018 Pazartesi


Birçok açıdan sezonun en ‘duygusal hesaplaşması’ bu maç… Galatasaray’ın ‘evladı’ Arda Turan, evine ilk kez sırtında başka bir formayla dönüyor öncelikle. Üstelik “Milli Takım’ı bıraktım” açıklaması yapmasına yol açan Fatih Terim’in takımı karşısına. Sonra Emre Belözoğlu’nun taraftarla bitmek bilmeyen bir hesaplaşması var arka planda… Duygusallığın bir de mantık boyutu var: Başakşehir, tarihinde ilk kez uzanmak istediği şampiyonluğun kilidini kırmak istiyor. G.Saray’ın hayali de aynı ama buna bir de ilk yarıda farklı mağlup olduğu rakibinden rövanşı alma tutkusu ekleniyor. İşte bu paketin toplamı; baskı açısından yoğun, atak ve pozisyon açısından kısır bir oyun olarak yansıyor sahaya. Maç boyunca Sarı - Kırmızılılar, kendi sahasına gitmeyi reddederek ileride basıyor oyuna. Başakşehir ise bu baskı karşısında kendi karakterinden uzak bir şekilde pür dikkat savunma yapmak ve fırsat buldukça topu, bu maçtaki en hevesli oyuncuları Adebayor’a ulaştırmaya çalışmakla yetiniyor. İlk yarıda pozisyonlar var iki taraf adına da… Ancak hiçbirisi ‘net’ hanesine yazılacak türden değil. İki teknik adam da rakibinin kuvvetli taraflarını iyi tahlil etmiş, kendi zayıf yönleriyle karşılaştırmış ve oyunu buna göre kurgulamış. Burada kilidi açacak olansa hızlı davranıp o zayıf yönlerde açık bulan takım olacak. Nitekim 60. dakikada Mariano, ver-kaçlarla başlatıp kendi yarattığı bir pozisyonu mükemmel bir şutla tamamlayarak maçın ilk golünü atıyor. Bu dakikadan sonra Abdullah Avcı, peş peşe yaptığı ofansif değişikliklerle oyunu kendi lehine hızlandırmayı amaçlasa da istediği sonuca tam ulaşamıyor. Nitekim umutları, 90+1’de Adebayor’un kendi kalesine attığı golle tamamen bitiyor. Emre’nin 45. dakikada gördüğü sarı karttan sonra kenardan tehditkâr şekilde istediği ‘hesabı’ G.Saray, 90 dakika sonunda Başakşehir’e gönderiyor: Puanların 3’ü de ve liderlik koltuğu bana, kalan haftaları umutla beklemek sana!..

cengiz-han
MessagePosté le: 16 Avr 2018 22:33    Sujet du message:

Citation:

Arif Kızılyalın

Çatı aday Mariano!


16 Nisan 2018 Pazartesi

Evet, abartmıyorum; tartışmasız zaferdir dün geceki Başakşehir galibiyeti Galatasaraylılar için...

Hem de ter dökülerek, tekmeye kafa uzatılarak elde edilen bir futbol başkaldırışıdır...

Yanlış anlaşılmasın; bu zaferin nedeni Başakşehir’in çok köklü bir kulüp olması, markalaşan (!) kimliği, kadrosundaki yıldızlar falan değil!..
Zaten BaşakşehirFK köklü kulüp olamaz, yaşları yetmez; topu topu 3-4 yıllık bir geçmişleri var...

Ondan öncesi belediye iştiraki...

Marka falan da değiller, satışa çıkarsanız ancak Katarlılar, tahsisli arazinin bonusu olarak ‘rica minnet’ alır!..

Amma ve lakin iktidarın gençlik teşkilatlarından belediyesine, havuz müteahhitlerinden federasyonuna, hakemlerinden TV yorumcularına kadar omuz verdiği büyük bir projedir Başakşehir. Ve G.Saray, o projeyi rafa kaldırmıştır; işte bu yüzden bir zaferdir 2-0’lık skor...

‘Gül Baba’ların, Tevfik Fikret’lerin, Ali Sami Yen’lerin, Hasnun Galipler’in, Abdurrahman Robenson’ların G.Saray’ı ele güne, futbolu siyasallaştıranlara kimin büyük, kimin ‘küçük’ olduğunu göstermiştir!..

