Warning: htmlspecialchars(): charset `ISO-8859-9' not supported, assuming utf-8 in /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/posting.php on line 53

Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/posting.php:53) in /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/includes/page_header_review.php on line 505

Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/posting.php:53) in /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/includes/page_header_review.php on line 507

Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/posting.php:53) in /homepages/14/d311014336/htdocs/forum/modules/phpBB2/includes/page_header_review.php on line 508
Forums d'A TA TURQUIE :: Revue du sujet - Çatisan Degerlerimiz
Auteur Message
murat_erpuyan
MessagePosté le: 02 Juin 2018 3:22    Sujet du message:

Faiz!

1 Haziran 2018 Cuma hutbesi faiz uzerine kurulmus!

youtube'den dinleyebilirsiniz
https://youtu.be/scJDivbHBEg

ya da metni okuyabilirsiniz:
http://bit.ly/2sof0ga

Diyanet hâlâ nuansi yorumlayamiyor gunumuzdeki faiz kavramiyla 7 yuzyilda kullanilan faiz ki bunu tefecilik olarak anlamak gerektigini dusunuyorum.

Bu bir açmaz, dunyaya egemen olan kapitalist sistemde faiz en onemli kavramlardan biri ki para gunumuzde bir meta / mal. Nasil ki evini kiraliyorsun, kullanmadigin parayi da kiralayabilirsin.

Gunumuz bankacilik sistemin kisinin bankada duran parasina faiz veren kurum bu yuzlerce binlerce hesaptan biriken paraya ustune marjini koyarak ticari ve sanayi projelere kredi veriyor ya da kisilere ev satin almalari için kredi veriyor...

Gunumuzde tefecilik yok mu var!

Simdi hutbeyi dinleyen musluman ne yapacak? Haa faiz vermedigini iddia eden banker kuruluslarda aslinda ayni hesabi yapiyor...


<
cengiz-han
MessagePosté le: 12 Juil 2016 1:51    Sujet du message:

Citation:

Gasp parasıyla minare yaptırıp umreye gitmişler
Hürriyet Haber03 Temmuz 2016 - 07:33Son Güncelleme : 03 Temmuz 2016 - 07:41
Gasp parasıyla minare yaptırıp umreye gitmişler


İstanbul’da İranlı işadamının 2 milyon lirasını gasp eden çete, çökertildi. Tutuklanan zanlılardan 3’ünün bu parayla bir caminin minaresini onardığı, birinin ise umreye gittiği ortaya çıktı.


MOTOSİKLETLİ KİŞİLER BIÇAK ZORUYLA GASP ETTİ

Habertürk Gazetesi'nden Müslim Sarıyar'ın haberine göre, İstanbul’da uçak motoru ithalatı yapan İranlı İşadamı Chabi A., 29 Mart günü Aksaray’daki bir döviz bürosundan para çekip arkadaşıyla tramvaya bindi. Trafiğe takılmamak için Cevizlibağ’dan metrobüse geçen işadamı, Florya Beşyol’da metrobüsten inip parayı yatıracağı bankaya yürümeye başladı. İşadamı, bu sırada yaklaşan motosikletli 2 kişi tarafından bıçak zoruyla gasp edildi. İçinde 2 milyon TL karşılığı döviz bulunan çantası ile tablet ve cep telefonu alınan Chabi A., hemen karakola koştu.

GASP EDİLEN TABLETİN İZİ KONYA'DA BULUNDU

Gasp Büro Amirliği ekipleri, zanlıları yakalamak için titiz bir çalışma yürüttü. İranlının yanındaki Hıdır Ş.’yi mercek altına alan polis, suç kaydı kabarık bazı isimlerle görüştüğünü tespit edince teknik takip başladı. Araştırmalar sürerken, İranlı işadamının gasp edilen tabletinin izi Konya’da bulundu. Tabletin bulunduğu kişi, cihazı kâğıt toplayıcıdan aldığını, o da çöpten bulduğunu söyledi.

ÇÖPE ATILMIŞ

Tabletin çöpe atıldığı bölgedeki güvenlik kameralarını inceleyen polis, Hıdır Ş. ile aynı köylü olduğunu tespit ettikleri kişilerin kimliklerine ulaştı. 3 gün önce İstanbul ve Mardin’de eşzamanlı baskın düzenlendi, olayı planladığı öne sürülen Hıdır Ş. ile Talip A., Kenan A., Okan K. ve Murat A. gözaltına alındı.

