Warning: htmlspecialchars(): charset `ISO-8859-9' not supported, assuming utf-8 in /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/posting.php on line 53

Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/posting.php:53) in /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/includes/page_header_review.php on line 505

Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/posting.php:53) in /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/includes/page_header_review.php on line 507

Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/posting.php:53) in /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/includes/page_header_review.php on line 508
Forums d'A TA TURQUIE :: Revue du sujet - CHP
Auteur Message
cengiz-han
MessagePosté le: 07 Oct 2018 0:49    Sujet du message:

2

Citation:

Ali Sirmen

Sağın diliyle sol siyaset yapmak


05 Ekim 2018 Cuma / Cumartesi


Leş gibi ayak kokan popülizmin sultasındaki cehalet toplumlarında akademik ölçütler öcü olarak

algılanırlar. Kifayetsiz muhterislerin egemenliğindeki mediokrasilerde elitler ve aydınlar düşman görülüp, sürekli horlanıp, vasatın yetersizlik çizgisine doğru çekilirler.

Bu bataktan kurtulup, aydınlığa erişmenin yolu, popülizm ile kol kola girmiş olan vasatlığa ve cehalete savaş açmaktır.

Vasatlıkla, popülizmle ve cehaletle onların dilini konuşarak savaşmak mümkün değildir. Onların yenilmesi ancak aklın dilinin egemen olmasıyla mümkündür.

CHP’nin Abant kampında sunduğu “Yerel Seçimler 2019 Stratejisi - Yöntem, Hedefler, Öncelikler Öneriler” raporunda yapılan “Entelektüel, akademik ve elitist bariyeri aşıp, sağ partilere oy veren büyük kesimin dilini kullanmak” önerisinin yapılması bunları bir kez daha düşündürdü.

***

Abant kampı raporuyla ilgili haberi okurken, popülizm ve vasatlık bataklığında debelenen toplumlarda hödüklük gibi, aydın ve elit düşmanlığının, bulaşıcı olduğu ve sağın tekelini kırarak, genel toplumsal bir afet olarak solu da tehdit ettiğini görmemek mümkün mü?
Popülist sağın dilinde, aydınlanma, özgürlük, temel hak ve özgürlükler, laiklik gibi sol için vazgeçilmez olan kavramların karşılıkları yoktur ki sağın diliyle sol politika yapılabilsin.

Türkiye’de 71 yıldır bu gerçek zaman-la kendi yerinin ortanın solu olduğunu söyleyen CHP’ye anlatılmaya çabalanıyor, ama nafile!

CHP’de sağın dilini kullanma hevesi 1947 Kurultayı’nda ortaya atılan, “muhalefettekiler, bizim ‘dinsiz’ olduğumuzu söylüyorlar, hatta bize din düşmanı diyorlar. Bu suçlamalardan kendimizi kurtarmalıyız, bizim de en az onlar kadar dine saygılı olduğumuzu göstermeliyiz” düşüncesiyle başladı. Ve hayrettir, İnönü dahil birçok çevrede yankı buldu.

Akımın başını çeken Hamdullah Suphi Tanrıöver ile Sinan Tekelioğlu, ABD’nin Türkiye’ye dini değerlere ağırlık veren politikalar önermeye başladığı bir dönemde, önerilerinin partilerinde etkili olmasıyla yetinmediler ve bir süre sonra CHP’den ayrılıp, DP’ye geçtiler.Önerileri üzerine tutulan yol, CHP’yi, Tekelioğlu ile Tanrıöver’i DP listesinden TBMM’ye taşıyan 1950 seçimlerinde sandık bozgunundan kurtaramadı.

Ama sağın dilini kullanma merakı ikide bir depreşen bir illet olarak sürdü gitti. Günümüz CHP’si ağır toplarından Gürsel Tekin’in Genel Başkanı’nı da yanında sürükleyerek, kara çarşaflar üzerine altıokundan biri de laiklik olan CHP’nin rozetini, kısa bir süre sonra sökülüp atılmak üzere iğnelemesinin fotoğrafı hâlâ gözümüzün önündedir.

***

Abant raporu gösteriyor ki Sinan Tekelioğlu, Hamdullah Suphi ve Gürsel Tekin düşüncesi hâlâ partideki egemenliğini sürdürmektedir.
Bu düşüncenin ne sonuç verdiğini ise 70 yıldır, her seçimde görüyoruz.
Ama durmadan sağa çeken tekeri patlak araba gibi sağ saplantısı içinde olanlar hâlâ gereken dersi almamakta direniyorlar.

İçinde solun vazgeçilmez kavramlarının karşılığı bulunmayan sağın diliyle sol siyaset yapılmaz. O kıçın kıçın dalan şaşkın ördek politikası olur.

Solun derdini anlatabilmek için kullanması gereken dil, vatandaşa emeğe öncelik veren, demokrasiyi, laikliği, temel hak ve özgürlükleri, kuvvetler ayrılığını, bağımsız yargıyı savunan politikalarının yaşama geçirilmesinin, ekmek kavgasını kazanabilmesinde doğrudan etken olacağını anlatmaktır.
Sol politika, özgürlük için sol, emeğin kutsallığı için sol, hak ettiği ekmeğini kazanabilmesi için sol, adalet için sol, evlatlarının herkesle fırsat eşitliği içinde yarışabilmesi için solun gerekli olduğunu vatandaşa anlatabilecek bir dille yapılabilir ancak.

Popülizmin dayanılmaz baskısına teslim olarak, sağın diliyle, sol politika yapmaya çalışanlar, ortanın değil, olsa olsa hamakatın solunda yer bulabilirler ancak.

Abant’taki koskoca kampta bu gerçeği dile getirecek kimse yok muydu?
cengiz-han
MessagePosté le: 07 Oct 2018 0:47    Sujet du message:

2014 den 2018 CHP uzerine 2 gorus :
1

Citation:


Can Dündar

CHP Tıpış Tıpış Sola Dönmeli

Cumhuriyet 05 Eylül 2014 Cuma


Merkez solun 64 yılda girdiği seçimlerdeki oy yüzdeleri şöyle:
1950’de 39,4.
1954’te 35,3.
1957’de 41,1.
1961’de 36,7.
1963’te 36,2 (yerel).
1965’te 28,7.
1968’de 27,9 (yerel).
1969’da 27,3.
1973’te 33,3.
1973’te 37 (yerel).
1977’de 41,3.
1977’de 41,7 (yerel).
1983’te 30,4 (Halkçı Parti).
1987’de 32,5 (SHP+DSP toplamı).
1989’da 38 (SHP+DSP toplamı) (yerel).
1991’de 31,5 (SHP+DSP toplamı).
1994’te 27,7 (SHP+DSP+CHP toplamı).
1999’da 30,8 (DSP+CHP toplamı).
2002’de 20,5 (CHP+DSP toplamı).
2004’te 25 (CHP+SHP+DSP toplamı) (yerel).
2007’de 26 (CHP+DSP toplamı).
2009’da 23,1 (yerel).
2011’de 25,9.
2014’te 25,5.

***

Karneden görüldüğü gibi, merkez solda oy oranı yüzde 20-40 bandında gidip geliyor.
64 yıllık tarihçede çıtanın en çok düştüğü yıl, 2002…
Solun dibe vurduğu o yıl, AKP iktidar oldu.
Yüzde 40 çıtasını ise iki kez aşabilmişler:
1957’de İsmet İnönü ile…
1977’de Bülent Ecevit ile…
Bu iki zirveyi iyi analiz etmek gerek.
Bir defa, görünen o ki, söylendiği gibi darbe sonralarının avantajlı partisi değil CHP…
Hatta tersine… 1961 ve 1980 müdahalelerinden 3’er yıl önce çıkış yakalamış sandıkta; sonrasında gelen her iki müdahale de 1960’larda ve 1980’lerde yükselişi durdurmuş.
Yani darbeler, CHP’ye yaramamış.
1957, Menderes’in inişe geçtiği dönemdi. Tarihi tahterevalli işlemiş, ekonomi tıkandıkça siyasette baskı artmıştı. Ve İsmet Paşa, bu baskının yol açtığı tepkiyi, CHP rüzgârına çevirmeyi başarmıştı. 27 Mayıs’ta müdahale yerine seçim olsa, belki CHP tek başına iktidardı; müdahale sonrası koşullarda koalisyona razı oldu. Ve Batı’da solun altın yılları sayılan 60’larda eridi.

***

1971 darbesi farklı…
O darbe, tersine CHP’ye ivme kazandırdı.
Neden?
Çünkü Ecevit, darbeye açıktan karşı koydu ve o sayede parlayıp 1973-77 tırmanışına imza attı. Kıbrıs harekâtının rüzgârını da sırtlayıp adını dağlara yazdırmayı, bir umut yaratmayı başardı.
Tabii 77 zaferinin başka dayanakları da vardı:
Bir defa seçkin bir aileden gelen Ecevit, seçkinci değil halkçıydı. CHP’nin, “tepeden inmeci değil, temelden yükselmeci bir solculuk” yapması gerektiğine inanıyordu.
İkincisi, iktidar yolunu ilerici subayların müdahalesinde arayan asker-sivil darbecilerden tamamen kopmuştu. Kontrgerillanın hem hasmı, hem hedefiydi.
Üçüncüsü, alternatif bir kalkınma modeli doğurmuştu.
Beğenilsin, beğenilmesin, tekelci sermayeye karşı sendikalara, kooperatiflere, halk ortaklıklarına, küçük işletmeciye, köy-kentlere dayalı bir halk sektörü öneriyordu.
“Toprak işleyenin, su kullananın” vaadi, ortanın solunda kullanılmış en radikal slogandı.
CHP, Batılı sosyal demokrat partiler gibi, arkasına sendikaların desteğini almış, yüzünü kentlere dönmüş, TİP tabanından olduğu gibi AP tabanından da oy devşirerek 1977’de tek başına iktidarın eşiğine gelmişti.

