Warning: htmlspecialchars(): charset `ISO-8859-9' not supported, assuming utf-8 in /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/posting.php on line 53

Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/posting.php:53) in /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/includes/page_header_review.php on line 505

Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/posting.php:53) in /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/includes/page_header_review.php on line 507

Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/posting.php:53) in /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/includes/page_header_review.php on line 508
Forums d'A TA TURQUIE :: Revue du sujet - Yilmaz Özdil'den ...
Auteur Message
cengiz-han
MessagePosté le: 18 Mar 2020 1:01    Sujet du message:

Citation:

Dezenfektan
15 Mart 2020

Yılmaz Özdil



Geçmediği köprüye, girmediği tünele, uçmadığı havalimanına sırf geçen sene 19 milyar lira ödeyen, bu parayı daha 25 sene boyunca ödeyecek olan, ama, bu ödediği paranın aslında kendi parası olduğunu kavrayamadığı için gıkını bile çıkarmayan, hiç acımayan sayın ahalimiz… Kendi cebinden çıkarıp ödeyeceği dezenfektan ürünlerine zam yapıldığı için adeta isyan ediyor.



Yakmadığımız doğalgazın, aydınlanmadığımız elektriğin, yıkanmadığımız suyun parasını çatır çatır alan, iki liralık benzini, altı liraya satan sayın hükümetimiz… İki liralık dezenfektan ürünlerini altı liraya satanları bana şikayet edin, derhal ceza keseyim diyor.

Sayın hassas ahalimiz, sayın duyarlı hükümetimizi alkışlıyor!



Devleti soyuyorlar, belediyeleri soyuyorlar, Uluslararası Şeffaflık Örgütü'nün raporuna göre, dünya yolsuzluk sıralamasında Afrika'daki kabile devletlerinden bile daha kötü durumdayız, Arap ülkeleri bizim yanımızda zemzemle yıkanmış gibi kalıyor, hal böyleyken hâlâ, çalıyor ama çalışıyor diye gurur duyan, soyuyorsa beni soyuyor diye savunan sayın ahalimiz… Dezenfektan ürünlerine zam yapanlara ateş püskürüyor, “soygunculuk” diyor.



Maskesiz soygundan rahatsız olmuyor.

Maske fiyatlarına “hırsızlık” diyor.




Kendi malına kıyamadığı için evindeki boş vita tenekesini bile atmıyor, kanepenin altında saklıyor, memleketin bankalarını, fabrikalarını, limanlarını, madenlerini, hatta toprağını elaleme satıyorlar, aslında bunların hepsinin tapusunun kendisine ait olduğunu idrak edemediği için, umursamıyor.

Bakın, şeker fabrikalarını sattırmayın diye yalvardık, oralı bile olmadı, halbuki şeker fabrikaları sadece şeker üretmez, alkol de üretir… E şimdi, kolonya yapacak alkol kalmamış diye ağlıyor!



“Çadır kültürü”nün trajik sonucudur bu.



Çadırın içi kendisinin…

Çadırın dışında dünya yansa, onu hiç alakadar etmiyor.



Memleket kötü yönetildiği için hayatı harcanıyor, çocuklarının torunlarının geleceği harcanıyor, sesi çıkmıyor.

Kendi cebinden dezenfektana para harcayacak diye, ortalığı ayağa kaldırıyor, ahlaksızlar, namussuzlar, vicdansızlar diye bağırıyor.



Bana sorarsanız, hazır fırsatçılık yapılıyorken, fırsat bu fırsat…

Sayın ahalimizin vatandaşlık bilincini dezenfekte etmekte fayda var!

cengiz-han
MessagePosté le: 18 Mar 2020 1:01    Sujet du message:

Citation:

Dezenfektan
15 Mart 2020

Yılmaz Özdil



Geçmediği köprüye, girmediği tünele, uçmadığı havalimanına sırf geçen sene 19 milyar lira ödeyen, bu parayı daha 25 sene boyunca ödeyecek olan, ama, bu ödediği paranın aslında kendi parası olduğunu kavrayamadığı için gıkını bile çıkarmayan, hiç acımayan sayın ahalimiz… Kendi cebinden çıkarıp ödeyeceği dezenfektan ürünlerine zam yapıldığı için adeta isyan ediyor.



Yakmadığımız doğalgazın, aydınlanmadığımız elektriğin, yıkanmadığımız suyun parasını çatır çatır alan, iki liralık benzini, altı liraya satan sayın hükümetimiz… İki liralık dezenfektan ürünlerini altı liraya satanları bana şikayet edin, derhal ceza keseyim diyor.

Sayın hassas ahalimiz, sayın duyarlı hükümetimizi alkışlıyor!



Devleti soyuyorlar, belediyeleri soyuyorlar, Uluslararası Şeffaflık Örgütü'nün raporuna göre, dünya yolsuzluk sıralamasında Afrika'daki kabile devletlerinden bile daha kötü durumdayız, Arap ülkeleri bizim yanımızda zemzemle yıkanmış gibi kalıyor, hal böyleyken hâlâ, çalıyor ama çalışıyor diye gurur duyan, soyuyorsa beni soyuyor diye savunan sayın ahalimiz… Dezenfektan ürünlerine zam yapanlara ateş püskürüyor, “soygunculuk” diyor.



Maskesiz soygundan rahatsız olmuyor.

Maske fiyatlarına “hırsızlık” diyor.




Kendi malına kıyamadığı için evindeki boş vita tenekesini bile atmıyor, kanepenin altında saklıyor, memleketin bankalarını, fabrikalarını, limanlarını, madenlerini, hatta toprağını elaleme satıyorlar, aslında bunların hepsinin tapusunun kendisine ait olduğunu idrak edemediği için, umursamıyor.

Bakın, şeker fabrikalarını sattırmayın diye yalvardık, oralı bile olmadı, halbuki şeker fabrikaları sadece şeker üretmez, alkol de üretir… E şimdi, kolonya yapacak alkol kalmamış diye ağlıyor!



“Çadır kültürü”nün trajik sonucudur bu.



Çadırın içi kendisinin…

Çadırın dışında dünya yansa, onu hiç alakadar etmiyor.



Memleket kötü yönetildiği için hayatı harcanıyor, çocuklarının torunlarının geleceği harcanıyor, sesi çıkmıyor.

Kendi cebinden dezenfektana para harcayacak diye, ortalığı ayağa kaldırıyor, ahlaksızlar, namussuzlar, vicdansızlar diye bağırıyor.



Bana sorarsanız, hazır fırsatçılık yapılıyorken, fırsat bu fırsat…

Sayın ahalimizin vatandaşlık bilincini dezenfekte etmekte fayda var!

cengiz-han
MessagePosté le: 18 Mar 2020 0:59    Sujet du message:

Citation:

Kolonya
12 Mart 2020

Yılmaz Özdil


Bakkala girdim.

Sanırsın metrobüstür…

Küçücük dükkana belki 25 kişi doluşmuş.

Komşu esnaf, taksi durağının şoförleri, apartman görevlileri, bütün mahalle orada, köşedeki rafta küçük ekran televizyon var, Tele1 açık, adeta nefes bile almadan seyrediyorlar, hayrola dedim, yoksa gene Suriye'den kötü bir haber mi var, yok abi dedi bakkal, virüs gelmiş…



İyi de birader dedim, satürn bile dünyaya çarpsa, sen gözünü kırpmadan ahaber seyredersin, şimdi niye böyle Tele1'i açtın, gerçekleri dinlemeye alışık değilsin, bünyene dokunmasın?

Yarım ağızla gülümsedi ama, bir kelimeyi bile kaçırmamak için gözünü ekrandan ayırmadı.



Çılgın bir ülke burası…

Tabanca sesi duyduğu zaman, aman serseri kurşuna denk gelmemeyim diye saklanacağına, nereden ateş edildiğini, kime ateş edildiğini seyretmek için pencereye koşan tek millet, bizim millet.

Geçenlerde düğünde halay çekerken damadı suratından vurup öldürdüler, sevinirken ateş açan hıyarto damadın kardeşi çıktı.

Yanlışlıkla gelini vuran da var, davulcuyu vuran da… Davetlilerden birini gömmek zaten nikah şekeri dağıtmak kadar geleneksel.


Herhangi bir yerde bombanın patlamasıyla, esnafın camı çerçeveyi takıp, tekrar satışa başlaması en fazla üç saniye alıyor. Enkazı şöyle süpürüp, ayaklarıyla kenara iteleyip, hiç yaşanmamış gibi aynen devam ediyorlar.

Taksim civarındaki dönercilerin, büfecilerin gaz maskesi var, tomalar püskürtmeye başladığında takıyorlar, bir defasında benimle röportaj yapmaya gelen Japon belgeselciye göstermiştim, Japon iki saat kendine gelemedi, tezgahının altında gaz maskesi olan simitçi var.

Maazallah bir yerde terör saldırısı olsun, zahmet edip muhabir göndermene gerek yok, komşular cep telefonuyla çekip gönderiyor, gerçi adamını bulursan örgütler de görüntüleri servis ediyor ama, genellikle uzaktan çekilmiş oluyor, vatandaş kadar olayın içine dalamıyorlar. Silahlı çatışma filan olduğunda, en önce çevik kuvvet geliyor ki, ahaliyi dağıtsın, yoksa ahalinin izdihamı nedeniyle olay yeri inceleme ekipleri olay yerine giremiyor. İstanbul'un göbeğinde askeri servis otobüsünü havaya uçurmuşlardı, trafik bile durmadı.

Cinayet işleniyor, maktul'un ailesi fotoğraf albümünü kapıp, en yakın televizyona koşuyor, akşam ana haberde ailece canlı yayına çıkıyor, ana haber bülteni yönettiğim dönemlerde, ekrana çıkarılması karşılığında maktul'ün düğün videosunu getiren kayınpeder gördüm ben… Kızı katledilince, aslında grafiker olmasına rağmen, müziğe merakı var diye, asrın liderimiz tarafından devlet sanatçısı ilan edilip, devlet klasik Türk müziği korosuna alınıp, ramazan konserinde sahnede şarkı söyletilen baba var. Eski eşini bıçaklayarak, yeni eşini baltayla öldüren herif, evlendirme programına çıkartıldı, “bu kadar güleryüzlü katil gördünüz mü hiç” diye alkışlatıldı bu ülkede.

Türkiye'de her gün 18 kişi, trafik kazasında ölüyor.

Türkiye'de her gün 850 kişi, trafik kazasında yaralanıyor.

Normalde eşşeğe bile binmesi sakıncalı olan tiplere ehliyet verildiği için, Türkiye'de sırf geçen sene 1 milyon 229 bin trafik kazası oldu.

Suriye sınırında harp var.

Yunan sınırında siper kazılıyor.

İran sınırı kapalı…

Kimse istifini bozmadı.



Virüs geldi…

Sanki sürprizmiş gibi, panik çıktı!



Bu saldım çayıra memleketinde senelerdir anormal şekilde yaşaya yaşaya, normal insan doğasından öylesine uzaklaştık ki…

Tehlike, doğamız haline gelirken, doğa, tehlikemiz haline geldi.



Çelik yelek giyip, kask takın desek, kimse yadırgamaz…

Elinizi yıkayıp, kolonya sıkın deyince, herkese tuhaf geldi!