GASPTAN 5 GÜN SONRA UMRE'YE GİTMİŞ

Zanlılardan Murat A.’yla ilgili elde edilen bilgiler polisi bile şaşırttı. Fatih’te bir elektronik firmasında çalışan ve olay günü kullanılan motosikletin annesinin üzerine kayıtlı olduğu belirlenen Murat A.’nın, gasptan 5 gün sonra umre ziyaretine gittiği anlaşıldı.

MİNARE YAPTIRMIŞ

Murat A. ile aynı köylü olan Hıdır Ş., Kenan A. ve Talip A.’nın da köylerinde bulunan caminin minaresini yaptırdıkları, babalarının isimlerini verdikleri ortaya çıktı. Kenan A.’nın Mardin’deki köyünde bir ev yaptırdığı, Talip A.’nın ise bir otomobil aldığı anlaşıldı. Zanlılar, emniyette tüm suçlamaları reddetse de tutuklanarak cezaevine gönderildi.

DİYANET NE DEDİ?
"HARAM PARAYLA İBADET OLMAZ"
“Gasp parasıyla umre yapılır mı?” sorusuna Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu yetkilileri şu cevabı verdi:
“Haram parayla yapılan ibadetten sevap umulmaz. Haram parayla ibadet de olmaz. Ancak gasp eden kişinin 5 bin lirası varsa 3 bin lira da gasp ettiyse, umreyi ya da minareyi hangi parayla yaptırdığını bilemediğimiz için bir yorumda bulunamayız. Hiç parası yok da sadece gasp ettiği parayla ibadet yapıyorsa olmaz.”

gasp-parasiyla-minare-yaptirip-umreye-gitmisler-40127764?utm_source=email& ;utm_medium=newsletter&utm_channel=Mail&utm_content=kutu1_baslik


milyonluk makam arabali Diyanet'in yorumu daha da ilginç...
Georges
MessagePosté le: 20 Mar 2015 1:45    Sujet du message:

murat_erpuyan a écrit:
A TA TURQUIE'nin favebook hesabinda Canakkale'nin 100. yil anmasi için asagidaki afisi gorunce "Ataturk'suz bir Canakkale..." ibaresi koydum.
Gelen tepkiler asagida :




...


Ataturke olan bu nereden gelindigi bilinmez sevdanizin binde 1ri osmanli VE islama olsa ulkemiz VE milletimiz daha guclu olurdu )
diye buyurmus Dogan Soylu


Arkadasin bu sozunden pek birsey anlamadim olur a yasima bakilirsa akillimi kabediyorum. N'olur birisi bana anlatsiin§ Ne diyor bu adam?
cengiz-han
MessagePosté le: 08 Mar 2014 1:17    Sujet du message:

Citation:

Ahmet HAKAN

hurriyet.com.tr 7 Mart 2014

Günah işleme özgürlüğü

AK Partili Milletvekili Metin Külünk, televizyon ekranında “felsefi” bir yorum yapmış.

*

Demiş ki:
- İnsanların günah işleme özgürlüğü vardır.
- 17 Aralık operasyonu, işte bu özgürlüğe vurulmuş darbedir.
- Telefonlar dinlenerek, görüntüler çekilerek günah işleme özgürlüğü engellenmiştir.
- Böyle şey olmaz.
- Bunu Allah kabul etmez.

*

Baykal’ın ve MHP’li milletvekillerinin özel hayatlarına kamera dayanınca...
- “Bu olmaz” diyeceksin.
- “Bu özel değildir, geneldir genel” diyeceksin.
- “Bir şey oluyorsa kendi eşiyle mi oluyor?” diyeceksin.
- “Beline hâkim olacaksın beline” diyeceksin.
- “Böyle özgürlük olmaz” diyeceksin.
- “Yozlaşmaya geçit yok” diyeceksin.