***

Yukarıdaki karne, 2000’lerdeki eriyişi açıkça ortaya koyuyor. Parti, yüzde 25 çıtasının oralarda can çekişiyor.
Bu tablonun bize öğrettiği şu:
CHP ne zaman darbeci zihniyetten ve merkezden uzaklaşıp baskıya direnen, alternatif üreten, değişim isteyen, sivil, halkçı, sol bir çizgiye yaklaşsa, kitlelerden oy aldı.
Merkeze yamanmalar, darbeler, bölünmelerse partiyi eritti.
Bu tarihsel bilanço, Türkiye’nin en hayati seçimine doğru gittiğimiz dönemde CHP’nin yapması gerekeni de ortaya koymuyor mu?

***

“Merkez sol” lafı bile sorunlu…
Eskiden polis işkencesi için, “Götürürler ‘Merkez’e/dövdürürler herkese” diye bir tekerleme söylenirdi.
CHP’yi belediye ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde merkeze götürenler, seçmene dövdürdüler. Sonucu gördüler.
Bundan böyle yapılması gerekeni Kemal Kılıçdaroğlu tabiriyle söyleyeyim:
“Adam gibi, tıpış tıpış” sola dönmenin vaktidir.


cengiz-han
MessagePosté le: 29 Avr 2018 23:30    Sujet du message:

40 yilda 1 !!!




Exclamation
murat_erpuyan
MessagePosté le: 13 Fév 2018 3:48    Sujet du message:

Citation:



Güme giden Kurultay Bildirgesi

Emre Kongar - Cumhuriyet, 08 Şubat 2018


CHP’nin 36. Kurultay’ı bir sonuç bildirgesi yayınladı:
Nerede, nasıl, kimler tarafından hazırlanmış, partinin hangi organlarında, hangi düzeylerde tartışılmış belli değil.

Zaten kimsenin de haberi olmadı; kamuoyuna da mal olmadı!
Oysa son derece önemli saptamaları olan, çok iyi hazırlanmış bir bildiriydi.
Ama son zamanlarda CHP’ye musallat olan başıbozukluk ve adam sendecilik yüzünden güme gitti.

İnternette bulunması çok çok zor olan, CHP’nin resmi internet sitesine bile konmamış olan tam metni, Cumhuriyet’ten ve ABC Gazetesi ile TELE 1’den başka bir yerde de göremedim.

TELE 1’de, Merdan Yanardağ ile birlikte yaptığımız “18 Dakika” programında, biz bu bildirgeyi çok önemsedik ve uzun uzun da tartıştık.

Bugün, zaten Erdoğan/ AKP iktidarının baskısıyla suskunlaşmış olan medyada yer alması pek de beklenmeyen ama ayrıca CHP’nin beceriksizliğiyle de güme gitmiş olan bu bildirgeyi, tarihe bir not düşmek adına ve tekrar üzerinde durmak üzere, aşağıya alıntılıyorum.

***

“CHP, kökleri Kuvayı Milliye’ye dayanan ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde tam bağımsız, laik, demokrat ve çağdaş Türkiye’nin kurucu Partisidir. 80 yıllık (1923 - 2002) Cumhuriyet tarihi boyunca bütün Cumhuriyet hükümetlerinin katkısıyla uçurumun kenarında yıkık bir ülkeden, içerde ve dışarıda saygın ve güçlü bir ülke konumuna gelmişti.

Ancak; bugün Cumhuriyetimizin temeli olan kuvvetler ayrılığı ortadan kaldırılmış, tek adama dayalı parti devleti kurulmuştur.

Darbe girişimi bahane edilerek karşı darbe gerçekleştirilmiş ve ilan edilen OHAL aracılığıyla temel hak ve hürriyetlerimiz yok edilmiştir.

Milli servetimiz ve birikimlerimiz yağmalanmış, geniş halk kitleleri işsizlik ve yoksulluğa mahkûm edilmiştir.

Daha acı olanı ise, birlikte yaşama irademiz; ayrıştıran, kutuplaştıran ve ötekileştiren kimlik siyaseti ile aşındırılmıştır.

Hiç kimse unutmasın bu ahval ve şerait içinde ülkemizin umudu kuruluşun ve kurtuluşun Partisi olan CHP, Cumhuriyetin temel değerleri ve sosyal demokrasinin evrensel ilkelerinden ödün vermeksizin yoluna devam edecek, ülkemizi çağdaş uygarlığa taşıyacaktır. Hiçbir güç bizi bu kutsal davamızdan alıkoyamayacaktır.

Bu çerçevede; önümüzdeki dönemin Parti Örgütünün hedef ve öncelikleri aşağıdaki ilkeler olacaktır.

1- Tek adam rejimine son verilecek ve kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter sisteme geçilecektir.

2- Cumhuriyet ve demokrasinin temeli olan laiklik ilkesinden taviz verilmeyecek, ne dinin siyasallaştırılmasına ne de siyasetin dinselleştirilmesine izin verilmeyecektir.

3- Din, vicdan ve inanç özgürlüğüne müdahalelere izin verilmeyecek, yaşamın her alanında adalet ve huzur sağlanacaktır.

4- OHAL derhal kaldırılacak, Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) yasama ve yargı denetimine alınacak ve 15 Temmuz hain darbe girişiminde bulunan FET֒nün siyasi ayağı kesinlikle ortaya çıkarılacaktır.

5- Yargının bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü sağlanarak, tüm vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği güvence altına alınacak, seçimler adil ve güvenli olacaktır.

6- Kürt sorunu eşit yurttaşlık temelinde, ulusal bütünlük ve toplumsal uzlaşı ile çözülecektir.

7- Çağdaş demokrasilerde 4. güç olarak benimsenen medya özgürlüğü sağlanacaktır.

8- Yüksek katma değerli kapsayıcı büyüme hedeflenecek, eğitim ve sağlık parasız, kaliteli ve ulaşılabilir olacaktır.

9- Herkes milli gelirden hakkını alacak, açlık ve yoksulluk sıfırlanacak, gelir dağılımı adaletini ve bölgesel kalkınmayı sağlamak devletin temel görevi olacaktır.

10- Tarımsal üretim planlanacak, ekilmeyen tarım arazisi kalmayacak, çiftçi desteklenerek ithalata karşı korunacak ve Türkiye tarımda tekrar kendi kendine yeten ülke konumuna getirilecektir.

11- Devlet şeffaf, tarafsız ve hesap verebilir olacak, kamuda tüm atamalar liyakate uygun yapılacak, yolsuzluk suçlarında zamanaşımı kaldırılacak, cezaları ağırlaştırılacak ve yolsuzluk yapanlardan hesap sorulacaktır.

12- Asgari ücret vergi dışı bırakılacak, taşeronların tümü kadroya alınacak, tüm kamu ve özel sektör çalışanlarına sendikalaşma özgürlüğü tanınacak, sendikalaşma özendirilecek, eşit işe eşit ücret uygulanacaktır.

13- Şehit aileleri ve gazilerimiz arasında uygulanan ayrımlar kaldırılacak, şehit aileleri ve gazilerimiz Milletvekillerine tanınan hak ve imkânlardan yararlanacaktır.

14- Kadınlara ve gençlere hayatın her alanında eşitlik sağlanacak, kadınlar ve çocuklar şiddete karşı korunacak, şiddet uygulayanlara verilen cezalar artırılacaktır.

15- Engellilerin sosyal ve ekonomik hayata eşit katılımı sağlanacaktır.

16- “Yurtta Barış Dünyada Barış” ilkesiyle bütün komşularımızla ulusal çıkarlarımız gözetilerek iyi ilişkiler kurulacak, AB müktesebatına uyum sağlanacak, AB’ye tam üyelik hedeflenecektir.

17- Havamız, toprağımız ve suyumuz korunacak; denizlerimizin, ormanlarımızın ve tarım arazilerimizin yağmalanmasına izin verilmeyecektir. Cumhuriyet ve demokrasi, Laik ve çağdaş yaşam, Eşitlik, özgürlük ve dayanışma, Adalet ve Cesaret’le kurtarılacak, korunacak ve yüceltilecektir.”





<
murat_erpuyan
MessagePosté le: 08 Fév 2018 12:30    Sujet du message:

Citation:



Güme giden Kurultay Bildirgesi

Emre Kongar - Cumhuriyet, 08 Şubat 2018



CHP’nin 36. Kurultay’ı bir sonuç bildirgesi yayınladı:

Nerede, nasıl, kimler tarafından hazırlanmış, partinin hangi organlarında, hangi düzeylerde tartışılmış belli değil.

Zaten kimsenin de haberi olmadı; kamuoyuna da mal olmadı!

Oysa son derece önemli saptamaları olan, çok iyi hazırlanmış bir bildiriydi.
Ama son zamanlarda CHP’ye musallat olan başıbozukluk ve adam sendecilik yüzünden güme gitti.

İnternette bulunması çok çok zor olan, CHP’nin resmi internet sitesine bile konmamış olan tam metni, Cumhuriyet’ten ve ABC Gazetesi ile TELE 1’den başka bir yerde de göremedim.

TELE 1’de, Merdan Yanardağ ile birlikte yaptığımız “18 Dakika” programında, biz bu bildirgeyi çok önemsedik ve uzun uzun da tartıştık.

Bugün, zaten Erdoğan/ AKP iktidarının baskısıyla suskunlaşmış olan medyada yer alması pek de beklenmeyen ama ayrıca CHP’nin beceriksizliğiyle de güme gitmiş olan bu bildirgeyi, tarihe bir not düşmek adına ve tekrar üzerinde durmak üzere, aşağıya alıntılıyorum.

***

“CHP, kökleri Kuvayı Milliye’ye dayanan ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde tam bağımsız, laik, demokrat ve çağdaş Türkiye’nin kurucu Partisidir. 80 yıllık (1923 - 2002) Cumhuriyet tarihi boyunca bütün Cumhuriyet hükümetlerinin katkısıyla uçurumun kenarında yıkık bir ülkeden, içerde ve dışarıda saygın ve güçlü bir ülke konumuna gelmişti.