***

Maça dönersek; ilk düdükle son düdük arasında zekâ dolu bir onur mücadelesi verdi G.Saray...

Hele bir 15 dakika var ki görenler, görmeyenlere aktarsın. 12 kişiyle top göstermediler Emre’li, Arda’lı, Adebayor’lu takıma... En çok da seyirci çalıştı bu süreçte. Donk, Fernando, ‘tatlı-sert’likle diri tuttular takımı ama Selçuk’un yokluğu ‘ince’ işlerin sayısını azaltmıştı. Pozisyonlar 3. bölgeye taşınmayınca Başakşehir toparlar gibi oldu; elbette hakem Umut Meler’in Emre ve Adebayor’a göstermediği kartların da etkisi olmadı değil.

Şimdi kendinizi hakemin yerine koyun, gösterebilir misiniz Emre Belözoğlu’na sarıları, sonra kazara kırmızıya döner, Başakşehir eksik kalır, ‘şampiyonluğa oynayamaz’ maazallah!

Sertlik, itiş - kakış derken başlayan 2. yarının başlarında konuk ekip daha istekli gözüktü, G.Saray kalesi önünde top dolaştırdılar.

G.Saray ise Gomis’le Rodrigues’i araya sokmaya çalıştı. Feghouli’nin vasat gününde olması işleri aksatmıştı ki sağbek Mariano sahne aldı. Baktı, yaptığı ortalar sonuç getirmiyor; içeri kıvrıldı, sol ayağıyla Volkan’ın sağına gönderdi ve inanılmaz bir desibel patlamasıyla “Golll...” haykırışı yükseldi İstanbul’dan!..

G.Saray istediğini almıştı, hamle yapmak zorunda olan Abdullah Avcı, Emre ve Arda gibi gerilimin prenslerini çıkarıp daha sakin futbolcularla maçı dengelemeye çalıştı..

Ancak G.Saray inanmıştı; bir korner, bir kafa, bir ters vuruş, Başakşehir’in defterini dürüyordu. Allah’ın işi top giderken Serdar’ın eline çarpacaktı. Başakşehirliler itiraz etti ama her pozisyona ‘mızmızlandıkları’ için hakem golü verdi.

Son düdük çaldığında Sayın Cumhurbaşkanı’nın dediği gibi ‘güzel de bir ses’ yükselmişti tribünlerden:

“Mustafa Kemal’in askerleriyiz..” diye.. İlahi adalet bu olmalı!..
Ve o güzel ses birilerini üzdü ama inanın ki dev megapolün 39 ilçesiyle, 81 vilayetteki G.Saraylıları, Beşiktaşlıları, F.Bahçelileri hatta Trabzon ve Bursasporluları coşturdu.

En çok da işe espri katıp “Haddini bil AK-Bil..” diyen binlerce taraftarı mutlu etmişti bu sonuç...

Evet, işin şakası bu zaferden muhalefet kendine bir pay çıkarmalı; demek ki G.Saray gibi oynarsanız ne iktidar kalıyor önünüzde ne hilehurda!..
Hele bir Mariano gibi şapkadan tavşan çıkaran birini bulursanız çatı aday işi de hallolur, benden söylemesi!..

cengiz-han
MessagePosté le: 16 Avr 2018 22:31    Sujet du message:

Citation:

Bağış Erten

Futbol hamili karta bakmaz


16 Nisan 2018 Pazartesi

Yabancı gazeteciler merak içinde. Başakşehir’i şampiyonluk yarışında tutan şey ne? Hepsi aynı kalemden çıkmış gibi yazıyorlar: “İyi örgütlenmiş bir takım/kulüp, ama arkasında hükümet desteği de var.” Hep reddediyor Başakşehir yetkilileri: “İktidarın takımı değiliz.”

Oysa Cumhurbaşkanı maçtan bir gün önce AKP Başakşehir kongresinde gençlere maça gitmelerini söylüyor. Bu ‘talimata’ uygun olarak dün akşam hakemin her pozisyonuna ‘devletin savcısı’ gibi itiraz ediyor Emre-Arda ikilisi. İktidar forsuna sahip takım elbiseliler gibiler! Gecikmiş de olsa itirazdan kart görünce çok bozuluyorlar. Hakem Halil Umut Meler cüretine şaşırıyorlar sanırım. “Sen kimsin eyyy Meler?” Gözümüzün içine baka baka oluyor bunlar. Her zaman olduğu gibi.