SelimIII
MessagePosté le: 25 Fév 2020 19:05    Sujet du message:

Citation:


Bi kaç tane şehit
25 Şubat 2020

Yılmaz Özdil



Askeri konvoya saldırıldı, 11 şehit vardı, cenazelerin toprağa verildiği gün, asrın liderimiz atladı uçağına, Ajda Pekkan'ı Muazzez Ersoy'u Nihat Doğan'ı, Sertab Erener'i filan yanına aldı, Somali'ye gitti, “vicdanlara sesleniyorum” dedi, Ajda'yla Sertab moral dansı yaptı.



Karakol basıldı, sekiz şehit vardı, cenazelerin toprağa verildiği gün, bu ülkede dışişleri bakanlığı, başbakanlık yapan ahmet kiziroğlu atladı uçağına, asrın liderimizin eşi ve kızıyla beraber Myanmar'a gitti, Arakanlılara sarılıp gözyaşı döktüler.



Karakol basıldı, 15 şehit vardı, o akşam, Akp milletvekili oğluna stadyumda sünnet düğünü yaptı, bu ülkede bakanlık, başbakanlık, meclis başkanlığı yapan binali yıldırım kirve oldu, halay çektiler.



Helikopter düştü, 17 şehit vardı, Akp'nin dışişleri bakanı kiziroğlu Gazze'ye koştu, yaralı Hamaslılara sarıldı, hıçkıra hıçkıra ağladı.



Cephanelik patladı, 25 şehit vardı, akp'nin bakanı “Hindistan'da Pakistan'da olur böyle şeyler” dedi, akp'nin valisi Akp'nin genelkurmay başkanına sucuk hediye etti, kilim hediye etti, “hayat devam ediyor, acımız var diye ara mı verelim” dedi, Akp'nin sözcüsü “yadırganacak bir şey yok, lokum bile ikram edilir” diye tasdik etti.



Şehidin sitem eden kızkardeşine “senin ağabeyin de bu mesleği seçmeseydi” denildi bu ülkede.



“Artık şehit cenazesi istemiyoruz” diyen vatandaşa “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” denildi.



Hakkari'de dokuz şehit vardı, tek tek isimlerini açıkladılar, Yozgat şehidi için cenaze töreni tertiplediler, bütün Yozgat geldi, son saniyede “sizin şehidi henüz bulamadık” dediler, bir hafta geçti, şehit hâlâ kayıptı, bir hafta sonra Akp'nin içişleri bakanı “cesedi bulundu” dedi, aynı akşam bir açıklama daha yaptı, “bulunan ceset parçaları ona ait değil” dedi. Şehide “ceset” diyen, şehit uzuvlarına “ceset parçası” diyen tarihteki ilk içişleri bakanı oldu.



Terör şehitlerini görüşmek için Tbmm olağanüstü toplantıya çağırıldı, Akp sözcüsü “bi kaç Mehmet şehit oldu diye Meclis'i toplayamayız” dedi.

Papa öldü, Akp milli yas ilan etti, bayrakları yarıya indirdiler.



Kendi ellerimizle beslediğimiz köktendinciler Reyhanlı'yı hava uçurdu, 52 insan hayatını kaybetti, Akp'nin gıkı çıkmadı.

Gazze için üç günlük milli yas ilan ettiler.



Kendi ellerimizle beslediğimiz köktendinciler Suruç'u havaya uçurdu, 34 insan hayatını kaybetti, Akp'nin kılı kıpırdamadı.

Suudi kralı 91 yaşında eceliyle öldü, Akp milli yas ilan etti.



Tunuslu yaralı dinciler, özel uçakla Türkiye'ye getirildi, sekiz yaralı vardı, özel hastanelere taşımak için aprona sekiz ambulans getirdiler.

Yemenli yaralı dinciler, özel uçakla Türkiye'ye getirildi, 10 yaralı vardı, aprona fazla fazla 11 ambulans getirildi.

Mısırlı yaralı dinciler, özel uçakla getirildi, aprondan ambulanslarla alındılar, refakatçilerine özel otomobiller tahsis edildi.

Dindar cumhurbaşkanımız abdullah gül'e Kazakistan'da hediye edilen beygir, özel uçakla Türkiye'ye getirildi, özel veteriner, özel seyis eşliğinde, özel eskortla Atlı Spor Kulubü'ne götürüldü.

Hakkari'de şehit düşen binbaşımızın bayrağa sarılı cenazesi, İstanbul Atatürk Havalimanı'nın apronunda, portakal sandığı gibi, bavullarıyla beraber, kamyonet kasasında taşındı.



Gazilerimizin protez ayaklarına haciz gönderdiler.

Diyanetin camilerinde Myanmar'a bağış topladılar.



Şehit cenazelerinde 1932'den beri Chopin'in cenaze marşı çalınıyordu, “ti” işareti veriliyordu, ihtiram yürüyüşü yapılıyordu.

86 senedir böyleydi.

86 sene sonra…

“Dinimize aykırı” dediler.

“Şehit cenazesinde müzik çalınması şehitlerimizin ruhunu ve şehit ailelerini rencide ediyor” dediler.

“Şehitlerimiz varken, çalgı aleti kullanılması, kutsalımıza, maneviyatımıza ters düşüyor” dediler.

Akp'nin diyanet işleri başkanı zart diye çıktı, “şehit, cami, tekbir ve Kuran'ın arasına bir müzisyenin girmesi doğru değildir, kültürümüze aykırıdır, cenazenin İslam geleneğinde bir adabı vardır” dedi.

O dönem…

Afrin'de 52 şehit verdik.

Çocuklarımızın henüz kanı kurumamıştı, asrın liderimiz şarkıcıları türkücüleri çalgıcıları bindirdi özel uçağına, sınır karakoluna götürdü, uçakta konserler verildi, şarkılar alkışlar eşliğinde yolculuk yapıldı, Hatay'a inildi, karakola gelindi, asrın liderimiz komandolar gibi kamuflaj giymişti, şen şakrak kahkahalar eşliğinde klarnet çaldılar, İbrahim Tatlıses yaylalar yaylalar'ı söyledi, dılo dılo yaylalar nakaratında hep beraber tempo tuttular, televizyonlarda naklen yayınlandı, alkışlar, neşe, keyif, gırla gitti, zabıta teşkilatında bile görülmeyen laubalilikle genelkurmay başkanının sırtına yaslanıp selfie falan çekildi.

“Cenazede müzik dinimize aykırı, şehitlerimiz rencide oluyor” diyen yandaş medyamız, “dev koro moral verdi, muhteşem performans, türküler büyük beğeni topladı, mest ettiler, sınır karakolunda şahane görüntüler, Afrin'de renkli anlar” manşetlerini attı.



Suriye'de bizim çocuklar şehit düşüyor.

Kendi devletine silah çeken Suriyeli dinciler “kuvayı milliye” ilan edildi.



Suriye'de şimdilik 182 şehit verdik.

Akp, kalp krizinden ölen Mursi'yi şehit ilan etti.

Akp'nin diyaneti özel talimat yayınladı, Türkiye'nin bütün camilerinde cenaze namazı kıldırdı.



İranlı general Kasım Süleymani'ye neredeyse ağıt yaktılar, en üst düzey taziyelerle İran halkının acısını paylaştılar.

Libya'da şehit verdik, milletten saklamaya çalıştılar, tören mören yapmadan gizli gizli toprağa verdiler, tarihimizde görülmemiş duyulmamış bu rezalet ortaya çıkınca, bir kaç “tane” şehit var dediler.



Matemde dans

Bedeviye yas

Halay

Kilim

Lokum

Ceset

Bi kaç Mehmet

Beygire özel uçak

Ayyıldız'a kamyonet

İhvan'a hürmet

İhtiramda şarkı türkü klarnet



Aslında senelerdir “tane tane” anlatıyorlar.

Bilmiyorum ki, bu milletin artık silkinip kendine gelmesi için daha naapsınlar?



https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/yilmaz-ozdil/bi-kac-tane-sehit-5644084/
cengiz-han
MessagePosté le: 22 Fév 2020 1:38    Sujet du message:

Yukarida Özdil'in yazilarini ben aktardim. Invité olarak çikmis!
Invité
MessagePosté le: 22 Fév 2020 1:35    Sujet du message:

Citation:

Kavala
21 Şubat 2020

Yılmaz Özdil




Danıştay'ın aldığı bir hukuk kararını beğendi.
“Bırakalım yargı işini yapsın, saygı duymak lazım” dedi.

Danıştay'ın aldığı bir başka hukuk kararını beğenmedi.
“Danıştay efendi, bu iş senin işin değil, Diyanet'in işi” dedi.



Kendisiyle alakalı olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne bizzat başvurup, evrensel hukuk kriterleri çerçevesinde Türk yargısına müdahale edilmesini istedi mi?
İstedi.

Peki, aynı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başkasıyla alakalı olarak, evrensel hukuk kriterleri çerçevesinde Türk yargısına müdahale edince ne dedi?
“Mahkemenin bu konuda söz söyleme hakkı yok, söz söyleme hakkı din ulemasınındır” dedi.



Dtp'ye kapatma davası açıldı.
“Yargıya intikal eden konular üzerinde konuşmamız yanlış olur” dedi.

Akp'ye kapatma davası açıldı.
“Hukuk garabeti” dedi.
“Milli iradeye saldırı” dedi.
“Hukuki değil” dedi.
“Demokrasiye aykırı” dedi.




Fetocu savcı Zekeriya için ne diyordu?
“Türkiye'de temiz eller operasyonunu yapanlara saygı duyun, niye durmadan savcıya vuruyorsunuz, bırakın bakalım bu işin sonu nereye varacak, rahat olun, Anadolu'da güzel bir söz vardır, abdestinden şüphesi olmayanın namazından şüphesi olmaz” diyordu.
Kendi zırhlı mercedesini fetocu savcı Zekeriya'ya tahsis ediyordu.

Fetocu savcılar kendisine dokununca ne dedi?
“Paralel yapının adamıydı, görüyorsunuz kaçtı” dedi.



Tbmm'de konuştu.
“Hukuk sistemine biz inanmazsak, biz güvenmezsek, başkalarının inanmasını, güvenmesini bekleyemeyiz” dedi.

Üç gün sonra Anayasa Mahkemesi'nin Can Dündar'la alakalı kararını beğenmeyince ne dedi?
“Bu kararı kabul etmek durumunda değilim, açık ve net söyleyeyim, verdiği karara da uymuyorum, saygı da duymuyorum” dedi.



Kendisi hapis cezasına çarptırıldığında, adil yargılama yapılmadı diyerek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurup, uluslararası anlaşmalar Türkiye'yi bağladığı için, müdahale edilmesini istedi mi?
İstedi.


Peki, hapse atılan Selahattin Demirtaş, adil yargılama yapılmadı diyerek, aynı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurunca ne dedi?
“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin verdiği kararlar bizi hiç bağlamaz” dedi.



1989 yılında Beyoğlu belediye başkanlığına aday oldu.
Seçimi kaybetti.
İlçe seçim kurulu başkanına “seni yakacağım, seni süründüreceğim” dedi.
Tutanak tutuldu, polis tarafından savcılığa getirildi.
Tutuklanma talebiyle mahkemeye sevkedildi.
Duruşma salonuna giderken, aniden ortalıktan kayboldu.
Gıyabi tutuklama kararı çıkarıldı.
Bir süre sonra avukatıyla gelerek teslim oldu, tutuklandı.
Bayrampaşa Cezaevi'ne konuldu.
Bir hafta sonra 500 bin lira kefaletle serbest bırakıldı ama, seçim kurulu başkanı ve üyelerine hakaret suçundan altı ay hapis cezasına çarptırıldı, cezası paraya çevrildi.