Ancak; bugün Cumhuriyetimizin temeli olan kuvvetler ayrılığı ortadan kaldırılmış, tek adama dayalı parti devleti kurulmuştur.

Darbe girişimi bahane edilerek karşı darbe gerçekleştirilmiş ve ilan edilen OHAL aracılığıyla temel hak ve hürriyetlerimiz yok edilmiştir.

Milli servetimiz ve birikimlerimiz yağmalanmış, geniş halk kitleleri işsizlik ve yoksulluğa mahkûm edilmiştir.

Daha acı olanı ise, birlikte yaşama irademiz; ayrıştıran, kutuplaştıran ve ötekileştiren kimlik siyaseti ile aşındırılmıştır.

Hiç kimse unutmasın bu ahval ve şerait içinde ülkemizin umudu kuruluşun ve kurtuluşun Partisi olan CHP, Cumhuriyetin temel değerleri ve sosyal demokrasinin evrensel ilkelerinden ödün vermeksizin yoluna devam edecek, ülkemizi çağdaş uygarlığa taşıyacaktır. Hiçbir güç bizi bu kutsal davamızdan alıkoyamayacaktır.

Bu çerçevede; önümüzdeki dönemin Parti Örgütünün hedef ve öncelikleri aşağıdaki ilkeler olacaktır.

1- Tek adam rejimine son verilecek ve kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter sisteme geçilecektir.

2- Cumhuriyet ve demokrasinin temeli olan laiklik ilkesinden taviz verilmeyecek, ne dinin siyasallaştırılmasına ne de siyasetin dinselleştirilmesine izin verilmeyecektir.

3- Din, vicdan ve inanç özgürlüğüne müdahalelere izin verilmeyecek, yaşamın her alanında adalet ve huzur sağlanacaktır.

4- OHAL derhal kaldırılacak,
Kanun Hükmünde Kararna
meler (KHK) yasama ve yargı denetimine alınacak ve 15 Temmuz hain darbe girişiminde bulunan FET֒nün siyasi ayağı kesinlikle ortaya çıkarılacaktır.

5- Yargının bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü sağlanarak, tüm vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği güvence altına alınacak, seçimler adil ve güvenli olacaktır.

6- Kürt sorunu eşit yurttaşlık temelinde, ulusal bütünlük ve toplumsal uzlaşı ile çözülecektir.

7- Çağdaş demokrasilerde 4. güç olarak benimsenen medya özgürlüğü sağlanacaktır.

8- Yüksek katma değerli kapsayıcı büyüme hedeflenecek, eğitim ve sağlık parasız, kaliteli ve ulaşılabilir olacaktır.

9- Herkes milli gelirden hakkını alacak, açlık ve yoksulluk sıfırlanacak, gelir dağılımı adaletini ve bölgesel kalkınmayı sağlamak devletin temel görevi olacaktır.

10- Tarımsal üretim planlanacak, ekilmeyen tarım arazisi kalmayacak, çiftçi desteklenerek ithalata karşı korunacak ve Türkiye tarımda tekrar kendi kendine yeten ülke konumuna getirilecektir.

11- Devlet şeffaf, tarafsız ve hesap verebilir olacak, kamuda tüm atamalar liyakate uygun yapılacak, yolsuzluk suçlarında zamanaşımı kaldırılacak, cezaları ağırlaştırılacak ve yolsuzluk yapanlardan hesap sorulacaktır.

12- Asgari ücret vergi dışı bırakılacak, taşeronların tümü kadroya alınacak, tüm kamu ve özel sektör çalışanlarına sendikalaşma özgürlüğü tanınacak, sendikalaşma özendirilecek, eşit işe eşit ücret uygulanacaktır.

13- Şehit aileleri ve gazilerimiz arasında uygulanan ayrımlar kaldırılacak, şehit aileleri ve gazilerimiz Milletvekillerine tanınan hak ve imkânlardan yararlanacaktır.

14- Kadınlara ve gençlere hayatın her alanında eşitlik sağlanacak, kadınlar ve çocuklar şiddete karşı korunacak, şiddet uygulayanlara verilen cezalar artırılacaktır.

15- Engellilerin sosyal ve ekonomik hayata eşit katılımı sağlanacaktır.

16- “Yurtta Barış Dünyada Barış” ilkesiyle bütün komşularımızla ulusal çıkarlarımız gözetilerek iyi ilişkiler kurulacak, AB müktesebatına uyum sağlanacak, AB’ye tam üyelik hedeflenecektir.

17- Havamız, toprağımız ve suyumuz korunacak; denizlerimizin, ormanlarımızın ve tarım arazilerimizin yağmalanmasına izin verilmeyecektir. Cumhuriyet ve demokrasi, Laik ve çağdaş yaşam, Eşitlik, özgürlük ve dayanışma, Adalet ve Cesaret’le kurtarılacak, korunacak ve yüceltilecektir.”





<[/quote]
murat_erpuyan
MessagePosté le: 08 Fév 2018 12:27    Sujet du message:

Citation:



CHP’ye vurmanın dayanılmaz hafifliği

Emre Kongar - Cumhuriyet,06 Şubat 2018


Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden genel başkanlığa seçildiği kurultay dolayısıyla, CHP’ye vuran vurana!

AKP Genel Başkanı olarak kendi partisine oy vermeyenleri “Bunlar” diyerek, küçümseyen, yabancılaştıran, düşmanlaştıran, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanlığı makamında oturan, ama bu makamın gereklerini yerine getirerek tüm halkı kucaklamak yerine, milleti, siyasal parti tercihleri üzerinden bölen, birbirine düşmanlaştıran Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştirebilmenin dayanılmaz ağırlığı yerine, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu eleştirmenin dayanılmaz hafifliğine sığınan veya zaten görevleri CHP’yi eleştirmek olan, medya tetikçileri, Twitter klavyeşörleri, samimi CHP’liler, demokrat Atatürkçüler, Tek Adam Yönetimine destek veren sözde muhalif, özde AKP yardakçısı MHP’liler, Atatürkçülük maskesi altında Erdoğancılık yapan Vatan Partililer, MHP ve AKP
yerine CHP’den seçmen koparmak hayali kuran Yeni Partililer, hep birlikte, CHP’ye vurmayı bir Milli Spor haline getirdikleri için, ülkenin her yerinden, her medya kanalından, her dijital/sosyal medya ortamından Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP eleştirisi fışkırıyor!

***

Elbette bugünkü CHP’nin de Kemal Kılıçdaroğlu’nun da, farklı yönlerden bakıldığında eleştirilecek yanı çok:

Atatürkçüler, yeterince Atatürkçü olmadığı için...

Laikler, yeterince laikliği savunmadığı için...

Sosyal Demokratlar yeterince Sosyal Demokrat olmadığı için...

Kürtçüler, yeterince Kürtçülük yapmadığı için...

İslamcılar, yeterince İslamcı olmadığı için...

Aleviler, yeterince Alevicilik yapmadığı için...

Milliyetçiler, yeterince milliyetçi olmadığı için...

Avrupa Birlikçiler, AB’yi yeterince savunmadığı için...

Erdoğan/AKP iktidarının ezdiği, yabancılaştırdığı, susturduğu muhalifler, yeterince sert ve etkili muhalefet yapamadığı için...

Demokratlar, demokrasiyi yeterince enerjik olarak koruyamadığı için...

Sözün kısası, muhalif, muvafık, CHP’li olan olmayan, iktidar tetikçiliğine soyunan soyunmayan, samimi gayri samimi, solcu, sağcı, herkes CHP’ye ve Kılıçdaroğlu’na “vur Allah vur” vuruyor!

***

Bu arada:
Türkiye’nin asıl sorununun Tek Adam Diktatörlüğü ile Demokratik Rejim arasındaki mücadele olduğu...

Binlerce kişinin hapislerde çürüdüğü...

İfade ve medya özgürlüklerinin rafa kaldırıldığı...

İnsan haysiyetinin yöneticiler tarafından her gün zedelendiği...

Adalete güvenin yerlerde süründüğü...

CHP’nin ise bütün bunlara karşı duran ve bunları düzeltebilecek en büyük ve en önemli siyasal örgüt olduğu....

Unutuluyor!

Yoksa bu linç kampanyası zaten bunları unutturmak için mi yapılıyor?




<
murat_erpuyan
MessagePosté le: 08 Fév 2018 12:16    Sujet du message:

cengiz-han
MessagePosté le: 05 Fév 2018 2:00    Sujet du message:

AKP'ye hayirli olsun!

Bir arkadasimdan gelen mail'i buraya tasiyayim

YAHU YETER, BIRAK GİT ARTIK!!!
KATILDIĞIN İLK SEÇİMDE BAŞARILI OLAMAZ İSEN GİDECEĞİN SÖZÜNÜ VERMİŞTİN, GİRDİĞİN HER SEÇİMDE BAŞARISIZ OLDUN. KALDIRACAĞINI VAADETTİĞİN DELEGE SİSTEMİNDE DELEGE OYUNLARINA SIĞINIP KOLTUĞA YAPIŞTIN KALDIN. DEMOKRASİYE SAYGIN OLSAYDI VAADETTİĞİN GİBİ DELEGELERİN DEĞİL CHP ÜYELERİNİN OYUYLA GENEL BAŞKAN SEÇİMİNE GİDERDİN. SEN ARTIK GİT Kİ YERİNE GELEN DE SENİN GÖTÜRMEYİ BAŞARAMADIĞIN DİKTATÖR BOZUNTUSUNDAN TÜRK MİLLETİNİ VE TÜRKİYE'Yİ KURTARSIN.