Kendimi Emre-Arda yerine koyuyorum, sonra koşarak kaçıyorum kendimden. Mağdura empati gösterilir, pişkine değil! Doğru, geçmişte emekleri çok Sarı-Kırmızılı formaya, ama bugün öfke yaratacak eylemleri daha çok. Artık şunu öğrenecek kadar da profesyonel olmalılar. Aldıkları milyonların içine bu muamele de dahil!

Maç mı? Sıkı mücadeleydi doğrusu. Müthiş bir çarpışma ve taktik incelikler vardı. Galatasaray çok daha istekli ve dirençli, Başakşehir ise daha akıllıydı. Ama işte memleketteki tüm futbolseverler bir anlığına da olsa aynı takımı tutar, aynı gole sevinirse bu ‘duygusal karmayla’ kimse mücadele edemezdi. Öyle de oldu. Futbolun gerçekleri hamili karta bakmadı. Sarı - Kırmızılılar bileğinin hakkıyla liderlik koltuğuna oturdu.

Başakşehir’e de teşekkür etmek lazım; herkesi birleştirdikleri için. Saygı da duyabiliriz; iyi ve akıllı top oynuyorlar. Ama asla sempati ya da sevgiye layık değiller. Abdullah Avcı maç öncesi “Bu maçın büyük bir derbi olarak görülmesi bizi heyecanlandırıyor” dedi. Yanılıyor. Teknik açıdan derbi olabilir. Tarihsel olarak asla. Taraftarsız, kültürsüz, değersiz takımlar geleceğe de kalmazlar, tarih de yazmazlar. Ama güçleri var bak, eyvallah. Ve bunu göstermek için çırpındıkça daha da antipatikleşiyorlar.

cengiz-han
MessagePosté le: 16 Avr 2018 22:30    Sujet du message:

cengiz-han
MessagePosté le: 16 Avr 2018 22:29    Sujet du message:

cengiz-han
MessagePosté le: 16 Avr 2018 22:15    Sujet du message:

Zaytung girgira devam ediyor !

Citation:

Ligin Bitimine 5 Hafta Kala Başakşehir'de Heyecanlı Bekleyiş: ''Hükümetin desteğiyle şampiyon olarak mı küfür yiyeceğiz, o desteğe rağmen olamayarak mı?''

Bu akşam deplasmanda Galatasaray'a 2-0 yenilerek Süper Lig'deki liderliği kaptıran Medipol Başakşehir'de ligin bitimine 5 hafta kala hangi nedenle küfür yenileceği belirsizliğini koruyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıkça desteklenen ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin gelirleri ve hükümete yakın olmak isteyen işadamlarının bağışlarıyla güçlü bir kadro kuran ekip, sezonun bitimine 5 hafta kala toplam 200 kadar taraftarı dışında kimden hangi nedenle küfür yiyeceğinin netleşmesini heyecanla bekliyor.

Maçın ardından kısa bir açıklama yapan Medipol Başakşehir Teknik Direktörü Abdullah Avcı, liderliği kaptırmalarına rağmen Galatasaray'ın sadece 1 puan gerisinde olduklarına dikkat çekerek, "Yarıştan kopmamız gibi bi durum söz konusu değil. Ben ve oyuncularım sezon sonunda ipi göğüsleyerek tüm Türkiye'ye 'O kadar hükümet desteğiyle zar zor şampiyon oldular m.. k...' dedirtmek için elimizden geleni yapacağız. Nasılsa en tepeden torpilli olduğumuz için tüm rakip taraflarlar her türlü bizden tiksiniyorlar, bari yediğimiz küfüre değsin.' ifadelerine yer verdi.

Oldukça çekişmeli bir sezon yaşandığını ve ligin son haftasına kadar her şeyin değişebileceğini belirten deneyimli teknik adam, şu aşamada net olan tek şeyin Emre Belözoğlu nedeniyle yedikleri küfürler olduğunu, onun dışında 34. haftanın son düdüğüne kadar futbolseverlerin kendilerine neden saydıracaklarının belli olamayacağını da sözlerine ekledi.


http://www.zaytung.com/haberdetay.asp?newsid=339262
cengiz-han
MessagePosté le: 16 Avr 2018 22:14    Sujet du message:



+



Laughing
cengiz-han
MessagePosté le: 16 Avr 2018 0:39    Sujet du message:

SelimIII a écrit:
Ve Erdogan Basaksehir'i AKP'nin klubu ilan etti...