*

“Beline hâkim olmak” meselesinde böyle aslan kesileceksin.
Ama sıra...
“Eline hâkim olmak” meselesine gelince...
Başlayacaksın ağlaşmaya:
- Bizim milyon dolarları götürme özgürlüğümüze engel oldular.
- Bizim ihaleye fesat karıştırma özgürlüğümüze darbe vurdular.
- Bizim ayakkabı kutusuna para saklama özgürlüğümüz bile olmasın istediler.
- Bir trilyona üç-beş kuruş deme özgürlüğünü bile bize çok gördüler.
- Şöyle ağız tadıyla Reza’yı söğüşleme özgürlüğümüze karşı çıktılar.
- Jetle umreye gitme özgürlüğümüzü engellemeye çalıştılar.
- Mağduruz da mağduruz.

*

Ortada...
Bele dair bir şey varsa, kızlı-erkekli bir şey varsa, içkiye dair bir şey varsa...
Günah işleme özgürlüğü zinhar yok.
Ortada...
Paraları istiflemeye dair, adam söğüşlemeye dair, ayakkabı kutularına para doldurmaya dair, sıfırlanamayan milyon dolarlara dair bir şey varsa...
“Bırakın da günah işleme özgürlüğümüz olsun be yav” diyerek...
İnle babam inle.

*

Sizin istediğiniz şöyle bir şey:
- Kişisel günahlara sıfır tolerans...
- Toplumsal suçlara sonsuz tolerans...

*

Sizin muhafazakârlığınız işte budur.
Buyurun, sonsuza kadar muhafaza edin bu arsız muhafazakârlığı.
Nasıl olsa yüz kızarması falan gibi bir derdiniz de yok.
cengiz-han
MessagePosté le: 08 Mar 2014 1:13    Sujet du message:

Citation:

Yalçın BAYER ybayer@hurriyet.com.tr

Hurriyet 7 Mart 2014


DDK 3 yıl sonra harekete geçti

CHP’nin geçen dönemki milletvekili ve PM üyesi Çetin Soysal, Türkiye’de teknik takip ve tutulan çetelelerle ilgili 16 Şubat 2011’de yapmış olduğu basın açıklamasını dün gönderdi.

Soysal, yaklaşık 3 sene önce bugünlerde olacakları görmüş gibi anlatıyor: (CNN Türk metninden)
“Soysal, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, anayasa ile güvence altına alınan “özel hayatın gizliliği” ve “haberleşme özgürlüğü”nün yasa dışı dinlemelerle ihlal edildiğini öne sürdü. Her gün gazetelerde dinlenen yargı mensupları ve devlet görevlilerinin ses kayıtlarının yer aldığını anlatan Soysal, “Ülkemizde büyük bir insan hakları ihlali yaşanmaktadır” dedi.

17 MOBİL DİNLEME ARACI

Aralarında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, AK Parti yöneticileri, polisler, yargıçlar, gazeteciler ve parti yöneticilerinin bulunduğu 3 bin kişinin yasa dışı yollarla dinlendiği ve teknik takibe alındığı iddiasında bulunan Soysal, dinlenen kişilerle ilgili kendisine “bilgi ve duyumlar” geldiğini, ayrıca bir liste gördüğünü söyledi.
Bu tür yasa dışı dinleme ve teknik takiplerle Türkiye’nin önemli insanlarının “kontrol altına” alınmasının amaçlandığını ileri süren Soysal, Kanada ve İsrail’den 17 mobil dinleme aracı ithal edildiğini de öne sürdü.

16 ŞUBAT 2011’İ UNUTMAYIN

“Mobil dinleme cihazlarının Emniyet Genel Müdürlüğü envanterlerinde yer almadığını” belirten Soysal, bu tür dinlemeleri “emniyet içinde yer alan bir organizasyonun” yaptığını iddia etti.
Çetin Soysal, gazetecilerin sorularını yanıtlarken de seçim sürecinde pek çok insanın özel hayatına ilişkin bilgilerin medyada yer alabileceğini ifade ederek, “Bugün 16 Şubat 2011... Bu tarihi unutmayın. Söylediklerim çıktığında ‘Çetin Soysal bu konuda basın toplantısı yapmıştı’ dersiniz” diye konuştu.”

Demek ki Sosyal, Devlet Denetleme Kurulu’ndan üç yıl önce hareket etmiş diyebilir miyiz?





Ama o zaman ki dinlemeler islerine geliyordu...
murat_erpuyan
MessagePosté le: 07 Fév 2014 19:33    Sujet du message:

Citation:


Hırsız vaaaarrr!