“Delege Kılıçdaroğlu’nu seçerek yine Erdoğan’a kazandıracak”
https://www.sabah.com.tr/gundem/2018/02/03/delege-kilicdaroglunu-secerek-yine-erdogana-kazandiracak

Kemal Kılıçdaroğlu neden istifa etmiyor?
Girdiği her seçimde başarısız olan, sadece CHP Kurultaylarında kazanabilen Kemal Kılıçdaroğlu istifa etmek için neyi bekliyor? Kendi ağzından defalarca söylediği halde başarısız olanın bırakması gerekmez mi?
https://www.youtube.com/watch?v=4zIBFjl9eLg

Muharrem İnce - CHP Kurultayın'daki Konuşması
https://www.youtube.com/watch?v=9uQe7XUgJTw

Muharrem İnce Kurultay Konuşması / TAMAMI TEK PARÇA
https://www.youtube.com/watch?v=MGyJPBxhoYs

Önceki CHP Kurultayında Kemal Kılıçdaroğlu ve Muharrem İnce'nin konuşması
https://www.youtube.com/watch?v=f1AVuqXtU1o

Fatih Portakal'dan Kılıçdaroğlu yorumu: Artık bırak
https://www.youtube.com/watch?v=RwUfIwkjw-U

1 Şubat 2018 İsmail Küçükkaya ile Çalar Saat, Muharrem İnce'den önemli açıklamalar.
https://www.youtube.com/watch?v=qCpvgrk3vAQ

Rıza Zelyut
Aydınlık Gazetesi, 2.2.2018
CHP’nin Erdoğan’ı başkan yapma kurultayı
https://www.aydinlik.com.tr/chp-nin-erdogan-i-baskan-yapma-kurultayi-riza-zelyut-kose-yazilari-subat-2018

Bu hafta sonu Ankara’da yapılacak CHP kurultayında Kemal Kılıçdaroğlu yine seçilecek.

Çünkü, kurultay delegelerinin önemli bir kısmı Alevidir. AKP delegeleri nasıl ki Sünnicilik yapıp Erdoğan’ı kayıtsız şartsız destekliyorlarsa bunlar da karşı dürtü ile Kılıçdaroğlu’na oy veriyorlar. Bu ekibe, Kılıçdaroğlu’ndan faydalanmak peşindeki delegeleri de ekleyin.... Diğer genel başkan adaylarının hiçbir şansı kalmıyor.

CHP’nin başına 8 seçim yitirmiş Kılıçdaroğlu seçilince 2019 seçimlerini Tayyip Erdoğan’ın kazanması da kesinleşmiş olacak.

Çünkü, başkanlık seçimi yapılırken AKP’liler gidip fısıltı halinde şunu diyecekler:

“Alnı secdedeki birisini bırakıp da bir Alevi’ye mi oy vereceksiniz? Yarın ahiret günü bunun hesabını nasıl verirsin?”

Bu bir senaryo değil. Son referandumda, AKP propagande elemanları Kılıçdaroğlu’nun inanç kimliğini göstererek eveti öne geçirdiler.

Kılıçdaroğlu 2019’da aday olmayacak ama onun desteklediği birisini böyle yıpratacaklar. Acı ama gerçek: Kılıçdaroğlu, bu kripto HDP’li ve Fethullahçı ekibiyle partinin başında kaldıkça Erdoğan’ın yenilmesi mümkün değildir.

Eğer CHP’liler Tayyip Erdoğan’ı yenmek istiyorsa, genel başkanlarını mutlaka değiştirmelidir.

***

Zaten Amerikan derin devleti, 1 Mart 2003’teki meşhur Tezkere’nin reddinden sonra; CHP’yi, AKP politikalarına destek olacak bir kadroya verme kararı almıştır. Bunun belgesini, Muaviye’den Erdoğan’a DİN VE SİYASET adlı kitabımda (sayfa 255) aktardım.

Ve ABD’nin Ankara büyükelçiliğinin deşifre olan gizli yazışmaları da gösteriyor ki; ABD; ulusalcı gördüğü Deniz Baykal’ı düşürme kararı almış; yerine adam aramış ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu bulmuştur.

Bunun belgelerini daha önceki yazılarımda ortaya koydum.

Reklamdan sonra devam ediyor
Ama biz ne dersek diyelim; laik Cumhuriyeti değil de kendi çıkarını düşünen mezhepçi kurultay delegesi, Kılıçdaroğlu’nu seçecektir.

“Laiklik karın doyurmuyor!” diyen, CHP’nin kurucu ilkesi 6 OK’u aşağılayan, “1930’ların CHP’si değiliz!” diyerek şanlı devrim yıllarını reddeden, türbanın serbest kalmasını sağlayan, Atatürk’e soykırımcı diyen tipleri CHP’den milletvekili yapan Sorosçu liberal Kılıçdaroğlu, 2019’da Erdoğan’ı tek adam yaptıktan sonra partide yeri ve yüzü kalmadığını anlayıp mecburen CHP’nin başından ayrılacaktır.

Sözün özü: Pazar günü CHP kurultayında kazanan, Kılıçdaroğlu’nun şahsında Tayyip Erdoğan olacaktır. Çünkü Kılıçdaroğlu’na verilen her oy Tayyip Erdoğan’a gidiyor.

Ey CHP’liler görmüyor musunuz: Kılıçdaroğlu kurultay kazandıkça Türkiye kaybediyor...
murat_erpuyan
MessagePosté le: 04 Fév 2018 20:34    Sujet du message:

Ve CHP Kiliçdaroglu'yla devam dedi. Bence yazik oldu, RTE bu ise sevinmistir.
Kiliçdaroglu -hep soyluyorum- iyi adam, duzgun adam, ustelik Turk kimligi için de iyi bir ornek; ancak bu siyaset yapmaya yetmiyor.

RTE'yi aldandigi için elestiriyoruz, Kiliçdaroglu'nun aldanmalari da Turkiye'yi bugunlere getirdi. Yanilmiyorsam 8 seçimden yenik çikmis bir liderle devam etmek, kisir çekismelerle birbirini yemek CHP'nin açmazi.

CHP sembol bir parti, TC'nin kurucusu, Ataturk'un kurdugu bir parti. Ama misyonun gerektirdigi sorumlulukta degil.

Benim gorusum, yukarida Cihaner ile yapilan soylesideki CHP imaji ile ortusuyor...

CHP, saga hos gorunurek ilerleyemez. Asli varken niye benzerine bozmasina insanlar oy versinler.

2015 Milletvekili seçimler bir anlamda HDP beklentilere dogru yanit vererek dogal oy potansiyelinin çok ama çok uzerinde oy aldi. Zaten bu yuzden de bir taraftan PKK obur taraftan RTE Demirtas'in defterini birlikte durduler...


CHP'nin misyonunu yerine getirememesi Turkiye'ye de pahaliya mal oluyor...





.
murat_erpuyan
MessagePosté le: 04 Fév 2018 20:23    Sujet du message:

Citation:


İlhan Cihaner: Yüzde 60’ın sağ olduğu gibi statik bir seçmen tercihi yaparsanız siyaset yapmaya gerek yok

Cumhuriyet, 04 Şubat 2018


CHP’li İlhan Cihaner, Selin Sayek Böke’yle ortak tüzük değişikliği teklifini anlattı. Cihaner, “Muhafazakâr kesimle iletişimde çelişkiyi ezen/ezilen üzerinden kurarsak, sol söylemle sağı da kucaklayabiliriz.” dedi.


CHP kurultaya giderken İlhan Cihaner ve Selin Sayek Böke’nin yayınladığı manifesto gündeme oturdu. Bu iki isim CHP içinde bir ekol mü, yoksa hizip mi?.. CHP İstanbul Milletvekili İlhan Cihaner’le manifestoyu ve siyasi iklimi konuştuk. Manifesto için “Sol ve sosyalizan değerlerin dünyada yeniden yükselişe geçtiğini düşünüyoruz. Bu da böyle bir hizip, kanat gibi şeyleri aşan bir durum; artık bir siyasi akım. Sadece Türkiye’yi değil dünyayı ilgilendiriyor” diyor Cihaner... CHP İstanbul Milletvekili İlhan Cihaner Gazete Habertürk'ten Kübra Par'a konuştu...

CHP'li Selin Sayek Böke ve İlhan Cihaner'den kurultay çağrısı: Sınıf temelli, emekten yana sol siyaset


- Kurultay için Selin Sayek Böke’yle birlikte manifesto yayınladınız. Böke’ye “Neden Cihaner?” diye sormuştum. Size de sorayım; neden Böke?

Çok iyi konuşuyor, çok akıllı biri... (Gülüyor...)

- Siyasi ve ideolojik tüm görüşleriniz örtüşüyor mu, yoksa kurultay özelinde mi?

Bir kere 2 kişi değiliz. Partiye destek veren, partiye üye olan/olmayan çok fazla kişi var. Sadece 2 kişi ile duyurulmasının teknik olarak daha doğru olacağını gördük.

- Peki bu siz CHP içinde bir grup musunuz, bir ekol müsünüz, bir hizip misiniz?

Değiliz. Manifestomuzun girişinde de söyledik. Dünyada bir şeyler oluyor. Daha önce tarihin sonunu ilan edenler bile bunun şu anda doğru olmadığını ve daha sol ve sosyalizan bir dünyanın, içinde bulunduğumuz krizleri aşabileceğini söylüyor. Bu değerlerin yeniden yükselişe geçtiğini düşünüyoruz ve bu da böyle bir hizip, kanat gibi şeyleri aşan bir durum; artık bir siyasi akım. Bu sadece Türkiye’yi de ilgilendirmiyor; dünyada da konuşulmaya başlandı. Sınıfın yeniden tanımlanması, üretim bölüşüm risklerinin yeniden dizayn edilmesi tartışmaları var. Biz de orada az çok onu tarif eden bir politik hat sunduk. CHP’yi de aşan bir iddia ortaya koyduk.

- Aykut Erdoğdu, Veli Ağbaba gibi isimlerin sizinle hareket ettiği doğru mu? Başka kimler var?