Peki, aynı Yüksek Seçim Kurulu, Ekrem İmamoğlu'nun bileğinin hakkıyla kazandığı seçimi, antin kuntinle iptal edince ne dedi?
“Hukuk tecelli etmiştir, demokrasiye inanan herkesin Yüksek Seçim Kurulu'nun kararına saygı göstermesi gerekir” dedi.



Osman Kavala tutuklandı.
“Hukuka saygı duymak lazım” dedi.

Osman Kavala beraat etti.
“Bir manevrayla beraat ettirmeye kalktılar” dedi, beraat kararı veren üç hakim hakkında derhal soruşturma başlatıldı.

Osman Kavala yine tutuklandı.
“Hukuka saygı duymak lazım” dedi.



Yargıtay'yip
Danıştay'yip
Sayıştay'yip
Hukukun üstünlüğüne, ileri demokrasi sayesinde kavuştuk gari!


https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/yilmaz-ozdil/kavala-5637636/
Invité
MessagePosté le: 22 Fév 2020 1:33    Sujet du message:

Citation:

Gezi
20 Şubat 2020

Yılmaz Özdil



Berkin.

15 yaşındaydı.

Biber gazı kapsülüyle kafasından vurdular, komaya girdi.

O halde yatarken 16 kiloya kadar düştü.

Türkiye tarihinin gördüğü, vebali en ağır 16 kiloydu.

Kısacık ömrünün son beş gününde, beynindeki hasar nedeniyle epilepsi krizi geçirdi, kalbi durdu, makineye bağladılar, akciğerinde hava deliği oluştu, beyin fonksiyonları çalışamaz hale geldi, iç organlarındaki hasar büyüdü, vurulduğunda yaz mevsimiydi, sonbahar, kış, üç mevsim direndi, 269 gün dayandı, son nefesini verdi.



Yuhladılar Berkin'i miting meydanında…

Evladını elleriyle toprağa veren annesini yuhladılar.



Ali İsmail'i döve döve öldürdüler.

Hiç utanmadan “kamera kayıtlarını inceledik, kendi arkadaşları dövmüş” diye yalan söylediler.



Ethem'i suratından vurarak öldürdüler.

Ahlaksızca iftira attılar, kum çuvallarının önünde çekilmiş fotoğrafını yayınladılar, “işte terör kamplarında çekilmiş fotoğrafı” dediler.

Halbuki… Ethem kaynakçıydı. Hakkari Şemdinli'deki Tekeli tabur komutanlığının inşaatlarında çalışmıştı.

Devlet büyüklerimizin çocukları askerliğini bedelli yaparken, Ethem askerliğini Hakkari Şemdinli'de yapmıştı, bölgeyi gayet iyi bildiği için oradaki karakol inşaatlarına gönüllü gitmişti.

Yandaş medyanın sanki gizlice ele geçirilmiş gibi yayınladığı fotoğraf, aslında Ethem'in kendi facebook sayfasındaki hatıra fotoğrafıydı.



“Geziciler elit semtlerde oturuyor” dediler.

“Seçkinci sınıf” dediler.

“İmtiyazlı çevreler” dediler.

“Bir avuç kaymak tabaka” dediler.

Halbuki…

Abdocan'ı öldürdüler, narenciye paketleme tesisinde asgari ücretliydi.

Mehmet'i öldürdüler, garsondu, babası pazarcıydı.

Ahmet'i öldürdüler, üniversite mezunu işsizdi, inşaatlarda amelelik yapıyordu.

Ali İsmail'i öldürdüler, babası inşaat işçisiydi.

Ethem'i öldürdüler, kaynakçıydı.

Berkin'i öldürdüler, babası işsizdi.

“Kaymak tabaka” dedikleri, işte bu çocuklardı.



Çocukların ölümüyle alay ettiler.

“Biber gazımız tamamen doğal bitki olup, organiktir” dediler.

“Kalite güvenlik belgesiyle kullanılmaktadır” dediler.



Başkomiser Mustafa Sarı, Adana'da göstericileri kovalarken, inşaat halindeki alt geçide düşerek şehit oldu.

Buna rağmen, polisi kışkırtmak için bile bile yalanlar söylediler.

Yandaş medya “düşmedi, aşağı atıldı” diye yazdılar.

Polis tarafından kovalanan gençlerin “katil” olduğunu yazdılar.



Halkın üstüne gaz bombası attılar, plastik mermi kullandılar.

Sekiz binden fazla yurttaş yaralandı.

12 kişi gözünü kaybetti.

50'den fazla kişinin kafatası kırıldı.

Bir kişinin dalağı alındı.

Felç kalanlar oldu.



130 bin biber gazı fişeği kullanıldı.

Tazyikli suya biber gazı ilave ettiler, insanları yaktılar, vücuduna su temas edenler, üstüne çaydanlık devrilmiş gibi haşlanıyordu.



Biber gazıyla sadece insanları değil, hayvanları da öldürdüler.

Gezi parkı olaylarında sekiz köpek, 63 kedi, bine yakın kuş öldürüldü.

Kör olan köpekler var.



“Camide bira içtiler” dediler.

Müezzin yalanladı.

Müezzini sürdüler.



“Başörtülü bacıma saldırdılar” dediler.

“Kamera görüntüleri elimizde” dediler.

“Biz o görüntüleri izledik” dediler.


Polise ifade verdiler, “erkek şahısların üstü çıplaktı, kafalarında siyah bantlar vardı, kenara, duvar dibine çekildim, tişörtünde Che Guevara resmi bulunan bayan şahıs ani şekilde başörtümü tutarak yukarıya doğru kaldırdı, Tayyip'in o…sunu buldum beyler, gelin s…in diye bağırmaya başladı, kızımın bebek arabasını tuttuğum için kaçamadım, erkek bir şahıs sol yanağıma tokat attı, sırtüstü yere düştüm, kalabalık grup etrafımı sardı, tükürmeye, tekmelemeye başladılar, beni tekmelerken, eşarplı kaltak, devrim yapacağız kökünüzü kazıyacağız, hayvan kaltak şeklinde yüksek sesle hakaret ettiler, şişman yapılı, etli geniş burunlu biri bebek arabasını sallıyordu, arabanın içindeki kızım aşağı yukarı zıplıyordu, üç dört kişi benim üzerime idrarlarını yaptılar, bir kadın ‘başörtüsüne işeyin, başörtüsüne işeyin' diye bağırıyordu, etrafımdaki şahıslar bana tekme atmaya devam ediyordu, tam bu esnada bir şahıs, başıma doğru erkeklik organıyla sürtünmeye başladı, başka bir şahıs, benim arkama geçerek cinsel bölgesiyle sürtünüyordu, vücudumun değişik yerlerinden cinsel saldırıda bulunanlar vardı, emekleyerek kaçmaya çalıştım, başaramadım, İnönü stadında araba yakıyoruz diye bağırma sesi duydum, etrafımdaki şahıslar dağıldılar, İnönü stadyumuna doğru yürümeye başladılar, yerden kalktım, bebek arabasının yanına gittim, altı aylık kızım ağlıyordu, sol ayak diz altında sıyrık vardı, kanamıştı, sol kolunda morluk vardı, bana cinsel saldırıda bulunan şahısların arkasından baktığımda, iki şahsın ellerinde bira şişesi olduğunu, bira şişelerini karşılıklı tokuşturduktan sonra içtiklerini, kahkahalar atarak güldüklerini gördüm, evime geldim, temizlenme hissiyle duşa girdim, bacaklarımda morluklar vardı, yaşadığım korku neticesinde bebeğimi emziremedim, sütüm kesildi” dediler.

Hepsi yalan çıktı.

Alenen yalan söyledikleri kamera kayıtlarıyla belgelendi.



Türk Bayrağı taşırken, polis tarafından saçından sürüklenen kızlar oldu.

Penceresine Türk Bayrağı astığı için, evine gaz bombası atılanlar oldu.

Elinde Türk Bayrağı varken, kafasından kapsülle, gözünden plastik mermiyle vurulanlar oldu.

Tekerlekli sandalyesinde Türk Bayrağı sallarken, suratına biber gazı sıkılan, üstüne üstüne toma'dan tazyikli su sıkılanlar oldu.



“Gezi parkından sonra Anıtkabir'i de yıkarız elhamdülillah” dediler.



Duran Adam eylemi yapıldı.

Duran'ı yakaladılar.

Herifin biri gençlere palayla saldırdı.

Vuran'ı bıraktılar.



Tweet atanı tutukladılar.

Mermi atanı saldılar.



Ethem'i öldüren polis, tanınmamak için mahkemeye peruk takarak geldi, Ethem'in annesi, yüzü görünsün diye peruğu çekti.

Anneyi sanık sandalyesine oturttular.

Ethem'i vurana yedi yıl hapis isterken…

Ethem'in annesine 10 yıl hapis istediler.



Türkiye'nin gururu Çarşı grubu'na “terörist” dediler.

Gezi direnişine katılan gençlere “eyleminizi si.eyim, Allah belanızı versin, vatan hainleri” diyen yandaş güreşçiye, milli takımın kafile bayrağını taşıttılar.



Gezi direnişine katılan kızlara “orospular, kaltaklar” diyen tetikçi dinciyi “akil adam” yaptılar.



Mısır'daki olaylar sırasında Rabia meydanındaki deveyi bile naklen verdiler… Gezi parkını görmezden gelip, penguen yayınladılar.



Gezi olaylarıyla ilgili brifing düzenlediler.

Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Ankara büyükelçilerini topladılar.

Benim fotoğrafımı verdiler, “bakın bu gazeteci neler yazdı, halkımızı hükümetimize karşı nasıl kışkırttı” diyerek, bana ait olmayan, benim atmadığım bir tweet'i gösterdiler.

O tweet'in bana ait olmadığını, sahte olduğunu, aslında hükümet de biliyordu, yalan olduğunu bile bile bunu yaptılar.

Bunu nereden biliyorum derseniz… Benim hakkımda AB elçilerine yalan söylendiğini bizzat Akp'nin bakanı, bana söyledi.

Bana atılan bu iftira nedeniyle, hakkımda defalarca savcılığa suç duyurusunda bulunuldu, resmi yalana rağmen defalarca yargılandım.

AB büyükelçilerine benim hakkımda bile bile yalan söylendiğini ifade eden bakan, büyükelçi yapıldı, benim hakkımda bile bile bu yalanı hazırlayan kişi, sarayda başdanışman!



Ve…

Gezi davası'nda müebbetleri istenen sanıkların tamamı beraat etti.

Haklarındaki iddiaların külliyen palavra olduğu tescillendi.

Zaten, bu insanların suç işlemediklerini dünya alem biliyordu.



Oysa sizler…

Yukardaki tablonun gerçek sorumluları…

Gezi direnişine katılanları müebbet'le yargıladınız ama, aslında halkın vicdanındaki mahkemede çoktan ilelebet'e mahkum edildiniz.

İlelebet, bu yaptıklarınızla anılacaksınız.

İlelebet.