Mehmet Y. YILMAZ - Hürriyet, 7 Şubat 2014


CENNET vatanımızın herhangi bir köşesinde bu başlıktaki gibi bağırırsanız, insanların ilgisini çekersiniz.


Sokaktan geçenler, balkonda çamaşır asan kadınlar, bakkalın çırağı, kapı önünde laflayan esnaf, trafik tıkanmışsa otomobillerinde bekleyenler, mahallenin delikanlıları, koşmaca oynayan çoluk çocuk bir anda dikkat kesilir.

Tam o sırada, biraz hızlı yürüyen ya da koşturan birisi varsa, onun bu hareketinin “zamanlaması manidar” bulunur.

Bir kovalamacadır başlar. Herkes başına üşüşür, ne olup bittiği ile ilgili hiçbir fikri olmayan insanlar bile işe karışır, herkes yakalanan “zanlıya” en azından bir tekme atmaya çalışır, adam linçten zor kurtulur.

O sırada çalmış olabileceği şey bir hevenk muz, bir karton sigara ya da hadi bilemedin bakkalın kasasındaki 200 liradan ibarettir ama linçten zor kurtulur, sıkı bir dayak yemekle kaldığına şükreder.

Hırsızlık ne kadar küçükse o kadar büyük bir tepki çeker. Ters orantılar ülkesidir, hırsızlık büyüdükçe takdirle karşılanır, en büyük hırsız, her zaman en şahane adamdır!

Cumhuriyet tarihinin en büyük hırsızlığı ile karşı karşıyayız.
Büyük bir fütursuzlukla kamu görevlerinin verdiği yetkiler kullanılmış, yüz milyonlarca doları bulan avantalar cebe indirilmiş ve mahalledeki kasabın “Hırsız var” bağırışı kadar etki uyandırmıyor sanki.

Konda’nın son araştırmasına göre halkımızın yüzde 77’si, yolsuzluk operasyonu sırasında ortaya çıkanların gerçekliğine inanıyor. Bakanların, çocuklarının rüşvet aldığını düşünüyor.

Ama bu düşünce oy tercihlerini değiştirmiyor.

Neden acaba?

Bu nasıl bir genetiktir ki, dünyanın medeni her ülkesinde ayıplanacak ve cezalandırılacak bir davranış biçimi hoş görülebiliyor?


http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/25753094.asp


Neden acaba sorusuna bir yanit :

Citation:

Halk Neden Unutkan?

Ali Sirmen - Cumhuriyet, 07 Şubat 2014

Salı günkü yazımda Menderes’in bir zamanlar politikasını halkın unutkanlığı üzerine bina ettiğini ve sık sık “Hafızayı beşer nisyan ile maluldür” deyişini tekrarladığını, Özal’ın da, yaptıklarını yadırgayan toplumu, “Alışırlar... Alışırlar!..” diyerek hafife aldığını yazmıştım.
Tayyip Erdoğan’ın politikası da aynı temellere dayanıyor. O da baskının, zulmün, yolsuzluğun zamanla unutulacağına, unutulmasa bile bunlara alışılacağına güveniyor.

Dünkü Cumhuriyet’in manşetine bakılınca pek de yanılmıyor görünüyor.

Dünkü Cumhuriyet’in manşetinde ezcümle şu anlatılıyordu:

“Halkın yüzde 77’si rüşvet ve yolsuzluk var diyor ama oy tercihini değiştirmiyor.”

Demek ki, yolsuzlukların haberinin patlak vermesi ile sandığa gidilmesi arasında geçen zamanda, toplum her şeyi unutacak kadar nisyan ile malul bir hafızaya sahipmiş ve Menderes de, RTE de haklıymış.

Belki de olguyu unutkanlık yerine alışkanlığa bağlamak daha doğru olur.

Belki de, halk unutmasına unutmuyor ama alıştığından hırsızlığa tepki göstermiyor.

Hırsızlığa, yolsuzluğa tepki göstermeyen, baskıya zulme de göstermez.

Öyle de oluyor.

Peki de, neden?

Neden halkımız kolayca unutuyor veya her şeye her yolsuzluğa kolayca alışıyor?

***

Sanıyorum cevap, ürettiğinden çok üreyen ve tüketen toplum yapısında yatıyor.