Saydığınız isimler yok. Bizim bu manifestoda tarif ettiğimiz hat, parti içi iktidarın realize ettiği politikaları, giderek Türkiye’nin geneline hâkim olan iktidarı ve dünyadaki hegemonyayı eleştiren bir hat. O adı geçenlerin hiçbiri bu süreci yürüten isimler arasında değil. Bazıları “10 Aralık Hareketi de size yakınmış” diyor. Bu da doğru değil...

- Peki, niye yoklar? Siz onların yönetim anlayışına mı karşısınız?

Bazı arkadaşlarımız birçok konularda bizim gibi düşünüyor olabilir. Ama biz partide mevcut MYK’nın yürüttüğü bazı süreçleri eleştirerek başlıyoruz. Ayrıca hem genel başkanın MYK’sında olup hem de ona eleştirel bir hat açmak, etik olarak da doğru değildir. Ya orada olursunuz ya da oradaki bir sorundan rahatsızsanız istifa edersiniz. Nitekim Selin Hanım da bunu ortaya koydu.

- CHP’de tam olarak neyi eleştiriyorsunuz ya da ne yapılmasını talep ediyorsunuz?

En önemlisi, iktidarın Türkiye’deki yapıyı üzerine inşa ettiği iki hattı keskin bir şekilde eleştiriyoruz: Bir, neo-liberal, yağmacı rantçı ekonomik model. İki, din istismarcı siyasal İslam ve yavaş yavaş yeniden filizlenen yeni Osmanlıcı politika. Bu hatta cepheden karşı çıkılması gerektiğini düşünüyoruz.

- Peki, bunların yerine ne koyuyorsunuz? Neo-liberal ekonominin yerine Marksist ekonomi mi örneğin?

Hayır, daha kamucu, bölüşümü de dikkate alan kısmen Keynesyen bir politika. Artık 21. yüzyılın sosyalizmi tartışılıyor. Aslında Türkiye, Atatürk döneminde buna benzer bir dinamiğin etkisiyle karma ekonomik model uygulamıştı.

- Hem bugünün küresel ekonomik düzeninde hem de CHP olarak iktidara gelmek istiyorsanız, sermaye sınıfıyla kuracağınız ilişkileri göz önünde bulundurduğumuzda bu mümkün mü?

Şu sıralar sermaye bile yaptıkları modelin çöktüğünü söylüyor. Şu anda dünyadaki gerilim, Türkiye’deki gibi yapay laik-antilaik gerilimi üzerinden tartışılmıyor. Egemenler ve sömürülenler, yani yüzde 1 ile yüzde 99 arasındaki gerilim üzerinden kendini ifade ediyor. Dolayısıyla, bizim sermayeyi önceleyen bir politikanın dünyada çöktüğünü görmemiz lazım. Refah devletleri, dünyadaki eşitsizlik büyüdükçe kendi korunaklı alanlarında, o yüksek duvarların arkasında bile rahat edemiyor.

- Küreselleşmenin yıkılmakta olduğuna dair iddialara işaret ediyorsunuz yani...

Tabii onu sorgulayıp ona cepheden karşı çıkılması gerekir. Solun, sosyal demokrasinin biriktirdiği değerler üzerinden bir politika üretip o değerler üzerinden bu sisteme karşı çıkmamız lazım.

- Türkiye’deki yüzde 60’ın sağ ve muhafazakâr olduğu düşünülüyor. CHP’nin oyunu yüzde 50’nin üzerine nasıl çıkaracaksınız?

Bir kere yüzde 60’ın sağ olduğu gibi statik bir seçmen tercihi yaparsanız zaten siyaset yapmaya gerek yok. Biz partinin siyasetlerini bu ezberler üzerinden yürütmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Onun yerine, güvenlik alanında, terör alanında, laikle ilişkilenen eğitim gibi alanlarda eğer sağlıklı bir şekilde, bahsettiğimiz değerler üzerinden gidilirse başarıya ulaşılacağına inanıyoruz. Merkez, sağ, sol kavramları sabit kavramlar değil; onun için biz “Değer” dedik.

- CHP’nin sağa açılımla yüzde 25 oy aldığını düşünenler var. “Açılımdan vazgeçilirse yüzde 25’in de altına düşer” tezine ne diyorsunuz?

Bu iddia sabit bir sağ-sol olduğu varsayımı üzerine oturuyor. Şu anda “Merkez sağ” diyebileceğimiz bir seçmen davranışı olduğunu düşünmüyorum. Bu çok esnektir. O yüzden biz değerlere referans veriyoruz.

- CHP muhafazakar kesimi ötekileştirmekle eleştirildi. Önerdiğiniz söylem yine buna yol açabilir mi?

Bilakis, muhafazakâr kesimle ilişki kurma, üretilen siyasetin onlara ulaştırılmasına ilişkin siyasal iletişimi ve örgütlenme modelini ilgilendiriyor. Biz çelişkiyi ezen/ezilen, sömüren/sömürülen üzerinden kurarsak, tam tersi orayla bağlantıyı güçlü kurmuş oluruz. Sol söylemle sağı da kucaklayabiliriz.

‘KAFTANCIOĞLU ÇOK YAPAY BİR TARTIŞMA’

- Canan Kaftancıoğlu’nun CHP İstanbul İl Başkanı seçilmesi büyük tartışma yarattı. Siz nasıl bakıyorsunuz?

Bir kere, Kaftancıoğlu’nun tweet’leriyle açılan her bir tartışma başlığı aslında bir anayasal özgürlük alanına işaret ediyor.

- Ama küfürlü tweet’leri de var. Onlar da özgürlük mü?

Onlarla ilgili özür diledi ama diğer başlıkların hepsi bir anayasal özgürlüğe işaret ediyor.

Erdoğan, Kaftancıoğlu'nun peşini bırakmıyor: 700 bin TL'lik dava açtı

- Ya Atatürk’ün askeri/ yoldaşı tartışması?

CHP içerisinde Atatürk’ü dışlayarak hiç kimse siyaset yapamaz. Sosyal medyanın kendine özgü bir iklimi var. 140 karaktere sığdırılan bir açıklama söz konusu, belki orada bir hata var. O slogan ilk ortaya çıktığında da başka bir parti tarafından kullanılıyordu. Zaten Atatürk’ü slogana sığdıramazsınız; “Yoldaşıyız” deseniz de “Askeriyiz” deseniz de dışarıda bir şey kalır. Çok yapay bir tartışma. Herkes Canan Kaftancıoğlu’nun Atatürk’e nasıl baktığına biliyordur. Buradan CHP’yi sıkıştırmak istiyorlar. 3 yıl öncesine kadar “Eliniz değmişken tüm heykelleri yıkın” diyen fesli bir meczubu kendilerine danışman yapan adamlar, kalkmış şimdi bize Atatürkçülük dersi vermeye çalışıyor.

- Canan Kaftancıoğlu olayı sanki biraz turnusol kâğıdı oldu. Ulusalcılar, sol damar ve merkez sağa yakın damar arasındaki farklar giderek derinleşiyor mu?

Öyle bir şey yok. Dünya altüst oluş yaşıyor. Kavramların işaret ettiği ilişkiler, sosyolojik gerçeklikler değişiyor.

- CHP bu tartışmaları aşamazsa bölünür mü?

Muhtemeldir ki başka dinamiklerin etki ettiği bir şeydir. Bizim tabanımızda ulusalcılık bir kesim tarafından neredeyse faşiste eşdeğer, pejoratif anlamında kullanılıyor. Oysa bizim tabanımızdaki ulusalcılık algısı daha çok anti-emperyalizme denk gelir. Ama ulusalcılık henüz politik olarak operasyonel bir kavram haline gelmediği için de bazen Kemalizm yerine, bazen anti-emperyalizm yerine kullanılıyor. Doğrudan doğruya bazen de başka bir partiye aidiyeti gösteriyor. Bu karmaşa buradan çıkıyor. Partinin programı ortada.

‘KILIÇDAROĞLU’NUN KİNCİ BİR YAKLAŞIMI YOK’

- Kılıçdaroğlu bu manifestoyu nasıl karşıladı?

Henüz görüşmedik.

- Ne duyum aldınız?

Olumsuz bir yansıma yok.

- Size kızıyor olabilir mi? Arada soğukluk var mı? Selin Hanım sözcülükten de istifa etmişti malum...

Yok canım. İstifa sonrasında da defalarca görüşmüşlerdir. Genel başkanın o tarz bir kinci yaklaşımı yok.

‘BÖYLE GIDERSE HDP’NIN KÜRT SEÇMEN TEMSILIYETI BITER’

- Sol sosyal demokrat çizgiye vurgu yaparken; sizin TKP, ÖDP, EMEP gibi diğer sol partilerden farkınız ne?

Bir kere, bizim Atatürk ilkeleri ya da Cumhuriyet kazanımlarına verdiğimiz anlam var. Partinin özgün dinamikleri, özgün besleyenleri var. Ama kuşkusuz, AKP’nin yarattığı baskı ve ortaya koyduğu tehdit, bu yapıların beklentilerini daha azaltıp eşitlik, özgürlük, adalet, laiklik, barış gibi çok daha basit kavramlar etrafında birbirine yakınlaştırdı. (Bu partilerle koalisyon?) Bu, bizim karar verebileceğimiz bir şey değil ama tabii ki olmalıdır. Özellikle referandum sürecinde bu partilerin sahada çok güçlü olduklarını ve hatta CHP’nin ulaşmasının güç olduğu bazı yerlere aynı ilkeler çerçevesinde ulaşabildiklerini gördük.

- Peki ya HDP? Sizin eleştiriniz var mı?