Erdoğan ‘AK gençliği’ Başakşehir tribününe çağırdı: Şampiyonluğa oynuyorsunuz



http://www.diken.com.tr/erdogan-ak-gencligi-basaksehir-tribunune-cagirdi-sampiyonluga-oynuyorsunuz




1


et

2


Wink
SelimIII
MessagePosté le: 15 Avr 2018 16:59    Sujet du message:

Ve Erdogan Basaksehir'i AKP'nin klubu ilan etti...

Erdoğan ‘AK gençliği’ Başakşehir tribününe çağırdı: Şampiyonluğa oynuyorsunuz



http://www.diken.com.tr/erdogan-ak-gencligi-basaksehir-tribunune-cagirdi-sampiyonluga-oynuyorsunuz

cengiz-han
MessagePosté le: 21 Sep 2017 0:14    Sujet du message:

Citation:

Bağış Erten

Slovenya vs. yabancı sınırı


20 Eylül 2017 Cumhuriyet


Ve reçete kesildi: “Yabancı sayısı indirilsiiin.” Bol bol tesis de yapıyoruz. Tamam işte, alır yürürüz. İyi de eskiden zaten sınırlıydı yabancı. Gene elle tutulur bir başarımız, kendine yetebilmeyi geçtim, azıcık umut veren bir spor ekonomimiz, adil bir sporumuz, gürül gürül bir altyapımız yoktu. Bunları ne yapacağız? Boşver! ‘Sınır’ her şeyi düzeltecek. Muhtemelen atletizmi de, yüzmeyi de, jimnastiği de…

“Kaç yıl oldu” isimli harika bir sosyal medya hesabı var. Hafızamızı taze tutmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Genelde ‘mavra’ anmalar bunlar. Misal, “Alim ve düşünce adamı Kadir Mısıroğlu, ‘Shakespeare’in asıl adı Şeyh Pir’dir ve Müslümandır’ diyerek alimliğini konuşturalı 1 yıl oldu” gibi takılmalara bayılıyorlar. Ama arada ciddiyet de var. O tondan devam edelim ve spor nasıl kalkındırılır örneği olarak şunu bir analım: “Bağımsızlığını kazanalı 26 yıl olan 2 milyonluk Slovenya Avrupa şampiyonu olalı sadece üç gün oldu.”

Slovenya’nın müthiş zaferini yazacak basketbol edipleri çıkacaktır. Mümkünse ellerini çabuk tutsunlar çünkü insan merak ediyor. Yabancı dillerde neler çıkıyor neler. Dağhan Irak Twitter’da spor ve milli kimliğin inşası üzerine Slovenya üzerinden akıl yürüten bir makale paylaştı. Hiçbir zaman yeterince ‘milli’ olamayan, kadim bir geçmiş yaratamayan bir ulusun spor üzerinden bu kimliği inşa edip edemeyeceğini tartışıyor akademisyenler Topic ve Coakley (yazıyı merak edenler için goo.gl/a5hDcC). Yıllarca bireysel kahramanları neden öne çıkardıklarını buradan yola çıkarak açıklıyorlar.

Yugoslavya’nın dağılan birliği ve milliyetçiliğin provokasyonu üzerine kitap yazan (ve sosyal bilimlerde daha neler neler üreten ama bazılarının sadece spor yazarı zannettiği) Tanıl Bora final için “Tito’nun yeniden doğum günüdür” esprisini yaptı. Boşa değil! Slovenya’nın kazanması kadar, finali iki eski ‘Yugoslavın’ oynaması da manidar değil mi? Bu vesileyle Tito’nun bir zamk gibi tasarladığı spor politikalarına baksak fena mı olur?