.


https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/yilmaz-ozdil/gezi-5635370/
Invité
MessagePosté le: 22 Fév 2020 1:29    Sujet du message:

Özdil'in son yazilari çok sert, insanin ya bu kadar da olmaz bu adam iftiraci bir yalanci demek istiyor insan, ama ne yazik ki diyemiyorsun...



Citation:

İş Bankası
18 Şubat 2020

Yılmaz Özdil

– Atatürk'ün ismini camilerde okutulan hutbelerden çıkardılar.

– 19 Mayıs törenlerini yasakladılar.

– 23 Nisan, 29 Ekim, 30 Ağustos törenlerine “hastalandım” bahanesiyle katılmadılar, 10 Kasım törenlerine “seyahatteyim” bahanesiyle katılmadılar.

– Takvimde başka gün kalmamış gibi, bizi sırtımızdan hançerleyen vahabi kralına tam 10 Kasım'da şeref madalyası taktılar.

– Atatürk'ün kurduğu TBMM'de Vahdettin'i anma töreni düzenlediler.

– Çankaya Köşkü'nü akıllarınca tarihten sildiler.

– Atatürk Orman Çiftliği'ni katlettiler, saray yaptılar, ABD elçiliğine verdiler.

– Atatürk anıtlarına çelenk koymayı yasakladılar.

– Atatürk sevgisini kabahat ilan ettiler, Atatürk anıtına çiçek koyanlara kabahatler kanunundan para cezası kestiler.

– Otomobiline Atatürk posteri yapıştıranlara trafik cezası kestiler.

– Atatürkçülere “terörist holigan” dediler.

– Atatürk'ün kalpaklı fotoğrafını yasadışı ilan ettiler.

– Atatürk ilkelerini ders kitaplarından çıkardılar.

– Milli eğitim yönetmeliğini değiştirdiler, “Atatürk devrimlerine bağlı öğrenci yetiştirme” prensibine son verdiler.

– Okullarda Atatürk rozeti takmayı disiplin suçu haline getirdiler.

– Antalya, Afyon, Konya, Bursa, Sakarya, Kayseri, Rize, Giresun, Eskişehir, Antakya'daki Atatürk statlarını yıktılar, Atatürk ismini sildiler, başka isimler verdiler.

– Sırf devrim alfabesine karşı çıkmak için Türkçe'ye bile savaş açtılar, Osmanlıca'yı zorunlu ders yapmaya kalktılar.

– Nutuk'u suç delili yaptılar.

– Valiliklerden, Ziraat Bankası'ndan TC'yi sildiler.

– Ayyaş dediler.

– Atatürk döneminde Atatürk Orman Çiftliği'nde çocuklara bira içiriyorlardı dediler.

– Atatürk döneminde camiler ahır yapıldı dediler.

– 600 yıllık imparatorluğun reklam arası sona erdi dediler.

– 90 yıllık enkazı kaldırdık dediler.

– Sabiha Gökçen'i ırkçı, soykırımcı ilan ettiler.

– “Yüce Atatürk” pankartı açan futbol takımına tahammül edemediler.

– Onuncu Yıl Marşı çalanları fırçaladılar, asabımı bozuyor, kapatın dediler.

– Atatürk'ü çağrıştırıyor diye Vardar Ovası türküsüne bile kafayı taktılar.

– Andımızı yasakladılar.

– Türk bayrağı demeyelim, Türkiyeli bayrağı diyelim dediler, bunu diyeni “akil adam” yaptılar.

– Türk yok dediler, Türk yok diyeni milletvekili yaptılar.

– Türkçülük bölücülüktür dediler.

– Türk Kızılayı'nın Türk'ünü sildiler.

– Kemalizm'i yerden yere vuran CIA casusu Graham Fuller'ın Yeni Türkiye Cumhuriyeti kitabını yandaş medyada ballandıra ballandıra reklam yaptılar.

– Atatürk'e dair her şeyi sansürlerken, Atatürk'ü sarhoş, kalpsiz, dinsiz, megaloman gibi gösteren kitapları alkışladılar.

– Atatürk heykellerine saldırılmasına, yakılmasına gözyumdular.

– Ulusçulukla hesaplaşma zamanı geldi dediler, bunu diyeni başbakan yaptılar.

– Ulus devlet Allah'ın belasıdır diyeni akil adam yaptılar.

– Anıtkabir'i de yıkarız elhamdülillah dediler.

– Anıtkabir'i ziyaret edenlerin sayısının açıklanmasını yasakladılar.

– Antropoloji kitabını kameralara uzatıp, bakın raflarda kafatasları var, işte vesika burada, Mustafa Kemal'in imzası var, insani midir dediler.

– Atatürk'ün canlı ağaç müzesini sattılar.

– Devlet Nişanı'ndaki Atatürk siluetini sildiler.

– Birileri bize Lozan'ı zafer diye yutturmaya çalıştı dediler.

– İstanbul'un fethini kutlayıp, İstanbul'un kurtuluşunu kutlamadılar.

– Çanakkale Zaferi'ni Atatürksüz kutladılar.

– İzmir Marşı'na siyasi dediler, bu marş çalınmasın dediler.

– Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'nu destekleme yönetmeliğini ortadan kaldırdılar, Atatürk'le ilgili proje veya yüksek lisans yapanlara fonu kestiler.

– Laik eğitime saldırıp, “çok şükür satanist olanlar, yolsuzluk yapanlar, memleketi soyanlar imam hatipten yetişmedi” bile dediler.

– 23 Nisan'ın yerine fetocuların Türkçe olimpiyatı'nı monte etmeye çalıştılar, feto olimpiyatını bizzat Tbmm başkanının himayesine alarak başlattılar.

– 23 Nisan'ı yoketmeyi amaçlayan fetocuların Türkçe olimpiyatı vesilesiyle devletin darphanesinde feto lirası bastırdılar.

– Selanik'teki Atatürk evinde güya tadilat yaptılar, eşyaları attılar, sanırsın kiralık evdir, bomboş bıraktılar, ziyaretçilerin duygularını yazdığı anı defterini bile yok ettiler.

– Böceğe Atatürk ismi verdiler.

– “İçimize kanı bozuklar, sütü bozuklar sızdı, 1923'te koskoca 650 yıllık çınara darbe yaptılar, Cumhuriyet kurdular” dediler.

– Devlet televizyonu TRT'de Atatürk'e “rüşvetçi” dediler.

– “Atatürk döneminde TBMM'de Allah'a küfrediliyordu” dediler.

– Padişaha doktora verdiler.


– “10 Kasım'da saat 9'u 5 geçe kenefe gidin, Mustafa Kemal'in verdiği zararı Yunan yapmazdı, keşke Yunan galip gelseydi” diyen, kafasında fesle dolaşan tımarhanelik herifi, cumhurbaşkanlığı sarayında tarih otoritesi, bilim adamı olarak ağırladılar.

– İngiliz maşası, vatan haini, ruh hastası Rıza Nur'un “Atatürk eşcinseldi, Çankaya'yı kerhaneye çevirdi, 30 kadınla aynı anda mum söndü yaptı, ilk meclisin milletvekilleri pezevenkti” gibi, meczup iftiralarıyla dolu kitabının editörünü “akil adam” yaptılar.

– Atatürk'ün kurduğu Anadolu Ajansı'nın yıllığından Atatürk'ü çıkardılar.

– “Onuncu Yıl Marşı'nda geçer, demir ağlarla ördük falan, neyi ördün, hiçbir şey örmüş değilsin, biz örüyoruz” dediler.

– “Bunlar Cumhuriyet bayramında vals yaptılar, insanımızı istiskal ettiler, cumhuriyet adına milleti taciz ettiler” dediler.

– Kendi devletine kendi milletine silah çeken, emperyalist maşası köktendinci Suriyelileri “kuvayi milliye” ilan ettiler.

– Fıkra anlatıyorum ayağıyla Atatürk'e ibne dediler.

– Afet İnan'a dil uzattılar, Atatürk'ün manevi kızıyla nikahsız birliktelikle yatıp kalktığını söylediler.

– Mübarek anamız Zübeyde Hanım'ın aslında fahişe olduğunu, Selanik'te genelevde çalıştığını, Atatürk'ün piç olduğunu söylediler.

– Kimse Atatürk demesin, Türk demesin, orijinali Yunan, Türk'e benzemiyor, keşke Atatürk olmasaydı dediler, bunu diyeni düşünce özgürlüğü kapsamında beraat ettirdiler.

– Üniversitelerin logolarından, resmi internet sitelerinden Atatürk'ü sildiler.


– “1924 yılında camiler kapatıldı, Çanakkale ve Bursa'da genelev olarak kullanılan camiler var” dediler, bunu diyen akademisyeni hala üniversitedeki görevinde tutuyorlar, Rtük'e şikayet yağdı, Rtük “düşünce özgürlüğü” dedi.

– Türk Lirası'ndan Atatürk'ü sildiler, üzerinde Atatürk resmi bulunmayan madeni bir lira bastılar.

– Atatürk'ün kurduğu diyanet işleri başkanlığı, 19 Mayıs'ta 23 Nisan'da 30 Ağustos'ta 29 Ekim'de Atatürk'ü yok saydı, tek kelime bile bahsetmedi, 10 Kasım için cuma hutbesinde bir fatiha bile okumadı.

– Atatürk Havalimanı'nı kapattılar, imha ettiler, üçüncü havalimanına “Atatürk” ismini vermediler.



Ve şimdi, İş Bankası…

Atatürk'ün vasiyetine el uzatıp, mirasını gaspetmeye çalışıyorlar.



Çin virüsü bulaşır mı diye merak ediliyor…

“Kin” virüsü bulaştı bu mübarek ülkenin bünyesine!



https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/yilmaz-ozdil/is-bankasi-5631094/?utm_source=yazarlar&utm_campaign=diger_yazilar&utm_medium=diger
SelimIII
MessagePosté le: 13 Fév 2020 15:03    Sujet du message:

Citation:

Feto’nun siyasi ayağı
13 Şubat 2020

Yılmaz Özdil

Samsunlu mermer ustası, dükkanının reklamını yapmak için tabela asmak yerine, dükkanına bitişik olan inşaat halindeki binayı kullanmak istedi, üç katlı inşaatın çatısına mermer mezar koydu.

Yatır oldu!

Gelen geçen el açıp dua etmeye başladı.

Hiç kimse çıkıp “kardeşim inşaatın çatısında yatır ne arar” demedi…

Başka şehirlerden otobüslerle ziyarete gelenler bile oldu.



İstanbul Kasımpaşa'da bir vatandaş, babasından miras kalan evini satışa çıkardı.

Telefon edenlere adresi veriyor, gidin gezin, evde kiracı var diyordu.

Ancak, görmeye gidenlerden ne ses çıkıyordu, ne seda…

Meğer, kirada oturan arkadaş, banyodaki küvete tabut yerleştirip, üstünü yeşil çuhayla örtmüştü, her gelene “burası türbe” diyordu!

Üstelik, türbe olarak tescillenmesi için belediyeye başvurmuştu iyi mi!

Kültür varlıkları kurulu inceledi, banyonun altında bodrum kat vardı, türbe zaten yoktu da, toprakla teması bile yoktu.

Kimseye anlatamadılar tabii… Piyasa değerinin beşte birine zor satılabildi.