Aynı ilkeleri HDP savunuyorsa pekâlâ olabilir. Eleştirim tabii ki var. Özellikle belli bir dönemde, “Türkiyeleşme” olarak ortaya çıkan ve Türkiye’deki Türk-Kürt bölünmesi eksenindeki kaygıları giderecek girişimleri oldu ama bunu çok daha güçlü bir şekilde dile getirmeliydiler. Eğer siyaseti bu şekilde normalleştirecek bir atmosfer hayata geçirilebilseydi, Kürt sorununun kalıcı bir şekilde toplumun tamamının benimseyeceği barışçıl bir çözümüne yol açılabilirdi. Orada toplumun tamamını değil, sadece AKP’yi referans aldılar. O süreçte soldan gelen iyi niyetli eleştirilere fazla kulak asmadılar. Türkiye dışında bazı dinamiklerin sol değerler üzerinden eleştirisini biraz daha yüksek sesle yapmalıydılar. Başta PKK’nın yöntemleri, yaşattıkları konusunda... Şu anda Ortadoğu’daki statükoya en güçlü müdahale, PKK’nın Türkiye topraklarında silahlı eylemlere kalıcı olarak son verdiğini açıklaması olur. Bu tüm dengeleri bozar, emperyalizmi de iyot gibi açığa çıkarır, Türkiye’deki demokratik yapıyı da güçlendirir ve siyaset konuşmaya başlarız. HDP burada kendisine daha güçlü partnerler edinip özellikle PKK’ya dönük daha eleştirel bir hat açmış olmalıydı. Böyle giderse HDP’nin Kürt seçmen üzerindeki temsiliyeti de eski gücünü yitirir.

‘TERÖR ÖRGÜTÜ DEMEK SORUNU ÇÖZSEYDİ...’

- Selin Sayek Böke, “PYD terör örgütü müdür?” soruma “Buna karar verecek olan biz değiliz” dediği için günlerdir tartışılıyor. Siz PYD’yi bir terör örgütü olarak görüyor musunuz?

Bu, düşünce iklimimizi ne kadar çoraklaştıran bir şey. Keşke bir yapıya, bir terör örgütüne “Terör örgütü” demek, o sorunu çözseydi. Yarın hepimiz toplanalım, “PKK terör örgütüdür” diye Türkiye’nin tamamı tek bir ağızdan bağırsın ve bu sorun çözülsün. Birinin “Terör örgütü” demesi veya dememesinin suçlama amacıyla kullanıldığını görüyoruz. Tahir Elçi’yi de oradan sıkıştırarak hedef haline getirmişlerdi. Üstelik hedef haline getirenler de 1 yıl önce “Terör örgütü” dediklerini kendilerine partner olarak alanlardı. Yine 1 yıl önce anlaşıp “Bunlar bu milletin çocuklarıdır. Başlarındaki adam (Öcalan) dâhidir, Türkiye’yi en iyi anlayan odur” diyorlardı. Şimdi sıkıştıkları ve açıklayamadıkları bir anda, birazcık soru soran insanları yaftalamak için “Terör örgütü mü değil mi?” diye soruyorlar. Önceki gün Reyhanlı’ya bir roket düştü, 17 yaşında bir kızımız yaşamını yitirdi. O roketi atan her kimse, hiç şüphesiz tabii ki terör örgütüdür. Devlet ve hükümet, eğer sahiden ulusal çıkarlarımızı düşünüyorsa, Türkiye içerisindeki bu yaftalayıcı dili terk etmeli.

- Kastınız Türk Tabipler Birliği mi, yoksa PKK’ya “Terör örgütü” demek istemeyen Kürt hareketi mi?

Tabii ki Tabipler Birliği’ni kastediyorum. İhtimaldir ki PKK’ya “Terör örgütü” demek istemeyen de vardır. Bu Türk Ceza Kanunu’nda suçsa, zaten yasa tanımlamıştır ve gereği yapılır.

- Siz bir hukukçu olarak bunun suç olduğunu düşünüyor musunuz?

Faşizm, bir şey söyleme mecburiyetidir. İnsanlar yaptıkları üzerinden suçlanırlar. Eğer bunun ucunu açarsanız Ortaçağ’ın gerisine gideriz. Ankara patlamasına “Terör eylemi değildir” diyen bir adam kınanabilir. Siyaseten benimsemezsin. Ama herkese mikrofon tutup “Terör örgütü mü, değil mi?” diye sormak, ceza hukuku anlamında işlevsel değil. Konuşmasının bir yerinde o eylemi övüyorsa bu suçtur.

- Peki, “Terör örgütü değildir” demek övmeye girer mi girmez mi?

Bülent Arınç’ın o konuda açıklamalarına bakarsanız, Türk Ceza Kanunu’nda yapılan terörle mücadele değişikliğiyle Abdullah Öcalan’ı övmek, PKK bayrağı taşımak suç değil. Madde hâlâ öyle duruyor. Bu durum içeride bir düşmanlaşmaya yol açıyor. TTB devasa bir örgüt ve yurtseverlikleri konusunda da olumlu bir geçmişleri var. TTB’nin 12 Eylül’de, kriz zamanlarında yaptığı açıklamalara bakın, her zaman konumunu korumuştur.

- Ümit Kocasakal, “Ergenekon’da hasta insanlar hapse atılırken, şeker hastaları can çekişirken TTB bir açıklama yapmıyordu” diyor.

Bu eleştirilebilir bir şeydir. Ama suç başka bir şey. Yapılmayan bir şey için suçlama olmaz. Anayasa’nın bir de düşünceyi ifade etme hürriyeti var, onu nereye koyacağız? Bu bakış açısını bize dikte eden iktidar, çok sık fikir değiştiriyor. İyi ki herkes onların arkasından gitmiyor. İyi ki dünyada aydınlar, gazeteciler, doktorlar iktidarların peşinde sıraya dizilmiyor. Onun için insanlık bu halde. Yoksa Ortaçağ’ın bir adım ilerisine gidemezdik.

murat_erpuyan
MessagePosté le: 04 Fév 2018 20:19    Sujet du message:

Citation:



CHP Kurultayı’nın ilk gününden izlenimler...

Aydın Engin - Cumhuriyet, 04 Şubat 2018

Bu Tırmık, CHP’nin 36. kurultayının ilk günkü oturumu bitmeden yazılıyor. Bu Tırmık yazılırken kurultay salonunda genel başkan seçimi için oylama henüz başlamıştı. Yani siz sonucu bu sabah öğrenmiş olacaksınız, bense bilmeden yazmak zorundayım.

“Ey gazeteci, koskoca kurultaydan aktaracağın salt genel başkanın kim olacağı sorusuna cevap bulmaktan mı ibaret” diye soracak olursanız...
Evet. Bundan ibaret...

Bugün de Parti Meclisi’ne (PM) kimler seçilecek sorusuna cevap aranacak. Çarşaf liste uygulanacak ve 1274 delegenin üçte ikisinin PM’ye aday olduğu söylentisi doğru ise çok eğlenceli bir seçim olacak. Çarşaf liste, anahtar liste, Kılıçdaroğlu’nun anahtar listesi, il başkanlarının anahtar listesi, sahici anahtar liste, sahte anahtar liste gibi terimler havada uçuşacak. Gazeteci milletinin kulaklarına doğruluğu sağlama bağlanamayacak söylentiler, iddialar üfürülecek. Sonra pösteki saymaktan farksız bir oy sayımına geçilecek, kimileri sevinecek, kimileri “Bana söz verilmişti. Kazık yedim” diye ağız köpürtecek...

Peki koskoca ve Türkiye’nin bu sahiden de kritik günlerinde CHP Kurultayı sadece genel başkan kim, PM üyeleri kimler sorusundan ibaret olabilir mi?
Evet. Bundan ibaret...

Belki bizim Ankara tayfası daha farklı değerlendirmeler yapar, benim aklımın ermeyeceği ayrımcıklara dayanarak daha farklı analizler yazarlar.
Ama “Ankara gazeteciliğinde acemi” gözlerim bana “Bu kurultay bundan ibaret” dedirtiyor.

Yazık...

***

İlk gün alışılagelmiş kurultay seremonilerinden sonra iki genel başkan adayının, Kemal Kılıçdaroğlu ve Muharrem İnce’nin uzun, hatta fazla uzun konuşmalarını dinledik. Ardından da genel başkan seçimi için oylama başladı.

Mitinglerde de, kurultaylarda da adayların etkili konuşmaları, tribünlerden topladıkları alkış her zaman yanıltıcıdır.

Eğer CHP’nin dünkü kurultayında iki genel başkan adayının konuşmalarının salona etkisi ölçü olsaydı (ki olmamalı) ve tribünlerin tümü oy kullanacak olsaydı (ki olmayacak) Muharrem İnce açık arayla ipi göğüsleyecekti.

Ancak tribünlerde değil, salonda yer alan delege sıralarına bakıldığında açık ara ile ipi göğüsleyecek olan belli gibiydi: Kılıçdaroğlu.
Bakalım sayım bitince hangi sonuç çıkacak...

CHP Kurultayı’nın ilk gününden benim aktaracağım fazla ve başka bir şey yok.

Her iki genel başkan adayı katıksız birer miting konuşması yaptılar. Konuşmalarının ağırlığını AKP iktidarına yönelik sert eleştiriler oluşturdu. Bir başka deyişle “Türk’ün Türk’e propagandası” deyişinin bir benzerini yaşadık. “CHP’nin CHP’ye propagandası”nı izledik, gözledik. Salonda zaten farklı düşünen kimse yokken bu tercihin ne kadar anlamlı ve önemli olabileceğine artık siz karar verin...

***

Kurultay arifesinde, yani cuma akşamı, CHP içinde alışılmadık bir çıkış yapmaya hazırlanan bir hareketin iki sözcüsü, iki adı ünü duyulmuş milletvekili, Selin Sayek Böke ve İlhan Cihaner ile epey uzun ve başlayan hafta içinde sizlere aktaracağımız bir söyleşi yaptık. Onların dillendirdikleri, ayrıntılı açıkladıkları -bence- önemli çağrı bu kurultayda ciddiye alınacak bir yankı uyandırmadı. Zaten Selin Sayek Böke başlattıkları hareketi duyurdukları ve bir “manifesto” niteliği taşıyan “çağrı”larını bir ilk adım, bir başlangıç adımı olarak tanımlıyor.Önümüzdeki dönemde o çağrıda anlatımını bulan tartışma konularının CHP tepelerinde yankı bulmasını dileyelim. Tabanın zaten “demeç muhalefeti”yle, AKP Reisi’ne laf yetiştirmekle sınırlanmışa benzeyen ve pek çok temel konuda sosyal demokrat çizgiye zıt düşen tercihlerine ciddi itirazı var.
Bakalım, göreceğiz...