Peki, varsayalım konunun bu damarıyla ilgilenmiyorsunuz. ‘Gominist gominist’ konuşmayalım. Şuna ne dersiniz? Slovenya dağılan Yugoslavya içinde basketbolun olsa olsa üçüncü ülkesidir. Yani en başarılı oldukları spor ‘sepettopu’ değil. Kış sporlarını daha çok seviyorlar. Yakın zamana dek en çok para kazanan sporcuları bir buz hokeyciydi. Kayakla atlama da sürekli dünya şampiyonu üretiyorlar. Ama jimnastiğin yeri bambaşka. Yugoslavya’nın aldığı jimnastik olimpiyat madalyalarının ezici çoğunluğu onlar sayesinde alındı. Daha bunun küreği, su sporları falan da var. Hadi bunlar Yugoslavya spor kültürünün bir sonucu olsun. Peki, bağımsızlık sonrasına ne diyeceğiz? 25 yıllık tarihlerinde 38 madalya (23 yaz, 15 kış) almış o iki milyonluk ülke! Bizim 100 yıla yaklaşan tarihimizde tek bir kış olimpiyatı altını yok ve toplam madalya sayımız da 91!

Hepsini geçelim, basketbol konuşalım. İnsan Dragiç kardeşleri merak etmez mi? Gencecik, 18’lik Donçiç’in efsane pivot Gasol’un sırtında o en iyilerin sahnesine çıkışından duygulanmaz mı? Peki, koçları Kokoşkov’un hikâyesi bir merak uyandırmıyor mu? Adam gencecik yaşta kaza geçirip oyunculuğu bırakıyor ve bir koçluk kariyerine başlıyor ki, hayran olmamak elde değil. Obradoviç’in yanında ufuk açan asistanlığını geçtim (evet, bunu geçebildim), NBA’de altı ayrı takımda asistan koçluk yapıyor. Bunu başaran ilk Avrupalı. Yetmiyor Gürcistan milli takımıyla başardıkları sayesinde onursal yurttaş kabul ediliyor. Yetmiyor bir Sırp olarak Slovenya’nın başına geçip Sırbistan’ı yenerek şampiyon oluyor. Üstüne her konuşması ayrı bir ilham kaynağı adamın.

Ne saçmalıyorum değil mi? Bunların ne gereği var! Sadece Slovenya değil Pau Gasol’un 37 yaşında hâlâ milli formayı taşıma azmi, gencecik Letonya kadrosu, tüm sakatlarına rağmen final oynayan Sırbistan falan bizi hiiiiç ilgilendirmiyor. Turnuvaya ev sahipliği yaptık, tesisi/parayı verdik, yeter işte. Daha salonlar yapacağız biz. Statlar da yapıyoruz. Yabancı sınırını da indirdik mi tutabilene aşk olsun!


cengiz-han
MessagePosté le: 21 Juil 2017 2:09    Sujet du message:

Citation:

Tayfun Atay

Fatih Terim, olması gereken yerde


19 Temmuz 2017 Cumhuriyet


Fatih Terim’in İzmir Alaçatı’da ortalığın altını üstüne getirmesi alabildiğine hayret ve şaşkınlık yaratmış görünüyor. Hemen herkes Terim’in çıkardığı kavgadan “benzeri görülmemiş olay” diye söz etmekte.

Bense, Türkiye Futbol Direktörü’nün iki damadıyla birlikte bir kebapçı restoranını basmasıyla gerçekleşen olayı bu kadar yadırgayanlar karşısında hayret ve şaşkınlık içindeyim!

Hele ki olan bitene bakıp da “Türk futbolu kimlere emanet” diye soranları hiç anlamıyor, bunlar acaba Ay’da mı yaşıyorlar diye sormaktan kendimi alamıyorum!..

***
Arkadaşlar, Türkiye kimlere emanetse Türk futbolu da aynı çizgide, doğrultuda, dokuda, hamurda ve mayada birilerine emanet!..

Burası “Yeni Türkiye”!

Siyaset meydanında başı çekenlerin hali, havası, huyu-suyu neyse Alaçatı meydanında racon kesen "futbol reisi"ninki de o…

Balık baştan kokuyor!..

Siyasi mitinglerde ortalığa saçılan sözlerden, sokak protestolarında vatandaşlara reva görülen muameleye ve bir suç örgütü liderinin siyasi liderlikle titreşim (“rezonans”) içinde muhalif saydığı herkese yönelik tüyler ürpertici tehditlerine kadar;

Hayatımızın her milimetrekaresine nüfuz etmiş kaba-saba, hoyrat ve zorba bir “kültürel iklim” söz konusu…

Böyle bir iklim, Alaçatı’da karşımıza çıkandan farklı bir milli takım direktörü kaldırır mı? Esas öyle olmazsa tuhaf ve komik kaçmaz mı?!