Marmaris'te yıllardır din alimi Çağbaba'nın türbesi olarak bilinen piramit şeklindeki mezar, Karyalı gladyatör Diagoras'ın anıt mezarı çıktı!

Sayın ahalimizin yıllardır gladyatöre hatim indirdiği anlaşıldı.



İstanbul Kartal'da bahçe duvarına işeyenlerden bıkıp usanan bir vatandaş, bahçedeki ağacın dibine sağdan soldan topladığı taşlarla mezar yaptı, başına küp koydu, ağacın dallarına bez bağladı.

İşeyenler bıçak gibi kesildi.

Bir gece tıkırtıyla uyandı, gözlerine inanamadı…

Üç kişi bahçeyi kazıyordu.

Türbede define arıyorlardı!



Ispartalı çoban Muhittin Karakoyun, yol kenarında bir çuvalın içinde gelinlik, elbise, etek filan buldu.


Muziplik olsun diye, götürüp Boğaz mevkiindeki ağaçların dallarına astı. Sonra da her gördüğüne palavradan anlatmaya başladı: Zengin bir adam kızını evlendirmek için adakta bulunmuştu, kızı evlenince de, bu gelinliği, eteği getirip ağaçlara giydirmişti.

Bölgeye akın başladı!

Hem getirip ağaçlara elbise asıyorlar, hem de elbise astıkları ağaçlara dua ediyorlardı.

Baktılar ki, durum kontrolden çıkıyor, her gelene “biz uydurduk, sakın inanmayın” demeye başladılar. Nafile… Uydurduklarına inanıyorlar, uydurmuş olduklarına inanmıyorlardı!

Gelen ciplerin, lüks otomobillerin haddi hesabı yoktu.

E naapsınlar, bari turizmden kazanalım dediler… Şimdi her gelene, sakın ağaçlardaki gelinliklere dokunmayın, biri almaya kalktı, aniden ortadan kayboldu, bir daha gören olmadı diyorlar.



Fethiye Kayaköy'de gerilim filmi Küçük Kıyamet'in çekimleri yapıldı.

Dekor olsun diye mezarlık inşa edildi.

Çekimler bitti, vizyona girdi.

Ankara Film Festivali'nde ödül bile aldı.

Mezarlık hâlâ orada duruyor, türbe haline geldi!

Eski Rum köyü olduğu için kilisesi var, ziyarete gelen yerli turistler hem kiliseyi geziyor, hem çömlek alıyor, hem de gelmişken Osmanlı kabirlerindeki (!) rahmetlilere dua okuyor.




Mersin'de yaşayan bir vatandaşımız, yarın öbür gün çocuklarıma yük olmayayım, cenaze üzüntüsü içinde bir de bununla uğraşmasınlar diye düşünerek, memleketi olan Kahramanmaraş'ın Çiçek Köyü mezarlığından kendisine yer aldı, mermerden kabrini hazırladı.

Ertesi sene köyüne uğradı…

Boş mezar türbe olmuştu!

İçinde cenaze olmayan mezarı, bir senede 35 bin kişi ziyaret etti.

Belediye başkan adayları türbede poz verdi, facebook sayfalarına koydu.



Çocuk üniversite sınavını kazanmak istiyor… Doğru şıkları işaretlesin diye, kalemini götürüp türbenin duvarına sürtüyorlar.

Öğretmen olmak isteyen sandukaya tebeşir sürtüyor, mimar olmak isteyen gönye sürtüyor.

Doktor olmak için yatırın altına steteskop sokuşturan bile var.



Her ramazan ayında onbinlerce insanımızın sirke-ekmekle gittiği Oruç Baba, çakma çıktı.

Bizzat torunları açıkladı…

Gerçek Oruç Baba'nın, habire ziyaret edildiği Şehremini'deki türbesinde değil, Eyüp'teki dergahta yattığı anlaşıldı.

Kime anlatıyorsun… Çakma Oruç Baba'yı ziyaret edenlerin sayısında bir kişi bile azalma olmadı.



Ankara Altındağ belediyesi, toplu konut için etüt yaparken, kendi kayıtlarında bulunmayan bir türbeyle karşılaştı.

Türbenin 1993 tarihli kitabesi vardı, “kayıp evliya hazreti imam Ali Rıza”nın türbesi olduğu yazıyordu.

Vatandaş türbeyi yıktırmamak için direniyordu.

Türbeye yıllardır adaklar adanıyor, dualar ediliyordu.

Kültür Bakanlığı'na başvuruldu.

Hazreti imam Ali Rıza türbesinin, İran'ın Meşhed kentinde olduğu ortaya çıktı.

Altındağ'daki çakma türbeyi yıktılar, haliyle boş çıktı.

Çakma türbeyi, polis kontrolünden kurtulmak için, uyuşturucu tacirlerinin yaptırdığı, alışveriş adresi olarak kullandıkları anlaşıldı.



Daha üç gün önce… İzmir'de türbe zannedilen odayı incelediler, kabir filan yok, sandukalardan 400 yıllık el yazması kitaplar çıktı.

Türbe diye dua edilen kitaplarda, astronomi, felsefe, matematik ve tıp anlatılıyor!



Dönemin diyanet işleri başkanı Profesör Ali Bardakoğlu bangır bangır açıkladı…

“Hacılarımız Türkiye'ye kargoyla zemzem suyu göndermesin, Türkiye'den de sakın zemzem suyu almasın, çünkü, Suudi Arabistan hükümeti, zemzem suyunun Suudi topraklarından çıkarılmasına kesinlikle izin vermiyor, hacılarımızın Türkiye'ye göndermek üzere kargoya verdiği zemzem suları, sınırda dökülüyor, Türkiye'de yeniden dolduruluyor, insanlarımız zemzem suyu diye Şekerpınar suyu içiyor, hacılarımız aldatılıyor” dedi.

Bana mısın diyen olmadı…

Zemzem satışı bir litre bile azalmadı.



Umre ziyareti için kutsal topraklara giden vatandaşlarımız, deve sidiği içerek hastanelik oldu.

Niye içtiniz diye sordular.

Şifa için dediler.



Ramazan vesilesiyle iftar programına katılıp “hocam hayırlı ramazanlar, intihar edip kendimi yakmaya kalkıştım, üstüme tiner döktüm, orucum bozulur mu?” diye soran vatandaş var bu ülkede.



Melikgazi'yi yediler birader…

Haberi Anadolu Ajansı servis etti.

Milliyet gazetesi “Melikgazi'yi çorba yaptılar” manşetini attı.

Hürriyet gazetesi “Melikgazi'yi aganigi ilacı yaptılar” başlığıyla duyurdu.

Çünkü… Sayın ahalimiz, Kayseri'deki türbeye çaktırmadan giriyor, sandukayı açıyor, Melikgazi'nin mumyasından küçük parçalar tırtıklıyor, şifa niyetine çorba yapıyordu.

Çocuğu olmayan kadınların, rahmetli Melikgazi çorbasından içer içmez hamile kaldığı söyleniyordu.

Melikgazi'nin dişlerini söküp, öğütüp, çay gibi kaynatıp, içiyorlardı.

Sayın devletimiz müdahale edene kadar, Melikgazi'nin sol kolunu komple koparıp götürdüler!



İstanbul Boğazı'nın Avrupa yakasında, tam Karadeniz'le birleştiği noktada Rumelifeneri var.

O fenerin içinde ne var biliyor musunuz?

Yatır var!

İnanmayan gitsin kendi gözleriyle görsün…

Koskoca dünyada, içinde yatır bulunan tek deniz feneri, bizde.

Çünkü, tee 1856 yılında Fransızlar tarafından inşa edilirken, duvarı çöktü, yaşlı bir teyze “orada yatır vardır, ondan çökmüştür” dedi, sayın ahalimiz “he valla olsa olsa öyledir” diye tasdik etti, fener inşaatını durdurmaya kalktılar, Fransızlar baktı ki olacak gibi değil, türbe benzeri bir şey yaptılar, sonra da etrafını örerek, feneri yaptılar.



Feto'nun siyasi ayağı, işte budur.



Elbette, Amerikan casusu fetocuları devlete monte eden, kumpaslar için önlerini açan, bizatihi Akp iktidarıdır ama… Feto türevi yapıların varlık sebebi, aslında cehalettir.



Feto'nun siyasi ayağı, fetoları dindar zanneden vatandaştır.



Türk tarihi boyunca devlete musallat olan bütün tarikatların, bütün cemaatlerin “din boyası”nı kazıyın… Altından daima iki sebep çıkar.

Birincisi, cahil vatandaş.

İkincisi, bunları maşa olarak kullanan yabancı istihbarat teşkilatları.

Hiç değişmez.



Feto'nun siyasi ayağı, tarikat-cemaat-zırcahil koalisyonudur.



En saygın bilim insanlarına ağız burun kıvırıp, meczupların elini eteğini öpen, düşünmeyen, sorgulamayan ahalidir.



Feto'nun siyasi ayağıyla mücadele etmenin tek yolu…

Cahil goygoyculuğundan vazgeçip, fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmektir.



Bu “siyasi ayak” değişmediği sürece…

Akp gider, makepe gelir.

Feto gider, meto gelir.


https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/yilmaz-ozdil/fetonun-siyasi-ayagi-3-5621821/
SelimIII
MessagePosté le: 13 Fév 2020 15:03    Sujet du message:

Citation:

Feto’nun siyasi ayağı
13 Şubat 2020

Yılmaz Özdil

Samsunlu mermer ustası, dükkanının reklamını yapmak için tabela asmak yerine, dükkanına bitişik olan inşaat halindeki binayı kullanmak istedi, üç katlı inşaatın çatısına mermer mezar koydu.

Yatır oldu!

Gelen geçen el açıp dua etmeye başladı.

Hiç kimse çıkıp “kardeşim inşaatın çatısında yatır ne arar” demedi…

Başka şehirlerden otobüslerle ziyarete gelenler bile oldu.



İstanbul Kasımpaşa'da bir vatandaş, babasından miras kalan evini satışa çıkardı.

Telefon edenlere adresi veriyor, gidin gezin, evde kiracı var diyordu.

Ancak, görmeye gidenlerden ne ses çıkıyordu, ne seda…

Meğer, kirada oturan arkadaş, banyodaki küvete tabut yerleştirip, üstünü yeşil çuhayla örtmüştü, her gelene “burası türbe” diyordu!

Üstelik, türbe olarak tescillenmesi için belediyeye başvurmuştu iyi mi!

Kültür varlıkları kurulu inceledi, banyonun altında bodrum kat vardı, türbe zaten yoktu da, toprakla teması bile yoktu.

Kimseye anlatamadılar tabii… Piyasa değerinin beşte birine zor satılabildi.



Marmaris'te yıllardır din alimi Çağbaba'nın türbesi olarak bilinen piramit şeklindeki mezar, Karyalı gladyatör Diagoras'ın anıt mezarı çıktı!

Sayın ahalimizin yıllardır gladyatöre hatim indirdiği anlaşıldı.



İstanbul Kartal'da bahçe duvarına işeyenlerden bıkıp usanan bir vatandaş, bahçedeki ağacın dibine sağdan soldan topladığı taşlarla mezar yaptı, başına küp koydu, ağacın dallarına bez bağladı.

İşeyenler bıçak gibi kesildi.

Bir gece tıkırtıyla uyandı, gözlerine inanamadı…

Üç kişi bahçeyi kazıyordu.