Büyük cari açığa dayalı, ürettiğinden çok üreyen ve tüketen sistemde, kendi yaşamı ve gelişmesi için yeterince üretemeyen toplum neyle geçiniyor?

Talan ve avanta ile!

Kendi havasını, suyunu, yeşilini velhasıl çevresini, ulusal zenginliklerini, kültürel ve ekonomik birikimlerini yarın ne olacağını düşünmeden veya “bişşiiyyy olmaz abiii” diyerek hoyratça talan eden, bununla da ayakta kalamayıp dışarıdan yüksek faiz cazibesine kapılarak akan paraya bel bağlayan toplumlarda ekonominin temeli üretim değil, talan ve avantadır.
Eğer herkesin bu talan, yağma, avanta düzeninden bir çıkarı varsa ona göre örgütlenir.

Talan ve avanta sistemine dayalı toplumlarda tabii ki talandan en fazla payı egemenler alır.

Ama herkeste talan ve avantadan ona da bir pay düşeceği algısının uyandırılması önemlidir. Öyle olunca herkes düzenden beklenti içine girer.
Bu umut, bir türlü paylaşımda sosyal adaleti sağlamayanların onun yerine ikame ettikleri hastalıklı ve varsayımsal “talan sosyal adaletini” oluşturur.
Üretim düzeninde, ürediği, tükettiği kadar üreten toplumun alın terini kutsal sayan birey, avanta ve talana kendine ait olanı çaldığının bilincinde olduğundan karşıdır. Oysa talan ve avanta düzeninin “Bir gün sıra bana gelir, ben de küpümü doldururum” beklentisinde olan bireyi, üreten gibi hırsızlığa tepki göstermez.

Bu toplumda, “ama bunlar hırsız çetesi” desen gelecek, pişkin yanıt şu olacaktır:

- Hepimiz çeteyiz be abi!

***

Peki çare ne?

Çare zaten düzenin kendi yapısında yatıyor.

Ülkenin kaynakları, ilanihaye talana elverecek ölçüde sonsuz değil.
Avanta sanılan dış kaynaklı borç da, sanıldığı gibi avanta değil.

Bir gün gelir, talan edilmekten kıraçlamış, yurtiçinde gırtlağa kadar borca ve yozluğa batmış olan toplum uyanır. Bir de bakar ki, faturayı burnuna dayamışlar.

İşte o saadet zincirinin koptuğu an, kıyametin koptuğu anla eşzamanlıdır.
İşte o zaman, uyanış başlar; haykırışlar, inleyişler arşı alayı inletir:

-Hırsızlar!.. Zalimler!.. Alçaklar!.. Ah keşke bileydik de başımıza bunlar gelmeyeydi!..

İşte olay budur.

Talan ve avantanın kahredici sarhoşluğunun pençesine düşmüş toplumlar başlarını taşa çarpamadan uyanamazlar.

Bilmem anlatabildim mi?



Can Dündar da "Köle Niye Efendisine Oy Verir?" baslikli yazisinda konuya egilmis :

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/38379/Kole_Niye_Efendisine_Oy_Verir_.html
murat_erpuyan
MessagePosté le: 31 Jan 2014 0:59    Sujet du message:

Konuyla ilgili iki yazi birbiri ardina okununca Türk insanin kafasinin pek karisik oldugu ortaya çikiyor. Su degerlerimi bir hiyerarsiye erdirebilsek...

1)

devami :
http://bit.ly/Mm44b4

&

2)

devami :
http://bit.ly/1kfQH8m
murat_erpuyan
MessagePosté le: 06 Déc 2013 1:23    Sujet du message:

Citation:



Vicdanlar Ne Zaman Ses Verir?

Emre Kongar - 05 Aralık 2013 Perşembe

Son günlerde yakın tarihimize ilişkin belgeler yeniden ortaya saçılmaya başladı...

Vicdanlar neden şimdi konuşmaya başladı...

Ne oldu da bugüne dek suskun olan vicdanlar, birden dile geldi?

***

Vicdanı evrensel değerlere göre biçimlenmiş insanlar için, vicdanı özel bir alt kültür grubuna göre oluşmuş kişileri anlamak zordur

Yalan söylememek, dürüst olmak, sahte belge imal etmemek, adil olmak, hukuka ve yasalara göre davranmak evrensel değerlerdir..