Hele şu kurultay tamamlansın, genel başkan, PM üyeleri, ardından MYK üyeleri belli olsun. Yani bir sonraki kurultaya kadar CHP’yi yönetecek kişiler belirlensin.



murat_erpuyan
MessagePosté le: 20 Jan 2018 17:57    Sujet du message:

Citation:

CHP’nin kafası karışık

Ali Sirmen, Cumhuriyet 20 Ocak 2018


CHP’nin 36. olağan kurultayı 3-4 Şubat’ta toplanacak. CHP’nin ana muhalefet konumu ve önümüzdeki seçimlerde potansiyel oy oranını da aşması olası etkisi dolayısıyla kurultaya kadar geçecek sürede dikkatler büyük ölçüde Cumhuriyetin kurucusu parti üzerinde yoğunlaşacak. Daha eski İstabul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal’ın CHP Genel Başkanlığı’na adaylığını açıklamasından önce de Canan Kaftancıoğlu’nun İstanbul İl Başkanlığı’na seçilmesiyle, CHP tartışma gündeminin ön sıralarına oturmuştu.

Ardından Kocasakal’ın adaylığını açıklaması, hemen sonrasında, artık gedikli genel başkanlık adayı haline gelmiş olan Muharrem İnce’nin yarışta var olduğunu pek yakında deklare edeceği söylentisi CHP’de “kim” tartışmasının yeniden alevlenmesine neden oldu.

Zaten CHP’de, klasik “ne yapmalı” sorusu yerini, yıllar var ki, yanlış olan “kim yapar” sorusuna bırakmıştır.

Oysa çağdaş partilerde, hele hele sosyal demokratlarda kurultaylar, “ne yapmalı” arayışına, iyi hazırlanmış, tabandan iyi örgütlenerek gelmiş yanıt arama, program forumlarına dönüşmüşlerdir.

Demokratik yapının gereği de, kişi arayışından çok, çare arayışını önceleyen davranışı kaçınılmaz kılar.

***

İlk bakışta şaşırtıcıda görünse de, CHP’de liderlerin yerlerinin tartışmasız olduğu tek parti dönemlerindeki kurultaylar bu nitelikte, yeni arayış forumları idiler.

Öyle olması da doğaldır. Ne yapacağınıza karar vermeden, onu kiminle yapacağınızı araştırmak, arabayı atın önüne koymak olmuyor mu?
Ne yapacağını bilmeyen bir kuruluş, bilmediğini kiminle yapacağına kitlenip kalırsa, nasıl sağlıklı bir gelişmenin hem ürünü hem de motoru olabilir ki?
Lafı fazla uzatmaya gerek yok. CHP’nin 36. kurultayının en önemli aşaması şimdilik, Kemal Kılıçdaroğlu’nun favori göründüğü genel başkanlık seçimi değildir.

Çünkü bugün artık yüzde 25’i bile bulmayan bir bantta sıkışmış bulunan CHP’nin temel sorunu kimin genel başkan olacağı değildir?

Zira parti, geniş kitleleri harekete geçirecek, sorunu kaynağında, tabandan tartışarak ortak akılla çözüm üretecek, demokratik tartışmayı kısır klik çekişmelerinin üstüne çıkaracak dayanışmacı, yeni yaratıcı, çözümleri yarışmacı yöntemle yaşama geçirecek, parti içinde etkinliğin liyakat esasına dayanmasını sağlayacak mekanizmaları geliştirecek bir yapıya ulaştıramaz ise, kim genel başkan olursa olsun sonuç değişmeyecektir.

Nitekim öyle de olmuştur.

Öyle olması da, ikisi de, yürekli, nitelikli, donanımlı ve birikimli olan son iki Genel Başkan Deniz Bey ile Kemal Bey’in kişiliklerinden değil, partinin yapısal bozukluklarından kaynaklanmaktadır.

Önce neşteri buraya vurmak gerek.

Şu anda, tarihin kendisine yüklemeye hazırlandığı misyonu sırtlanmaya hazırlanması gereken CHP fevkalade bir kafa karışıklığı içindedir.

Benzeri bir durum, yalnızca liderinin aklıyla yetinen ve ortak akla gereksinim duymayan AKP için o kadar önemli olmayabilir. Ama demokratik ortak örgütsel akla ihtiyaç duyan CHP için öyle değil.

***

Mustafa Kemal’in Türkiye’deki bütün izlerinin kökünden silinmesi yolunda karşıtlarının büyük ilerlemeler elde etmelerini eli böğründe, umarsızca izlemek konumunda olanların başlattıkları, “Mustafa Kemal’in askerleri miyiz, yoksa yoldaşları mı” kısır tartışması bu kafa karışıklığının son zamanlardaki çarpıcı tezahürlerinin yalnızca biridir.

Artık yalnızca bu kafa karışıklığını aşmak da yetmiyor, yeniden bir yapılamanın yaşama geçirilmesi de gerekiyor.

CHP, ancak böyle bir yeniden yapılanmayı yaşama geçirebilirse, tarihin kendisine 21. yüzyılda yüklemeye hazırlandığı misyonu yerine getirebilir ve 36. kurultay ancak bu konuda “ne yapmalı” sorusuna yanıt verebilirse başarılı olur.

Ne var ki, bu kurultayın gündeminde böyle bir soru yok!


murat_erpuyan
MessagePosté le: 20 Jan 2018 17:33    Sujet du message:

Citation:


Mustafa Kemal’in nesiyiz!

Emin CÖLASAN

Sözcü, 20 Ocak 2018


Sevgili okurlarım, Türkiye'de akıl almaz olaylara tanık oluyoruz… Ve “Bunları hangi aklı evveller hangi amaçla karşımıza çıkarıyor. Bilerek mi, bilmeyerek mi?” diye sormak zorunda kalıyoruz.

İstanbul'da CHP il kongresi yapıldı ve ismini ilk kez duyduğum bir doktor hanım az farkla il başkanı seçildi. Mutlaka değerli bir insan olsa gerek.
Geçmişte attığı bazı tivit'ler de başkan seçilince ortaya çıktı, onlardan biri için Tayyip Erdoğan'dan özür diledi.

* * *

Kongre bittiğinde ilk açıklaması şöyle oldu:
“Ben Mustafa Kemal'in askeri değilim. Ben Mustafa Kemal'in yoldaşıyım.”

Al sana!..
Ana muhalefet partisinin İstanbul il başkanı, daha seçildiği ilk gün bu sözleri söylemek zorunda mıydı?..

Sonra gerekçesini de kendince açıkladı:
“Mustafa Kemal'in askerleriyiz” sloganı faşist dönemleri ve faşizmi anımsatıyormuş!

Al sana bir tane daha!

* * *

Bu slogan her gün her fırsatta binlerce kişi tarafından gururla, onur duyarak ve içtenlikle atılır.

Toplantılarda, yürüyüşlerde, maçlarda ve her yerde.

Anlamı büyüktür…

Üstelik hecelemesi ve vurguları dilimizin kurallarına uygundur.

Bu haykırışların faşistlikle falan uzaktan yakından ilgisi yoktur.
Bu hanımefendi bunları bilmez mi, bence iyi bilir.

Bu sloganın anlamı şudur:
“Atatürkçüyüz, laik ve demokratik rejimin bekçisiyiz.”

* * *

Birkaç gün önce CHP Bursa il kongresi de yapıldı. Seçimi kazanan beyefendi delegeleri ile birlikte bir basın toplantısı düzenledi ve alkışlar arasında yine ilk iş olarak şöyle buyurdu:
“Biz Mustafa Kemal'in askerleri asla değil, yoldaşlarıyız. İstanbul il başkanımızın bu konuda söylediklerine katılıyorum!”

* * *

Bazı CHP il başkanlarının yeni bir yoldaşlık modası (!) yaratmaya çalıştıkları anlaşılıyor.
Ama bu tutmaz.

Türkiye'de hiç kimse “Mustafa Kemal'in yoldaşlarıyız” diye slogan atmaz.
Varsayalım bir yürüyüşte, toplantıda veya maçtayız…

Seyircilerin bir bölümü “Askerleriyiz”, diğer bölümü ise “Yoldaşlarıyız” diye slogan atmaya başlıyor…

Ve bir takım kışkırtıcı ajanların da devreye girmesiyle birlikte aralarında bu yüzden kavga çıkıyor!

Yakışır mı?

* * *

Türkiye'de her türlü vurgun, soygun ve yolsuzluk almış başını gidiyor. Özellikle büyük kentlerimizde korkunç bir rant kazancı da almış başını gidiyor.

İktidar yandaşları köşeyi dönerken milyonlarca insanımız gaddarca sömürülüyor, aç ve sefil yaşamak zorunda kalıyor.

Nereye, hangi konuya el atsanız ardından pislik fışkırıyor…

Devlet tarikatlara ve dinci vakıflara bırakılmış.

Laik Cumhuriyet rejimi bilerek yok ediliyor, Atatürk'ün ismi bile kaldırılmak isteniyor…

* * *

Ve bu dev gibi sorunlar karşımızda dururken, CHP'nin bazı il başkanları daha görevlerine başlamadan ortaya çıkıp nutuk atıyor…

“Biz Mustafa Kemal'in askerleri değil yoldaşlarıyız! Faşizmi çağrıştıran sloganlara karşıyız.”

Aferin size yani!..

Bu mu olmalıydı ilk icraatınız, göreve bu “İtici” sözlerle başlamanız mı gerekirdi?