Türbede define arıyorlardı!



Ispartalı çoban Muhittin Karakoyun, yol kenarında bir çuvalın içinde gelinlik, elbise, etek filan buldu.


Muziplik olsun diye, götürüp Boğaz mevkiindeki ağaçların dallarına astı. Sonra da her gördüğüne palavradan anlatmaya başladı: Zengin bir adam kızını evlendirmek için adakta bulunmuştu, kızı evlenince de, bu gelinliği, eteği getirip ağaçlara giydirmişti.

Bölgeye akın başladı!

Hem getirip ağaçlara elbise asıyorlar, hem de elbise astıkları ağaçlara dua ediyorlardı.

Baktılar ki, durum kontrolden çıkıyor, her gelene “biz uydurduk, sakın inanmayın” demeye başladılar. Nafile… Uydurduklarına inanıyorlar, uydurmuş olduklarına inanmıyorlardı!

Gelen ciplerin, lüks otomobillerin haddi hesabı yoktu.

E naapsınlar, bari turizmden kazanalım dediler… Şimdi her gelene, sakın ağaçlardaki gelinliklere dokunmayın, biri almaya kalktı, aniden ortadan kayboldu, bir daha gören olmadı diyorlar.



Fethiye Kayaköy'de gerilim filmi Küçük Kıyamet'in çekimleri yapıldı.

Dekor olsun diye mezarlık inşa edildi.

Çekimler bitti, vizyona girdi.

Ankara Film Festivali'nde ödül bile aldı.

Mezarlık hâlâ orada duruyor, türbe haline geldi!

Eski Rum köyü olduğu için kilisesi var, ziyarete gelen yerli turistler hem kiliseyi geziyor, hem çömlek alıyor, hem de gelmişken Osmanlı kabirlerindeki (!) rahmetlilere dua okuyor.




Mersin'de yaşayan bir vatandaşımız, yarın öbür gün çocuklarıma yük olmayayım, cenaze üzüntüsü içinde bir de bununla uğraşmasınlar diye düşünerek, memleketi olan Kahramanmaraş'ın Çiçek Köyü mezarlığından kendisine yer aldı, mermerden kabrini hazırladı.

Ertesi sene köyüne uğradı…

Boş mezar türbe olmuştu!

İçinde cenaze olmayan mezarı, bir senede 35 bin kişi ziyaret etti.

Belediye başkan adayları türbede poz verdi, facebook sayfalarına koydu.



Çocuk üniversite sınavını kazanmak istiyor… Doğru şıkları işaretlesin diye, kalemini götürüp türbenin duvarına sürtüyorlar.

Öğretmen olmak isteyen sandukaya tebeşir sürtüyor, mimar olmak isteyen gönye sürtüyor.

Doktor olmak için yatırın altına steteskop sokuşturan bile var.



Her ramazan ayında onbinlerce insanımızın sirke-ekmekle gittiği Oruç Baba, çakma çıktı.

Bizzat torunları açıkladı…

Gerçek Oruç Baba'nın, habire ziyaret edildiği Şehremini'deki türbesinde değil, Eyüp'teki dergahta yattığı anlaşıldı.

Kime anlatıyorsun… Çakma Oruç Baba'yı ziyaret edenlerin sayısında bir kişi bile azalma olmadı.



Ankara Altındağ belediyesi, toplu konut için etüt yaparken, kendi kayıtlarında bulunmayan bir türbeyle karşılaştı.

Türbenin 1993 tarihli kitabesi vardı, “kayıp evliya hazreti imam Ali Rıza”nın türbesi olduğu yazıyordu.

Vatandaş türbeyi yıktırmamak için direniyordu.

Türbeye yıllardır adaklar adanıyor, dualar ediliyordu.

Kültür Bakanlığı'na başvuruldu.

Hazreti imam Ali Rıza türbesinin, İran'ın Meşhed kentinde olduğu ortaya çıktı.

Altındağ'daki çakma türbeyi yıktılar, haliyle boş çıktı.

Çakma türbeyi, polis kontrolünden kurtulmak için, uyuşturucu tacirlerinin yaptırdığı, alışveriş adresi olarak kullandıkları anlaşıldı.



Daha üç gün önce… İzmir'de türbe zannedilen odayı incelediler, kabir filan yok, sandukalardan 400 yıllık el yazması kitaplar çıktı.

Türbe diye dua edilen kitaplarda, astronomi, felsefe, matematik ve tıp anlatılıyor!



Dönemin diyanet işleri başkanı Profesör Ali Bardakoğlu bangır bangır açıkladı…

“Hacılarımız Türkiye'ye kargoyla zemzem suyu göndermesin, Türkiye'den de sakın zemzem suyu almasın, çünkü, Suudi Arabistan hükümeti, zemzem suyunun Suudi topraklarından çıkarılmasına kesinlikle izin vermiyor, hacılarımızın Türkiye'ye göndermek üzere kargoya verdiği zemzem suları, sınırda dökülüyor, Türkiye'de yeniden dolduruluyor, insanlarımız zemzem suyu diye Şekerpınar suyu içiyor, hacılarımız aldatılıyor” dedi.

Bana mısın diyen olmadı…

Zemzem satışı bir litre bile azalmadı.



Umre ziyareti için kutsal topraklara giden vatandaşlarımız, deve sidiği içerek hastanelik oldu.

Niye içtiniz diye sordular.

Şifa için dediler.



Ramazan vesilesiyle iftar programına katılıp “hocam hayırlı ramazanlar, intihar edip kendimi yakmaya kalkıştım, üstüme tiner döktüm, orucum bozulur mu?” diye soran vatandaş var bu ülkede.



Melikgazi'yi yediler birader…

Haberi Anadolu Ajansı servis etti.

Milliyet gazetesi “Melikgazi'yi çorba yaptılar” manşetini attı.

Hürriyet gazetesi “Melikgazi'yi aganigi ilacı yaptılar” başlığıyla duyurdu.

Çünkü… Sayın ahalimiz, Kayseri'deki türbeye çaktırmadan giriyor, sandukayı açıyor, Melikgazi'nin mumyasından küçük parçalar tırtıklıyor, şifa niyetine çorba yapıyordu.

Çocuğu olmayan kadınların, rahmetli Melikgazi çorbasından içer içmez hamile kaldığı söyleniyordu.

Melikgazi'nin dişlerini söküp, öğütüp, çay gibi kaynatıp, içiyorlardı.

Sayın devletimiz müdahale edene kadar, Melikgazi'nin sol kolunu komple koparıp götürdüler!



İstanbul Boğazı'nın Avrupa yakasında, tam Karadeniz'le birleştiği noktada Rumelifeneri var.

O fenerin içinde ne var biliyor musunuz?

Yatır var!

İnanmayan gitsin kendi gözleriyle görsün…

Koskoca dünyada, içinde yatır bulunan tek deniz feneri, bizde.

Çünkü, tee 1856 yılında Fransızlar tarafından inşa edilirken, duvarı çöktü, yaşlı bir teyze “orada yatır vardır, ondan çökmüştür” dedi, sayın ahalimiz “he valla olsa olsa öyledir” diye tasdik etti, fener inşaatını durdurmaya kalktılar, Fransızlar baktı ki olacak gibi değil, türbe benzeri bir şey yaptılar, sonra da etrafını örerek, feneri yaptılar.



Feto'nun siyasi ayağı, işte budur.



Elbette, Amerikan casusu fetocuları devlete monte eden, kumpaslar için önlerini açan, bizatihi Akp iktidarıdır ama… Feto türevi yapıların varlık sebebi, aslında cehalettir.



Feto'nun siyasi ayağı, fetoları dindar zanneden vatandaştır.



Türk tarihi boyunca devlete musallat olan bütün tarikatların, bütün cemaatlerin “din boyası”nı kazıyın… Altından daima iki sebep çıkar.

Birincisi, cahil vatandaş.

İkincisi, bunları maşa olarak kullanan yabancı istihbarat teşkilatları.

Hiç değişmez.



Feto'nun siyasi ayağı, tarikat-cemaat-zırcahil koalisyonudur.



En saygın bilim insanlarına ağız burun kıvırıp, meczupların elini eteğini öpen, düşünmeyen, sorgulamayan ahalidir.



Feto'nun siyasi ayağıyla mücadele etmenin tek yolu…

Cahil goygoyculuğundan vazgeçip, fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmektir.



Bu “siyasi ayak” değişmediği sürece…

Akp gider, makepe gelir.

Feto gider, meto gelir.


https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/yilmaz-ozdil/fetonun-siyasi-ayagi-3-5621821/
cengiz-han
MessagePosté le: 11 Fév 2020 1:20    Sujet du message:

Cok agir bir yazi... Ben ozellikle resmi koymadim. Makalenin linki da asgida...

Citation:

Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın demiş, Albert Camus
9 Şubat 2020

Yılmaz Özdil


Sen mesela, hacı emmi.

Sakalını sıvazlaya sıvazlaya “bunlar dinini bilen çocuklar, vatana millete hayırlı olurlar” diyordun… Nasıl gidiyor sence vatan millet işleri bugünlerde? Sen değil miydin, bunlara körü körüne inanıp, hayran hayran bakan? Hiç gözünü kaçırma şimdi, biraz da bu fotoğrafa bak.



Sen, Hatçanım abla.

İftar çadırında, senin paranla sana avanta çorba ısmarlayanlara neredeyse bi hatim indirmediğin kalmıştı. Sen değil miydin, adeta büyülenmiş gibi bunların iki dudağının arasına bakan? Suratını hiç başka tarafa çevirme şimdi, biraz da bu fotoğrafa bak.



Veya sen, esnaf İrfan bey…


Kahvede başının etini yiyordun herkesin, eczaneden nasıl bedavaya ilaç aldığını anlata anlata bitiremiyordun, bin tane reyin olsa binini de bunlara vereceğini filan söylüyordun. Sağlığın nasıl şimdi? Memleketi iki tane aspirine satmış gibi hissediyor musun kendini? Sen değil miydin, iki paket avanta makarnaya, avanta kömüre bakan? Sana söylüyorum, duymazdan gelme şimdi, biraz da bu fotoğrafa bak.



Laylaylom Merve.

Son on senedir yaşanmayan kepazelik kalmadı, yaşanmayan trajedi kalmadı ama, sen değil miydin, sanki bunlar senin memleketinde yaşanmıyormuş gibi, hiç oralı olmayan, “ne var yani şekerim, gayet güzel yönetiyorlar” diyerek, şıkıdım şıkıdım dalgasına bakan? E şimdi biraz da bu fotoğrafa senin memleketinde yaşanmıyormuş gibi bak.



Sen, yalaka işadamı Sermet.

İhale kapmak için el etek öperken, sen değil miydin, çalıyorlar ama çalışıyorlar diyerek, sadece kendi çıkarına bakan? Şimdi bir saniyeni de biz çalacağız ama, bu fotoğrafa da bakmaya çalış biraz.



Ve sen, sanatçı müsveddesi Tülay.


Gerçek sanatçılar halkın yanında mücadele ederken, sen değil miydin saraylarda objektiflere poz verip, ağzın kulaklarında sırıta sırıta bakan? Her zaman böyle sanatsal fotoğraf göremezsin, buna da bak biraz.