Vicdanı ve bilinci evrensel değerlere göre biçimlenmiş olan insanlar, hangi görevlerde olurlarsa olsunlar, önce bu değerlere bağlılıklarını sürdürürler...

Ayrıca güvenlik ve yargı görevlileri başta olmak üzere, her meslek sahibi açısından, bunların üzerine bir de “meslek ahlakı” denilen değerler eklenir, böylece bir meslek sahibi olan kişiler hem evrensel ahlaka hem de onlara koşut olan meslek ahlakına göre davranırlar.

Ama bir insanın vicdanı özel bir alt kültüre göre biçimlenmişse...
Sadece belli bir ırktan, milliyetten, dinden, mezhepten, tarikattan, cemaatten veya cinsten olan insanların özel değerlerini benimsemişse...
Sahip olduğu değerleri, sadece kendi özel alt kültür grubunun üyeleri açısından önemsiyorsa...

Kendinden görmediği insanlara karşı hiçbir ahlaki, vicdani sorumluluk duymuyorsa...

Kendi ırkından, milliyetinden, dininden, mezhebinden, cinsinden olmayan insanları düşman görüyorsa...

Hatta, kendinden görmediği insanları düşman saydığı için, onlara karşı ahlakdışı, vicdan dışı davranmayı bir görev olarak algılıyorsa...

O zaman vicdanı evrensel ahlak kurallarına göre biçimlenmiş insanların “vicdansız” dediği, ama kendi alt kültür grubuna göre “doğru” olan, “kendi alt grubunun vicdanına uygun” davranışlar ortaya çıkar...

Çünkü bu insanların vicdanları, evrensel değerlere göre ve bireysel kararları bağlamında değil, grup değerlerine göre ve bireysel iradeyi yok eden, gruba bağlılık duygusuyla oluşmuştur!

***

Değerleri bir alt kültür grubuna göre biçimlenmiş insanların vicdanları, ait oldukları grup saldırıya uğradığında, kendilerini evrensel değerlere göre savunmak ihtiyacı duyduklarında, dile gelir.

İşte bugün etrafa saçılan belgelerin arkasındaki siyasal, sosyal ve psikolojik süreç budur...

Arkası gelecektir!



murat_erpuyan
MessagePosté le: 09 Aoû 2011 1:35    Sujet du message:

Erdal Atabek de mutlu Turk halki konusu islemis :

Citation:


Mutlu Türk Vatandaşı!
Erdal Atabek - 8 Ağustos 2011 - Cumhuriyet

Sevgili Dostum; CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’ın yeni yaşını İzmir’de geçirmesini diliyorum.

2011 Türkiye Değerler Araştırması açıklandı.

54 ilden tesadüfle seçilen 1605 denekle yüz yüze görüşülerek yapılan araştırma önemli sonuçlara ulaştı.

KENDİNİ MUTLU HİSSEDENLER YÜZDE 77 bulundu.

Bu “mutlu vatandaşlar”ın aynı orandaki yanıtları da şöyle:

İŞİNİ KAYBEDİP YENİ İŞ BULAMAMAKTAN ENDİŞE DUYANLAR YÜZDE 68

Vatandaş işini kaybetmekten korkuyor.

Yeni iş bulacağından umutsuz.

Ama MUTLU.

ÇOCUKLARINA İYİ BİR EĞİTİM SAĞLAYAMAYACAĞINDAN ENDİŞE DUYANLAR YÜZDE 76

İşini kaybetmekten korkan, çocuklarına iyi eğitim veremeyeceğinden kaygı duyan vatandaş MUTLU.

Pek anlaşılır gibi görünmüyor ama olsun.

Vatandaş mutlu olsun da nasıl olursa olsun.

Önemli bir soru, önemli bir yanıt da şöyle:

“BİLİM İLE DİN ÇATIŞIRSA HER ZAMAN DİN DOĞRUDUR” GÖRÜŞÜNE KATILANLAR YÜZDE 77

Bu yanıt acaba nasıl yorumlanmalı?

“Bilim ile din hiçbir konuda çatışmaz” mı demeli?

“Din dışında bilim yoktur” diye mi anlamalı?

“Bilim nedir, din nedir?” açıklamalarına mı girmeli?

“İnanmak her zaman huzur verir” diye mi düşünmeli?

Belki de mutluluğun asıl nedeni budur.