Toplumun içtenlikle benimsediği sloganları kaldırıp yerine yenilerini önermek sizin üzerinize düşen bir görev midir?

* * *

Bunlar CHP'nin içindeki “Entel liboş” tiplerdir. Bu parti işte bu gibi saçma sapan nedenlerle bir yere gelemiyor.

Engelleri kendileri yaratıyor…

“CHP'den ne köy olur ne kasaba” diyenlere hak verdiriyor.

CHP isterse bin tane olumlu iş yapsın, belleklerde bu entel liboş arkadaşların sözleri kalacaktır.

* * *

Bundan sonra daha dikkatli olmalarını, bu gibi zırvalardan mümkün olduğunca kaçınmalarını dilerim!

Unutmasınlar, bu iktidara karşı kendi çapında mücadele veren, kendilerini “Mustafa Kemal'in askeri” olarak tanımlayan milyonlarca insanımız faşist falan değildir.

Kendi adıma söylüyorum, ben de onlardan biriyim…

Ve faşist değilim, Mustafa Kemal'in sonuna kadar askeriyim.

Bundan onur duyuyorum.



murat_erpuyan
MessagePosté le: 20 Jan 2018 17:29    Sujet du message:

Citation:


Kurtuluş kuruluştadır!..

Ugur Dündar

Sözcü,19 Ocak 2018


Almanya'ya ilk giden işçi ailelerinden birinin çocuğu olarak 1966'da, Köln'de dünyaya geldi. Daha sonra da kız kardeşi doğdu.

Anne tarafı Batı Trakya'dan, Gümülcine'den göç etmişti. Babası ise Sinop Boyabatlıydı.

Ailenin niyeti, belirli bir birikime sahip olduktan sonra Türkiye'ye dönmekti.
Ancak hayal ettikleri dönüşü kısa sürede yapamayacaklarını anlayan anne ve babası, biricik oğullarını İstanbul Sarıyer'de yaşayan dedesi ve ninesinin yanına gönderdi.

Amaçları henüz 4 yaşındaki küçüğün kültürümüzden kopmadan eğitim almasını sağlamaktı.

* * *

İlkokula Sarıyer'de başladı. Derslerinde çok başarılıydı. Büyükleri onu Kur'an kursuna da göndererek, hatim indirecek kadar dini eğitim almasını sağladılar.
Bu yanını pek öne çıkarmaz ama halka her gün ders vermeye kalkışan din tacirlerine Kur'an'ı öğretecek kadar bilgilidir!

Sonra sınavları kazanıp Galatasaray Lisesi'ne girdi.

Parasız yatılı okuduğu Galatasaray'ın ardınan, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden de başarıyla mezun oldu.

* * *

Devletler Özel Hukuku Profesörü olan değerli eşi Hatice ile bu yıllarda tanıştı.
Büyük bir aşkla başlayan evlilikleri iki güzel meyve verdi:

Zeki Müren'in unutulmaz şarkısı “Bir Demet Yasemen”den esinlenerek Yasemin adını koyduğu kızı 15 yaşında, oğlu Kerem ise henüz 11'inde…
Arkadaşları onlar için “Katıksız sevgiyle birbirine kenetlenmiş örnek bir aile” diyor.

Bulabildikleri boş zamanları, tatilleri hep birlikte geçiriyorlar.

Çocuklar çok şanslı… Çünkü saatlerce yapbozun başından kalkmayan, Tom Miks, Teksas okuyan, çocukla çocuk olabilen, bunu da içtenlikle, naz etmeden yapan, esprileriyle herkesi kahkahadan kırıp geçiren, ailenin bir numaralı neşe kaynağı bir babaya sahipler…

* * *

O, evde ailesinin, sosyal hayatında dostlarının son derece sevecen bulmalarına karşın, işinde de disiplini elden bırakmayan çok çalışkan bir lider.
En zor zamanlarda bile ekibinin arkasında dimdik duran, onları asla satmayan, güvenilir bir arkadaş.

Örneğin Baro Başkanlığı'na ilk kez seçildiği 2011 yılında ekipçe, Gümülcine ve İskeçe Baroları ile Batı Trakya'daki Türk derneklerini ziyarete gidiyorlar. Gümülcine Gümrüğü'ndeki Yunan görevli, heyette bulunan Dr. Mustafa Rumelili'nin pasaportundaki küçük bir yazım hatasını bahane ederek, sadece onun gümrükten geçemeyeceğini söylüyor.

Bunun üzerine başkan “Madem arkadaşımızı almıyorsunuz, biz de geri dönüyoruz” cevabını veriyor.

Neyse ki Gümülcine Başkonsolosluğumuzun yetkilileri duruma müdahale ediyor ve bir diplomatik skandalı önleyerek, heyetin Yunanistan'a girmesini sağlıyor.

2011 yılında yapılan Milletvekili Genel Seçimleri öncesinde CHP'den teklif alıyor. “Sizi İstanbul 1. Bölge'de 1. sıradan aday gösterelim” diyorlar ama o “Hayır ben yeni seçildim. Bana güvenenleri yarı yolda bırakamam” cevabını veriyor.

Üç kez girdiği başkanlık yarışında oy oranını sürekli artırıp son seçimde yüzde 67'ye çıkarıyor. En yakın rakibine 11 binden fazla fark atıyor.
Böylece temsil ettiği meslek grubunu Türkiye'nin en güçlü sivil toplum örgütü haline getiriyor.

* * *

Tarih hukuksuzluk üzerine inşa edilen baskı ve cadı avı dönemlerini yerin dibine batırırken, hukukun üstünlüğü ile demokrasiyi sağlamak için direnen kahramanları yüceltir.

* * *

Yazımızın konusu olan İstanbul Barosu eski Başkanı Ümit Kocasakal, işte o büyük kahramanlardan biridir…

FETÖ'nün Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk-Fuhuş, Oda TV ve Şike kumpaslarıyla başlayıp günümüze kadar gelen baskı ve hukuksuzluk döneminde kimi aydın geçinenler korkudan sus pus olurken, kimi liboşlar yalakalık yarışı yaparken, kimileri ballı mevkiler ya da ihaleler kapmak için Atatürk'ü yerin dibine batırıp iktidara methiyeler düzerken, o kahraman ki, hep “hukukun üstünlüğünü ve herkes için adaleti” savundu.

Hedef gösterildi yılmadı, hapse atılmakla tehdit edildi takmadı, korkunç iftiralara uğradı ama adaletin hassas terazisini ve Atatürkçülük bayrağını elinden hiç bırakmadı.

Konuşabildiği her yerde “Başımızı da kesseler, zindanlara da atsalar susmayacağız” diye haykırdı.

Yürekli hukuk adamı ve Mustafa Kemal'in ateşten gömlek giymiş askeri olduğunu tüm dünyaya gösterdi.

* * *

Önceki gün CHP'nin Genel Başkanı olmak için aday adaylığını açıkladı.
Diyorlar ki, “Seçilmek için delegelerden yeterli oyu alamaz, hatta adaylığını kesinleştirecek 120 oyu bile toplayamaz!..”

Olsun!..

Elindeki Atatürkçülük meşalesiyle, kurtuluşun tek yolunun “Kuruluş” olduğunu gösterdi, adaylığını koymayı düşünen başkalarını da cesaretlendirdi ya, siz ona bakın.

Çünkü o kuruluş ki, Kuva-yı Milliye'dir, vatan uğruna seve seve ölmektir, Dumlupınar'dır, 30 Ağustos'tur, 9 Eylül'dür, milli eğitimdir, bilimdir, akılcılıktır, devrimciliktir, laikliktir, halkçılıktır, birlik ve bütünlüktür, Cumhuriyet'tir.
Tam bağımsız Türkiye için “Mustafa Kemal'in Askerleri”nin emperyalizme meydan okumasıdır!..

* * *

CHP Genel Başkanı seçilsin veya seçilmesin. Prof. Ümit Kocasakal asla kaybetmeyecek, “Kurtuluş kuruluştadır” söylemi tarih önünde mutlaka kazanacaktır!..

murat_erpuyan
MessagePosté le: 19 Jan 2018 2:21    Sujet du message:

"Mustafa Kemal'in askerleriyiz" mi "Mustafa Kemal'in yoldaslari" mi?
CHP'de bu konuda kavga var.
Turk solunun ADN'lerinde "compromie" yok, bolunme var. Ben SBF'de okurken de Maocular ile Leninistler birbirlerinden nefret ederdi...
Asker, yoldas tartismasi bana Fransa'daki deyisi hatirlatiyor: le sexe des anges, meleklerin cinsiyeti...

CHP Istanbul Ili Baskanligina bir kadinin seçilmesi onemli bir semboldur, bu sembolu ve de umudu "yoldas" ya da "asker" tartismasiyla golgelemek niyedir?

Cok deger verdigimve CHP'ye de Genel Baskan adayligini açiklayan Kocasakal'in bu tartismaya girmesi beni sasirtti ve hayal kirikligina ugratti.

Ayrica K.Kilicdaroglu ovguye deger bir kisi olabilir ancak bu siyasette basari getirmeyebilir. CHP'nin basinda bir degisiklik gerekiyor, ne de olsa "8 seçim seçim kaybetmis" yaftasi var. Ecevit de durust, kulturlu bir siyasetciydi ama sonuçta basarili olamadi.

Yine unutulmasin, Inonu seçimi kaybetmis, gencecik Ecevit'in onunde çeketinin dugmelerini baglayip galibi kutlamistir.

CHP konusunda A. Engin'in makalesi oneririm :

CHP için bir fırsat: Canan Kaftancıoğlu
http://bit.ly/2mUT7m5

ve

Yoldaş mı, asker mi?
http://bit.ly/2mUyVR4





.

Powered by phpBB v2 © 2001, 2005 phpBB Group ¦ Theme: subSilver++
Traduction par : phpBB-fr.com
Adaptation pour NPDS par arnodu59 v 2.0r1