Görenleri tenzih ederim…



Üniversite mezunu işsizlerimiz siyanür içerek ailece canına kıyarken, tesettür sosyetesi kırk günlük bebeğe tek taş pırlanta taktığında, insanlarımız Elazığ'da bu çağda kerpiç evlerin enkazında hayatını kaybederken, Kızılay eliyle tee New York'ta gökdelen diktiklerinde, gariban çocukları Suriye'de beşer beşer şehit düşerken, bedelli'yle sıyıran siyasetçi çocukları Singapurlarda gemicikler aldığında, Bahçesaray'da çığ altında can pazarı yaşanırken, utanmadan ekranı ikiye böldüklerinde, asrın liderimizin toki mitingini canlı yayınladıklarında…

Çocuğuna pantolon alamayan babalar kendini asarken, çocuklarım aç diye haykıran babalar kendini yakarken, sen değil misin, trene bakar gibi bakan?

Bu fotoğrafa da yine öyle bön bön bak biraz.


https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/yilmaz-ozdil/bir-ulkeyi-tanimak-istiyorsaniz-o-ulkede-insanlarin-nasil-oldugune-bakin-demis-albert-camus-5614435/
SelimIII
MessagePosté le: 07 Jan 2020 11:44    Sujet du message:

Papa’nın müslüman olma ihtimali, bunların bu ülkeye adalet getirme ihtimalinden fazla Yılmaz Özdil

https://www.youtube.com/watch?v=FIluuH5jx3A


Yalan mi?

!
SelimIII
MessagePosté le: 10 Sep 2019 11:27    Sujet du message:

Ve bir Türkiye gerçegi daha !

Citation:

Yenikapı’daki israf sergisi

10 Eylül 2019 / Sozcu


İstanbul büyükşehir belediyesindeki makam otomobillerinden oluşan israf sergisi, sadece uygar insanların sorunudur.



Dinci, yandaş, liboş gibi ar damarı çatlamış tipler için, tüyü bitmemiş yetim hakkı yemek ayıp değildir.



Türkiye'de yaşayan herhangi bir Alman'a, Yenikapı'daki otomobillerin fotoğrafını göster, bizim yerimize yerin dibine girer, Japon turiste göster, bizim adımıza yüzü kızarır…
Ama sayın ahalimize gösteriyorsun, “şov” diyor.



“Çalıyor ama çalışıyor” diyen bir topluma, “soyuyorsa beni soyuyor” diyen gönüllü cehalete, siyasi ahlaksızlık kavramını anlatamazsınız.



Türkiye'de örnek davranışlar sergileyen bir insanın örnek alındığını, takdir edildiğini asla göremezsiniz.
Doğru, sorgulanır.
Yanlış, onore edilir.



– Futbolcu Emre Belözoğlu mesela, otomobiliyle hız yaparken yayaya çarptı, yaya öldü, kaza nasıl oldu diye sordular, “sabah namazına yetişmeye çalışıyordum” dedi, karakoldan çıkarken “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye tezahürat yaptılar.

– Dolandırıcılıktan kırmızı bültenle aranan Jet Fadıl, havalimanının VIP kapısından Türkiye'ye giriş yaptı, “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye alkışladılar, tutuklandı, bi süre yattı, hapisten çıkarken “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye alkışladılar.

– Abdi İpekçi'nin katili Mehmet Ali Ağca'yı sokağa saldılar, yoluna güller döküldü, “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye bağırıldı, bilahare, yanlış hesap yaptıkları, erken saldıkları ortaya çıktı, gene içeri tıktılar, biraz daha yattı, gene saldılar, yoluna karanfiller döküldü, “Türkiye seninle gurur
duyuyor” diye bağırıldı.

– Hrant Dink'in katili Ogün Samast duruşmalara girerken “Türkiye seninle gurur duyuyor” sloganları atıldı, cinayet haftasında oynanan futbol maçlarına Ogün Samast gibi beyaz bere takarak gelen taraftarlar “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye tezahürat yaptı.

– İnsanları domuz bağıyla öldürüp, mezar evlerine gömen Hizbullahçıları serbest bıraktılar, hapishane kapısında karşılayanlar “Türkiye sizinle gurur duyuyor” sloganlarıyla halay çekti.

– Pkk'nın evsahibi Barzani, Akp kongresinde onur konuğu yapıldı, “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye ayakta tempo tutuldu.

– Kurtlar Vadisi'ndeki Polat Alemdar üniversitede konferans verdi, salon inim inim inledi, “Türkiye seninle gurur duyuyor!”

– Hakan Şükür henüz Akp'liyken, henüz yurtdışına kaçmamışken, ben aslında Türk değilim dedi, yandaş medyada “Türkiye seninle gurur duyuyor” manşetleri atıldı.

– 78 yaşındaki gazeteci Hüseyin Üzmez, 13 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismardan tutuklandı, bi ara serbest bırakıldı, televizyon televizyon dolaşıp “hovardayım, benim hayatıma giren kadınlar benimle beraber olmasalardı fahişe olurlardı” dedi, Hüseyin Üzmez müslüman olduğu için kendisine iftira atılıyor dediler, “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye makaleler yazıldı.

– Gezi protestosuna katılan gençler hakkında “yaptığınız eylemi si.eyim, vatan hainleri, meydanı Ermenilere bıraktınız, Allah belanızı versin çapulcular” diye tweetler atan güreşçiye “Türkiye seninle gurur duyuyor” adıyla facebook sayfası açıldı.

– Gezi protestoları sırasında katil polis Ethem Sarısülük'ün suratına ateş etti, öldürdü, ertesi gün Ethem'in vurulduğu yere “değerli Türk polisi, Ankara sizinle gurur duyuyor” yazılı pankart asıldı.

– Keriz Feneri'nin sanığı Zahid Akman serbest bırakıldı, kapıda karşılayanlar “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye alkışladı.

– 17/25 Aralık'ta oğlu tutuklanan ekonomi bakanı, oğlu tutuklanan içişleri bakanı, oğlu gözaltına alınan toki bakanı ve bakara makaracı devlet bakanı, sanki UEFA kupasını kazanmışlar gibi otobüsün üstüne çıkıp, elele poz verdiler, rabia işareti yaptılar, ahaliyi selamladılar, sayın ahalimiz “Türkiye sizinle gurur duyuyor” diye alkışladı.

– Kendi ellerimizle beslediğimiz köktendinci teröristler, Reyhanlı'yı havaya uçurdu, 52 insanımız hayatını kaybetti, asrın liderimiz Reyhanlı'ya taziyeye gideceğine, ABD'ye gitti, anca 15 gün sonra lütfedip Reyhanlı'ya geldi, otobüslerle şakşakçı taşıdılar, “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye tezahürat yaptırdılar.

– Soma'da 301 madencimizi diri diri gömdüler, Ermenek'te 18 madencimizi diri diri boğdular, Ermenek'e giden enerji bakanı Taner Yıldız'a “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye tezahürat yaptılar.

– Ensar Vakfı'nda erkek çocuklarına üç sene boyunca tecavüz edildi, aile bakanı Sema Ramazanoğlu “Ensar Vakfı'yla gurur duyuyoruz” dedi, bunu söyleyen kadın aile bakanı, o hafta Akp grup toplantısında ayakta alkışlandı, “Türkiye seninle gurur duyuyor” sloganları atıldı.

– Kendisini padişah olarak gören Tayyip Erdoğan'ın altı ayda hurdasını çıkarırım, paçalarından yolsuzluk akan Akp hükümetine zıkkımın kökünü göstereceğim diyen Süleyman Soylu, Akp'ye geçti, Akp bakanı oldu, Akp etkinliklerinde “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye alkışlanıyor.



Bunlarla gurur duyan bir Türkiye'nin, Yenikapı'daki israf sergisinden utanması, ibret alması mümkün müdür?



Türkiye'de sadece namuslu insanların namusuyla para kazanması, suçtur.
Alın terinle çalış, ev al, otomobil al, arkandan dedikodunu yaparlar.
Yolsuzlukla servet yap, kaynağını merak eden olmaz.



İddia ediyorum…
O sergi üç gün daha orada açıkta kalsaydı, aküleri bile çalarlardı!



Ve bu ülke halkin buyuk çogunlugu musluman oldugunu soyluyor...
Georges
MessagePosté le: 04 Aoû 2019 11:45    Sujet du message:

Okumaz olaydim ! Yalan mi yazmis Yilmaz Ozdil. Keske. Ama hepsi dogru. Baski arttikca sapiklik da artiyor.
Sad

Citation:

Netflix
4 Ağustos 2019 / Sozcu


Yalan söylemeyi, milletin parasını çalmayı, yolsuzluk yapmayı, vatanı satmayı, topraklarımızı yabancılara peşkeş çekmeyi ahlaksızlık olarak görmeyen bademler… İnternet dizilerinden ahlaki (!) açıdan rahatsız oldular.



Sansür yönetmeliği çıkarıyorlar.
Rtük'e interneti denetleme yetkisi veriyorlar.
Netflix'i, YouTube'u sansürlemeye niyetleniyorlar.



Neymiş efendim…
Netflix dizilerinde eşcinsellik özendiriliyormuş, çocuklar erken yaşta marjinallik propagandasıyla karşılaşıyormuş filan.



@ Diyanet işleri başkanlığının resmi internet sitesinden “babanın öz kızına şehvet duyması haram değildir” diye fetva verilmedi mi bu ülkede kardeşim?
@ Resmi fetva adı altında “babanın öz kızına şehvetle sarılmasının veya şehvetle öpmesinin, erkeklik organının uyanmasının nikaha etkisi yoktur” denilmedi mi?
@ Bu dehşet, bu korkunç fetvalara açılan soruşturmaların üstü örtülmedi mi?
@ 80 yaşındaki yandaş-dinci gazeteci 13 yaşındaki kız çocuğuna musallat olmadı mı? Adli Tıp Kurumu, yandaş-dinci gazeteciyi korumak için “çocuğun beden ve ruh sağlığı bozulmadı” diye rapor vermedi mi?
@ Amerikan Federal Soruşturma Bürosu FBI, teee ABD'den gelip Trakya Üniversitesi rektör yardımcısının evini basmadı mı? İlahiyatçı profesör hakkında “evindeki bilgisayara çocuk pornosu indirdiği” gerekçesiyle soruşturma açılmadı mı? Sayın hükümetimiz bu haber duyulmasın diye şak diye yayın yasağı getirmedi mi?
@ Rize Kızılay başkanı, çocuk esirgeme yurdunda kalan 13 yaşındaki erkek çocuklarına cinsel istismardan tutuklanmadı mı? Din dersi öğretmeni olan bu herif hakkında yıllardır şikayet olduğu halde, sayın yetkililerimiz tarafından korunup kollandığı, yargılanmasına izin verilmediği, tecavüzlerin kayıtlara bile geçmediği ortaya çıkmadı mı?
@ Akp'nin cankuşu Ensar Vakfı'yla İmam Hatip Mezunları Derneği'nin Karaman'daki yurdunda, yatılı kursa gelen dokuz yaşındaki erkek çocuklarına tecavüz edilmedi mi? 45 erkek çocuğuna üç senedir tecavüz edildiği anlaşılmadı mı? Akp'nin kadın aile bakanı “bi kerecik” demedi mi?
@ 11 yaşındaki kız çocuklarını koynuna alan 70 yaşındaki sapıklara TBMM'de af çıkarmaya çalışmadılar mı? O dönem başbakan olan Binali bey “bi kereliğine” demedi mi? Akp'nin adalet bakanı “bunlar tecavüz değil, küçüğün rızasıyla yapılmış işler” demedi mi?
@ Akp milletvekili, hayvanlara tecavüz eden insanlara, yeniden hayvan sahibi olmaları için “bir şans daha” verilmesini önermedi mi?