İnan ve kuşku duyma.

İnan ve rahat ol.

İnan ve tartışma.

İnan ve kurcalama.

ORDUYA GÜVENENLER YÜZDE 75

POLİSE GÜVENENLER YÜZDE 75

Orduya güvenenlerin oranında düşme var.

Buna şaşılmaz.

Polise güvenenlerin aynı oranda olması önemli.

Polise elbette güvenmek gerekiyor.

Ama biraz da “güvenmiyorum” demenin riski hesaba katılmalı. Kimin ne zaman işinin düşeceği belli olmaz.

TELEFONLARININ DİNLENİP E-POSTALARININ OKUNMASINDAN ENDİŞE DUYANLAR YÜZDE 52

Demek ki vatandaşların yarısı dinlendiğinden kaygı duyuyor.

Olsun, gene de MUTLU.

CEHENNEME İNANANLARIN ORANI YÜZDE 97

Neredeyse vatandaşlarımın tamamına yakını cehenneme inanıyor.

Yaşadıklarına bakılırsa buna şaşmamalı.

Cennete inananları soru listesinde göremedim.

İLK KEZ TANIŞTIĞI İNSANA GÜVENENLER YÜZDE 24

Demek ki, ilk kez gördüğü insana dört vatandaşımdan üçü “güvenmiyor”.

İlk gördüğüne güvenip güvenmemek, bir toplumdaki güvenin ölçüsü.

İlk gördüğüne güvenmemek, ne anlama geliyor?

Bu kişi, yalancı, sahtekâr, dolandırıcı, beni kandırabilir, bana kötülük yapabilir, beni kendi çıkarına kullanabilir diye düşünmek anlamına geliyor.

Bu da köklü bir güvensizlik önyargısı demek.

Vatandaşım demek ki kimseye güvenmiyor.

Ama MUTLU.

***

Araştırmanın ortaya koyduğu gerçekler düşündürücüdür.

Vatandaşım MUTLU.

Ama işini kaybetmektem KORKUYOR.

Yeni iş bulmaktan UMUTSUZ.

Yeni tanıştığı kimseye GÜVENMİYOR.

Çocuğunu iyi okutamamaktan KAYGILI.

Ama MUTLU.

Ya benim vatandaşım MUTLULUĞUN ANLAMINI bilmiyor.

Ya da HER KOŞULDA MUTLU OLMANIN SIRRINI BULMUŞ olmalı.

Belki de TESELLİYİ İNANÇ DÜNYASINDA buluyor.

İleriyi geriyi düşünmemek.

Kafayı gereksiz şeylere takmamak.

İşine gidip gelmek.

İndirim kampanyalarına koşuşmak.

Etliye sütlüye karışmamak.

Ve MUTLU OLMAK.

***

Belki bizim yanlışımız da

bu mutlu vatandaşlardan birisi olamamaktır.

Ne dersin sevgili Oktay Akbal?


murat_erpuyan
MessagePosté le: 26 Juil 2011 23:52    Sujet du message:

Merci Cengizhan pour le lien, j'ai chargé l'étude qui me semble riche de renseignement.
L'étude trouve aussi écho dans la presse française francphone; voir sur ce site : http://bit.ly/qOInDT
cengiz-han
MessagePosté le: 26 Juil 2011 10:25    Sujet du message:

Yukarida sozu edilen arastirmanin tamami için bilgi almak isteyenlere :
http://bit.ly/n8mNTz
http://www.bahcesehir.edu.tr/habergoster/index/hid/664
cengiz-han
MessagePosté le: 26 Juil 2011 10:21    Sujet du message:

3 sene once ben baslatmisim bu topigi... Devam edeyim bir senelik aradan sonra...


Zitliklar ulkesi Turkiye'den bir tablo. Iki de bir Mevlana deyip duranlarin ulkesinde hosgorusuzluk almis basini gidiyor. Ama halk mutlu !!!!!!!!

cengiz-han
MessagePosté le: 14 Oct 2010 12:18    Sujet du message:

Doktor, ben GSL'yim, gerçi ben "inek"tim pek kopya çekmezdim ama biz de kopya hikayeleri meshurdur.
Benim donemde saçlar uzundu kulaklikla telsizden kopya verilirken, polisler bu fransizca dikte edilen anlamadiklari seyleri yakalayinca liseye dolusmuslardi...
Smile

Tabii burada sorun olan makbul olmayanin iyi kabul edilmesi, yerilmemesi, begeni gormesi... Bravo herife, kopya çekmis sinifini geçmis denilmesi...
martin_eden
MessagePosté le: 04 Oct 2010 22:31    Sujet du message:

Öğrencilik hayatı boyunca bir kere bile kopya çekmeyen biri var mı acaba? Var diyen yalan söylüyor. Kopya çekmeden öğrenciliğin zevki mi olur.