***
Fatih Terim’i futbolculuk günlerinden de tanıyoruz.Terim, Galatasaray defansının ortasında oynarken neyse bugün de o. Hiç değişmedi.

Bilindiği gibi, onca yıl futbol oynamış ve onun oynadığı yıllarda Galatasaray hiç şampiyon olamamıştır.

Kim bilir belki biraz da bu yüzden o kabadayı halinin çarpan etkisi çok büyük olmadı aktif futbolculuk kariyerinin zinde günlerinde!..

Fakat adeta o yılların hıncını alırcasına Terim’in 1990’ların başından itibaren milli takım teknik direktörlüğüyle açılan, ardından Galatasaray’ın art arda şampiyonlukları ve bunlara eklenen UEFA şampiyonluğuyla taçlanan futboldaki “ikinci bahar”ı;

Türkiye’nin de aynı şekilde 1990’lardan itibaren "vasatın iktidarı" demek olan “kitle kültürü”ne açılan baharı ile buluşup sarmaşarak;

Onun bu hırçın ve agresif tabiatının gayet çarpıcı ve elbette çok daha “geçer akçe” şekilde gözler önüne serilmesine, medyatik çerçevede oylumluca ifşasına vesile oldu.

***
Evet, Fatih Terim hiç değişmedi. Değişen, Türkiye…

Ve mesele, Terim’in, yahut birkaç hafta geriye gidecek olursak, havadaki uçağın içinde babası yaşındaki gazeteciyi “Senin ananı, avradını, kızını…” diye saydırarak tartaklayan Arda Turan’ın neden böyle olduğu değil...

Mesele, “böyle olma”nın neden ve nasıl bu memlekette spordan siyasete kadar hayat yelpazemizin bütün dilimlerinde “norm” haline geldiği…

Şiddet, hışım, sövgü ve çatışmanın kaçınılır değil, özenilir şekilde resmi ya da sivil her düzlemde böylesine normalleştiği…

Ve mafyanın medyatikleştiği, medyanın da “mafyatik”leştiği bir ortamın nasıl olup da bu kadar olağanlaştığı!..

***
Yani açık konuşmak gerekirse diyoruz ki:

Tayyip Erdoğan’dan Fatih Terim’e, Arda Turan’a ve Sedat Peker’e açılan yelpazede içten içe bir “kültürel” süreklilik var!..

Tepeden tırnağa, yukarıdan aşağıya kadar bunlar bizim aynamız...

O yüzden hiç kimse öyle yadırgama ayaklarına falan yatmasın!..

Türkiye Futbol Direktörü, olması gereken yerdedir.



.
KralAuriverde
MessagePosté le: 02 Juin 2017 19:28    Sujet du message:

Je suppose que les fidèles iront à la prière, à la nage ??? Exclamation

En ayant fait leurs ablutions avec l'eau de mer, of course ! Laughing
cengiz-han
MessagePosté le: 31 Mai 2017 3:00    Sujet du message:

SelimIII a écrit:
Sultan'a yaranmak ise yaramadi, adaniz da gitti...

Orada Emine hanima guzel bir yazlik villa yarasir mesela...


Yok al sana daha iyi proje! Yakisir!



.
cengiz-han
MessagePosté le: 30 Mai 2017 0:52    Sujet du message:

Galiba haklisin Selimiii...

GSK yonetiminin hatalari bir tarafa, Koçarslan denen isletmeciyi defterden silince iki gunde herseyini yikiverdiler. Halbuki adam kaç kez Raina'ya belediyenin vurdugu kiliti sokup atmis isine devam etmisti. Kimsenin kili kipirdamadi.

Istanbul'un en gorunen yerine "vandalizm" yapiliyor. Ustelik kaçak olarak nitelenecek kisim ayakta...

Ulan kapisina kilit vurursun, suyunu elektrigini kesersin, adam kilidi yine kirmak isterse tutuklar hapse atarsin.

Olur mu guç gosterisi yapilacak. Tabii burasi TEK ADAMIN ulkesi nasil olsa...

Powered by phpBB v2 © 2001, 2005 phpBB Group ¦ Theme: subSilver++
Traduction par : phpBB-fr.com
Adaptation pour NPDS par arnodu59 v 2.0r1