(Timur Soykan'ın Kırmızı Kedi'den yayınlanan kitabı var, Badeci Şeyh'in Sır Odası, tamamı gerçek, tamamı mahkeme kayıtlarından oluşuyor, mutlaka okumanızı öneriyorum… Badeci şeyh, cinsel organının “nur çeşmesi” olduğuna inandırıyor, şeyhiyle cinsel ilişkiye giren kadın ve erkek müritler “ibadet ettiğini” zannediyor, oral seks yaptırıyor, “badelendin” diyor, badelenen cennete gideceğini düşünüyor, nişanlısını, karısını getirip kendi elleriyle şeyhin yatağına sokan müritler var. Müthiş bir kitap, okuyun lütfen, insan aklının, din sömürüsüyle nerelere sürüklenebildiğine inanamayacaksınız.)



@ “Battaniye ve yorgan erkeği gıdıklamamalı, cinsel dürtüleri rahatsız eden yapıda olmamalı” diyen, yorgandan tahrik olan Akp yandaşı sözde ulema yok mu?
@ “Ketçap, kahve, kakao, gazlı içeçekler şehveti uyandırır” denmiyor mu?
@ “Birbirini tanımayan bir kadınla bir erkek asansöre binerse, halvet olurlar” denmiyor mu?
@ “Sevişirken elbiselerinizi çıkarmayın, cinsel münasebet esnasında, afedersiniz eşeklerin yaptığı gibi tamamen soyunmayın, odada melekler vardır, siz soyunursanız melekler dışarı çıkar, şeytan odada tek kalır, oluşacak çocuk şeytanın nasibi olur” diyen ilahiyatçı profesör yok mu?
@ “Tayt giyen kızların bacak arasına bakınca şehvet duyuyorum” diyen öğretmen… “Kızlı erkekli halk oyunları zinadır” diyen okul müdürü… “Dekolte giyen kadınlar tecavüzü göze almalı” diyen profesör… “Eşinin dans etmesine izin veren erkek deyyustur” diyen müftü… “Sokakta dolaşan hamileler terbiyesiz” diyen tasavvuf düşünürü… “Çokeşlilik yararlıdır, kocası ne zaman isterse kadın cinsel isteklerini karşılamak zorundadır, yoksa melekler sabaha kadar lanet eder” diyen Akp'li belediye… “Kadın ahlaklı olsun, kürtaj yaptırmak zorunda kalmasın” diyen Akp'li büyükşehir belediye başkanı… “Kahkaha atan kadınlar iffetsizdir” diyen Akp'li Tbmm başkanı yok mu?
@ Akp'li belediyelerde evlilik konferansları verip “imam nikahlı çokeşlilik kadınlar için kurtuluştur, kadın kocasına efendisi gibi davranmalıdır, kadın itaat etmelidir, kocam ikinci eş alabilir, kocama bekar arkadaşımı tavsiye ettim, üstüme alabilirsin dedim” diyen, Akp'li yaşam koçu yok mu?
@ Muhafazakar ayaklarıyla toplum hayatını baskıladıkları için, toplumu izole ettikleri için, hayvanlara tecavüz edenlerin sayısında patlama olmadı mı?
@ Tüm dünyada sadece Türkiye'de, heykellere tecavüz etmeye kalkışanlar görülmüyor mu?



Ben Netflix'in abonesiyim.
Yeminle söylüyorum…
Akp dönemi kadar marjinal bir dizisini görmedim!

cengiz-han
MessagePosté le: 18 Juil 2019 0:46    Sujet du message:

Sirasi gelmisken bir de eski yazisini koyayim !

Citation:

Cuma genelgesi
7 Ocak 2016


1923-2002.
Akp'den önce memleketimiz haçlılar tarafından yönetiliyordu, ahalimiz patates dinindendi. Hamdolsun ki, seçimi Akp kazandı.

*

2003.
Camiler ibadete açıldı. Akp'den önceki dönemde camiler ahır yapılmıştı, namaz kılacak yer yoktu.

*

2004.
İmam hatip liseleri açıldı. Akp'den önce memlekette imam olmak yasaktı. İlla din adamı olmak isteyen, Heybeliada ruhban okuluna gidiyordu. Henüz türgev yurtları açılmamıştı, zavallı çocuklarımız manastırlarda barınıyordu, rahibeler tarafından büyütülüyordu.

*

2005.
Diyanet işleri başkanlığı kuruldu. Akp'den önce din işlerimiz Fener Rum Patrikhanesi'ne bağlıydı, bilahare, AB'ye uyum çerçevesinde Vatikan'a bağlanmıştı. Bu ayıba son verildi.

*

2006.
Ramazan bayramı kutlanmaya başlandı. Akp'den önce böyle bir bayram yoktu. Ramazandan sonra ne yapacağımızı bilemezdik. Kimimiz kurban keserdi, kimimiz yılbaşı ağacı dikerdi, kimimiz hıdrellez geldi diye ateşten atlardı, kimimiz paskalya yumurtası boyardı. Bir türlü işin içinden çıkamazdık. İmdadımıza asrın liderimiz yetişti. “Bakıyorsunuz, bayramın adını değiştirdiler, ne oldu bayramın adı, tatil oldu, olmaz öyle, bu bayram dört dörtlük Ramazan bayramıdır, buna kültürel erozyon denir, değerlerimizin erozyona uğramasına fırsat vermemeliyiz, inkıraza götürür” dedi.

*

2007.
Tarihimizde ilk defa dindar cumhurbaşkanı seçildi. Akp'den önceki cumhurbaşkanları dinsizdi, bazıları putperestti, Özal taocuydu.

*

2008.
Anadolu çocuklarının üniversiteye giriş yasağı kaldırıldı. Akp'den önce sadece elit, tuzu kuru, kaymak tabakanın çocukları girebiliyordu. Ben mesela, ODTÜ elektrik elektroniği kazanmıştım ama, babam Arşidük olmadığı için kaydımı yapmamışlardı. Annesi Kontes olanları puanı tutmasa bile alıyorlardı. Ailende Lord varsa, yüksek lisans yapabiliyordun, yatay geçiş için Barones akraba yeterliydi. Bahar şenliği filan avam'dı, devrim stadında Ascot yarışları yapılırdı, kantinde petrus satılıyordu. Monako prensesi Caroline, İspanya kralı Felipe, York dükü William, Paris Hilton falan, hep ODTÜ mezunudur. Çok şükür ki, babamın Remzi diye bi arkadaşı vardı, manifaturacı, sağolsun sponsor oldu, gittim Harvard'ta okudum.

*

2009.
Umre seyahati, sosyetik hanımlarımıza serbest bırakıldı. Akp'den önce sosyetik hanımlarımızın umreye gitmesi yasaktı, görülmüş şey değildi. Akp bi geldi kardeşim, hepsi koşa koşa umreye gitti. Gerçi dönüşte free shop'tan viski alırken yakalandılar ama, olsun gari… Asrın liderimiz ne demişti? “İçki içen alkoliktir, içki içen bize oy veriyorsa, alkolik değildir.”

*

2010.
Umre seyahati, sosyetik hanımlarımızdan sonra işadamlarımıza da serbest bırakıldı. Akp'den önce işadamlarımızın umreye gitmesi yasaktı, duyulmuş şey değildi. TOBB yönetim kurulu mesela, tobb'luca umreye gitti, tobb başkanı rehber imam oldu, yönetim kurulunu başlarından aşağı dökmek suretiyle zemzemle yıkadı. İbadetlerini saklı gizli yaptıkları için, yanlarına yalaka gazetelerin ekonomi muhabirlerini almışlardı, bol bol fotoğraf çektirip hidayete erdiklerini kamuoyuna ve asrın liderimize duyurdular, dönüşte viskiyi bırakacaklarını müjdelediler. Bunların fotoğraflarına bakarken benim bile maneviyatım arttı, helali hoş olsun, hepsine özelleştirmeden ihale veresim geldi.

*

2011.
Sanatçılarımızın oruç tutması ve iftar açması serbest bırakıldı. Akp'den önce sanatçılarımızın oruç tutması ve iftar açması yasaktı, o güne kadar ne görülmüş ne duyulmuştu. Akp'li belediyeler iftar çadırları kurunca, sanatçılarımız da kuyruğa girdi. O akşamki iftarın faturasını hangi dinibütün sanatçımız ödediyse, ana haber bültenlerinin canlı yayınına o dinibütün sanatçımız çıktı. İftar çadırları hayırlara vesile oldu, sanatçılarımıza bereket geldi, belediye çadırında iftar açanlar belediye konserlerinde sahneye çıktı.

*

2012.
Sünnet olmaya başladık. Akp'li belediyeler toplu sünnet şöleni başlatana kadar sünnet olmazdık. Ben kendi payıma, anca geçen sene, Ümraniye belediyesinin toplu sünnet şöleninde kestirdim.

*

2013.
Amerika'yı keşfettik. Akp'den önce Amerika'yı keşfettiğimizi bilmiyorduk. Aslına bakarsanız, Kristof Kolomb bile bilmiyordu. Bizimle beraber, bütün dünya asrın liderimizden öğrendi. “Amerika'yı Kolomb değil, 1178'te müslümanlar keşfetti, Kolomb gittiğinde dağın tepesinde cami gördü” dedi.

*

2014.
Cenaze töreninde ne yapacağımızı öğrendik. Akp'den önce ne yapacağımızı bilmezdik, başsağlığı dileyip, dua edeceğimize, dans ederdik. Neyse ki, asrın liderimiz öğretti… “Bu ne biçim iştir yauv, ölüm karşısında dans edilir mi, bizim kültürümüzdeki yeri nedir, ailesine bir başsağlığı dile, biliyorsan bir fatiha oku” dedi.

*

2015.
Cenazelerimizi ne yapacağımızı bilmiyorduk, kimini yakıyorduk, kimini denize atıyorduk, kimisi öylece ortada kalıyordu. Neyse ki, asrın liderimiz onu da öğretti… “Her müslüman ülkede ölü yıkayıcılarına ihtiyaç var, her müslümanın ölüsünü yıkayabilecek bilgiye kabiliyete erişmesi lazım, yoksa ölüleriniz ortada kalır” dedi.

*

2016.
Cuma namazı serbest bırakıldı. Akp'den önce Cuma namazına gitmek yasaktı. Cuma namazına gitmek isteyenlere eziyet ediliyordu, mesai arkadaşları tarafından kırbaçlanıyorlardı. Hatta sırf işkence olsun diye, takvimlerden Cuma günleri kaldırılmıştı, perşembeden direkt cumartesiye geçiliyordu. Hamdolsun ki, Ahmet Kiziroğlu genelge çıkardı, bundan böyle isteyen herkes Cuma namazına gidebilecek.






https://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/yilmaz-ozdil/cuma-genelgesi-1032628/

Powered by phpBB v2 © 2001, 2005 phpBB Group ¦ Theme: subSilver++
Traduction par : phpBB-fr.com
Adaptation pour NPDS par arnodu59 v 2.0r1