Tabi şimdiki kopyalar çete işi, gerçekten kabul edilemez.

Sayın Cengiz-Han, cüretimi bağışlayın, bir kopya hikayenizi bekliyorum. Saygılar.
cengiz-han
MessagePosté le: 27 Sep 2010 22:14    Sujet du message:

Erpuyan geçen senenin iftar yemeklerinde kalmis. 2010 iftarlarina ne demeli... Neyse, ben pes ettim ya .. Ama Mumtaz hocanin bu yazisini da paylasmadan edemedim.

Cumhuriyet 27.09.2010

MÜMTAZ SOYSAL

Kopya

BATI’DAKİ, özellikle Kuzey Avrupa ve İngiliz-Amerikan âlemindeki üniversitelerin kurallarına göre, en büyük ayıp ve suç kopyacılıktır. O kadar ki, bazı üniversitelerde yazılı sınavlara katılanlardan kâğıtların baş kısmına, kendi elyazılarıyla, kopya çekmediklerini neredeyse bir namus sözü verircesine yazmaları istenir. Kopya çekerken yakalanana yahut kopya çektiği kesinlikle belirlenene verilen en hafif ceza üniversiteden kovulmaktır.

Bizim okul ve öğrenci kültürümüzde, nedense böylesine dramatik bir ceremesi yoktur kopyacılığın. Hele ortaöğretim düzeyinde yakalanmadan kopya çekebilmek bir çeşit büyük beceri sayılır ve bu beceriyle övünen öğrenci çoktur. Yatılı okulların sınava hazırlık günlerinde başarılı olabilecek kopya yöntemlerinin geliştirilmesine ayrılan vaktin doğru dürüst ders çalışmaya ayrılandan daha fazla olması hiç şaşırtıcı sayılmaz. Hatta, ceplerde saklanıp sınav sırasında avuç içinden okunacak fizik formüllerinin bir tür “ders çalışma ve öğrenme egzersizi” olduğunu söyleyenler bile olur.

Böyle olunca, lise öğrenciliği düzeyinde biraz eğlence konusu sayılan kopyacılığın şu sıralar devlette görev almak için sınava giren koskoca kişilere sıçramış olmasında olağanüstü bir gariplik görmek zor oluyor. Şaşırtıcı olan, kopyacılığın böylesine üstün elektronik teknoloji kullanabilmiş ve kopyacı sayısının bu ölçüde artmış olmasıdır.

Ama olayın her şeyden daha çok asıl şaşkınlık veren ve düşündüren yanı, çağdaş kopyacılıktaki başrolü, büyük, “ulvî, hatta kutsal iddialarla ortaya çıkan bir tarikata mensup olanların” oynamış olmasıdır..

Oysa, sınavlarda kopyacılığın bir çeşit emek hırsızlığı olduğu, hele yarışmalı durumlarda başkalarının hakkını ve sırasını çalmak anlamına geldiğini ilkokul sıralarından başlayarak öğrencilere öğretmiyor muyuz?

O halde, dindar geçinen o insanların suç olmaktan da öteye düpedüz “günah” sayılan bir fiili işlemiş olması, mürailiğin dikâlâsı değil midir?

Açıkça belli ki, 2000 yılında “Cumhuriyetin niteliklerini değiştirmek için fazla acele edip hata işlemeyin; önünüzde daha 10 yılınız var” diyen Pennsylvania’daki hocayı dinlemiş olanlar, bu yılın sonuna kadar ancak birkaç aylarının kaldığını düşünüp ellerini çabuk tutarak günah işlemeyi bile göze almışlardır.

Powered by phpBB v2 © 2001, 2005 phpBB Group ¦ Theme: subSilver++
Traduction par : phpBB-fr.com
Adaptation pour NPDS par arnodu59 v 2.0r1